Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bolşeviklerin Ağız Dalaşı Kafkasya’yı Şekillendirmeye Devam Ediyor
16 Kasım 2017 Perşembe Saat 20:40
 
Thomas de Waal, 1 Kasım 2017
 
Leon Bulvarının sonunda zarif Ritsa Otelini görürsünüz. Burası Abhazya’nın başkenti; yirminci yüzyılın kanlı siyaseti yüzünden Suhum, Suhumi veya Sohumi gibi farklı biçimlerde telaffuz ediliyor.  
 
Bulvara bir ortaçağ kralı olan Leon’un adı verilmiş. Leon Abhazya’da hanedan kurmuş. Ama Leon adını otelin en tanınmış konuğu Troçki ile karıştırabilirsiniz. 
 
Troçki 1925 yılında birinci kattaki balkondan bir konuşma yapmış. Konuşma Abhazya’ya gelirken uçak kazasında hayatlarını kaybeden yoldaşlar üzerineymiş. Otelin adı o zamanlar San Remo imiş.
 
Bir yıl önce Troçki aynı şehirde – bu defa Lenin için – çok daha ateşli bir cenaze konuşması yapmış. Bu konuşma Troçki’nin kaderini belirlemiş denebilir. 

Thomas de Waal: Kıdemli Uzman, Carnegie Europe
 
Hastalığı ve Stalin’in kandırması nedeniyle – Lenin öldüğünde – Troçki Moskova’da değilmiş. Nisan 1924’e kadar Abhazya’da kalmış. Böylece Moskova’daki koltuk kavgasına katılamamış.  
 
Transkafkasya Bolşevik önderler için çeper bölge değildi. Onu iyi tanıyorlardı. Burası Stalin, Orjonikidze ve Mikoyan’ın memleketiydi. Troçki’nin dinlendiği ve sağlığına kavuştuğu yerdi. 
 
Bu adamlar için devrimin Rusya ve Ukrayna ile sınırlı kalması düşünülemezdi. Transkafkasya geleceğe dönük planlarında önemli bir yer tutuyordu. 
 
Kızıl Ordunun 1920-21 yıllarındaki istilasının ardından Trankafkasya bu isimler için savaş alanı… Uluslar politikası için de deneme tahtası oldu.
 
Lenin ve Stalin 1922 yılında “Gürcü Vakası” üzerine birbirlerine düştüler. 
 
Stalin Gürcistan’ın Transkafkasya Cumhuriyetine girmesini istiyordu. Bolşevik Gürcü önderler buna karşılardı. Stalin onları Gürcü milliyetçiliğiyle suçladı. 
 
Buna karşılık Lenin Stalin’i “Büyük Rus şovenizmi” yapmakla ve Gürcüleri karşısına almakla itham etti.
 
Troçki’ye gelince; o hem Stalin’den nefret ediyordu hem de Gürcü milliyetçilerine karşıydı. 
 
“Emperyalizm ile Devrim Arasında” adını taşıyan kitapçığında – sahte-Marksist olarak tanımladığı – Menşevik Gürcistan Cumhuriyetini destekleyenlere verdi veriştirdi. Menşevikleri de Abhazlara ve Osetlere kötü davranmakla suçladı. 
 
Troçki bununla kalmadı. Gürcü karşıtlığından olsa gerek, 1925 yılında Bolşevik Nestor Lakoba’nın Abhaz cumhuriyeti için bir anayasa kaleme almasına yardım etti. 
 
Abhazya bu sayede Gürcistan karşısında daha fazla özerkliğe sahip “özel cumhuriyet” oldu. Abhazya bu statüyü 1931 yılında kaybetti, 1992 yılında yeniden kazanmak istedi. 
 
Bolşevik önderlerin 1921-25 yılları arasındaki bu mücadeleleri vesilesiyle Sovyetler Birliğinin etnik-mülki yapısı şekillendi. Çöküş 1980’li yılların sonunda yine bu bölgeden başlayacaktı. 
 
Kıdemli önderler arasındaki çelişkiler Güney Kafkasya’da tek bir “Bolşevik tarih” olmadığının da kanıtıydı. 
 
Abhazya’nın önde gelen tarihçisi Stanislav Lakoba’dan (Nestor Kaloba’nın akrabası) Güney Kafkasya’daki erken Bolşevik dönemi tanımlamasını istedim.
 
Erken 1920’li yıllarda şükretmek için çok sebep varmış. Lakoba “Her şey farklıydı. Bolluk vardı” diye devam etti. 
 
Kafkasya’nın Sovyetleşmesi – Rusya’dan sonra – 1920-21’de başlamış. Lenin’in Yeni Ekonomi Programına denk gelmiş. Program sayesinde Abhazya’nın tütün ticareti canlanmış. 
 
Kızıl Ordunun istilası bölgede filizlenmekte olan üç demokratik cumhuriyeti ezip geçmiş. Bununla birlikte cumhuriyetler halk desteğine sahiplermiş. 
 
Bolşevikler Transkafkasya’da beş yıl süren etnik çatışmaları da sonlandırmışlar. Troçki 1922 tarihli kitapçığında bu başarıdan söz eder. 
 
İşçi hakları adına gaddarca sükunu sağlayan Kızıl Ordu Abhazya, Osetya, Karabağ ve Acara’da çatışmaların ateşini söndürmüş.
 
Troçki şöyle yazar: “Barışı ve halklar arasındaki diyaloğu tek başına Sovyet iktidarı tesis etti. Şura seçimlerinde Bakü ve Tiflisli işçiler – etnik kökenlerine bakmadan – Tatar (Azeri – ç.n.), Ermeni veya Gürcü adaylara oy veriyor. Transkafkasya’da Müslüman, Ermeni, Gürcü ve Rus kızıl alayları yan yana yaşıyorlar. Tek ordu olduklarına inanıyorlar. Dünyada hiçbir güç onları birbirlerine karşı harekete geçiremeyecek.” 
 
On yıl sonra bölge halkları hep birlikte Büyük Teröre maruz kaldılar. Sahnede Abhazyalı Lavrenti Beria vardı. 
 
Aralarında Nestor Lakoba da olmak üzere Bolşevik önderliğin neredeyse tamamı ve Abhaz aydın sınıfının büyük kısmı yok edildi. 
 
Demem o ki, birden fazla Sovyet dönemi yaşandı.
 
1991 sonrasının ana anlatısı; yani Sovyetler Birliğinin yeni bir Rusya İmparatorluğu olduğu teması konuyu basite indirgiyordu.
 
Bolşevikler Ruslaştırdılar ama ulusal kimlikleri de derinleştirdiler. Savaşı ve barışı… Özgürlüğü ve esareti getirdiler. 
 
Çoğu devrimci gibi geri dönüşü olmayan değişiklikler yaptılar; bunlar zarar hanesine yazıldı. 
 
Bolşevikler Güney Kafkasya’da üç uluslararası devletin; ayrıca Abhazya, Dağlık Karabağ ve Güney Osetya’nın sınırlarını çizdiler. 
 
1988’den bu yana bölgeyi kana bulayan çatışmaların fitilini ateşlediler. Ama bu çatışmaları onların yarattığını söylemek doğru olmaz. 
 
Bolşevikler eski dini uygulamaları yok ettiler; en azından büyük kentlerde hüküm sürmeye devam eden kısmen laik bir kültür yarattılar. 
 
Kentli orta sınıflar ve daha sonra Mesket Türkleri gibi bütün halinde grupları cezalandırdılar. Bölgenin o zamana kadar görmediği yollar yaptılar, ilk üniversiteleri ve büyük fabrikaları açtılar. 
 
Ekim Devrimin üzerinden bir asır geçmiş olmasına rağmen sağlıklı bir değerlendirme yapmak için henüz erken. 
 
Hiç kimse o dönemin geri dönmesini istemiyor ama herkes oradan geliyor. Belki gelecek kuşak bölge tarihçileri çelişkilerden sağlıklı bir yorum çıkarabilirler. 
 
 
Çeviri: Dr. Ömer Aytek Kurmel 
 
Cherkessia.net, 14 Kasım 2017
 
***
 
Bolshevik Squabbles Still Shape the Caucasus
 
Thomas de Waal, November 01, 2017
 
At the end of Leon Avenue, in the capital of Abkhazia – a city which because of the violent politics of the 20th century is variously called Sukhum, Sukhumi or Sokhumi – stands the elegant white Hotel Ritsa, overlooking the Black Sea.
 
The street is named after a medieval king, Leon, who founded a royal dynasty in Abkhazia. But you could be forgiven for thinking that the name stands for the most famous guest in the hotel’s history, Leon Trotsky. In 1925, Trotsky famously delivered a funeral oration from a first-floor balcony at what was then the Hotel San Remo, mourning three Bolshevik comrades who had perished in an air crash on their way to Abkhazia.
 
The year before Trotsky had delivered an even more celebrated funeral speech in the same city, for Lenin. That speech more or less sealed his fate. A combination of sickness and Stalin’s deception meant that Trotsky was not in Moscow and unable to be the chief mourner for the Bolshevik leader. He stayed in Abkhazia until April 1924, by which time he had lost ground to Stalin in the succession race in Moscow.
 
Transcaucasia was not a peripheral land for Bolshevik leaders. They all knew it well. It was the homeland for several of them, including Stalin, Sergo Orjonikidze and Anastas Mikoyan. It was the place where others, including Trotsky, went for rest and recuperation. It was unthinkable for these men that the revolution should be confined to Russia and Ukraine. Transcaucasia also figured into their plans.
 
After the Red Army conquered the region in 1920-1921, Transcaucasia became their political battleground and the testing ground for their nationalities policy. Lenin and Stalin famously clashed over the “Georgian Affair” of 1922. Stalin accused the leading Georgian Bolsheviks of nationalism for resisting his – ultimately successful – drive to amalgamate Georgia within a Transcaucasian Republic. Lenin blamed Stalin for “great Russian chauvinism” and antagonizing the Georgians.
 
Trotsky, for his part, both hated Stalin and railed against Georgian nationalists. In a vitriolic pamphlet written in 1922, Between Imperialism and Revolution, he castigated those who had supported what he called the pseudo-Marxist Menshevik Republic in Georgia that the Red Army had overthrown. He also blamed the Mensheviks for mistreating the Abkhaz and Ossetians.
 
Trotsky did not leave the topic alone. Perhaps still harboring some anti-Georgian sentiments, he helped the local Bolshevik leader, Nestor Lakoba, draft the 1925 constitution for the Abkhaz republic. This made Abkhazia a “treaty republic” with more autonomous powers vis-à-vis Georgia – a status the Abkhaz lost in 1931 and sought to revive in 1992.
 
These clashes between the senior Bolshevik leaders in 1921-1925 formed policies that set the template for the ethno-territorial construction of the USSR, which started to crumble in this very region in the late 1980s. Their disagreements are also a reminder that there is no single “Bolshevik history” of the South Caucasus.
 
I asked Abkhazia’s leading historian, Stanislav Lakoba, a relative of the late Bolshevik leader, to characterize the early Bolshevik era in the South Caucasus for me. In the early 1920s, he said, there was much to be thankful for.
 
“We had it differently, we had a boom,” Lakoba said. It helped, he said, that the Sovietization of the Caucasus began in 1920-1921, later than in Russia, and coincided with Lenin’s tolerance of private trade under the New Economic Program. In Abkhazia’s case, the NEP enabled the tobacco trade to flourish.
 
The Red Army’s conquest crushed three nascent – and very imperfect – democratic national republics in the region. But that did not mean they did not have public support. Lest we forget, the Bolsheviks also put an end to five years of inter-ethnic conflict in Transcaucasia. In his 1922 pamphlet, Trotsky trumpets this achievement. With its brutal pacification of the region in the name of workers’ rights, the Red Army snuffed out conflicts not just in Abkhazia, Ossetia and Karabakh, but in Ajaria as well.
 
“Soviet power alone has established peace and national intercourse [among peoples],” Trotsky wrote. “At the elections to the Soviets, the Baku and Tbilisi workers elect a Tatar, an Armenian, or a Georgian, irrespective of their nationality. In Trans-Caucasia, the Moslem, Armenian, Georgian, and Russian Red regiments live side by side. They are imbued with the conviction that they are one army, and no power on earth will make them move against one another.”
 
A decade later, of course, the nations of the region found common cause in experiencing the full force of the Great Terror conducted here by the bloodthirsty native of Abkhazia, Lavrenty Beria. Almost the entire Bolshevik leadership, including Nestor Lakoba, and much of Abkhazia’s intelligentsia, perished.
 
So there were many Soviet eras here, not one. The main post-1991 narrative in all three countries of the South Caucasus – that the Soviet Union was just the Russian Empire Part II – is much too simplistic. The Bolsheviks brought Russification, but also a deepening of national identities. They brought war and peace, as well as emancipation and servitude.
 
Like most revolutionaries, they made irreversible changes that are still felt like a violation. The Bolsheviks drew the borders for the three international states of the South Caucasus, and the borders of the breakaway territories of Abkhazia, Nagorno-Karabakh and South Ossetia. They thereby defined the shape of the conflicts that have torn apart the region since 1988 – although it is a stretch to say that they created them.
 
The Bolsheviks smashed old religious practices, and created the relatively secular culture that still pervades the region’s big cities at least. They persecuted whole groups, such as the urban middle-classes, or later Georgia’s Meskhetian Turks. They built roads, and the first universities and big factories the region had ever seen.
 
Even a century after the October Revolution, the legacy is too close for the people of the South Caucasus to evaluate properly. No one wants to see that era return, but everyone comes from it. Maybe the next generation of historians in the region can begin to make sense of its contradictions.
 
Senior Fellow, Carnegie Europe
 

Bu haber toplam 2242 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net