Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rusya Vladimir Putin’in İnşa Ettiği Evdir - Asla Vazgeçmez
07 Mayıs 2017 Pazar Saat 11:58
 
Dmitri Trenin, 27 Mart 2017 
 
İktidarının ikinci yılında Vladimir Putin’e işi sorulduğunda bir dönem için seçilmiş yönetici anlamına gelecek bir şeyler söyledi. Şimdi sorulduğunda “kader” diyor.  
 
Dün binlerce kişi Putin ve Medvedev’i protesto etmek son yılların en büyük gösterisini düzenledi.  
 
Putin her şeye rağmen on beş yıllık karmaşanın ardından gelen istikrarın simgesidir. Bu karmaşanın içinde Sovyet komünist sistemini ıslah etmeye yönelik başarısız çabalar… Sistemin aniden yıkılışı ve birden genişleyen özgürlükler… Sovyetler Birliğinin sancılı dağılması… “Terapisiz şok” denen pazar reformları… Eşitsizlik… İdeolojinin sonu… Ahlaki çöküş vardı.

  
Dmitri Trenin: Carnegie Moskova Merkezi Direktörü
 
 
Putin Rusya’nın ilk devlet başkanı Boris Yeltsin tarafından kendi yerine atandı.  
 
Ama ona şöhret kazandıran oligarkları hizaya getirmesi, Çeçenya’da sonu gelmeyen savaşı bitirmesi, Komünist Partisinin ve liberallerin belini kırması oldu.  
 
Geleneksel hiyerarşik hükümet sistemini yeniden yarattı. Güçlüler tarafından özelleştirilen devletin geri dönüşü şiddetli oldu.  
 
Putin komünizm sonrasında şansı yaver gitmeyen halk yığınlarının ataerkil yönetim talebine yanıt verdi.   
 
Görevdeki isimleri teyit etmekten öteye geçmeyen seçimleri kazanmakla kalmadı, iktidarda kalmanın sırrını da buldu. Oysa aynı ülke Gorbaçev ve Yeltsin’i reddetmişti.  
 
Seçkinlerle sıradan insanların arasında kaldığında ikinciyi tercih etti.  
 
Rusya’yı yönetmek için “yığınlar” nezdinde popüler olması gerektiğini ve zaman zaman seçkinleri kırbaçlamak zorunda olduğunu öğrendi. O açgözlü “soyluları” kımıldatmayan “iyi Çardı.”  
 
Beğeni oranları da önemli bir göstergeydi. Etkili yönetmek için en az yüzde altmış, rahat yönetmek için yüzde yetmiş destek şarttı.  
 
Batı için gayet iyi bir oran olan yüzde ellinin biraz altı Rusya için ayaklanma demekti. Putin Rus devletiyle özdeşleşti, halkın nazarında devlete meşruiyet kazandırdı. Rusya’yı yeniden büyük güç haline getirdi.  
 
Önce genişleyen Batıya eklenmek istedi. Bunu NATO’da Amerika’nın kıdemli müttefiği, “Geniş Avrupa’da” AB’nin yakın ortağı olarak yapmaya çalıştı.  
 
Çabaları sonuçsuz kalınca Rusya’yı Batının yörüngesinden uzaklaştırdı. Ülkenin askeri gücünü yeniden inşa etti.  
 
Bu gücü Ukrayna’da Rusya’nın güvenlik çıkarlarını korumak için kullandı. Rusya’nın oyuna yeniden katıldığını ilan edecek şekilde eski Sovyet imparatorluğunun dışına gücünü yansıttı.  
 
Açık ve kararlı şekilde Amerikan küresel hegemonyasına karşı durdu. 
 
İçeride tutucu bir çizgi izledi. İlk döneminde ekonomik reforma izin verdi. Sonra modernleşme konuşmalarına ses çıkarmadı. Ama bürokratik yönetişim tarzı hiç değişmedi.  
 
Putin hem kapitalist hem devletçi. Piyasanın gücünün farkında ama bir o kadar da ondan rahatsız. Devleti bir müdahale gücü olarak hep hazır tutuyor.  
 
Eski oligarkları kendine bağlı sadık hizmetkarlara çevirdi. Eski arkadaşlarını zenginliğe boğdu. Çünkü kendine kayıtsız şartsız bağlı kalacaklarını biliyor. Sadakat Putin’in özel önem verdiği bir vasıf.  
 
Putin yönetilenlerin rıza gösterdiği bir otokrat. Komünizmin çökmesiyle kazanılan temel bireysel haklara dokunmadı. Halk ibadet ve seyahat edebiliyor; Facebook ve Twitter serbest; Kremlin’e açıkça muhalefet eden birkaç medya mecrası bile var.  
 
Ne var ki siyasi özgürlükler kontrol altında. Böylece potansiyel “renkli devrimciler” veya sürgün oligarkların siyasi hırsları karşısında meydan boş bırakılmıyor.  
 
Halkın büyük kısmı için bu yasakların bir önemi yok. Bir avuç aktivist ya bu durumu sineye çekecek ya da ülkeden gidecek.  
 
Putin bir keresinde kendine Rusya’nın tepe milliyetçisi demişti. Yurtseverliği Rusya’nın ulusal düşüncesi olarak nitelemişti.  
 
Onun değerler listesinde Rus devleti en yukarıda. Devlet başkanlığının ilk gününden beri Yeltsin’in son arzusuna uyuyor: “Rusya’ya iyi bak.”  
 
Sovyetler Birliği Rusya’nın tarihi isimlerinden biriydi. Boş yere değil, çöküşü Putin için felaket anlamına gelmişti.  
 
Putin’in temel referansı Rusya’nın zengin tarihi. Bir defasında Mahatma Gandi’nin ölümünden sonra dünyada konuşmaya değecek kimsenin kalmadığını söylemişti.  
 
Putin çok kişiyle konuşuyor ama Rusya’nın eski yöneticilerinin – çarlar, imparatorlar ve parti liderleri – yeri ayrı. O bu uzun listede sonuncu isim.  
 
Ülkede benzerinin olmaması, dışarıda ise çok az olması ağır bir psikolojik yük. İnsan daha yüksek bir makamın yol göstericiliğine ihtiyaç duyar.  
 
Ne ki Putin için din kişisel bir meseleden ibaret değil. Ona göre Ortodoks inancı manevi ve ahlaki bir kılavuz; Rusya’nın benzersiz uygarlığının özü. Ortodoksluk olmadan Rusya tarihi, klasik edebiyatı ve sanatı anlaşılamaz.  
 
Putin’e göre “Bizans senfonisi” ulusal birliğin özü. Devletin ve – başta Rus Ortodoks Kilisesi olmak üzere – yerleşik dini yapıların ittifakı anlamına geliyor.  
 
Gelecek yıl Rusya’da devlet başkanlığı seçimi yapılacak. Herkes Putin’in seçime katılacağından ve kazanacağından emin.  
 
Tek soru işareti sandığa kaç kişinin gideceği ve kaçının Putin’e oy vereceği. Kremlin her iki durum için de yüzde yetmişi işaret ediyor.  
 
Dördüncü dönem Putin’in görev süresinin sonu olabilir. Ama altı yıl sonra 72 yaşında olacağı için değil. Anayasayı değiştirme konusunda bugüne kadar isteksiz olduğu için.  
 
Yine de Putin 2024 yılında bile siyaseti bırakacak gibi görünmüyor. Uzun vadede yapması gereken en önemli şey liderliği yeni kuşağa bırakması ve bunların doğru kişiler olması.  
 
Kırklı, hatta otuzlu yaşlardaki kişiler arasından yeni nesil liderleri çıkarmaya uğraşıyor. Bunların bazıları bakan, vali gibi yüksek makamlarda görev yapıyorlar. Hepsi denenecek, görev verilecek, sınanacak.  
 
Maiyetine baba gibi davranan Putin o zaman “Vatanın Babası” (Roma İmparatorluğu döneminde verilen bir onur unvanı – ç.n.) olarak bilinecek. Ya da Singapur formülü üzerinden ifade edecek olursak bilge başkan olacak.  
 
Putin’in geleceğini ön görmek için henüz çok erken. Ülkeyi tek parça halinde tuttu ve küresel statüsünü geri kazandırdı. Önemli bir figür olmaya devam ediyor. İnsanları her daim şaşırtabilir.  
 
Ülkesi üzerinde derin etkiler bıraktı. Rusya Putin’in Rusya’sı. Çünkü Putin Rusya’nın Putin’i.  
 
 
Çeviri: Dr. Ömer Aytek Kurmel  
 
Cherkessia.net, 6 Mayıs 2017
 
***
 
 
Russia Is the House That Vladimir Putin Built – and He’ll Never Abandon It 
 
Dmitri Trenin, March 27, 2017 
 
When Vladimir Putin was asked about his job, two years after becoming master of the Kremlin on New Year’s Eve, 1999, he said something about being a hired manager elected by the Russian people for a term of office. When he is asked about his job now, he calls it “fate”. Yesterday saw thousands joined the biggest since anti-government demonstrations in many years to protest against Putin and his prime minister/protégé Dmitry Medvedev. 
 
Even so the Russian people, Putin is above all a symbol of stability after a decade and a half of turmoil that included the misguided and botched reform of the Soviet communist system; its abrupt end and the sudden advent of freedom that often looked like a free-for-all; the painful dissolution of the Soviet Union; market reforms, often dubbed “shock without therapy”; virtually instant crass inequality; the end of ideology and the collapse of morals. 
 
Putin was appointed by Boris Yeltsin, Russia’s first president, to be his successor, but he earned his stripes by taming the oligarchs, bringing to an end the seemingly endless war in Chechnya, breaking the backbone of the once powerful Communist party and marginalising liberals. He recreated the traditional Russian system of hierarchical government. The state that had been privatised by the high and mighty could now strike back, reasserting its awesome power. 
 
In much of what he was doing, Putin responded to the paternalistic demand of the bulk of the Russian people who had not particularly succeeded in the post-Communist era. Not only did he genuinely win elections, which under his rule became a means of confirming people in power not replacing them. He also cracked the code of staying in power in a country that had rejected both his predecessors, the once widely popular Mikhail Gorbachev and Boris Yeltsin. When faced with the choice, early on, to go with the elites – including the intelligentsia – or with the ordinary people, he chose the latter. 
 
Putin understood that to rule Russia he had to stay genuinely popular with “the masses” and from time to time crack his whip at the elites: a “good tsar” reining in the greedy “boyars”. Popularity ratings are important: to rule effectively, one needs at least 60% support; to rule comfortably, 70%. Approaching 50%, however, which is totally fine in the west, is fraught with the dangers of civil strife in Russia. Thus by his own personality, his public actions and attitudes, Putin managed to confer legitimacy on the Russian state in the eyes of the vast majority of the population. 
 
Putin has restored Russia’s status of a great power, lost with the Soviet Union. He first tried to fit Russia into an enlarged west, as a senior ally of the US in Nato and a close partner of the EU within a “greater Europe”. When his efforts failed, he steered Russia away from the western orbit, rebuilt the country’s military power and used it to protect Russian security interests in Ukraine – as he saw them – as well as to project force outside the former empire, to send the message to the world that Russia was back in play. Publicly and resolutely, he stood up to US global dominance. 
 
Seen as disruptive in the west, Putin has struck a conservative tone at home. He allowed economic reforms in his first term, and later tolerated talk of modernisation, but his method of governance is essentially bureaucratic. Putin is both a capitalist and a statist. He understands the power of the market but is also wary of it, keeping the state always at the ready to step in and reassert control. He has reduced former oligarchs to obedient servants ever so keen to oblige him. He has seen his old friends rise to riches knowing that he can rely on their unquestioning loyalty – the one quality Putin appears to value particularly highly. The question about Putin’s own wealth misses the point – above a certain threshold, money turns into raw power, and in these terms the Russian president has few, if any peers. 
 
An autocrat with the consent of the governed, Putin has preserved the essential personal freedoms that the Russian people first earned with the demise of the Communist system. People can worship and travel freely; Facebook and Twitter are essentially unrestricted; there are even a few tolerated media outlets overtly in opposition to the Kremlin. Political freedoms, however, are more tightly circumscribed, so as to leave no chance to potential “colour revolutionaries” or politically ambitious exiled oligarchs. For the bulk of the population, this matters little; the relatively few activists have a choice of taking it – or leaving. 
 
Putin once described himself as Russia’s top nationalist. He has also proclaimed patriotism to be Russia’s national idea. On his list of values, the Russian state features at the very top. Since day one as president, he has been following Yeltsin’s parting request: “Take care of Russia.” The Soviet Union was one of Russia’s historical names, and so it’s little wonder that, to Putin, its downfall was a great catastrophe. His basic frame of reference is Russia’s rich history. Once Putin quipped that there was no one in the world worth talking to after the death of Mahatma Gandhi. Indeed, he talks with many, but he truly keeps company with Russia’s past rulers: tsars, emperors and party leaders. He is just the latest in a long line. 
 
Having no peers in the land and very few abroad is a heavy psychological burden. One needs to look to a much higher authority. To Putin, however, religion is more than a personal matter. Christian Orthodoxy, in his view, is a spiritual and moral guide, the essence of Russia’s unique civilisation, and without it the country’s history and its classical literature and the arts cannot be fully understood. To Putin, the “Byzantine symphony”, an alliance of the state and the established religious organisations, first among them the Russian Orthodox church, is the core of national unity. 
 
Next year, Russia is due to hold its presidential elections. Virtually everyone expects Putin to run, and no one has any doubt about his victory. The only question is how many people will come to the polling stations, and how many of them will vote for Putin. The Kremlin is now shooting for 70% in both cases. This fourth term in the Kremlin – fifth, if one counts Putin’s regency during Dmitry Medvedev’s stint – may be Putin’s last, not so much because he will turn 72 after the next six-year term expires, but rather because he was loth to change the constitution previously. 
 
It is unlikely, however, that Putin will leave the stage even in 2024, after nearly a quarter of a century in power: his job is in fact a mission that will not be done as long as he is active. His challenge in the long term is to pass on leadership to a new generation of Russia’s leaders, and make sure that this works. Right now he is busy identifying people, most of them in their 40s and even 30s, who might form that group. Some have already been appointed to senior positions as ministers, governors, or other high officials. All will be tried and tested and given tasks to fulfil. Putin himself, a father figure to his proteges, would then become a pater patriae, or, to use a Singaporean formula, a president mentor. 
 
It is much too early to pass final judgment on Putin. He has kept the country in one piece and restored its global status. He continues to be a formidable figure, and is always ready to surprise. He has made a deep impact on his country. It is Putin’s Russia – largely because he is Russia’s Putin. 
 
Director, Carnegie Moscow Center. 
 

Bu haber toplam 1785 defa okundu.


Gubzeyce Murat (Almanya)

Bir Vladimir Putin kolay yetişmiyor diyor kısaca Trenin.
Türkiye'de hayranları oldukça fazla Putin'in. Hayret ediyormuyum. Etmiyorum. Amerikalıların bile aklını karıştırmış.

Bir övgü - https://www.theamericanconservative.com/…our-times/

Bir yergi - http://thefederalist.com/…not-think-vladimir-putin/

12 Mayıs 2017 Cuma Saat 00:09
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net