Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kasıtlı Aldatma: Rus Efsane Makinası
08 Eylül 2018 Cumartesi Saat 15:10
Lilia Shevtsova, 13 Haziran 2018 
 
Rus siyasi analistler, kendilerini olduğu kadar başkalarını aldatmada da uzman. Peki, Batılı uzmanlar aldatılmaya neden bu kadar hevesli? 
 
Rusya, kendisi hakkında yanlış anlaşılmalar üretme konusunda hatırı sayılır bir yeteneğe sahip. Geçtiğimiz 25 yılda, Rusya’nın nerede olduğu ve gelecekte nereye yönlendiğine dair bir dizi şaşırtıcı yanılgılara, yanlışlara, kendini kandırmalara şahit olduk. 
 
En büyük fiyasko ise sovyetolojinin başarısızlığa uğramasıydı. Tam da Sovyet Birliği’nin bir kaya gibi sağlam olarak sunulduğu dönemde bu düzende sarsıntılar meydana gelmeye başladı. 
 
Rusya, Sovyet çöküşünün ardından Sovyetoloji felaketinin ardındaki sebepleri anlamaya çalışmak yerine efsane yaratma çalışmalarına devam etti. Geniş düşünce akımları yelpazesi bile (karşılaştırmalı çalışmalar, transitoloji, ekonomik ve tarihi determinizm, liberal enternasyonalizm, neo conservatism, realizm) Rusya’nın post-komünist güzergahını tahmin veya açıklama konusunda başarısız oldu. Kim, bir Avrupa Konseyi üyesi ülkenin aniden Helsinki Antlaşması’nın ilkelerini ihlal edeceğini ve dünyayı çatışmacı gündemle alt üst edeceğini öngörebilirdi ki? 
 
Moskova, reformları durdurduğu ve AB’yi nasıl zayıflatacağını düşünmeye başlarken, Avrupa Rusya’yla olan “Modernizasyon için ortaklık” stratejisine devam etti. Kremlin ABD’yi nasıl zapt edeceğini tartışırken, ABD Moskova’ya bir “reset” teklifinde bulunmuştu. Batı topluluğu, Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna’yla olan savaşları, Suriye’deki gambiti ile şaşkın ve ABD’de 2016’da yapılan seçimlerde “Rusya faktörüne” tamamen hazırlıksızdı. 
 
Rusya demokrasisi, Yeltsin’nin liberal devrimi, Rusya’nın Batı’ya entegre olması ve Putin’in modern liderliği ile ilgili sayısız kitapların ve denemelerin yazarlarının günümüz Rusya’sı hakkındaki düşüncelerini sadece tahmin edebiliriz. Hepimiz yarattığımız yanılsamalardan payımıza düşeni almalı, sorumluluğunu üstlenmeliyiz.

Lilia Shevtsova: Chatham House (Londra) Araştırmacı Ortağı, Rusya ve Avrasya Programı muhabiri, Politolog.
 
Rus siyasi analistler özellikle aldatma konusunda çok iyiler. Bunu iki türlü yapıyorlar; hem politik sebeplerine uygun olduğu için bilerek, hem de bazı durumlarda bilmeyerek, çünkü belirli bir fenomenin onlardan ayrılıp ayrılmadığı çizgiyi anlamak genelde zordur. 
 
Peki, neden Batılı uzmanlar bu aldatmaları tekrar ediyor ve gerçekler açık seçik ortadayken Rusya’nın aktarılmasını istediği şekilde anlatılmasına izin veriyorlar?
 
Rus yanlışları kitabı 
 
Birkaç yıl geriye dönüp o dönemde Rusya hakkında ya akıl karıştırıcı ya da yanlış olan popüler görüşlere bakmayı öneriyorum.
 
Aşağıdaki kısa liste umuyorum ki Rusya hakkındaki yanlışların ve yanlış hükümlerin nasıl yaratıldığı hakkında bizleri düşünmeye sevk eder:
 
Medvedev’in başkanlığı “konsolidasyon aşamasından modernizasyona geçişi işaret ediyor… Rusya tarihinin en umut vaat eden dönemlerinden birine tanıklık ediyoruz.” Bu söylem Batı’nın öne çıkan politik zihinlerinden birine ait. Bir naiflik, anlama eksikliği veya herhangi başka bir şeyi yansıtıyor mu peki?
 
Medvedev “modernizasyon - demokratikleşme düşünce akımının en önemli temsilcisi” ve konumu da “Rusya politik evriminde bir mihenk taşı.” Bu düşünce de bir önceki maddedeki kişi kadar önemli birisine ait. 
 
Rusya’yla Ukrayna arasındaki savaşa sebep olarak: “AB bir bakıma Ruslarla maksimalist tutumlar aldı ve harekete geçti sonrasında ise Rusya alınıp kızdığında buna şaşırdı.” “AB Rusya’nın arka bahçesindeki en hassas yerlere girerek olayları hızlandırdı.” Yazarların bu konu hakkındaki görüşlerini değiştirmeleri umuluyor. 
 
Kremlin’in Suriye akını “Rusya’ya uluslararası arenaya agresif Büyük Güç olarak dönmesine olanak sağladı.” Kremlin’in amacı Rusya ve ABD arasındaki diyaloğu yeniden sağlamak ve Ukrayna’yı arka plana atmaktı. Suriye “projesi” Rusya’nın gücünü güçlendireceğine zayıflatmaya başladı.
 
Putin “Rus dirilişini” destekliyor.  “ Ι. Petro ne zaman mütevazi oldu? Katerina ne zaman mütevazi oldu? Mütevazilik hiçbir zaman oynadıkları rollerin bir parçası olmadı.” Putin’i Ι. Petro ve Katerina ile kıyaslamak epey bir hayal gücü gerektiriyor. Dirilişe gelince, Rusya’nın küresel GSYİH’daki 1,5’lik yüzdesi bu incelemeleri doğruluyor mu?
 
“Ruslar otokratik bir biçimde yönetilmeyi kabul ediyorlar.” Bunu görmek gerekiyor. Vladimir Putin’in başkanlık oylamasındaki zaferi ve oylarındaki bu hızlı yükseliş halkın ruh halinden ziyade devlet kontrol mekanizmasının toplum üzerindeki etkisinin göstergesidir. 
 
“Yabancıların çoğu Rusların ne kadar özgürlüğe sahip olduğunu görse şaşırır.” Açıklama 2012’de tam da Kremlin yeni bir baskı döngüsüne başladığında yapıldı. 
 
Bu liste böyle uzar gider fakat burada duracağım. Bu, kolektif bir kendini kandırma ile karşı karşıya olduğumuzun bir göstergesidir. 
 
Analitik hikâyemizin en ilgi çekici yanıysa daha düne kadar Batı’ya “Rusya’ya yardım etmesini” ve Kremlin’in gerçeklik olgusunu kabul etmesini söyleyen uzmanlar şimdi Rusya’nın düzeltilemeyeceğini ve daima Batı’nın düşmanı olarak kalacağı alternatif bir görüş öne sürmesi. 
 
Kısa süre önce AB’yi maksimalist tutumları ve Rusya’yı provoke etmekle suçlayan gözlemciler – özellikle İsveç, Polonya ve Baltık Devletleri gibi ülkeler – şimdi de Moskova’nın küresel ara bozuculuğu hakkında konuşuyor. 
 
Peki, bu iki gözlem de doğruyduysa Rusya’nın davranışının değişmesi neyle açıklanabilir? Açıklanamadığı halde her iki değerlendirme de ikna edici görünmüyor. Görüşleri bu kadar radikal bir şekilde değişirken Rusya’nın muhakemelerine güvenebilir miyiz? 
 
Algı oyunları başlıyor 
 
Günümüzde Rusya’nın anlattığı hikayenin hangi unsurları şüpheli? Her şeyden önce Putiniana söyleminin hem akademide hem medyada yayılması. 
 
Gözlemcilerin Rusya’yı Putin’le özdeştirmeye niyetleri olduğunu ve bundan dolayı da Putin’in psikoloğu rolüne büründüklerini iknaya çalışıyorlar ve hedef kitlesine en derin fikirlerini ve en gizli sırlarını anlatıyorlar. 
 
Hiç şüphesiz Putiniana Rus liderin egosunu tatmin ediyor ve dünyanın geri kalanına yüksekten bakmasına izin veriyor, fakat Kremlin’in politikasını, Rus rejiminin dayanıklılığını ve ya Rus toplumunun durumunu anlamamıza yardımcı oluyor mu?
 
Hayır, olmuyor! Putin’in psikanalistleri davranışlarını ve motivasyonlarını açıklamaya çalışırken ki öngörülerinde mütemadiyen yanıldılar. Ancak bu durum onları mantralarını1 söylemekten vazgeçirmedi. ''O dünyanın en güçlü lideri”, “Putin Rusya’yı anlıyor. Aynı zamanda dünyayı da anlıyor… Bizleri de çok iyi anlıyor” (Fareed Zakaria). “Dünyanın en nüfuzlu insanı kim? Benim oyum V. Putin’e”, “muhteşem… bir figür” (David Brooks). 
 
Batı’lı gözlemciler tarafından Rus liderine açıkça gösterilen bu hayranlık şaşkınlık uyandırıyor. Nasıl olur da “en güçlü lider” halkının yaptırıma uğramasına müsaade eder? Marjinalleşme gücü de yanında getirir mi? Rusya’nın izolasyonu, ekonomik sıkıntıları ve yaşam standartlarının düşüşünü ret etmek de Rus liderinin “görkeminin” bir göstergesi mi?
 
Batılı gözlemcilerin tıpkı 1930’larda Batılı yazarların Stalin’in karanlık gücüne çekildiği gibi, Kremlin’in karanlık gücüne çekilmeye devam ettiği izleniminden kaçınmak çok zor. Bernard Shaw, Theodore Dreiser, Romain Rolland, Mark Twain, Leon Feuchtwanger, André Gide gibi isimler dönemin Rus ve ya Sovyet otokratlarına odaklanmışlardı. Fakat bu gözlemciler ile günümüz Rusya izleyicileri arasında azımsanamayacak derecede fark var: bu yazarların Rusya İmparatorluğu ve ya SSCB’de yaşanan olaylara kısıtlı bir erişimleri vardı; günümüz Batılı gözlemcilerinin böyle bir bahaneleri yok artık. 
 
Batılı gözlemciler Kremlin’in gücünün büyüsüne neden bu kadar kapıldı? (Putin’in şeytanlaştırılması bile buna dahil.) Liberal demokraside hayal kırıklığına uğramalarının bir yansıması mı yoksa karmaşık sorulara alacakları basit cevaplarla avunabileceklerinin bir kanıtı mı? Sebebi ne olursa olsun bu etkilenme Rus coğrafyasını anlamalarını çarpıtıyor. 
 
Aşağıda Rusya hakkındaki popüler yanlış anlaşılmalara birkaç örnek daha belirteceğim.
 
“Rusya’nın politikası Rusların kendilerini zayıf ve tehlikede hissetmelerinin sonucu.” Objektif olarak baktığımızda doğal kaynaklar açısından zengin ve gelişmiş ülkelere bağlı olan bir ülke kendisini zayıf hissetmeli.  Ancak, Rusya’nın durumu ilginç: iktidar ekibi asimetrik kaynak dağılımını ve beraberinde getirdiği eksilerini kendi lehine başarılı bir şekilde çevirdi, geleneksel gücün eksikliğini başka yollarla telafi etti – öngörülemezlilik ve saldırganlık (şantaj, bilgi kirliliği, siber savaş). 
 
Dahası Batı, Moskova’nın bu kendine güveninin kandırılmaya istekli olmasıyla teşvik eder. Dolayısıyla Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’yla savaşının sebebi Kremlin’in kendisini zayıf hissetmesi değil kibri ve Batının Rusya’nın eylemlerine müsamaha göstereceğine olan inancıydı. Putin’in gelişini Batının siyasi sınıfıyla uzun yıllardır uğraşma deneyiminden kaynaklandığı varsayımında bulunanlar var.  
 
Kremlin ekibi günümüzde de Batının Rusya’yı zapt etme girişimleri karşısında kendisini zayıf hissediyor mu? 
 
Ben hissettiklerine dair iddiaya bile girerdim. Fakat Kremlin’in eylemlerinden yola çıkarak baktığımızda Rus siyasi sınıfı hala açıkça Batıdaki kurumları (en azından bazılarını) kurnazca yenmek ve birliğini bozmak istiyor. Avrupa’nın Trump Amerika’sıyla yaşadığı hayal kırıklığını Rusya ABD yaptırım rejimini zayıflatacak bir yol olarak görüyor. 
 
Alman Şansölye Angela Merkel ve Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Rusya’yı son ziyaretleri, Macron’un “Rusya’yı Avrupa’ya döndürme” mektubu, Rus Cumhurbaşkanının Avusturya, İtalya, Bulgaristan ve Macaristan’da sıcak karşılanması, AB yetkililerinin Rusya’nın dışlanmaması için yaptıkları çağrılar – tüm bunlar Vladimir Putin’in Avrupa sahnesine döndüğünün ve izolasyonun bittiğinin bir göstergesi. Fakat bu Moskova’nın başarılı bir Batı politikası izlediğinden değil Batının kafa karışıklığı ve bölünmüşlük yaşamasından kaynaklanıyor. 
 
Batılı analistler, Rusya’nın revizyonist duruşunun 2012 belki de daha geç ortaya çıktığı hakkında tartışıyor. “Rusya nasılda küreselleşiyor”, “ayak izlerini” Suriye, Venezüella, Nikaragua, Balkanlar,  Batı Avrupa’ya kadar her yerde görebiliyoruz. Ancak Moskova ABD ile olan rekabetini çok daha erken ilan etti; 2007 yılında Batı hâkimiyetinin sona erdiğini açıkladı. Bu sürecin ayak sesleri de 2003-2004 yılında duyulmaya başladı, yeni bir şey değildi!
 
Moskova Venezüella ile görüşmelere Hugo Chavez’in hükmündeyken, Gazprom’un 2004-2005 senelerinde ülkeye girişiyle başladı. (Bu “aşk ilişkisinin” 2009 yılında ABD’nin Rusya ile yaptığı reset’e engel olmadığını belirtmek gerekir) Nikaragua ise Rusya’nın on yıllardır ilgi alanındaydı. Balkanlar ve özellikle Sırbistan Rus etkisinin özel alanı olmaktan hiçbir zaman çıkmadı. Karadağ’a gelince, Moskova 2000’lerin başında orada da etkili olmaya başladı (2008 yılına gelindiğinde iş hayatının %32’si Rusların kontrolündeydi).
 
Moskova Avrupa’daki sağ ve sol kanat organizasyonlarını 10-15 yıldır destekliyordu. Dolayısıyla, Batı ortaklık arayışına girdiğinde ve Rusya’ya yardım çağrıları yaparken Rusya zaten “küreselleşmeye” başlamıştı. Rusya’nın küreselleşmesinin “ayak izini” fark etmemek veya Rus düşmanlığının 2012’de başladığını söylemek için önemli analitik noktaları görememek gerekiyor.
 
Popüler başka bir sav ise “Rusya Batıyla çatışma istiyor”. 
 
Hayır, tam olarak değil. Kremlin ülke içinde Rusya’nın etrafının düşmanlarla sarılı olduğu imajı vermeye çalışıyor; Rus toplumunu bayrağın etrafında toplamak için askeri vatanseverlikten daha etkili bir yol yoktur. Fakat iş dış ilişkilere geldiğinde Vladimir Putin son iki yıldır şaşırtıcı biçimde uzlaşıcı olmuştur. Görünüşe göre Kremlin Batıyla daha fazla çatışmayı engellemek için bazı aşağılamaları sindirmeye hazır gibi. 
 
Bu Kremlin'in yeni tevazuuna örnek mi? 
 
Buyurun: Rusya’dan Batının yaptırımlarına ciddi bir cevap yoktu; Moskova ABD ve İsrail’in Suriye’deki müttefiklerine karşı yaptığı saldırılara bir tepki göstermedi; ABD Suriye’de yüzlerce Rus askerini bombalayınca ziyadesiyle sessiz kaldı; Erdoğan’ın Rus Karadeniz petrol boru hattı projesini zayıflatmasına sessiz kaldı; Alman Şansölye Angela Merkel’in baskısıyla Putin Avrupa’ya doğal gaz sevkiyatının Ukrayna üzerinden devam edeceğine söz verdi. Kremlin’in bu sessizliği “Putin Rusya’ya ihanet ediyor!” diye bağıran Rus milliyetçileri ve emperyalistlerin tepkisini çekti. 
 
Rus elitleri ve oligarklar Kremlin’in Batının yaptırımları karşısında onları korumaya hazır olmadığını gördüğünde hayal kırıklığına uğramalıydı. 
 
Kremlin, Deripaska ABD ‘den darbe aldığında alüminyum imparatorluğunu kaybederken; Vekselberg’in 1 milyar İsveç Frank’ı İsveç bankalarında dondurulurken;  Rus para birimi için adeta bir cennet olan Kıbrıs offshore şirketleri kapatmaya başlarken; Londra Roman Abramoviç’in vizesini ret ederken; Birleşmiş Krallık ülkede taşınmaz sahibi 130 Rus vatandaşına gelir soruşturması açarken sessizliğini korudu.
 
Elbette ki Kremlin’in misillemesinden bir iz olmaması  geri çekildiği anlamına gelmiyordu, bu Kremlin’in Batı ile kazançlı, yararlı bir diyaloğa yeniden başlamaya istekli olduğunu gösteriyordu. Üstelik Putin ve ekibi Batı ile çatışmaktansa diyaloğun Rus sisteminin hayatta kalması için daha fazla olanak sunduğunu anlıyor. 
 
Kremlin Rus toplumundaki ruh halini de değiştirmeli. Rus dış politikası temel ilkelerinden birini kaybediyor: anti-Batılı mobilizasyon.  Ankete katılanların %39’u Cumhurbaşkanının yaşam standartlarını iyileştirme üzerinde çalışması gerektiğini belirtirken sadece %5’i Putin’in Rusya’nın Dünya arenasındaki yerini güçlendirmesi ve düşmanlara karşı Rusya’yı koruması gerektiğini belirtmiş ve %2’lik bir kesim ise güvenlik sorunlarının Cumhurbaşkanının ana konusu olması gerektiğini söylemiş. 
 
Bir başka ankette ise katılanların %59’u Rusya’nın dış politikadaki ana konusunun “Rusya’nın barış ve güven ortamı içinde var olması garantisi” olması gerektiğini düşünürken %19’luk bir kesim ise ABD ile bir çatışma istiyor, %14’luk bir kesim ise Rusya’nın küresel alandaki etkisinin genişlemesini destekliyor. Rus toplumu o kadar da agresif görünmüyor! Yakın zamanda yapılan bir ankette ise katılımcıların %54’ü Batı ile ilişkilerin güçlenmesi gerektiğini belirtmiş (%28’lik bir kesim ise Batı ile mesafenin korunması gerektiğini belirtmiş).
 
İşte Rus ve Batılı uzmanlar tarafından desteklenen bir başka aksiyon: “Rusya’nın büyük güç statüsü Rus kimliğinin çekirdeğidir”. Gerçekten de Rusların kendi ülkelerini normal bir devlet gibi düşünmeleri de pek alışıldık olmazdı. Ancak, Rusların bakış açısıyla “Büyük Güç” statüsünün evrimini görmeliyiz. Ülke bu konuda ayrışmış vaziyette: %42’lik bir kesim Rusya’yı dünyanın korktuğu büyük bir güç olarak görmek istediğini söylerken; %56’lık kesim Rusya’yı halkın refahını garanti eden büyük bir güç olması gerektiğini fakat dünyanın en güçlü devletleri arasında olması gerektiğini düşünmediklerini belirtmiş.
 
Batıya kıyasla Rus toplumundaki bilişsel farklılık büyük ölçüde Rus siyasi sınıfının kontrol altına almak istediği bir bölünmeden kaynaklanıyor: Batıya karşı kararlılık ve Batıyla birleşme. Bir noktadan sonra Kremlin’in diğer tarafı “Yeni Bir Pazarlığa” ikna etmek için geleneksel hile yöntemine başvurma ihtimalini de göz önünde tutmak gerekir. Ancak Kremlin, çatışmacı duruşunun sınırlarını ve askeri vatanseverlik yoluyla kendini meşrulaştırmakla ilgili artan sorunları anlıyor gibi görünüyor. 
 
Kremlin’in temel amacı, Rusya’nın Batı kaynaklarına erişimini meşrulaştıracak ve Rus bireysel güç sistemine de yeniden enerji verecek olan Kırım’ın ilhakından önceki duruma dönmektir. Fakat her hangi yeni bir “normallik” duruma bağlı olarak değişecektir: er ya da geç sistem küresel etkisini genişletmeyi bir kez daha dener; çünkü bu, sistemin var olma yoludur. Bu var oluş yöntemi Batı için çözülemeyen bir meydan okuma hali yaratır: ne çevreleme politikası ne de işbirliği Rus bireysel güç sistemini dünya düzeni için Batının vizyonunu kabul etmesi için zorlayamıyor. 
 
Birkaç efsane daha hala devam etmekte. Uzmanlar Rusya’yı Büyük Avrasya Galaksisinin merkezi olarak tartışmaya devam ediyor. Jeopolitik ve Avrasyacı proje Rusya’da neyi geliştireceğini bilemeyen analistler için birer kaçış kapısı olmuştur. Ancak Ukrayna’nın Avrasya teknesine atlaması, Belarus, Kazakistan ve Özbekistan’ın da Batıyla ilişkilerini canlandırma ve Çin’le gündemi takip çalışmalarıyla birlikte Avrasyacı Proje ivme kaybetti ve Moskova projeyi geri plana itmeye mecbur kaldı. Çok az değeri olan bir şey için çok fazla çaba sarf edildi! 
 
Rusya için yeni bir Küresel proje bulmaya çalışanların ürettiği bir başka fikir ise “Çin-Rus anlaşması”. “Batı tarafından ret edilen Rusya Çin’e döndü ve başlıca ortağını buldu” – bu söylem adeta bir şarkı gibi Kremlin yanlısı rus analistlerin diline pelesenk oldu ve Batılı gözlemciler de melodisine aldandı. Bu arada, Çin’in iddialı “Yeni ipek yolu” projesi (şimdiki adı “Bir Kuşak Bir Yol”) ile Avrasya Ekonomik Birliği’nin “iç içe geçme” çabaları da bir başka hile olarak görülebilir. Bu “iç içe geçme” ancak ve ancak Çin’i Batıya bağlayacak altyapıyı geliştirmesine yardımı olacaksa gerçekleşebilir. 
 
Peki Rusya Çin’e “köprü” olarak hizmet etmeye hazır mı? Hiç sanmam! Çin kendisine “köprü” isterken Putin’in Kremlin’i Rusya’yı tam tersi istikamete yönlendirmek istiyor ve bu da bu “iç içe geçmeyi” kavramsal bir karmaşaya çeviriyor. Üstelik, Çin neden gücünü kaybeden Büyük Gücün şöhretini yükseltmek için bir zahmete girsin ki?
 
Bir örnek daha “Rusya totaliter bir rejim oluyor”. Gerçekten de mevcut Rus rejimi baskıların kapsamını ve sayısını arttırıyor. Ancak rejim başarılı bir şekilde Rusya’yı totaliterliğin içine itebilir mi? Şüpheliyim. Rusya Komünizm gibi birleştirici bir fikirden yoksun, Batıya entegre olmuş ve küreselleşen dünyada yaşamaya alışkın olan elitlerin sadakati ise kırılgandır. Bunlar Rusya’nın totalitarizme olan iştahını sınırlıyor. Kuralları reddeden gelişmiş bir çürüme durumunda olan otoriter bir rejimin, kendi toplumu ve bir bütün olarak dünya için daha tehlikeli olabileceği de bir gerçek. 
 
Son olarak, Batı siyasi topluluğunun bir başka favori eğlencesi: Rus-Batı ilişkilerinde yeni bir “denklik” bulma çabaları. 
 
Henry Kissinger’in 2016’da yaptığı son Moskova ziyaretinde de dediği gibi “Rusya her hangi yeni bir küresel denkliğin önemli unsuru olarak ele alınmalıdır.” Fakat nedir bu “denklik”? Sanırım az ya da çok yapıcı ilişki demek. Yeni denklik, uzmanların tartıştığı gibi “Sovyet sonrası alana yayılmayı durdurmak için NATO’ya güvenmek” olabilir mi? Herkese NATO’nun Rusya sınırlarına doğru yayılmasının durması onun liberal demokrasilerle olan ilişkilerini kesinlikle önlemeyecektir.
 
Rus – Batı ilişkilerinin düşmanca doğası her hangi bir denklik arayışını zor bir görev haline getirmektedir. Her iki tarafın da aynı kuralları kabul ettiğini varsaydığımız denklik durumunun Rus sistemi kuralların farklı yorumlanmasında ısrar ettiği sürece imkânsız olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. 
 
Bir “denklik” durumu kurmak yerine Rusya ve Batı düşmanlık ve işbirliği arasındaki dengeyi daha iyi sağlamayı öğrenmeliler. Eğer amaçları karşılıklı güvensizliklerini ve ilkelerin yorumlanmasındaki anlayışlarının farklılıklarını dondurmaksa işte o zaman başarısız olurlar. 
 
Şimdiden sesleri duyar gibiyim: “Fakat bu Rusya’nın düzeltilemeyeceği anlamına geliyor!” bu doğru değil. Biz Rusya’dan değil süresi dolmuş militarizm ve Büyük Güç saldırganlığını temel alan Rus sisteminden bahsediyoruz – radikal bir şekilde değişmesi gereken şey sistem.  Ancak, Rus toplumunun evrimi, elit kesimde dâhil, liberal medeniyete düşmanlığın değişmez bir karakteristik özellik olmadığını gösteriyor. 
 
Uzman topluluklarının (hem Batılı hem Rus) hala Rus tablosunun çok renkli doğasını ve tartışmalı noktalarını anlamaları gerekmektedir. Her iki taraf da, çatışmacılar ve uzlaşmacılar, Rusya gerçeğinin belirli noktalarını betimliyor. 
 
Bu belirli noktaların incelenmesiyle oluşan yanlış anlamalar sadece Batının Rusya ile olan politikasını küçümsemekle kalmıyor aynı zamanda Kremlin ve Rus elit tabakasını da Batının niyetleri konusunda yanlış yönlendiriyor.  
 
Son gelişmeler kanıtladı ki, Rusya’nın uluslararası arenada ki eylemleri sadece iç gündemle belirlenmiyor, Kremlin aynı zamanda Batının Rusya ve Cumhurbaşkanı Putin hakkındaki görüşlerini de dikkate alıyor. Bu algılamalar, Kremlin’e Batının Rusya politikasında uzlaşmacı bir tutum sergileyeceği kanaatine varmasını sağlamıştır. 
 
Her iki taraf da – hem Rusya hem Batı – yanlış anlaşılmalarının bedelini ödedi. Eğer Rus sisteminin mantığını çözemez ve Rus toplumunda ki ruh halini dikkate almazlarsa yeniden bu bedelleri ödeyecekler. 
 
 
1-mantra - özellikle hukukta veya motivasyon için genellikle tekrarlanan söz veya söz öbeği
 
 
 
 
Çeviri: Tsey Jane
 
Cherkessia.net, 8 Eylül 2018

Bu haber toplam 3996 defa okundu.


hapi cevdet

RF silah, doğal gaz ve petrol ihraç ediyor. Silah ve petrolde üstünlüğü yok, başka tedarikçiler var, ABD, Çin, Almanya, Fransa, vb. RF ekonomisi ABD teknolojisi ile yarışa kalkışırsa batar,

Sovyetler dönemindeki boyun eğmiş bir nüfusu yok, halkın dış iletişimi çoğalmış. Doğalgazda ise Azeri ve Türkmen gazı devreye sokulmaya çalışılıyor. Hangi açıdan olursa olsun RF, Sovyetler dönemindeki gibi kükreyecek durumda değil, o duruma da gelemez.

2000'li yıllarda Putin ve Erdoğan başa geldiler ve yönetimlerini giderek otoriterleştirdiler. Rusya sınır aşırı yayılma ve ilhak hareketlerine girişti. RF ve Türkiye sınır ötesi Suriye işlerine karıştılar ve askeri hareketlerini sürdürüyorlar. Bunun maliyeti kuşkusuz basit olamaz. Her iki ülkede de ekonomik koşullar olumlu sinyaller vermiyor.

Bu gibi durumlar elbette sürdürülemez. Tek çıkış yolu milliyetçi, militarist ve yayılmacı politikaları terk etmekte ve demokrasiye dönüşte aranmalı.

RF Akdeniz'e inmek ve Suriye'de askeri üs edinmekle ne elde edebilir? Bunun ekonomiye bir getirisi olacak mıdır? Asla olmayacaktır.

15 Eylül 2018 Cumartesi Saat 18:15
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net