Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çerkes Memlûkler
29 Eylül 2020 Salı Saat 23:08
Adıge sultanlarına “memluk” adı verilmiş olması, Eyyubilerin daha önceki savaşçıları gibi, Adıgelerin de yabancı bir ülkeden gelmiş olmaları nedenine bağlanabilir. Sultanlık Adıgelere geçince, daha önce Selçuklu toplulukları mesupları için verilmiş olan Memluk adı devam etti. Daha sonra Çerkes Memlukları tarihte “Burci  Memlukları” (Kule, Burç Memlukları)  olarak yer aldılar.
 
Mısır Çerkes Memlukları Sultanlığını kuranlar kimlerdir? Çerkesler Mısır’a nasıl  götürüldüler? Başlarına ne geldi?
 
Memluklara ilişkin çok sayıda tarihi kitap ve edebiyat yapıtı var. On üzeri eski anlatı (kabarıj, söyleni) ve şiir/şarkı (pşınaĺ) Adıge Bilimsel Araştırma Enstitüsü folklor arşivinde bulunuyor.
 
Kitapların ve yazılı olmayan eski anlatı (söyleni,söylenti) ve şarkıların (къэбарыжъ-пщыналъ/Kabarıj ve pşınaĺelerin)  dile getirdiği yaşanmış olaylar ile kişi ve yer adları örtüşüyor. Ayrıldıkları, farklı olan noktalar, zamana ilişkin oluyor: Yazılı belgeler olayı anlatıyor ve olayın yaşandığı tarihi de belirtiyorlar. Eski anlatı (haberlerde, söylenilerde) ve eski şarkılarda zaman kavramı bulunmuyor, olay anlatılıyor, üzüntüler, acılar dile getiriliyor.
 
Adıge Sultanları hanedanlığını Mısır’da başlatan kişi, belirttiğimiz gibi, Borekoko Ançok’tur. Borekoko’nun (Berkuk) yaşamı, sultan oluşu, Mısır’da yaşamış tarihçi  Bece Mıhamod’un “Adıge Soyunun Çıkış Yeri” adıyla 1912 yılında Kahire’de yayımladığı kitabında yazılıdır. Adıgelerde yaşayan eski anlatılara dayanarak, Mıhamod (Mahmut), Borekoko Ançoko’nun yaşamını ve gösterdiği kahramanlıkları anlatıyor.
 
Eski bir anlatıya göre Bulgaristan’da yaşayan Adıgelerden birkaç kişi Konstantinopol’a (İstanbul’a) doğru yola koyuluyor, geceyi geçirmek için bir yerde konaklıyor. Uykuya daldıklarında eşkıyaların baskınına uğruyorlar. Adıgeler sert bir karşılık veriyor, eşkıyaların birkaçını öldürüyorlar, ama sayıca daha çok ve hazırlıklı oldukları için  haydutlar kafileye büyük  kayıp verdiriyorlar: Haydutlar Adıgelerin yarısı kadarını öldürmeyi ve bir oğlan çocuğunu kapmayı başardılar. Çocuğu Konstantinopol esir pazarında sattılar.
 
Çocuğu Şamlı (Suriyeli) bir esir tüccarı aldı. Tüccar da çocuğu Şam’da sattı…
 
Başka bir anlatıya göre çocuk Karadeniz kıyısında satıldı, elden ele satılarak Kahire’ye geldi. Bu iki anlatı bir noktada birleşiyor. Çocuğu Kahire esir pazarından Malikül Mansur Ali ibn Şaban satın aldı.
 
Mansur, çocuğu askeri okula verdi, kendi çocuğu imiş gibi bir eğitim aldırdı. Mısırıpş’a – Mısır sultanına-, yetim ve öksüz Adıge çocuklarına insanca davrandığı için  Adıgelerin teşekkür ettiği,  “Adıge Sultanlarının Menkıbesi”nde (Adıge paçıhame yağıbz), şarkısında  belirtiliyor. “İçimizden sevilen çocuklara bey eğitimi veriliyor… Bey, Borekoko’yu ahiretlik oğlu olarak kabul etti” dizeleri menkıbeden okunuyor.
 
Borekoko Ançoko üst bir okul eğitimi aldı ve Mısır Ordusu komutanı oldu. Sultan ölünce, onun vasiyeti doğrultusunda Borekoko Mısır Sultanı oldu.
 
Borekoko’nun Mısır Sultanı oluşuna ilişkin üçüncü bir anlatı daha var. Tarihçi Becene Mıhamod’un belirlemesine göre, Bağdat Halifesi zor duruma düşünce, Kafkasya’dan  savaşçılar getirtti, bunlardan oluşma paralı büyük bir ordu kurdu. Ordunun bir bölümü de, halifeyi korumakla görevli  olan ve  Adıgelerden oluşan süvari birliğiydi. O sıralar Halifelikten kopmak ve bağımsız devlet kurmak isteyen çok sayıda Arap beyi vardı. Baş kaldıranlardan biri de Mısır’dı. Baş kaldırıyı bastırması için halife Mısır’a özel kuvvetler gönderdi. 
 
Mısır’a gönderilenler içinde Adıge süvari birliği de vardı. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra halife Borekoko’yu Mısır Valisi olarak atadı. Anlatıya göre süvari ordusu komutanı Borekoko idi. Mısır’daki ayaklanma bastırılmıştı, ancak diğer yerlerdeki ayaklanmalar bastırılamamış, ayrılıkçı ve bağımsızlıkçı hareketler daha da güçlenmişti.
 
Sonunda birçok yöre Halifelikten koptu ve bağımsız devletler haline geldi. Bu düzlemde Mısır da Halifelikten koptu ve bağımsızlık kazandı. Borekoko da Mısır Sultanı oldu.
 
Olaylara ilişkin anlatılanlar doğrudur, ancak Borekoko figürü, olaylara sonradan eklenmiş olmalı. Niye denirse, Borekoko 1382 yılında sultan oldu. Bağdat Hilafetinin dağılışı ise 9.yüzyılda oldu. Ufalanma  sonucu,  Orta Asya, İran ve Afganistan ülkeleri/ devletleri doğmuş oldu.
 
Zaman yanılmaları olmakla birlikte, yaşanmış olaylar, temelde  gerçek olarak kalıyor: Adıgeler içinden ilk sultan olan kişi Borekoko idi.
 
Bece Mıhamod’un söylediğine göre, Borekoko sultan olduğunda, Kafkasya’daki akrabalarını Mısır’a getirdi. Ayrıca ordusunu güçlendirmek için çok sayıda genci Kafkasya’dan getirtti. Kitaba göre, Borekoko 13 bin kişilik büyük bir Adıge süvari ordusu kurdu. Bu da Adıge Memluklarının sadece satın alınmış kişilerden oluşma olmadığını kanıtlıyor. Borekoko devlet adamı bilinci taşıyan, görüş ufku geniş biriydi: Nil Nehrinden su alıp çok sayıda sulama kanalı kurdurdu, okullar açtı, Kahire’yi saraylar ve camilerle donattı. Bu yerler halen Borekoko adını taşıyorlar. Kişisel olarak ben de buna bir parça tanığım: Borekoko adını taşıyan kütüphaneyi, inşa ettirdiği kanalları, okul ve camileri gördüm. O gibi konularda bize bilgiler verdiler.
 
Borekoko Ançoko döneminde Mısır ekonomisi büyümeye, dış ticareti gelişmeye başladı. Buna koşut olarak ülke sınırları da genişlemeye başladı. Borekoko’nun askeri ve devlet adamı kişiliği, yiğitliği, “Adıge Sultanlarının Menkıbesi” (Адыгэ пачъыхьэмэ ягъыбз/Adıge paçıhame ya ğıbz) şarkısında (пщыналъ/pşınaĺ)
belirtiliyor: “Sen Sultan olduğunda Şam yöresini (Suriye’yi), Mekke ve Medine’yi Mısır’a kattın”  diyor menkıbe (pşınaĺ).
 
Borekoko ile birlikte Mısır’da Çerkes Sultanları dönemini başladı, Mısır 135 yıl boyunca Adıgeler tarafından yönetildi. Bu dönemde 22 sultan başa geçti. Borekoko’dan sonra oğlu Farac sultan oldu.
 
Menkıbe, - kahramanlık şiiri, destan -, başa geçen Çerkes sultanlarının sayısını dizelerinde veriyor. Şiirde Borekoko için şöyle deniyor: “Soyundan kişilere taç giydirdin, taç giydirdiğin kişi sayısı yirmi iki oldu”. Borekoko’nun sultanlığı on altı yıl sürdü, altmış yaşının biraz üzerinde yaşama veda etti. Kendisinden sonra oğlu Farac sultan oldu. Borekoko Ançoko’yu izleyen sultanlar içinde devlet aklı olan ve  yaman komutanlar olarak adları söylenen on iki sultan var:Teterıko Abdullah, Barasbıy ve oğlu Yusuf, Ćekumıko ve oğlu Osman, İnal, Kaytbıy, Birinci Kanşav, Cambolet, Tumbay, Kanşavğur ve Tumanbey (Tumanbay).
 
Sıradağlar üzerinde tek tük  zirvelerin görünüyor olmaları gibi, burada da adlarını sıraladığımız bu ünlü kişiler daha da görünür oluyorlar, bunlar da dört ünlü kişidir: Borekoko, Barasbıy, Kaytbıy, Kanşavğur ve en sonucusu da Tumanbey.
 
Barasbıy, sultanlığı döneminde (1422-1438) devletin sınırlarını genişletti, 1426’da büyük bir filo kurdu ve Kıbrıs Adasını aldı.
 
Kaytbıy’ın sultanlığı döneminde (1468 — 1496), tüm belgelerde yazıldığı gibi, Memluklar altın çağını yaşadılar, Kaytbıy diğer hükümdarlardan farklı ve yetenekli biriydi. Bu değerlendirme, Kaytbıy’ın uzun süre tahtta kalmış olması nedeniyle değil. 28 yıllık hükümdarlığı sırasında Kaytbıy birçok başarıya imza attı. Başa geçer geçmez taht kavgalarına ve çekişmelere bir son verdi, iç düzeni sağladı, görünüşü ve mimarisiyle eşsiz iki büyük cami inşa ettirdi.
 
Camiler halen Kaytbıy adını taşıyorlar. Çok sayıda yol, okul, kale ve köprü yaptırdı. Bütün bunların sağlam yapılar olmalarıyla yetinmedi, gösterişli, estetik ve süslü olmalarına da önem verdi. Arap tarih bilgini Abd ar – Rahman Zaki,“Binlerce Yıllık Kahire Tarihi” adlı kitabında şöyle diyor: “Kaytbıy çok yönlü bir düşünürdü, çok şeyi kavrar ve  çalışırdı, çok şeyi de çözdü. Onun döneminde inşa edilen yapılar insanı şaşırtıyor ve büyülüyor. Kaytbıy döneminde yapılan mimari eserler Abbasi halifesi An – Nasir (912-962) döneminde yapılan ilginç yapılara benziyorlar. Dünyanın her yerinden gelen mimar, sanatçı ve turistler Çerkes camilerinin güzelliğine ve mimarisine şaşırmadan edemiyorlar…“
 
William Moyer “Memluklar Tarihi” adlı kitabında şöyle yazıyor: “Çerkes Memlukları silah kullanma ve at binme dışında felsefe ve siyaset bilimleri alanında da çok yetenekli ve güçlü idiler. Onlar çok güçlü ve çok büyük bir kültürel miras bıraktılar, daha sonra bu yapıtların eşsizliğini, güzelliğini ve parıldayışını, ihtişamını  Türk yağmacılar söndüremediler ve onları bayağılaştırmayı başaramadılar”.
 
Adıge Memlukları kahramanlık ve zekalarıyla birçok  badireyi, zorlu engeli aşmayı başardılar.
 
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in Çerkes Memluklarına saldırısı ağır bir yıkım getirdi. O sıralar Mısır Sultanı Kanşavğur (Kansu Gavri) idi. Anlatılara göre, Kanşavğur, diğer Memluk sultanları gibi okumuş ve eğitim görmüş biri değildi ve Adıgece dışında bir dil de bilmiyordu. Bece Mıhamod’un yazdığına göre, Kanşavğur,Sultan Kaytbıy’ın dayısı idi ve Kafkasya’dan getirtilmişti. Yaşı ilerlemiş biri olduğundan ismi değiştirilmemiş, Adıgece adına dokunulmamıştı.
 
Kanşavğur, okul eğitimi almış, mektep - medrese görmüş  biri değildi, ama yetenekli ve yiğit biri olduğu için  devletin ileri gelenleri tarafından  sultan yapıldı. Kanşavğur derin kavrama ve sanatsal yeteneği sayesinde devletin ekonomisini güçlendirdi ve mali işleri yoluna koydu, düzeltti.
 
On beş yıl içinde çok sayıda değişik kanalla Kahire’ye su getirdi, yel değirmenleri kurdu. Akdeniz kıyısında bir kale inşa ettirdi.1503 yılında Kahire’de yaptırdığı okul ve cami halen Kanşavğur adını taşıyor. Kahire’de ilginç ve görkemli bir kütüphane kurdurdu.
 
Kanşavğur şairlere büyük değer verirdi, müziği sever ve şarkıcıları korurdu. Kanşavğur döneminde saldırıya geçen bir Portekiz filosunu imha etti. Politik başarılarından biri de 1502 yılında İspanya ile yaptığı barış antlaşmasıdır. Antlaşma gereği, ticaret alanında İspanya’nın Mısır’a engel çıkarmayacağına ilişkin bir garanti elde etti...
 
Kanşavğur’un dönemini değerlendiren Rasim Rüşdi şöyle yazıyor: “1501 yılında Sultan Kanşav al-Guri Mısır’ın başına geçti. Enerjik ve iradesi güçlü biriydi. Ülkede iç güvenliği pekiştirdi, iç çekişmelere son verdi ve devletin mali durumunu iyileştirdi.  Sulama kanalları açtırdı, Mekke’ye giden hac yolunu koruma altına aldı ve güvenliği sağladı, adını taşıyan bir okul, muhteşem bir kütüphane, El-Ezher büyük camiine yeni bir minare ekletti, Raud adasına Cami al-Şias’ı inşa ettirdi, El-Ramil'de büyük bir su kuyusu açtırdı, eski şehirde yel değirmenleri, Al Guri şehri ile bağlantılı su nakil kanallarının yapımına yeniden başladı, şairlere karşı sevgi ve cömertliği, müzik sevgisi ve müzisyenlere verdiği değerle ünlenlendi”.
 
Şhalaho Abu,Adıge mak, 14 Temmuz 2016
 
Kaynak:https://adygvoice.ru/2016/07/14/%D1%85%D1%8D%D1%85%D1%8D%D1%81-%D0%B0%D0%B4%D1%8B%D0%B3%D1%8D%D1%85%D1%8D%D0%BC-%D1%8F%D0%BB%D1%8A%D1%8D%D0%BF%D0%BA%D1%8A-%D1%85%D1%83%D0%B4%D0%BE%D0%B6%D0%B5%D1%81%D1%82%D0%B2%D0%B5%D0%BD%D0%BD-2/
 
 
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız  
 
Cherkessia.net,29 Eylül 2020

Bu haber toplam 2287 defa okundu.


AKGÜN

Sanırım 800 yıl kadar öncesi olsa gerek, Bulgaristan'da Çerkesler'in yaşadıkları hatta geniş kolonileri oldukları ortaya çıkıyor. Biz Çerkesler genel olarak tarihimizi bilmiyoruz, en azından az biliyoruz. Çerkesya'nın, ne İran, ne Yunan, ne İtalyan, ne Araplar ile nasıl bir etkileşime, iletişime sahip olduğunu bilmiyoruz.

Bulgaristan ve Romanya ile Çerkes bağlantıları ise ortada hiç yok. Oysa olmaması mümkün değil. Mutlak bu araştırma ve tarih yazınının gelişmesi ve aramızdan daha çok tarihçi çıkması gerek. Gerçek ve büyük bir gereksinim.

01 Ekim 2020 Perşembe Saat 09:52
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net