Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“16+1” Girişimi: Sovyet Sonrası Coğrafyadaki Çin
27 Ağustos 2017 Pazar Saat 00:39

Gaia Rizzi, 30 Nisan 2017

Çin’in Doğu Avrupa üzerinde yeni zuhur eden ilgisinin ardında nasıl bir strateji yatıyor?

 

2012 yılından bu yana Çin ile 16 Orta ve Doğu Avrupa ülkesi arasında yeni bir diyalog zemini oluştu.

 

Ama kaydedilen ilerlemeye rağmen girişim büyük ölçüde bilinmezliğini koruyor.

 

Rakamlar yeterince açıklayıcı: on yedi ülke, beş tane yıllık zirve, milyar euroluk yatırımlar. Hiç kimse neden bundan bahsetmiyor? Tarafların stratejik çıkarları nedir?

 

Her şey Nisan 2012’de başladı. Çin Devlet Konseyi Başkanı Wen Jiabao 16 Orta ve Doğu Avrupa ülkesinin liderleriyle ilk defa bir araya geldi.

Bu ülkelerin on bir tanesi – Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Slovenya, Hırvatistan, Romanya ve Bulgaristan – halen Avrupa Birliğine üyeler.

 

Diğer beş ülke (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Makedonya ve Sırbistan) AB üyesi değil. Diyalog beş ana alan üzerinde yoğunlaşıyor: yatırımlar, ulaşım, finans, bilim, eğitim ve kültür.

 

Bu sayede Çin altyapının inşası, yüksek ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi gibi önceliklerini yürürlüğe koyma dışında bölgede var olmak için gerekçeler de yaratıyor.

 

Çin’in Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine ilgisi nereden kaynaklanıyor?

Çin’in uluslararası çıkarları ve hedefleri analiz edildiğinde Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin siyasi ve ekonomik rolleri net biçimde ortaya çıkıyor.

 

Çin’in önceliklerini özetleyen kelime “TKTY.”   “Tek Kuşak Tek Yol” Çin Devlet Başkanı Şi Jinping tarafından geliştirilmiş olan dev projenin adı. Büyük yatırımlar ve ticaret yolları sayesinde Avrasya kıtasının birleştirilmesi öngörülüyor.

 

TKTY dünya nüfusunun yüzde altmış beşini, dünya gayrisafi yurt içi hasılasının üçte birini, dünyada hareket eden mal ve hizmetlerin dörtte birini etkileme potansiyeline sahip.

 

Proje Çin’in bu 16 ülkede yapacağı yatırımlarla uzun vadede TKTY için geliştirilecek alt yapıyı birbirine bağlayacak. TKTY iki tarihi gelişmeyle karşılaştırılıyor: Çin Halk Cumhuriyetinin ikinci açılımı ve Marshall Planı.

 

Ekonomik perspektif: Çin’in bölge üzerindeki etkisi

Bu işbirliğinin Çin ile Orta ve Doğu Avrupa ekonomik ilişkileri bakımından olağanüstü etkisi inkar edilemez.

 

Ticaret hacmi 2015 yılında 56.2 milyar dolara ulaştı (2010 rakamından yüzde 28 daha fazla). Çin bu 16 ülkeye 5 milyar dolar üzerinde, 16 ülke Çin’e 1.6 milyar dolar tutarında yatırım yaptı.

 

2009-2014 arasında Çin’in Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine doğrudan yatırımı 853 milyondan 1.7 milyar dolara çıktı. Bu neredeyse yüzde yüzlük bir artış anlamına geliyor.

 

Yatırımın üçte ikilik kısmı üç ülkeye (Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti) yapıldı.

 

Çin’in bölge üzerindeki etkisi 2014 yılından bu yana sürekli artıyor. Kasım 2016’da Riga kentinde yapılan beşinci “16 +1” zirvesinde onaylanan yatırım fonu sürecin tepe noktasını oluşturdu. 10 milyar Euro tutarındaki fonun yatırım projelerini finanse etmesi öngörülüyor.

 

Çin çok sayıda ulaşım ve enerji altyapı projesini finanse etmiş durumda. Bunlardan biri 156 milyar Euro harcanarak Karadağ’ın gemi filosunun yenilenmesi.

 

Bir diğeri 1.5 milyar Euro tutarındaki Belgrad-Budapeşte yüksek hızlı demiryolu yatırımı. Ayrıca Romanya’da 2 milyar Euro tutarında yatırım gerektiren termal ve hidro enerji santralları projeleri var.

 

Siyasi boyut: Avrupa’nın kaygıları

“16 +1” girişimi ekonomik açıdan kazan-kazan formülü gibi gözükse bile gerçek durum daha karmaşık.

 

Çin’le ilişki kuran herkes Çin Komünist Partisinin (ÇKP) gizli stratejik çıkarlar peşinde olma ihtimalinden rahatsızlık duyuyor.

 

Avrupa Birliği seviyesinde iki ana kaygı göze çarpıyor:

1. “16 +1” girişiminin AB içinde Çin-yanlısı bir lobi olması ihtimali: Çin’in “böl ve yönet” stratejisi AB’yi zayıflatmayı hedefliyor olabilir mi? Anılan işbirliği Çin hakkında Brüksel’den farklı düşünen bir ülkeler kümesi yaratarak Orta ve Doğu Avrupa nezdinde AB’nin çekiciliğini zayıflatabilir.

 

2. “16 +1” platformu resmi Çin-AB ilişkilerine alternatif olabilir mi?

 

Çin’in çıkarları Avrupa Birliği ile siyasi ve diplomatik ilişkiler bakımından da tehdit oluşturuyor. Popüler algıda ÇKP Çin-AB resmi ilişkilerini zayıflatmak pahasına da olsa Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkilerini geliştirmek istiyor.

 

AB’nin bir sonraki adımı ne olacak?

Avrupa Birliğinin yanlış bir yaklaşım içinde olduğu anlaşılıyor. Bir yandan “16 +1” girişimi AB’nin önde gelen oyuncuları tarafından bile tam olarak bilinmiyor. Dolayısıyla projenin potansiyeli anlaşılamıyor.

 

Diğer yandan girişime ilişkin tartışmalarda gerçekler abartılıyor. Çin’in artan etkisine dair meşru kaygılar bir yana, yatırımların ağırlıklı olarak Birleşik Krallık, İtalya, Fransa ve Almanya’ya yönlendirildiği unutulmamalı.

 

Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri içindeki ayrışma ortak bir yaklaşımı olanaksız kılıyor. Çin Brüksel’e karşı güvenilir bir alternatif göremiyor.

 

Avrupa Birliği “16 +1” girişimi üzerine daha fazla kafa yormalı. Girişimi AB-Çin Ortaklığı içinde kurumsallaştırmalı. Zaten AB-Çin ilişkileri 2003 yılından bu yana bu formül üzerinden yürütülüyor.

 

Çeviri: Dr. Ömer Aytek Kurmel

Cherkessia.net, 27 Ağustos 2017

***

The “16+1” Initiative: China in the Post-Soviet Space

Gaia Rizzi, 30 April 2017

What strategy lies behind China’s new-found interest in Eastern Europe?

Since 2012, a new platform for dialogue has been created between China and 16 Central and Eastern European countries, but despite the progress made within this framework, this initiative is still widely unknown. The figures speak for themselves: seventeen countries, five annual summits, billion euro investment. Why does nobody talk about it? What are the strategic interests at stake?

It all began in April 2012, when Chinese Premier of the State Council Wen Jiabao met for the first time with the leaders of 16 Central and Eastern European countries (CEE). Among them, eleven are current members of the European Union (Estonia, Latvia, Lithuania, Poland, Czech Republic, Slovakia, Hungary, Slovenia, Croatia, Romania and Bulgaria), while the other five (Albania, Bosnia-Herzegovina, Macedonia, Montenegro and Serbia) are still outside the EU.

This dialogue is based on five main fields: investments, transport, finance, science, education and culture. Thus allowing China to pursue its priorities such as the construction of infrastructures and the development of high-tech and eco-friendly technologies as well as to justify its presence in the region.

What drives China’s interest in the CEE countries?

Through the analysis of the Chinese international interests and ambitions, what emerges is a clear picture of the role played by the CEE countries both from a political and economic perspective. The key word to understand China’s priorities is “OBOR”. The One Belt One Road is a huge project developed by Chinese President Xi Jinping, who aims at connecting the Eurasian continent through massive investment and development of trade routes in the region.

In fact, as affirmed by Kevin Sneade (McKinsey’s Chairman in Asia), OBOR has the potential to affect “about 65% of the world’s population, about one third of the world’s GDP and about a quarter of all the goods and services the world moves” . Interestingly, this project is supposed to include all these 16 countries in its routes, thus linking the investments made by China in Central and Eastern European countries with the long-term objective of developing suitable infrastructures essential for OBOR. Thus, China’s One Belt One Road has been compared to two historical events: the People’s Republic of China’s second opening and the Marshall Plan adopted by the US after WWII.

Economic perspective: China’s impact in the region

It is undeniable that this cooperation is a source of an incredible development in China-CEE economic relations. Trade in 2015 has reached $56.2 billion (+28% compared to 2010), in addition to the exceeding $5 billion invested by China in the 16 CEE countries and a total amount of US$ 1.6 billion invested by these same countries in China. In five years up to 2014, China’s ODI to CEE countries grew by nearly 100%, from 853 million to $1,7 billion, the two thirds of which was directed to three countries: Hungary, Poland and Czech Republic. Since 2014, China’s economic impact in the region has steadily grown, peaking in the setting up of a €10 billion investment fund to finance projects, finally approved last November in occasion of the fifth “16+1 summit” which was held in Riga, Latvia.

Practically speaking, there’s plenty of major transport and energy infrastructure projects financed with Chinese loans: from €156 million to Montenegro for the renewal of the country’s ship fleet, to the impressive €1.5 billion investment for the Belgrade-Budapest high speed railway, passing by the creation of a thermal and hydro power plants in Romania which require a total amount of €2 billion.

Political issues: European concerns

If at the economic level, the “16+1” initiative might appear as a win-win cooperation, the reality is more complicated. In fact, a constant feature of any relation involving China is the suspicion felt by its partners of hidden strategic interests that the Chinese Communist Party (CCP) might pursue.

At the European Union level, two main concerns emerge:

1. The “16+1” initiative as a pro-China lobby within the EU: is China’s “divide and rule” strategy aiming at weakening the EU as a unified power? The European institutions, supported by some prominent EU actors such as Germany, have been involved in debates where China is accused of attempting to divide the EU to facilitate the development of a pro-China lobby within the European framework. The China-CEE cooperation might thus result in weakening the appeal of EU institutions by creating a group of states carrying a different attitude to China from the one officially represented in Brussels.

2. Will the “16+1” platform represent an alternative to the official China-EU relations?

 

China’s interests represent a threat also in terms of political and diplomatic relations with the European Union. In fact, a popular perspective on the issue presents the CCP as more interested in fostering bilateral relations with the European countries to maximise China’s outcomes, even at the cost of weakening China-EU official relations.

What is the next step for the EU?

What emerges is that the European Union seems to be following a wrong approach. On the one hand, the “16+1” initiative is mostly still unknown even among the main actors of the EU institutions, thus ignoring its future potential.

On the other side, when the EU engages in a debate on this issue, the conclusions exaggerate the reality. In fact, despite the legitimate concerns of an increasing Chinese influence, the EU should be mindful of the fact that Chinese main foreign investments are still headed to the UK, Italy, France and Germany, clearly overtaking Chinese economic impact in CEE countries. In addition, the immense diversification of the Central and Eastern European States make it extremely difficult to find common ground for a united approach, thus making it highly unlikely to represent a reliable alternative to Brussels in China’s eyes.

The European Union should therefore take in higher consideration the “16+1” initiative, with the option of officially supporting and institutionalising it in the EU-China Partnership, which since 2003 represents the official basis of its relations with China.


Bu haber toplam 2751 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net