Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Eski Yugoslavya Parçalarını Topluyor -Yugo-Alanına Girerken
24 Aralık 2017 Pazar Saat 21:40
 
The Economist, 20 Ağustos 2009
 
Savaşın siyasi bağları koparmasından yirmi yıl sonra şirketler, meslekler ve bireyler arasında günlük ilişkiler sessizce kuruluyor. 
 
Soğuk Savaşı anımsatan Tarafsızlar Hareketinin yakın dönem zirvelerinden biriydi. Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç eski Yugoslav cumhuriyetlerinde kurulu şirketlerin işbirliği yapmalarını önerdi. Hırvat mevkidaşı Stipe Mesiç öneriye sıcak yaklaştı. “Ülkelerimiz” dedi; dış pazarlarda tek başlarına rekabet edemeyecek kadar küçüklerdi.
 
Dışardan bakıldığında çok özel şeyler söylenmiyordu. Şirketler gerçekten de küçükler. Ama eski Yugoslav cumhuriyetlerinden birinin lideri – dost düşman ayrımı yapmadan – herkesi kastederek “ülkelerimiz” deyince iş değişiyor. Slovenya’dan Makedonya’nın Yunanistan sınırına kadar bölge halkları çok şey paylaşıyor. Pek dile getirmeseler de bu böyle. Doksanlı yıllarda kopan bağlar yeniden örülüyor. Yugoslavya uzun süre önce yok oldu. Yerine Yugo-Alanı geliyor. 
 
Batı Balkanlarda günlük yaşantıdaki bu muazzam değişim gürültüsüz patırtısız yaşanıyor. Çok az insan farkında. Alan içindekiler sanki hep öyleymiş havasındalar. Dışındakilerin zaten haberleri yok. 
Bölgesel İşbirliği Konseyinin parçası olarak tahayyül edilen ve güneydoğu Avrupa itfaiye merkezinin kurulmasına hazırlık olarak yapılan toplantı – etkinliğin düzenlendiği Saraybosna’da bile – fazla ilgi görmedi. 
 
Bu kötü haberdi. Şimdi iyi habere hazırlıklı olun: Kısa süre önce birbiriyle savaşan askerler şimdi birlikte eğitim görüyorlar; itfaiyeciler işbirliği yapıyorlar; merkez bankalarının yetkilileri düzenli olarak bir araya geliyorlar. Bölgesel İşbirliği Konseyi tohumları attı. Şimdi sabırla bekleniyor. Süreçler yaşanıyor.
 
Yugo-Alanının kökleri ortak deneyimlere, ticaret ve ekonomiye dayanıyor. Eski Yugoslavların çoğu – Boşnaklar, Sırplar, Karadağlılar ve Hırvatlar – ufak farklarla aynı dili konuşuyor. Birçok Makedon ve Sloven ikinci lisan olarak Sırp-Hırvat dilini konuşuyor veya anlıyor. Bölgenin büyük kısmında insanlar sadece kimlik kartlarını kullanarak özgürce dolaşabiliyorlar. 
 
Aynı müzikten ve yemekten keyif alıyorlar. Siyasi, dini ve etnik farklılıklar elbette etkili. Ama her yaz binlerce genç Sırbistan’ın Novi Sad kentinde Exit müzik festivali için bir araya geliyor. Bölge sanatçıları konser alanlarını doldurmakta zorlanmıyorlar. Hırvat müzik yetkililerini çileden çıkarırcasına genç Hırvatların cep telefonlarında Sırp ezgileri çalıyor. Balkanlar çapında yapılan anketler ciddi benzerliklere dikkat çekiyor: insanlar benzer korkulara, kaygılara ve umutlara sahipler. Mesela Gallup şirketi Haziran ayında bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı: tüm Batı Balkan ülkelerinde göç etmek isteyenlerin sayısında azalma görülmüş.
 
Karadağ ticaretinin üçte birini Sırbistan’la yapıyor; Bosna Sırbistan’ın en büyük, Hırvatistan’ın ikinci en büyük ihracat pazarını oluşturuyor; Sırbistan Makedonya’nın en büyük ticari ortağı. Küçük ekonomiler için genişleme komşularla daha fazla iş yapma anlamına gelir. Sırbistan’dan Delta, Slovenya’dan Mercator, Hırvatistan’dan Konzum tüm süpermarketleri işletiyor, birbirlerinin arka bahçesinde yeni mağazalar açıyorlar. Eski Yugoslavya’da faaliyet gösteren birçok şirket gibi bölgeyi bir bütün görüyorlar. Sırbistan’ın önde gelen günlük gazetesi Politikanın bir yerel sayısı bir de çok az farklı “ex-Yu” nüshası var. Gazete Sırp çikolata markası Cipiripi’nin Hırvatistan’ı “istila” etmek istediğini yazdı. 
 
Bazıları böyle olacağını başından beri biliyordu. Yugoslav savaşının en karanlık günlerinde bile suçlular cephe boyunca silahtan sigaraya birçok şeyi değiş tokuş ettiler. “Turbofolk” olarak bilinen müzik türü – milliyetçi sözlerine rağmen – her yerde keyifle dinleniyordu. Şimdi herkes suçlular gibi davranıyor. 
 
Hırvatlar Yugo-Alanı kelimesini donuk bir ifadeyle karşılıyorlar. İstemediklerinden değil; sadece ismini sevmiyorlar. Onlara koptukları devleti hatırlatıyor. Ama bu durum diğer halklar için geçerli değil. Eski Yugoslavya yurttaşı Arnavutlar bile Yugo-Alandan etkileniyorlar. Arnavutluklu bir reklamcı Kosova’da İtalyan sütü satamamaktan yakınıyor; Kosovalıların standardı Sloven sütüymüş. 
 
Günlük hayatta insanlar birden fazla alanda mutlular. Kosovalılar Arnavutça televizyon izliyorlar ama Sırbistan’la ticaret yaparken veya Karadağ’a tatile giderken Yugo-Alanına giriyorlar. Bosna’nın üç halkı aynı şeyleri yiyor, birlikte ticaret yapıyorlar. Bununla birlikte futbol – diğer ülkelerde olduğu gibi – farklılıkları ortaya çıkarıyor. Bosnalı Sırplar Sırbistan ulusal takımını, Bosnalı Hırvatlar Hırvatistan ulusal takımını tutarken sadece Bosnalı Müslümanlar Bosna ulusal takımını tutuyor. 
 
Önümüzdeki yıllarda halkların ortak yanlarını pekiştirmek, hükümetlerin buna odaklanmasını sağlamak gerekiyor. Ayrıca bölgenin siyasi ve ticari yaşamını Yugo-Alanı ve Avrupa’nın kalanıyla uyumlu hale getirmek lazım. Avrupa Birliği kıtada barışı egemen kılmak için kurulmuştu. Yugo-Alanında bu görev henüz tamamlanmış değil. 
 
Çeviri: Dr. Ömer Aytek Kurmel 
 
Cherkessia.net, 24 Aralık 2017
 
***
 
Former Yugoslavia patches itself together- Entering the Yugosphere
 
The Economist,Aug 20th 2009
 
Almost 20 years after political bonds were severed by war, day-to-day links between companies, professions and individuals are quietly being restored. 
 
At a recent summit of the cold-war relic called the Non-Aligned Movement, Serbia's president, Boris Tadic (above left), remarked that companies from former Yugoslav republics should join forces to bid on construction projects or specialised military-equipment contracts. His Croatian counterpart, Stipe Mesic (right), responded approvingly. Companies from “our countries”, he said, were too small to compete in other markets by themselves.
 
On the face of it, these comments were both obvious and inconsequential. The firms are indeed small by global standards. Yet the use of the term “our countries” by the leader of one ex-Yugoslav republic to refer to everyone in the group, enemies as well as friends, points to a bigger change. From Slovenia to the Macedonian border with Greece, most people in the region still have a lot in common, even if they do not talk about it much. Every day the bonds between them, snapped in the 1990s, are being quietly restored. Yugoslavia is long gone; in its place a Yugosphere is emerging.
 
This huge shift in the daily life of the western Balkans is happening without fanfare. Few people have even noticed it. Those within the sphere take it for granted. Those outside are blithely ignorant. Perhaps that is not surprising. Good news is no news: the preparatory meeting to set up a south-east European firefighting centre, part of the Regional Co-operation Council, is hardly worth mentioning even in Sarajevo (where it took place), let alone anywhere else.
 
Yet it is precisely the fact that soldiers who were fighting one another not long ago now train together, or that firemen co-operate on a routine basis or that everyone from vets to central bankers meets with almost dreary regularity which constitutes the good news. That Regional Co-operation Council in Sarajevo has been patiently ploughing through a mass of dull, necessary work. It is a process, not an event.
 
The Yugosphere has its roots in shared experience, in trade and in business. Most former Yugoslavs—Bosnians, Serbs, Montenegrins and Croats—speak the same language with minor variations. Many Macedonians and Slovenes still speak or understand what used to be called Serbo-Croat as a second language. Within most of the region, people can travel freely using just their identity cards.
 
They like the same music and the same food. Political, religious and ethnic differences persist of course. But every summer thousands of young people come together at the Exit music festival in Novi Sad in Serbia, and big stars from across the region have no trouble packing in audiences wherever they perform. Much to the irritation of Croatian music executives, the mobile phones of many young Croats hum with the latest Serbian tunes. Pan-Balkan opinion polls show a certain commonality of outlook: people have similar fears, worries and hopes. Gallup's Balkan Monitor, for example, released a survey in June that showed a drop in those wanting to emigrate in every state in the west Balkans.
 
Almost a third of Montenegro's trade is with Serbia. Bosnia is Serbia's largest export market and Croatia's second largest. Serbia is Macedonia's largest trading partner. In small economies, expansion generally means doing more business with the neighbours. Delta from Serbia, Mercator from Slovenia and Konzum from Croatia all run supermarkets and have been opening new shops in each other's backyards. Like more and more companies of the former Yugoslavia, they treat the region as one. Serbia's leading daily, Politika, has a domestic edition and a slightly different “ex-Yu” one. A typical recent Serbian headline announced the planned “conquest” of Croatia, not by armed force but by Cipiripi, a Serbian chocolate spread.
 
Some people always knew it would be thus. During the darkest days of the Yugoslav wars, criminals traded everything from guns to cigarettes across the front lines. What was known as “turbofolk” music was popular everywhere, even with its often nationalistic connotations. Now everyone else has caught up with the criminals and their turbofolk-singing molls. Serbs' biggest gripe about Croatia today has nothing to do with territory or refugees but the informal barriers which, they say, make it easier for Croatian companies to work in Serbia than vice versa.
 
Croats look stony-faced if you ask them about the Yugosphere. But not because they do not want it. They merely dislike the name, because it reminds them of the state they broke away from. No one else seems to mind, though. Even the former Yugoslavia's Albanians, who live mostly in Kosovo and Macedonia (and who are odd ones out in many ways), are not exempt from the Yugosphere's influence. An advertising executive from Albania says he could never market Italian milk successfully in Kosovo because, for Kosovars, Slovene milk is the gold standard.
 
In daily life, of course, many people live happily in more than one sphere. Kosovars watch television in Albanian but enter the Yugosphere when they trade with Serbia or go on holiday in Montenegro. Bosnians of all stripes eat the same things and do a lot of business together. But football brings out their differences, just as it does in many countries. Bosnian Serbs support Serbia's national football team, Bosnian Croats Croatia and only the Bosniaks (Bosnian Muslims) support Bosnia.
 
The trick over the next few years will be to consolidate what people have in common, keep their governments focused on that, and try to bring the region's politics and business more closely aligned both throughout the Yugosphere and, ideally, with the rest of Europe, too. The European Union was founded to cement peace on the continent and in the Yugosphere that job is not yet finished.
 

Bu haber toplam 3357 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net