Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Amerika Hapşırırsa...
20 Kasım 2020 Cuma Saat 22:07
Amerikan efsanesi devam ediyor... Başkanlık seçimlerini kazanan kişi Joseph Biden oldu. Ancak bu zaferin birbirinden bağımsız eyaletler ve seçiciler kurulu tarafından onaylanması gerek. Böylece Amerikan sistemi, işleri biraz absürdleştirerek kendini güvence altına almaya çalışıyor.
 
Tüm bunlar gerçekleşirken, 45. Amerikan Başkanı Trump, yandaşlarının bile artık onun kazanacağına dair inançlarının olmamasına rağmen, zaferi Joseph Biden’ın elinden almayı umarak Beyaz Saray’ı ona bırakmamaya niyetli.
 
Amerikan sistemi, yeniden seçimlerin hükümeti sağlama alabileceğini kanıtlamış oldu. Şimdi ise geçiş krizi deneyimini atlatması gerekiyor.
 
Lilia Shevtsova: Rusya ve Avrasya uzmanı, politolog.
 
 
Yeni Amerikan başkanının görevi devralacağı 20 Ocak 2021 tarihine kadar Amerika çok zor zamanlardan geçecek. Trump, “Benden sonra tufan!” diyerek halefinin patlayışını zevkle izlemek için geride bir mayın tarlası bırakmaya hazır.
 
Dünya, Amerikan ruletini izlerken geceleri boşuna uykusuz kalmıyor. Dünya, Amerika’ya bağlı olduğu için uyumuyor. Bu ülke, küresel düzenin merkezidir. Amerika hapşırırsa, dünya toplumu kasılarak karşılık verir.
 
Bu arada, Amerikan seçimleri yalnızca iki yaşlı insan arasındaki iktidar mücadelesi değildir. İki kalkınma modelinin çatışmasını görmekteyiz: ulusal muhafazakarlık ve liberal küreselleşme. Bu fikir ayrılığı; toplumsal ve ırksal bir soruna ve bir toplumsal cinsiyet çatışmasına dönüyor. Amerika, ne yapacağını bilemeyerek kalakaldı. Onunla beraber dünyanın geri kalanı da dondu.
 
İronik olan şudur ki Amerika, SSCB’ye meydan okuduğu dönemlerde ciddi anlamda gelişen, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir topluma sahipti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Amerikan Düzeni dönemi yaklaşıyor gibiydi. Ancak gücünün zirvesindeyken Amerika birdenbire hızını kaybetmeye başladı. ABD, son on yıldır kabuğuna çekilerek küresel sorumluluktan sıyrılmaya başladı. Anlaşılan o ki hegemonizm ağır geldi.
 
Trump, “Amerika her şeyden üstündür.” ilkesini beyan ederek bu kaçışa bir son verdi. Ki bu da “Herkesin üstüne tükürüp her şeyi ateşe veririz.” anlamına geliyordu.
 
Trump'ın yenilgisi, muhafazakarlığın sahneyi ulusal-popülist bir maskeyle terk etmesi anlamına gelmiyor. Trump'a oy veren yaklaşık 70 milyon Amerikalı, "Bize vız gelir!” politikasının temelini oluşturuyor. Amerikalı gözlemciler, muhafazakarlığın yeni liderinin iktidara Trump'tan daha hazırlıklı olabileceği konusunda uyarıyor.
 
Amerika, yapamayacağı bir seçimle karşı karşıya. Bir yön seçmek, bölünmeyi derinleştirmek anlamına geliyor. Bu nedenle Biden’ın, savaşan iki Amerika arasında bir köprü kurma görevini üstlenmesi gerekecek.
 
Biden, hem solculardan hem de Trump yanlılarından fikir alarak orta yolu bulacağını çoktan gösterdi. Böylece, yeterince sömürmüş şirketler için değil, ortalama bir Amerikalının refahı için koşullar yaratması gereken "orta sınıf için dış politika"dan bahsetmeye başladı. Bu da neoliberalizm ve küreselleşme için bir tehdit oluşturmakta. Bugün, Biden'in danışmanları, küreselleşmenin Çin’in işine yaradığını ve Amerika’nın, sermayenin ve malların serbest dolaşımı hakkındaki saçmalığı tekrar etmemesi gerektiğini söylüyor.
 
Biden'ın diğer bir fikri ise demokrasiyi güçlendirmek, ancak bunu yayılma yoluyla değil, ülke içindeki kurumları güçlendirerek ve liberal topluluğu pekiştirerek yapmayı planlıyor. Dolayısıyla buradan da bir "Demokrasiler Zirvesi" fikri ortaya çıkıyor.
 
Biden, uluslararası tekelciliğe karşı yasaları savunan, yabancı yatırımlara karşı olan ve dünyanın ABD Rüşvetin Önlenmesi ve Yabancı Ülkelerde Yolsuzluk Uygulamaları Kanunu’nu kabul etmesini isteyen solcu ilericileri dinlemek zorunda kalacak. Böyle bir yoldan gitme girişimlerinin, gri ekonomiye alışkın olan iş dünyasında ve kleptokratik devletlerin çıkarlarına hizmet eden Batılı elit kesimde nasıl bir direnişe sebep olacağını tahmin etmek mümkün.
 
Biden, nihayet Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya liderliğine dönüşünden şöyle bahsediyor: "Ulus olarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin yeniden liderliğe hazır olduğunu dünyaya kanıtlamalıyız." Ancak danışmanları bu konuyu “Bu, tamamen muadillerin arasında birinci olmak için çabalamakla, yani kısacası dikta olmadan liderlikle alakalı.” diyerek açıklığa kavuşturuyorlar.
 
Demokrat Parti'deki bölünme ve Cumhuriyetçilerin Kongre'deki etkisi sebebiyle Biden'ın yeni bir Roosevelt olması zor. Eli kolu bağlı bir şekilde çalışması gerekecek fakat ülkedeki siyasi mücadelenin şiddetini yumuşatacak bir psikoterapist gibi hareket edebilirse bu şimdiden işleri kolaylaştırır.
 
Eğer ki inanılmaz ve neredeyse imkansız olan şey gerçekleşirse, yani Trump kalırsa o zaman Amerika’nın, uzlaşamayan iki tarafın arasındaki çatışmanın üstesinden gelmesini ve kontrolden çıkmamasını umuyoruz.
 
Amerika içsel travmalarını iyileştirirken ve kendisiyle ilgilenirken dünya sarsılmaya devam edecek.
 
Amerika’nın kendini gözden geçirmek ve sağlamlaştırmak için pek vakti kalmadı. Zira pandeminin etkilemediği tek uygarlık olan Çin boşluğu dolduracak. Dahası, Çin SSCB’den daha fazla nüfuz gücüne sahip. Çin, Batı toplumunun her hücresine nüfuz ederek ve ekonomik olarak onları kendine bağlayarak daha ustaca davranıyor.
 
Ancak bu, Amerika’nın ilk kez kriz dönemlerinden geçişi değil. Böyle dönemleri de her seferinde kendini düzeltme yeteneğini göstererek atlatmıştır. Churchill’in de dediği gibi “Amerikalılar daima en doğru olanı yapacaklardır, geri kalan tüm seçenekleri tükettikten sonra.”
 
Amerika’nın kendisini gerçekleştirmeyi izolasyon yoluyla sağlaması pek mümkün görünmüyor. Dünya liderliği onun varoluş biçimi haline geldi. Tıpkı bir büyük güç olmanın Rus sisteminin varoluş biçimi olduğu gibi. Ancak Amerika, müttefiklerinin de dahil olmak üzere dünyanın güvenini geri kazanmalı. Bugün Belçikalıların yalnızca % 24'ü, Almanların % 26'sı, Fransızların %31'i, İngilizlerin ise % 41'i Amerika'ya karşı olumlu bir tutum sergiliyor.
 
Peki Rusya kendi hakikatini arayan Amerika'dan ne bekleyebilir? Birbirimize karşı güvensizlik, ciddi boyutta ortak çıkar eksikliği, ekonomik çıkarların zayıflığı gibi unsurlar ilişkilerimizde buzların çözülmesinden bahsetmeye olanak tanımıyor. Bu ilişkilerin "normalliği", Moskova ve Washington'ın işleri cepheleşmeye getirmeden karşılıklı güvensizliği kontrol etme becerisidir. Bu, herhangi bir Amerikan başkanı ile olabilecek türden bir "normallik”tir.
 
Düşünebileceğimiz en kötü şey, Amerika’yı gopniklikle* kızdırmaktır.
 
Amerika’nın yapma ihtimali en düşük olan şey ise ertelediği “cehennemden gelme yaptırımlarını” uygulamaya sokarak karşılık vermektir. Bu tür milletler imtihandan geçerken kışkırtmaya gelmezler.
 
ABD, Rusya ile anlaşmazlığa gireceği için değil de; Rusya, ABD için artık bir öncelik olmadığından dolayı Rusya’yı zor anlar bekliyor. Sorun şu ki Rusya, Amerika ile ilişkileri doğrultusunda kendini gerçekleştiriyor. Bu şekilde karmaşık olmaktan nasıl kaçınabiliriz ki?!
 
 
* Rusya ve diğer Slav ülkeleri ile eski Sovyet cumhuriyetlerinde görülen, düşük sınıf banliyö bölgelerinden kişilerin oluşturduğu bir alt kültür.
 
,
Kaynak: https://www.facebook.com/ShevtsovaLilia/
 
 
Çeviri: Ahsen Sıla Gökpınar
 
Cherkessia.net, 20 Kasım 2020

Bu haber toplam 809 defa okundu.


Bu habere yorum eklenmemiştir. İlk yorumu siz ekleyin.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net