Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yeni Dönem Bize Yeni Sorumluluklar Yüklüyor
20 Eylül 2020 Pazar Saat 13:32
Yeni dönem ve onun getirdiği değişim, bize, sorumluluk ve sorunlarımızı objektif bir düzlemde yeniden ele alma ve değerlendirme olanağı sağladı. Biz de, tarihçiler olarak, yeni olanaklara kavuştuk (1).
 
Ancak sağlanmış olan bu yeni olanakları yeterince değerlendirebildiğimizi söyleyebilecek durumda da değiliz. İşin bu noktasında Çehov'un bir öyküsündeki bir tipe değinmeden edemeyeceğim. Toprak sahibi soylu efendi, kölesine “Artık özgürsün” diyor. Köle sevinecek yerde ağlamaya başlıyor. Çünkü "efendisiz" yaşamaya alışmış değildi. Her şeyi efendisine sorup yapmaya alışmıştı, peki şimdi belirecek işlerin altından bir başına nasıl kalkacaktı?
 
Biz de şimdi, bu yaşlı köle gibi şaşkınız ve ürkek adımlar atmaya çalışıyoruz, nasıl davranmamız gerektiğini bilemiyoruz. Çünkü hep emir almaya ve yönetilmeye alışmışız. Bir işi kendi girişimimizle, kendimiz yapacak düzeye gelmemişiz. Bir girişimde bulunmak için bize ne yapacağımızın söylenmesini bekleyip duruyoruz. Kendine güven diye bir şeyimiz kalmamış.
 
Kafkasya'ya ilişkin araştırmalar
 
Kuzey Kafkasya halklarının 19'uncu yüzyılın ilk dönem yaşamına ilişkin önemli belgeler Rus askeri arşivlerinde depolanmış durumda. İmparatorluk yönetiminin, sömürge savaşlarını yürütürken halkımıza ilişkin bazı bilgi ve gereçlerden yararlanmış olduğu kuşkusuzdur. Sözünü ettiğimiz o dönemin tarihçileri tarafından Kuzey Kafkas halklarına ve bu arada Adıgelere ilişkin olarak yazılmış yazılar hiç de az değildir. Dönemin en ünlü yazarlarından S. M. Bronevski, G. V. Novitski, K. F. Stal, L. Y. Lyule, F. F. Tornav, N. İ. Karlgof ve H. L. Kamanev'in yazıları önemlidir. Halkımız üzerine Kaz 
Girey (Къаз Джэрый), Han Girey (Хъан Джэрый), Negume Şore (Нэгумэ Шорэ), Sultan Adil Girey, Kalembi ve daha başka Adıge asıllı kişilerin yazdıkları da önemlidir.
 
Han Girey'in 1836'da yazdığı ve İmparator I. Nikolay tarafından yasaklanan "Zapiski o Çerkesii" (Записки о Черкесии /Çerkesler Üzerine Notlar) başlıklı yazısı, Negume Şore'nin 1843'te yazdığı "Adıge Halkının Tarihi" (Adıge narodım yıtxıde) adlı yapıtı ve "Zakavkazskiy vestnik" (Transkafkasya Bülteni)  gazetesinde 1847'de yayınlanan bir başka yazısı da çok önemlidir.
 
Dış ülkeler yazarlarınca yazılmış olan yazılar da kuşkusuz önemlidir. Bu yazarlar arasında Bell, Longworth, Klaporth, Taitbout de Marigny, Dubois de Montpereux ve K. Koch gibi adlar sayılabilir. Bu kişiler Adıgelerin yaşamına ilişkin ilginç şeyler yazdılar.
 
Adıgelerin o dönemlerde var olan toplumsal ilişkileri ve o dönem Adıge feodal toplum yapısı içinde oluşmakta olan bazı ataerkil özellikler Bronevski, Novitski ve Han Girey tarafından açıklanmıştır. Söz konusu yazarlardan, örneğin Karlgrof ile Lyule, Adıge soy ailesi içinde gerçekleşmekte olan demokratik dönüşümlere değinmişlerdir.
 
Adıge kabile topluluklarındaki geleneksel yapının değiştirilmesi gerektiği konusunda Han Girey ilginç önerilerde bulunmuştur. Önerilerini “Polojeniya obupravlenii gorskimi narodami” (Положения обуправлении горскими народами/ Dağlıların yönetimine ilişkin düzenleme yapma gereği) adlı çalışmasında ortaya koymuştur. Buna göre Adıge toplumunun yapısında idari bir reforma gereksinim vardır. Söz konusu çalışmanın tarihsel anlamda çok değerli bir belge olduğu kuşkusuzdur. Bunun Kafkasoloji çalışmalarının gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Adıge tarih yazımı başlangıcının bu yazılara dayandığını söyleyebiliriz.
 
Ancak Han Girey’in yazdıklarının tamamını olumlu ve yerinde olarak da göremeyiz. Çünkü o İmparatorluk Ordusunun bir subayı idi ve Adıgelerin etnik temizlik yoluyla topraklarından çıkartılmaları çalışmalarına olanca gücüyle destek veriyordu.
 
Bu arada İngiliz Bell’in (2) yakalanması için görevlendirilmiş olan kişi de Yaver Albay Han Girey idi. Bell’i yakalama görevi, soydaşlarından kolaylıkla muhbir ve işbirlikçiler bulabileceği değerlendirmesiyle ona verilmişti. Ayrıca yabancı ajanları yakalayacak kişilere, kişi başına bin ile iki bin arasında değişen gümüş Ruble ödeme yetkisi de Han Girey’e tanınmıştı.
 
Kafkas Savaşı ve Çerkes yaşamı  
 
Çerkes tarihinin değişik yönlerinin aydınlatılması gibi konularda Y. D. Felitsin, P. P. Korolenko, İ. N. Klingen, O. V. Markgraf ve A. N. Diyaçkov-Garanov gibi bilim insanlarının da katkıları olmuştur.
 
Kafkas Savaşı sırasında, Adıgelerin toplumsal yaşamına ilişkin olarak yapılmakta olan çalışmalarda bir duraklama/ değişim durumu yaşandı. Çünkü yönetimin amacı değişmişti. O dönemdeki Rus burjuva ve soylu Kafkasologlara verilmiş olan görevin içeriği, Adıgelerin ekonomik ilişkilerinin geri ve çarpık temeller üzerinde kurulu olduğu propagandasına destek sağlamakla sınırlıydı. Savaşın şiddetlenmesi oranında, Rus burjuva tarihçilerinin görevi, Çerkeslerin vahşi, kötü ve yağmacı kişilerden oluşma bir topluluk olduğunu yükselen perdelerden seslendirme işine dönüştürülmüştü. Bu kişiler halkımızı/ Adıgeleri tarım ve hayvancılık yapma yeteneğinden yoksun, sanatsal becerisi bulunmayan, geri, durmadan komşularına saldırıp duran, yağma ve çapul peşinde koşan ilkel bir topluluk biçiminde göstermeye çalışıyorlardı. Bu burjuva tarihçilerinin görevi Dağlıların adi ve sıradan kişiler olduklarını, yine de kültürlü Rusların merhameti ve yardımları sayesinde ayakta kalabildiklerini göstermek, İmparatorluğun bu türden insanları ezmesi, ezdiği için de hoş görülmesi gerektiğini savunmak ve kamuoyunu buna inandırmak idi. V. G. Garanov’a göre, İmparatorluk rejiminin egemen sınıfları kendi çıkarlarına yönelik bir konsept (görüş) oluşturmuşlardı. Bu konsepte göre, Kafkas Savaşı’nı başlatmış olanlar, aslında Dağlıların kendileridir. Dağlılar sık sık Rus köylerini basıyor, Rus hükümeti de önlem alma ve güvenlik kaygısıyla Çerkeslere karşılık vermek zorunda “kalıyordu”.
 
F. Şerbina ve N. F. Dubrovin gibi Kuban Kazak Ordusu tarihçileri de Adıgelere ilişkin olumlu olmayan şeyler yazmışlardır. Dubrovin’e göre, “… Adıgeler bir yerlere saldırmadan ve bir yerleri yağmalamadan rahat edemezler”. Yine de şanslı sayılırız, çünkü Rus tarihçileri içinde farklı şeyler yazmış, İmparatorluğun sömürgeci ve şovenist “hastalıklarına” yakalanmamış olanlar da vardı. Bu tarihçilerden biri olan S. M. Bronevski, “Noveyşe geografiçeskii istoriçeskie izvestiya” (Hовеище географическии исторические известия / Tarihi ve coğrafi son haberler) adlı yazısında Adıgelerin değerli sanatsal yapıtlar üretmekte olduklarını kanıtlarıyla gösterdi. Adıge yaşamı, gerçekçi bir biçimde G. V. Novitski’nin “Geografiçesko-Statiçeskoye obrozrenie zemli, naselennıx narodom Adehe” (Географическо-Статическоеобозрение земли, населенных народом Адехе/ Adıge halkının yaşadığı toprakların Coğrafi-Statik yorumu) ve K. F. Stal’ın “Etnografiçeskiy oçerk çerkessko gonaroda” (Этнографический очерк черкесского народа/ Çerkes halkının etnografik yapısı) adlı çalışmalarında da ortaya kondu.
 
Adıgelerin sosyal ve ekonomik durumuna ilişkin yazılar İngiliz Urquhart’ın “Portfolio” dergisinde de yayımlanmaktaydı. Çerkes yaşamını yakından incelemiş olan N. Klingen şöyle yazmıştı: “Çerkeslerin kötü kişiler oldukları söylenir, ama kötülük yapanlar ve saldırgan olanlar soylu sınıfından (пщы-оркъ) olanlardır. Halkın çoğunluğu tarım, hayvancılık ve el sanatları yoluyla geçimini sağlayan kişilerden oluşmaktadır”.
 
Kafkas Savaşı üzerine yazılmış olan yapıtlar içinde en önemli gördüklerimiz A. P. Berje, N. F. Dubrovin, K. A. Borozdin, M. İ. Venyukov, P. P. Korolenko, G. V. Novitski, N. F. Federov, F. Şerbina ve Y. D. Felitsin’in yazdıklarıdır. Sovyetler döneminde konu, G. A. Dzagurov, M. S. Totoyev, N. A. Smirnov, V. P. Nevskaya, A. H. Kasum, T. H. Kumuk, B. M. Djıme, H. O. Laypanov ve G. A. Dzidzariya tarafından işlenmiş ve geliştirilmiştir.
 
Adıgelerin göçü ve Kurtuluş Savaşı
 
Kafkas Savaşı sonunda, Adıgelerin öz anayurtlarından çıkartılarak dış ülkelere sürülmeleri olayı, İmparatorluğun mutlakıyet dönemi tarihçileri tarafından kendi sınıfsal konumlarına uygun düşecek tarzda açıklanmak istenmiştir. Kafkas Savaşı ile Adıgelerin ülkelerinden çıkartılmaları olayının yeterince incelendiğini ve bu gibi konularda kuşkuya yer kalmadığını öne sürenler vardır. Ancak bir araştırmacı her türlü olasılığı (olguyu) dikkate almakla yükümlüdür. Bilimsel açıdan her bir olasılığın ve her bir olgunun derinlemesine incelenmesinde gereklilik vardır.
Bilimsel literatürde sık sık başvurulan ve önem taşıyan ana bakış açıları ve kavramlar üzerinde biraz olsun durmak istiyorum. Kişisel kanaatime göre, Kuzey Kafkasya’da yürütülmüş olan ulusal kurtuluş hareketlerini incelerken, anti-kolonyal ve anti-feodal hareketler birlikte ele alınıyor ve aynı kapsam içine sokuluyor. Bu tutum doğru olabilir mi? Bir düşünelim. Hareketin adını tam ve doğru olarak koyacak olursak, bize göre, bu kavram içinde yer alan “anti-feodal” eki bir fazlalıktır ve atılması gerekir. Feodal sınıfın iki yönlü bir mücadele verdiği söyleniyor: Soylu (feodal) sınıfı Rus ordularına karşı savaşırken, bir yandan da köle sınıfını (pşıł/щпылI) eziyordu, deniyor. Böyle bir şey olamaz.
 
Adıge topraklarına saldıran Rus ordusuna karşı koyan Adıgelerin başında sömürücü feodal sınıfın bulunduğu doğrudur. Ancak yurdu ve bağımsızlığı korumak için verilen direnişe tüm toplum katmanları katılmaktaydı.
 
19’uncu yüzyılda Kuzey Kafkasya halklarının Rusya’ya karşı verdikleri mücadele, çok sayıda değişik ve karmaşık olguyu bir arada içermektedir. Mücadele süresince çok sayıda devletin amacı ve çıkarı karşı karşıya gelmiştir. Rusya, Türkiye ve İngiltere, bu üç ülkenin her biri kuşkusuz kendi çıkarı peşindeydi. Direnen taraf olarak savaşa katılan halklar da aynı biçimde kendi çıkarlarını savunmaktaydılar.
 
Yukarıda sunduğumuz açıklama ve örneklerden de anlaşılacağı gibi, bazı yazarlar derinlemesine bir araştırma yapmadan ve görüşlerini sağlam temellere oturtmadan kolay yargılara varıyorlar, Rusya’yı sorumlu görmüyor, "Kuzey Kafkasya’da akıtılan kanın ve Adıgelerin ülkelerinden atılmaları olayının sorumlusunun Rusya olmadığı, Dağlıların kendileri, İngiltere, Türkiye, egemen-feodal sınıflar ile din adamları olduğunu” öne sürüyorlar. Bütün bu ileri sürülen görüşlere karşın, biz, savaşın sonucu olarak Adıgelerin ülkelerinden sürülmeleri olayının esas sorumlusunun İmparatorluk Rusya’sı olduğunu söylüyoruz. Adıgelerin ülkelerinden çıkartılmaları olayında İngiltere ve Türkiye’nin sorumlu tutulamayacaklarını da söylüyoruz. Zor duruma düşen halkların dış yardım arayışları içine girmeleri doğaldır.
 
Ülkelerinden çıkartılmış olan Çerkeslere yardım edilmiş olduğu da doğrudur. Örneğin Türkiye’de bulunan bir kuruluş, Türkiye’ye yerleşenlere yardım ediyordu. Sözgelişi Sultan Abdülaziz Türkiye’ye göç eden Dağlılara 1864’te 5 milyon kuruş (Rus parasıyla 1 milyon ruble) para yardımında bulunmuştu.
 
Göç olayında dini etkenler
 
Adıgelerin  Türkiye’ye göç etmelerinde, dinsel etkenin temel etken olduğunu ileriye sürenler de vardır. Bu görüş, bana kalırsa inandırıcı değildir. Adıgelerin başına gelen feci göç olayını dini nedenlere dayandırmak doğru olmaz. Bir dinsel etkilenme olmadığını söylemiyoruz. Ancak Adıgelerin başına gelmiş olan bu boyutta bir felaketi dinsel nedenlere dayandırmaya kalkışmak, gerçeklerden ayrılmak olur. Bir de şöylesine bir soruyu yanıtlamak gerekir: Peki, Dağıstanlılar niye Türkiye’ye göç etmediler? 9’uncu yüzyılda İslâm’la tanışan Dağıstan’da üstelik bir şeriat (dini hukuk) düzeni de vardı. Din, Adıge toprağında Dağıstan’daki ölçüde etkili (köklü) değildi. Adıgeler İslâmiyet’i 17 ve 18’inci yüzyıllarda kabul etmişlerdir. R. Fadayev’in “Şestdesyatlet kavkazskoy voynı” (Щесдетятлет кавказской войны / Kafkasya’da altı yıl savaşı) adlı yazısında Adıgelerin İslâm dininin “aşıklısı”   olmadıkları belirtiyor. Dubois de Montpereux da  “Müslüman olanlar Adıge köy beyleridir (pşı)… Sıradan, halktan kişiler hala çoktanrılı (thabe/ politeist) eski dinlerine bağlıdırlar” demektedir. Aynısını Karlgof da yazmıştır. Sıradan Adıgelerin arınmış/ oturmuş bir dine bağlı olmadıklarını, Hıristiyan ve politeist inanç izleriyle İslâmi özelliklerin bir arada yaşandığını yazmıştı Karlgof.
 
Folklor ve edebiyat araştırmacıları ile o dönem insanlarının tanıklıkları, tarihçi ve etnograflar, Batı Kafkasya’da sağlam bir Müridizm (3) için gerekli bir temelin bulunmadığını yazıyorlar.
Göç olayında soyluların payı
 
Adıgelerin ülkelerinden ayrılıp Türkiye’ye göç etmeleri olayının politik, ekonomik ve etik (ahlaki) nedenlerini ele alan ilk kişi, bir tarihçi ve Kafkasolog olan A. P. Berje’dir (1828-1886). Berje’ye göre, Rusya’da toprak köleliğinin kaldırılması üzerine, zengin Dağlılar kölelerini yitirme kaygısıyla Türkiye’ye göç etmeye başladılar. Bu tür kişiler kandırdıkları ve yanılttıkları bilinçsiz kişileri de yanlarına alıp göç ediyorlardı. Berje, bazı bölgelerden yapılmış olan göçleri böylesine nedenlere bağlarken, toplu Dağlı göçlerinden Kont Yevdokimov’un katı politikasını sorumlu görmektedir. Kont Yevdokimov’un Kafkas Ordusu Karargah Başkanı General Kartsev’e göndermiş olduğu 25 Temmuz 1862 tarihli bir yazısında şu dizeler yer almaktadır: “… Dağlıların Türk topraklarına gönderilmekte olmaları, her iki tarafın da yararına olan bir şeydir. Dağlılar zor koşullar altında yaşamaktan kurtulup rahata kavuşmuş olacaklar, biz de Batı Kafkasya’nın kolonizasyonunu engelsiz gerçekleştirme olanağını elde etmiş olacağız”.
 
Dağlıların Türkiye’ye göç etmeleri işinin hızlandırılması amacıyla General M. T. Loris-Melikov 1860’da İstanbul’a gönderilmişti. Görevi, topraklarını terk edecek olan Dağlıların Türkiye’ye kabul edilmemeleri durumunda, Rusya’nın karşılaşacağı sorunun büyüklüğü konusunda İstanbul’daki Rus Büyükelçisi Prens A. B. Lobanov-Rostovski’yi uyarmak ve bilgilendirmekti.
 
Berje’nin belirttiğinin aksine, köle sahibi Dağlıların Türkiye’ye göç etmeye, daha doğrusu göç ettirilmeye başlanması olayı, Rusya’da serfliğin  kaldırıldığı 1861 yılı öncesinde başlamıştır.
Adıge soylularının Adıgelerin Türkiye’ye göç ettirilmeleri olayında kuşkusuz bazı rolleri olmuştur. Kanıtları da vardır bunun. Örneğin Rus yönetimince soylulara ait olan bazı toprakların soylulardan alınıp Kazaklara verilmeleri gibi durumlar üzerine, bazı soyluların da bir tepki olarak topraklarının tümünü terk edip derledikleri kalabalık köylü kitleleri ile birlikte Türkiye’ye göç ettiklerini de biliyoruz: Camırze Orıl, Hatohuşoko İndar, Kudeynet Kurğoko ve Haćaşe Astemirko bu tür tepkiler nedeniyle göç etmişlerdir. Bu arada Kabardey yöresi Adıgelerinin Türkiye’ye göç etmelerine yol açacak ölçüde ciddi nedenler bulunmadığını ve Kabardeylerin savaş içinde olmadıklarını belirtmemiz gerekir. Oysa Batı Kafkasya’da durum çok farklıydı. Burada savaş vardı. Şapsığ, Natuhay (Нэтыхъуай) ve Abzahların (Абдзах) beyleri (pşı) yoktu. Yönetim köy muhtarlarının (starşina) ve vorkların elindeydi. Bu kişiler göçe öncülük etmiş değildirler. Bu nedenle göç ya da “hacret” (göç) olayında varlıklı ve sömürücü kesimi suçlamanın bir dayanağı yoktur. Bilindiği gibi, 1796 yılında yapılan Bzıyıko Savaşı (Бзыикъо зау) ve benzeri daha başka olaylar nedeniyle Batı Kafkasya’da soylu sınıfının etkinliği azalmıştı.
 
Adıgelerin düze indirilmeleri ve sürgün olayı…
 
Adıgelerin başına gelmiş olan yıkımı, Adıgelerin bulundukları dağlık bölgelerden ayrılıp Rus hükümetince kendilerine gösterilen düz yerlere yerleşmeyi kabul etmemiş olmaları gibi nedenlere bağlayan yazarlar da vardır. Bu görüşün de dayanaksız olduğu, General Yermolov’un Karadeniz Kıyı Hattı Komutanı General Vlasov’a gönderdiği bir yazıdan yeterince anlaşılmaktadır. Yazıda şöyle denmektedir: “Bir köy halkı ya da bir soy ailesi, bütün halinde tarafımıza geçip yerleşmek isterse, kabul etmeyiniz, onları parçalayınız”. Bu sözler ayrıca yorum gerektiriyor mu? Adıge Bilimsel Araştırma Enstitüsü araştırmacılarından P. O. Autle’nin (П. О. Аулъэ) “Стамбул икIыжьыр анахьэу къызхэкIыгъэр” (Türkiye’ye Göçün Oluş Nedeni, Ana Kaynağı) adlı yazısında (bkz. Зэкъошныгъ, no. 4, 1989), Adıgelerin öz anayurtlarını bırakıp yabancı ülkelere göç etmelerine yol açan nedenler derinlemesine değerlendirilmektedir. İnceleme yazısında yazar, bilim insanlarının konuya ilişkin farklı yaklaşımlarını ele alıp bir sonuca ulaşmaya çalışmıştır. Bu sonuca göre, Adıgelerin çok sevdikleri topraklarından ayrılmalarının ana nedeni Rus İmparatorluk rejiminin Adıgelere yönelik olarak yürüttüğü silahlı sömürgeci savaşı politikasıdır.
 
“1864’te Kuban oblastında  silahlar sustu. Dağlılara  karşı verilen ve yıllarca sürmüş olan savaş sona erdi. İmparator’un kardeşi Grandük Mihail Nikolayeviç’in silahlı güçleri Batı Kafkasya’yı ele geçirdiler. Yöreye dışarıdan getirilen insanlar   yerleştirildi ve bu topraklar ‘Kuban Ordusu Yönetimi Bölgesi’ içine alındı”. Bu sözler de P. P. Korolenko’nun 1896’da yayınladığı ve Kuban bölgesini (oblast) ele alan bir inceleme yazısında yer almaktadır.
 
Dağlıların topraklarından sürülmeleri olayını trajik bir olay olarak karşılayan L. S. Liçkov, 1904’te yazdığı bir yazısında “Dağlıların topraklarından kovulmaları ve yok edilmeleri savaş nedenine dayanmaktadır” (Oçerki iz proşloga Kavkaza i nastoyaşego/ Очерки из прошлого Кавказа и настоящего/ Kafkasya, Geçmişten Günümüze Bir Deneme, M., 1904).
 
N. S. Başenov’un 1914’te Tiflis’te yayınladığı “Batı Kafkasya’nın Fethinin ve Savaşın Sona Ermesinin 50’nci Yılı” başlıklı kitabında şu sözler yazılıdır: “Rusya’nın Batı Kafkasya’da Dağlılara karşı sürdürdüğü savaşın belirleyici özelliği, ülkenin silahla ele geçirilmesi ve boyun eğdirilmiş olan yerli halkın biran önce topraklarından sürülmesi biçiminde gerçekleştirilmiş olmasıdır…”
“… Dağlılara boyun eğdirilmekle yetinilemezdi. Batı Kafkasya’da yapıldığı gibi, onları vadilerinden çıkartıp bizim göstereceğimiz yerlere yerleştireceksin ya da yok edeceksin ya da Türkiye’ye göndereceksin. Savaş acımasızlıktır. Birçok halkı tarihe gömen savaştan acıma diye bir şey beklenemezdi”. Böyle diyordu 1915’te Tiflis’te yayınladığı “Putevoditelpo Kavkazskoku voyenno-istoriçeskomu muzey” (Путеводительпо Кавказскому военно- историческому музеи/ Kafkas Askeri Tarih Müzesi Rehberi) başlıklı yazısında da.
 
S. Orconikidze 12 Ağustos 1921’de “RKP (b) Kafkasya Bürosu’nun Gerçekleştirdiği Politik Çalışmalar” başlıklı konuşmasında şunları da söylemiştir: “50-60 yıl kadar önce İmparatorluk yönetimi Dağlıları kendi öz topraklarından kovdu, Dağlı köylerini ve onların topraklarını çapulcu Kazaklara dağıttı. İmparatorluk yönetimi, Dağlı halkları birbiriyle sürtüştürüyor ve onları birbirleriyle çatıştırıyordu. Dağlıların Rusya’ya karşı duymakta oldukları nefreti sona erdirmek, bizim için ivedi bir görev olmalıdır. Bunu başarmamız için şimdiki Rusya yönetiminin İmparatorluk dönemi yönetiminden farklı bir şey olduğunu anlatmamız gerekiyor. Onların Sovyet yönetimindeki Rusya’ya karşı kardeşçe duygular taşımalarını sağlamak için gerekli çalışmaları yapmalıyız”.
1933’te yayınlanan “Küçük Sovyet Ansiklopedisi”nde de şu dizelere yer verilmektedir: “İmparatorluk rejiminin baskı politikası sonucu, en büyük yıkıma uğramış Kafkas halkları içinde Adıgeler bulunmaktadır. Adıgelerin çok büyük bir çoğunluğu (resmi istatistiklere göre 500 bin kişi), 1860’larda topraklarını terk etti ve bu halktan olan Vıbıhların tamamı ülkeden ayrılıp gitti”.
 
Türkiye Adıgeleri içinden yetişmiş olan tarihçi General İsmail Berkok’a göre, Adıgelerin ülkelerinden ayrılıp dış ülkelere göç etmiş olmaları olayının sorumluluğu Rus İmparatorluk rejimine aittir. Berkok, görüşünü bir halk şarkısının dizeleriyle de desteklemektedir: “Sevgili Kuban’ımızı kanlı gözyaşları içinde, sonsuza değin terk ediyoruz…”
 
“Kafkas Savaşları” adlı çalışmasında İ. V. Bestujev şöyle yazmaktadır: “Adıge, Abhaz ve diğer halkların Rus İmparatorluk politikaları sonucu olarak toplu bir biçimde Türkiye’ye göç etmeleri, bu halkların benzeri görülmemiş bir yıkıma uğramalarına yol açmıştır”.
 
Kafkas Savaşı’nın niteliği ve Naib Muhammed Emin olayı
 
Yukarıda belirttiğimiz noktalar ve sunduğumuz örnekler, Dağlıların Rusya’ya karşı verdikleri savaşın yiğitliğe ve adalet arayışına dayalı bir mücadele, bağımsızlığı koruma amaçlı bir savaş olduğunu bize gösteriyor. İlk başlarda ilerici Rus tarihçileri arasında bizim gibi düşünenler de vardı. Şimdilerde batılı tarihçiler, özellikle İngiliz tarihçiler bizim görüşlerimizi paylaşıyorlar. Bu arada birçok burjuva tarihçisi ile Sovyet tarihçisinin de daha önceleri yanlış görüşler öne sürmüş olduklarını söylemeliyiz. Bu gibi kişilerin görüşlerine göre, Şamil önderliğinde Dağlı halklarının Rusya’ya karşı vermiş oldukları mücadele gerici nitelikte bir mücadeledir. Mücadelenin amacı, Kafkas halklarına zorla Müslümanlığı (şeriatı) kabul ettirmek, Dağlıları ekonomik ve dini bir baskı altına almak idi. Adıgelerin Rusya’ya karşı vermiş oldukları mücadeleye önderlik etmiş olan Muhammed Emin ise, araştırmacılar tarafından farklı biçimlerde değerlendirmektedir. Bazıları onun birtakım gerici faaliyetlerde bulunduğunu söylüyorlardı. Gerçeği söylememiz gerekirse, Muhammed Emin, 1848 yılından başlamak üzere Adıgeleri en üst düzeyde bir araya getirebilmiş olan kişidir. Kanımca Muhammed Emin Adıge Kurtuluş Savaşı’nın güçlü bir örgütleyici önderidir. Rus komutanlığının Muhammed Emin’e gönderdiği elçilerin bazıları onun akıllı ve güçlü biri olduğunu belirtmişlerdir.
 
Muhammed Emin 1849’da yapılan büyük bir Çerkes toplantısında, Rusya’ya kalıcı bir darbe indirmek için bütün toplum güçlerinin bir araya getirilmesi ve birleştirilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Mücadelesinin ilk gününden başlamak üzere din adamları ile Abzah muhtarları (starşinalar) Muhammed Emin’i desteklediler. Destekleyenler arasında Cendere Hacı Kasey de vardı. 1849 ilkbaharında Mehoş (Мэхъош), Yegerıkuay (Еджэрыкъуай) ve K’emguylar da Muhammed Emin’in saflarına katıldılar. Ayrıca bağlılık andı da içtiler. Muhammed Emin’i destekleyenlerin sayısı her geçen gün artmaktaydı. Saflarına katılanlar arasında çok sayıda özgür köylü de (fekoł/фэкъолI) vardı. Naib, Rusya’ya karşı verilmekte olan mücadeleye katılmaları durumunda, köylüleri, soylu zulmünden kurtarma sözü vermişti. Ubın ırmağı vadisinde yaşayan Şapsığların muhtarları da Muhammed Emin’i destekleme kararı almışlardı.
 
Muhammed Emin’in köylü yanlısı bu politikası onun saygınlığını artırıyor, bu demokrasi önderinin ününü uzak köşelere değin yayıyordu. Muhammed Emin Çerkesya Kurtuluş Savaşı’nın yılmaz bir savaşçısı olarak karşılanmaktaydı. Köylü halk, bu nedenle onun özgürlük bayrağı altında toplanıyordu. Muhammed Emin Adıge toprağını, idari anlamda birimlere/bucaklara ayırdı. Bir bucak 100 aileden oluşuyordu. Her bir bucağın başında bir muhtar (starşina) bulunuyordu. Starşina, Türkçe karşılığı ile muhtar demektir. Muhtarın başta gelen görevi, Naib’in emirlerini yerine getirmek, istendiğinde, istenen sayıda savaşçıyı Naib’in emrine vermekti. Çalışmalarında kendisine yardımcı olması için bir muhtarın yanına 5 hacret (sığınmacı) veriliyordu (4). Birkaç bucak birleştirilip bir ilçe ya da yöre yönetimi (okrug) oluşturuluyordu. Her ilçenin başında bir müftü ile bir kadı (dini yargıç) bulunuyordu. Muhammed Emin’in başkanlığındaki Meclis ise kendisine en yakın olan kişilerden oluşmuştu. Abzah muhtarı Cendere Hacı Hasan, Muhtar Beresbi, Abdullah İsmail Efendi, Hacı Zade Muhammed Efendi, KunıkoHanıko ve İbrahim Hanoğlu. Naib, gerekli olduğu durumlarda muhtarları toplantıya çağırıyordu.
 
Rus belgelerinde Muhammed Emin’e ilişkin hayli yazı vardır… “Kuban ırmağının güneyinde  Şamil’in ünlü temsilcisi Muhammed Emin topraklarımızı yağmalamak için büyük bir askeri güç oluşturdu. Pşeha ve Şhaguaşe (Belaya) ırmakları yukarı bölümlerinde konuşlandırılmış olan bu silahlı güçler, müstahkem hatlarımızın değişik noktalarını tehdit etmektedirler…”
 
Başka bir belgede de, Abzahların Muhammed Emin’e büyük bir saygı duymakta oldukları, onun Abzah yöresinde kaleler kurduğu, düzenini yerleştirmek için mahkemeler oluşturmakta olduğu, Şapsığların da Naib’i destekledikleri ama kendi topraklarında mahkeme kurmasına izin vermedikleri, Natuhayların da gerektiğinde kendilerine yardım etmesini Muhammed Emin’den istedikleri, Han Kumuk’un İstanbul’dan Naib’in yanına geldiği, bir takdirname ile iki nişan takılı, elmas ve mücevher işlemeli bir kaftanı Naib’e hediye olarak getirdiği yazılıdır.
Adıge muhtarların Rıza Paşa’ya gönderdikleri bir dilekçeye de şaşırmamak elde değil. Dilekçeyi Muhammed Emin de imzalamıştı.
 
“Haberciniz (ulağınız) bize, biz Çerkeslerin, amansız düşmanımız olan Rusya ile bir barış antlaşması imzalamak istediğimizi haber aldığınızı söyledi. Sizin yönetiminizce de bilinen bir gerçektir. Tüm dünyanın da bildiği gibi, Çerkeslerin tek isteği bağımsızlığımızı korumaktır. Bizim bağımsız yaşamaya hakkımız vardır. Bu isteğimizi Avrupa ülkelerinin de bildiği bir gerçektir. Bize bir dost eli (güvencesi) uzanana değin Rusya ile bir barış antlaşması yapmayı düşünmüyoruz. Yönetiminizle dayanışma içinde ve sizin amaçlarınıza uygun tarzda hareket etmek istediğimizi bildirmek isteriz. Amaca ulaşana değin Rusya ile savaşa son vermeyeceğiz ve “barış” sözcüğünü ağzımıza almayacağız…”
 
Bu dilekçenin İstanbul’a gönderilmesinden kısa bir süre sonra Kafkasya’da durum iyice kötüleşti. 1859’da Şamil’in birlikleri dağıldı. Ondan sonra Rusya’ya karşı koymanın da bir anlamı kalmamıştı.
 
Sovyet tarihçilerinin bazı değerlendirmeleri
 
Yukarıda sunduğumuz bilgiler Muammed Emin’in Çerkeslerin yetenekli bir örgütleyici önderi olduğunu göstermektedir. Ancak soru üstüne soru soruluyor: “Peki, 1960’da Sovyet tarih bilimi, ne diye Şamil önderliğinde verilmiş olan direnişin gerici karakterde olduğu iddiasında bulunmuştur? 1944’te SBKP (b) Merkez Komitesi tarihçilerinin bir toplantısına katılmış olan akademisyenlerden Y. V. Tarle, Prof. S. K. Buşuyev, şair ve politik yazar H. G. Acemyan, İmparatorluk yönetiminin yürüttüğü politikayı, bu arada İmparatorluğun Kafkasya’ya ilişkin politikasını ortaya sermek ve doğru açıklamalarda bulunmak için çaba harcadılar. Ancak tanınmış tarihçilerden A. M. Pankratovam (1897-1957)  ve destekçileri karşı bir tavır içine girdiler. Bu anlaşmazlık nedeniyle toplantı belgeleri yayımlanamadı.
 
Toplantıya katılmış olan tarihçiler Stalin ve yandaşlarının politikasını desteklemek dışında bir şey yapamazlardı. Kuzey Kafkasya halklarına, Çeçen, İnguş, Kalmık, Karaçay, Balkar ve Kırım Tatarlarına yapılanları uygun ve yerinde bulmak durumunda kaldılar. Bilindiği gibi, o sıralar bu halklar  topraklarından sürülmüş durumdaydılar (5).
O sıralar Şamil ve Dağlıları Osmanlı Türkiye’si ile İngiliz sömürgeciliğinin araçları olarak göstermeye, Kafkas-Rus Savaşı’nın Dağlıların Rusya’nın güney topraklarına saldırmakta olmaları yüzünden 
çıktığına başkalarını inandırmaya ve kendi halk düşmanı politikalarını kitlelere dikte etmeye çalışan bir iktidar vardı.
 
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Sovyet yöneticileri halkı Anglo-Amerikan emperyalizmine karşı bir politik ideoloji doğrultusunda eğitme politikasını benimsediler. Bu politikaya uygun düşecek tarzda, 1950’de Sovyet hükümeti, Kuzey Kafkasya halklarının bağımsızlıklarını korumak için verdikleri mücadelenin gerici ve milliyetçi bir karakterde olduğuna karar verdiler. Çok yanlış bir karardı bu.
 
Açıklık, değişim ve demokratikleşme dönemi ortamında, şimdi, tarihimizi yeniden ve doğru bir biçimde ele alma ve yazma olanağı doğdu. Olayları doğru ve gerçekçi bir biçimde öğrenmediğimiz sürece, bugünü ve yarını doğru olarak öğrenme ve karşılama olanağımız da olmaz. Gerçek tarihi, gerçeğe uygun bir biçimde yazmak, tarihçilerimizin başta gelen görevidir.
 
Not: Ara (siyah) başlıklar ve yazı siyahlaştırmaları çevirmene aittir.
 
Şıbzıĥ0 Kim (Шыбзыхъo Ким), Adıge tarihçi
 
Sots. Adıgey [Adıge mak] gazetesi, 11-12-13 Temmuz 1990
 
1) Yeni dönem ile M. Gorbaçov dönemi (1985-1991) belirtiliyor.
 
2) İngiliz Bell, 1837-1839 yılları arasında Adıgeler arasında bulunmuştur, anıları “Çerkesya’dan Savaş Mektupları” başlığı altında Türkçeye çevrilmiştir.  
 
3) Doğu Kafkasya’da (Dağıstan ve Çeçenistan’da), politik bir imamın (devlet başkanı) buyruğu altında toplanan ve onun izleyicileri durumunda olan savaşçıların oluşturduğu askeri ve politik oluşum. Bir müridin (İmam’ın izleyicisinin) tek görevi, din uğrunda savaşmak ve şehit olmak idi. İmamlık geleneği İmam Mansur ile başlamış İmam Şamil ile devam etmiştir (İmam Mansur için tıklayın - https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=tehlike%20kuzeyden%20geliyordu ).
 
4) Hacret (Хьаджрэт)- Rus işgali altındaki bölgelerden özgür bölgelere ya da Muhammed Emin’e sığınan kişilere verilen ad. Muhammed Emin döneminde bunların bir bölümü muhtarların ve diğer yöneticilerin yanlarına, hem geçinmeleri, hem de eğitim, idari ve askeri destekte bulunmaları amacıyla gönderiliyordu. Böylece Naib’in otoritesinin pekiştirilmesi, askeri ve dini yapılanmanın güçlendirilmesi amaçlanıyordu.
 
5) Bu halklar 1943-1944’te, Alman/ Nazi işbirlikçisi olmakla suçlanarak topluca Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’a sürülmüşlerdi. 1956 yılında yapılan SBKP 20. Kongresi’nde sürülen 10 halktan, Kırım Tatarları,Volga Almanları, Ahıska Türkleri, Baltık Almanları ve Sovyet Korelileri dışındaki  5 halk (Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş ve Kalmıklar) üzerindeki sürgün cezası kaldırıldı, özerk yöre  yönetimleri yeniden kuruldu,  isteyenler devletçe konut ve iş verilerek eski topraklarına geri getirildiler.
 
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
 
Cherkessia.net, 20 Eylül 2020

Bu haber toplam 2389 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net