Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
15 Temmuz Gündemi Röportaj Dosyası:
16 Temmuz 2017 Pazar Saat 16:50
15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde, Cherkessia.net yayın kurulu olarak Çerkes-Kafkas STK sözcülerine, yazar ve aktivistlerden ulaşabildiklerimize 4 başlıktan oluşan sorularımızı yönelttik.

 

15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde Cherkessia.net yayın kurulu olarak Çerkes-Kafkas STK sözcülerine, yazar ve aktivistlerden ulaşabildiklerimize 4 başlıktan oluşan sorularımızı yönelttik. Kurum ve kişilerden cevaplar geldikçe dosyaya eklenecektir. Röportajlar alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir.

Tsey Yılmaz Dönmez:Çerkes Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmaları ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

Darbe girişi sırasında herkesin büyük bir şaşkınlık ve endişe içerisinde olduğunu gözlemledim.  Özellikle bu girişimin dini bir cemaat tarafından gerçekleştirilmiş olması toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturan muhafazakâr yapıya sahip insanları çok daha derinden sarsmış ve şaşırtmıştır. Hayatlarında hiç darbe görmemiş olan genç jenerasyon üzerinde, o gece yaşanan dehşet sahneleri büyük bir travma yaratmıştır. 

 

15 Temmuz’daki darbe girişimi, toplum olarak herkesin kendisini,  darbeye zemin yaratan koşullar paralelinde mevcut sistem ve düzeni sorgulamasına neden olmuştur.  Bu darbe girişiminin yaşandığı dönemdeki toplumsal şartların analiz edilmesi, darbe girişimi hakkında aydınlatıcı olacaktır. 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesinde ülkemizde meydana gelen olaylar, bu darbeyi planlayan odakların darbeye zemin hazırlamak amacıyla içte ve dışta meydana gelen olayları kendi gizli ajandaları çerçevesinden halka yansıtma gayreti içinde olduğunu gözler önüne sermektedir. 

 

15 Temmuz gününe gelindiğinde, yurtiçindeki tabloya bakıldığında ilk göze çarpan husus, ülkenin istikrarına kasteden birden fazla terör örgütüyle aynı anda mücadele edilmekte olduğu gerçeğidir. Çözüm sürecini bitirerek “ateşkesi bozduğunu” açıklayan PKK terör örgütü, ülkemizin istikrar ve güvenliğini hedef alan diğer bir terör örgütü DEAŞ ve yıllar boyunca devlet idaresine paralel bir yapılanma örgütlediği ortaya çıkan FETÖ, bu süreçte ülkemizin karşı karşıya kaldığı başat terör örgütleridir. 

 

Yurtdışındaki tabloya bakıldığında ise, Avrupa Birliği ile vatandaşlarımızın AB ülkelerine vizesiz seyahatini öngören düzenlemelerin gündemde olması, düzensiz göçün önlenmesi bağlamında AB ülkeleriyle yakın mesai, Rusya ile “uçak krizinden” sonra düzelme aşamasına gelen ikili ilişkiler, keza diğer ülkelerle ikili ilişkilerdeki istikrarlı seyir, ülkemizin dış ilişkileri açısından da darbe öncesi dönemin Türkiye için, bölgesinde istikrarsız ülkelerin varlığına karşın, aşılmaz sorunlar barındırmadığı söylenebilir. Bu örneklerden de görülebileceği üzere, 15 Temmuz’a giden süreçte ülkede siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda darbecilerin darbeye zemin hazırlayacak ortam bulunduğuna dair beklentisi toplumda karşılık bulmamıştır.

 

Darbe sonrası ülkenin toparlanma sürecinin beklenenden çok daha hızlı gerçekleştiğini söyleyebilirim. Ancak bu süreç; darbe girişiminde bulunan terör örgütleri ve bu girişimi açık veya gizli bir şekilde destekleyen emperyal güçler tarafından karartılarak bulandırılmaktadır. Bu durum nispeten halkın kafasında şeffaflık konusunda soru işaretlerine neden olmaktadır. Özellikle bu darbe girişiminin siyasi ayaklarının deşifre edilerek, siyasetin bu kişilerden arındırılması ile halkın bu konudaki endişelerinin giderileceğine inanıyor ve toparlanma sürecinin de çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşeceğine inanıyorum. 

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz?

15 Temmuz Uluslararası Emperyalizmin 50-60 yıllık projesidir, Bu darbe girişiminin doğrudan bir işgal planı olduğunu düşünüyorum. Bu işgal planın ilk ayağı olan 15 Temmuz darbe girişimine Çerkes Dernekleri Federasyonu 15 Temmuz gecesi tüm üyelerini sokağa çağırarak ve sokaklara çıkarak tepkisini ortaya koymuştur. Örneğin ben o gece saat 23.00-09.00 saatleri boyunca ailem ile birlikte İstanbul sokaklarında darbe karşıtı eylemlere katıldım. Sadece ben değil Federasyonumuzun diğer yöneticileri de aynı şekilde o gece sabahlara kadar sokaklardaydı. Darbe sonrasında Federasyonumuz darbe karşıtı yürüyüş ve protestolara katılmış ve bu konudaki duruşunu çok net bir şekilde ortaya koymuştur.

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

 

Bence 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bir daha bu ülkede kimsenin darbe girişiminde bulunmaya cesaret edemeyeceğini düşünüyorum. 

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

 

Türkiye’nin tarihinde gerçekleşen bu tür darbelerin ülkemizi ileri demokrasiye her defasında bir adım daha yaklaştırdığını düşünüyorum. Türkiye’nin 15 Temmuz’dan sonra daha aydın bir Türkiye olacağına inanıyorum.

***

Dr. Karden Murat Yıldırım:Çerkesya Yurtseverleri Sözcüsü, Ç.Net yayın kurulu üyesi.

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

Darbe girişimi ile Türkiye çok büyük bir travma yaşamıştır. Öteden beri, “devlet” ya da “iktidar” için tehlikeli sayılmayan, hatta tam tersine faydalı bulunan ve bu nedenle daima desteklenen dini bir grubun,  bir askeri darbe yapabileceği gerçeği şok etkisi yaratmıştır.  

 

15 Temmuz, şimdilerde bazıları tarafından dillendirildiği gibi “kontrollü” bir darbe girişimi değildir, kelimenin tam anlamıyla ve kesinlikle bir darbe girişimidir. 15 Temmuzu sanki bu ülke hep beraber yaşamamış gibi bir kesimin böyle garip iddialar dillendirmesi çok ilginç. “Üç tankla askeri darbe mi olur” gibi düşünceler ileri sürülüyor, fakat tek bir tank ile yahut tek bir kişi ile dahi askeri darbe olabilir. Hatta askeri darbe, askeri darbeyi yapanların iktidara geçmesini dahi hedeflemeyebilir, neden olduğu kaygan zeminde iktidarın değişmesini ve darbeciler dışında başkalarının eline geçmesini de amaçlayabilir. “Askeri darbe” nin İngilizce karşılığı “coup”, aynı zamanda “zekice davranış”, “başarılı hareket” gibi anlamlara gelmektedir. Dolayısıyla “emir-komuta zinciri” içerisinde yapılmasına gerek olmadığı gibi, minimum bir asker sayısı ya da tank sayısı gibi askeri vasıtalar da gerektirmemektedir. Bunların varlığı ise, sadece darbeyi kolaylaştırıcı etkenlerdir. 

 

Türkiye’de aslında demokrasiye inanmayan, iktidarın seçimlerle gelmesi ve seçimlerle gitmesi fikri ile kavgalı olan geniş bir kesim var, fakat bunlar demokrasi havarisi kılıfı ile kendilerini pazarlamaktadırlar. Bu çevreler, iktidarın ancak belirli elit bir kesim tarafından elde tutulması gerektiği fikrindedirler, onlar için, bir çobanın, bir işçinin, bir köylünün, bir cahilin oyu ile kendilerinin oyu asla eşit olamaz. Hal böyle olunca, ne çoban onlara oy verir ne de onlar seçimle iktidara gelebilirler. Bunun için askeri darbeler, bu kesimlerin tek ümit kaynağıdır, “genç subaylar rahatsız”, “ordu-millet el ele” gibi sloganlar ise şiarlarıdır. Ancak her nedense yine de bazen, askeri darbelerden şikayet ederler, askeri darbelere karşı durduklarını, mücadele ettiklerini de iddia ederler, hangisi işlerine gelirse onu söylerler.  

 

İşte 15 Temmuz gecesi yaşananlara bakış açılarındaki farklılıklar da buradan kaynaklanmaktadır. Halkın üzerine alenen, harp silahları ile ateş edenlerin, sadece rütbeleri er diye, “ana kuzusu” ilan edilmesi ancak yalancılıktır. Yaşananlar, “emir-komuta zinciri” içerisinde oldu diye de masum gösterilemez, zira bu durumda, normal bir zamanda dahi bir erin bile, bir çavuşun yasa dışı emirlerini uygulaması suç teşkil etmemeliydi ki, bütün askerler “kanunsuz emir” in ne olduğunu bilirler. 

 

Romantik hayal dünyalarında, şehirlerde kurulan barikatlarda, darbeci askerlerle mücadele eden ve “no pasaran” sloganları atanlar, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi, halkın darbecilere karşı mücadelesini kıskanmış olsalar gerek. Bir tankın önüne tek başına çıkıp taş atan, tank gelmesine rağmen kaçmayan, en ufak bir korku ve tereddüt göstermeden tankın altına yatan, daha sonra yeniden doğrulup arkadan gelen ikinci tanka da aynı şeyi yapan ve bu tankın da altında kalan kişinin onuruna ve gerçekliğine sahip olmayan sahte kahramanların iftira etmeleri normal olmalı.   

 

“Halkımız askeri darbelere karşı koymadığı için, demokrasinin kıymetini bilmiyor” diyen bir koro vardı Türkiye’de. Fakat halkın bu kez asker darbeye şiddetle karşı koyması bile bu koronun beğenisine yol açamadı. Meğer onlar için askeri darbenin kime karşı yapıldığı ve kimin iktidarda olduğu da önemli imiş. Yani yıllarca alenen yalan söylemişler. Tiananmen meydanında, tankın önünde elindeki poşetlerle duran adam, Üsküdar’da tankın önüne çıkıp taş atan ve tankın altında ezilen adamdan daha sevimli, daha kıymetli imiş onlar için.  

 

Bütün bunlara rağmen Türkiye, bu tür girişimlerin hepsini, daima insan haklarına daha da sarılarak, özgürlükleri daha da genişleterek, demokrasiyi daha da yayarak aşabilir. Söylediği şeyler, sadece toplumu kızdırdığı için insanları, suç olmasa bile tutuklamak, adli süreçlerle uğraştırmak Türkiye’nin toparlanma sürecinde engeldir. Diğer yandan, aynı fiilin, bazıları tarafından yapılınca suç ama bazıları tarafından yapılınca suç sayılmaması toplumda yaralanmalara neden olmaktadır. Toplum, darbecilerin ve destekçilerinin cezalandırılması konusunda hemfikirdir, fakat adli takibatın daha dikkatli ve özenli yapılması, suç olan şey ile suç olmayan şeyin karıştırılmaması gerekir. Fetö ile mücadele ederken, bu mücadeleye akla hayale gelmeyecek başkaca siyasi görüşlere sahip grupların dahil edilmesi, mücadeleye fayda değil ancak zarar verir. Mücadelenin bizatihi kendisi, mücadeleyi aslında yok eden bir mekanizmaya dönüşmemelidir. 

 

Ç. Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

Çerkes sivil toplum kuruluşlarının ya da Çerkeslerin, 15 Temmuz’a bakış açıları, içinde yaşadıkları toplumdan bağımsız değil. Şu anda bilinen bütün argümanlar etrafında gelişen tartışmalar, Çerkesler açısından da geçerli. Ancak Çerkeslere karşı nevrotik tutumları olan, sağcısı, solcusu, dindarı, dindar olmayanı, her kesimden bazı insanlar, kötü bir şey olduğu zaman bunu muhakkak Çerkeslerin yaptığını ileri sürebilecek kadar hezeyan içerisinde olabiliyorlar. 

 

En son, “mütedeyyin kesim” den bir “yazar”, “Çerkez Milliyetçiliği” şeklinde bir başlık atıp, kocakarı dedikodularından oluşan sanrılarını kusuvermişti, ayrıca yine mütedeyyin kesimde “pek makbul” bir şair, ancak Nazi Almanyası’nda Yahudilere karşı yöneltilebilecek, safi ırkçı suçlamalar da bulunmuştu. Herhalde, insan tabiatındaki “nefret” vahşeti, daima kendisine bir hedef bulabiliyor.    Onun için, bu noktada, Çerkeslerin içerisinde yaşadıkları toplumdan farklı bir durumda olmadıklarının, yekpare bir görüşe sahip olmadıklarının bilinmesi önemli.   

 

Cumhurbaşkanının en yakın isimlerinden biri olan ve Çerkes olan Erol Olçok ve oğlu, darbeciler tarafından katledilmiştir. Bunun gibi bir çok Çerkes bulunmaktadır. En olumsuz bir durumda Çerkesler aleyhine dindarı ile dindar olmayanı ile, sağcısı ile solcusu ile, olmadık iftiralar atıp kahraman kesilenler, Erol Olçok darbeyi haber alır almaz tankların önüne çıktığında, evlerinde darbe girişiminin gidişatına göre tavır alma çabası içindelerdi ve bu çabaları Cumhurbaşkanı’nın “yalnız kaldım” yakınmasına neden olmuştu. Çerkesler muhalefetlerinde şiddetliler ama yandaşlıklarını, yandaş oldukları kişilere kültürel sebeplerle göstermekte çekingen davranırlar. Bu nedenden olsa gerek, şu anda iktidarda bulunanlar da, sadece muhalif olup Çerkes olanların tavırlarını dikkate alıyorlar galiba, Çerkesler hakkında hep menfi bir tavır sergileniyor.  

 

15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye’nin bir kısmı başka bir zamanı, diğer bir kısmı başka bir zamanı yaşadı. Darbe girişiminin ilk anlarında sevinenler, balkonlarına bayrak asanlar, el çırpanlar, kalbi pır pır atanlar, bilindik marşları coşku ile söyleyenler oldu, ancak bu sevinç, darbe  girişiminin FETÖ tarafından icra edildiğinin anlaşılması ile kısa sürdü. Fakat bu kez, FET֒nün darbe ile iktidarı teslim alsa bile, bunu bir şekilde devam ettirmesinin mümkün olmadığını gören ve öteden beri “askeri darbe sevicilikleri” ile meşhur olanlar, askeri darbenin başarılı olması durumunda, iktidarı FET֒den apartmak için fırsat kolladılar. Nitekim darbe bildirisinde yer alan göz kırpmalardan bu durum rahatlıkla anlaşılabilir. Bu ihtimalin de mümkün olamayacağı, halkın darbecilere karşı keskin tepkisi karşısında, tez zamanda anlaşıldı. Bugün bir kesimin mutsuzluğunun en önemli nedenlerinden birisi bu olsa gerek.   

 

Ç.Net:15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

Darbe girişimi karşısında, “Batı” nın takındığı tavır tam anlamıyla utanç verici. Seçime dayalı demokrasi prensibine sarsılmaz bir şekilde yapışmış ülkelerin, hala askeri darbeler karşısında sessiz kalmaları, bunu kınamamaları, darbe girişiminin “kontrollü” olduğunu ileri sürmeleri, darbe girişimine açık bir şekilde katılmış olanların  herhangi bir yargılamaya tabi tutulmaksızın büyük bir serbestiyet içerisinde bu ülkelerde hareket edebilmeleri, Türkiye’de çok büyük bir kırılmaya yol açmıştır. 

 

Şu anda büyük çoğunluk, “Batılı değerlerin” sadece “Batılı Ülkeler” için geçerli olduğunu, bu değerlerin Batılı ülkeler dışında mevcut olup olmamasının aslında Batı için önemli olmadığını, bu değerlerin sadece istedikleri şeyleri alma zamanında ancak aleyhte kullanıldığını düşünmektedir. Bu durum Türkiye için oldukça tehlikelidir, çünkü Türkiye demokrasi, hak ve özgürlükler, insan hakları gibi önemli konularda, “Batı Demokrasisi” motivasyonu ile hareket etmiş ve bugünkü noktaya gelmiştir. Türkiye’deki son elli yıllık mücadele, neredeyse tamamen hak ve özgürlükler, demokrasi ve insan hakları alanında cereyan etmiştir, bu alanda kime bir “gadirlik” yapılmış ise bu kimseler iktidara gelmişler ya da iktidara ortak olmuşlardır. 

 

Bu nedenle, aslında Türkiye’nin özgürlüklere ve insan haklarına, hava gibi, ekmek ve su gibi ihtiyacının bulunduğunu söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla, bütün bir toplumun, darbe girişimi karşısında Batı’nın takındığı tavır gösterilerek “Batılı Değerlerin” bir hiç seviyesine indirilmesi, bu değerlere karşı bir nefret oluşturulması son derece yanlış bir tutum olacaktır. Türkiye, kendi gelişimi için, demokrasiye, insan haklarına, özgürlüklere her koşul altında sonuna kadar sahip çıkmalıdır. Sadece özgürlükçü olan ülkeler, iktisadi olarak gelişebilmektedir, bu ise tesadüfi bir durum değildir, din özgürlüğü, vicdan özgürlüğü, teşebbüs özgürlüğü, mülkiyet hakkı hep iç içe geçmiş konulardır. 

 

Türkiye’de hala bir darbe girişimi tehlikesi var mıdır sorusuna gelince, Türkiye’de her an her şey olabilir, çünkü, Batılı ülkelerin tavrına bakıldığında, Türkiye’de olabilecek bir askeri darbeye  ya da darbe girişimine mutlak olumsuz bir düşüncelerinin olmadığı gözükmektedir, bu ise darbe isteklilerinin heveslerini en azından kırmamakta, tam tersine teşvik etmektedir. Mısır’da darbeciler bir günde binlerce kişiyi katletmişler ve Batı buna ses çıkarmamıştır, Türkiye’de de aynı şey yapılsa idi muhtemelen ses çıkarmayacaklardı. 

 

Türkiye’ye ve Türkiye’deki demokrasiye karşı Batının takındığı bu tavır, doğrudan kendi kendine ateş etmek anlamına gelmektedir, Türkiye’de doğabilecek bir kargaşada, iktidar zemininin kayganlaşması ile, hiç hesapta olmayan ve seçimlerle gelmesi de mümkün bulunmayan radikal unsurlar, hükümet etme koltuğuna yerleşebilir. Bu durum, Türkiye bir yana, doğrudan Batı için büyük bir tehlikedir.             

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

Türkiye hiçbir ders çıkarmamıştır. Demokrasilerde en önemli konulardan bir tanesi de “para” yı kayıt altında tutmaktır, herkes zenginliğinin kaynağını açıklamak durumundadır. Türkiye’de dini cemaatlerin bu denli büyük bir güç devşirmesinin nedeni da işte bu “kontrolsüz para” dır. Fitre, zekat, sadaka, kurban ve diğer bir çok ad altında, dini duygular aracı kılınarak insanlardan, sınırsız ve kontrolsüz bir şekilde para toplanmakta, toplanan bu paralar ile cemaatler kendi hedeflerini finanse etmektedirler. 

 

Tabi bu durum sadece dini cemaatler için geçerli değil, bunu herkes yapabilir. Bugün Türkiye’de, asgari ücretle çalışan bir kimsenin banka hesabında, ertesi gün milyonlarca lira paranın olması durumunda, bunun sorgulanabileceği hukuki bir sistem bulunmamaktadır. Paranın ve zenginliğin kaynağı sorulamaz, işte bu nedenle dileyen herkes, her sene milyarlarca lira para toplayıp, bu para ile istediği her şeyi yapabilir; ordu bile kurabilir. 

 

Bu, Türkiye’nin ezelden bu yana sorunudur, sebebi ise bir çok kimsenin zenginlik kaynağının büyük ölçüde hukuk dışı olmasıdır. Hukuk dışı işler yapmak yasaktır ama bu işlerden elde edilen paranın kaynağını gösterme zorunluluğu da yoktur, hukuk dışı işlerden elde edildiği ıspatlanmadığı sürece paranın kaynağını sorgulamak mümkün değildir. “Kara para” ise başka bir konudur. Şimdi eğer hedefinizde, iktidarı değiştirmek var ise ve milyarlarca lira paranız da var ise bununla neler yapılabileceği ortada, kişi başına dağıtılacak ufak paralar ile yüzbinlerce kişiyi meydanlara çıkarabilirsiniz, bunlar dünyada yapılmıştır ve örnekleri malumunuzdur. 

 

Diğer yandan, “din” önemli ve hassas bir konudur. “Eğitim ve öğretim” görevi büyük ölçüde devlete aittir, devlet bu alanı herhangi bir dini cemaate ya da seküler olsa bile başka bir gruba devredemez. Fakat gelinen noktada devlet, eğitim işini tamamen özel sektöre devretmiş olarak gözükmektedir ve bu konuda hala oldukça isteklidir. Her özel eğitim ve öğretim kurumu, bu işi kendi dünya görüşü ve ideolojisine dayalı olarak yapmaktadır, bu kurumların bazıları oldukça radikal öğretileri (dini ya da değil) çocuklara nakletmektedir, hatta “ırkçı” görüşlere binaen eğitim yapan kurumlar bulunmaktadır. Türkiye bu nedenle, her zaman tehlike altındadır, yarınlarda iktidarı darbe ile ele geçirmeye çalışacak şu ya da bu görüşten radikal grupların ortaya çıkması kaçınılmazdır, bugün dini bir cemaat, yarın ırkçı bir grup, diğer gün başka ideolojilere sahip gruplar. 

 

Maalesef eğitim sistemimiz, “açık fikirli” insanlar yetiştirmek üzerine değil, saplantılı insanlar yetiştirmek üzerine kurgulanmıştır, eğitimin insanları özgürleştirmesi gerekir, bunun yerine beyni bloke edilmiş insanlar yetiştiriliyor. İnsanlar düşünce özgürlüğünü okul yıllarından itibaren benimsemiyor, kendi görüşleri dışında sarsıcı fikirler duymaya alışkın değiller, kırılganlar.   

***

Habraçu Murat Özden: Çerkes Hakları İnsiyatifi  Sözcüsü

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

 

Darbe öncesi kırılmaya gelmeden önceki sürecin bir değerlendirmesinin yapılması gerekmektedir.40 yıllık bir geçmişi olan FETÖ'nün en fazla palazlanıp darbe yapabilecek güce ulaştığı Ak-Parti dönemidir. Yıllarca sinsi bir biçimde devletin içine sızmış olan Fetullahçılar kadrosu olmayan AK-partiyi avucunun içine almış ve devleti ele geçirerek dokuz başlı ejderhaya dönüşmüştür.

 

Toplumdaki en büyük kırılma ve şaşkınlık ise ordu içerisinde bu kadar kadrolaşmayı nasıl sağlayabildikleri konusunda olmuştur.

 

Darbelerden sonra normalleşme ve toparlanma daha fazla demokrasi isteyerek ve demokrasinin sınırları genişletilerek olur. Oysa 20 temmuz 2016 tarihinde ilan edilmiş olan OHAL Türkiye için ne zaman biteceği belli olmayan ikinci bir darbe olmuştur. OHAL şartları altında yapılmış olan eşitsiz koşullardaki referandum Türkiye'yi hızla dikta rejimine doğru götürmektedir. Türkiyede mevcut iktidarla toparlanma ve normalleşme mümkün görünmemektedir.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

Türkiye’de meseleler karşıtlık üzerinden okunmaktadır. Bu Çerkesler içinde geçerelidir.15 temmuzda toplumun neredeyse yüzde yüzü darbeye karşı demokrasiden yana tavır aldı. Ancak Tayyip Erdoğan'ın ayrıştırıcı dili toplumu yeniden kutuplaştırdı ve herkes 15 Temmuzdan önceki pozisyonuna döndü.

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

 

Türkiye'de her zaman darbe olasılığı vardır. Bu miras Türk ordusunda bir yeniçeri geleneği olarak yüzyıllardan beri vardır ve değişmesi de çok zordur.

Küresel güçler bu geleneği her zaman demoklesin kılıcı gibi iktidarlar üzerinde bir sopa olarak kullanırlar. Ne zaman askeriyeye kutsal anlamlar yüklemekten vazgeçip onlarıda devletin üniformalı memurları olarak görmeye başlarsak askeri darbe ihtimali ortadan kalkar.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

 

Maalesef Türkiye'nin yaşanan bu musibetten hiçbir ders çıkarmadığını görüyoruz.Alnı secde görenden zarar gelmez diyen anlayış, Fetullahçılardan boşalan yerlere başka cemaat mensuplarını doldurarak aynı hatayı işlemeye devam etmektedir.

Kayırmacılık, sisli ve puslu bir ortam, özgürlüklerin kısıtlanması, yolsuzlukalar ve yasaklar toplumda devlete olan güveni hızla sarsmaktadır.

Böyle bir darbeden ders çıkaran bir ülke böyle hareket etmez ve etmemelidir. Darbe ortamından çıkış, daha fazla demokrasi ve özgürlüklerin daha fazla olmasıyla mümkün olacaktır. 

***

Kenan Kaplan: Çoğulcu Demokrasi Partisi Başkanı

 

Ç.Net : Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

 

Türkiye hızlı bir toparlanma sürecine girmiştir. 15 Temmuz darbe girişimine, Suriye’de Irak’ta yaşananlara, mülteci sorununa, içerde yaşanan PKK ve DAEŞ terörüne, batılı ülkelerin Türkiye karşıtı tutumlarına rağmen ekonomide makro dengeler korunarak güçlü bir kalkınma hızına ulaşılmış, Silahlı kuvvetlerde bu süreçten güçlenerek çıkmıştır.

Ancak üst üste yaşanan bu sorunların sonucu olarak demokrasinin alanı daralmıştır.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz?

 

DÇP, ÇER-FED, ÇERKAD 15 Temmuz’u dış güdümlü bir darbe girişimi olarak görüp, güçlü bir şekilde tavır almışlardır. Diğer bazı örgütlenmelerde açıkça ifade edemeseler de darbenin başarıya ulaşmamasının hayal kırıklığını yaşamışlardır. Bugünde güdümlü darbe söylemlerine destek vererek bu tavırlarını sürdürmektedirler.

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

 

Küresel güçler, Türkiye’yi dizayn  etmeden Ortadoğu’yu dizayn edemeyeceklerini iyi biliyorlar. Bu  nedenle hâlâ darbe girişimi tehdidi güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor. Darbe süreçlerinin arkasında kesinlikle küresel aktörler ve onların yerli işbirlikçileri var. Fetö terör örgütü de devlet içinde ki varlığını hala güçlü bir şekilde sürdürüyor.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

 

Bundan sonra devlet bir geçiş süreci içinde liyakatı esas alan bir anlayışı içselleştirecek, cemaatler devlet yapısından tasfiye edileceklerdir. Aynı zamanda vatandaşların cemaatlere bakış açıları da 15 Temmuz sonrasında değişmiştir. Bundan sonra hiç kimse çocuklarını sorgusuz sualsiz cemaatlere teslim etmeyecektir. Ayrıca Devlet Küresel Dünya Düzeninde ki yerini ve konumunu sorgular hale gelmiştir. Devlet önümüzdeki süreçte ittifak ilişkilerini yeniden değerlendirecektir.

***

Şogen Ümit Dinçer: İstanbul Kafkas Kültür Derneği Başkanı


Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

“Darbe girişimi esnasında yaşan kırılmalar” derken neyi kastettiğinizi bilmiyorum. Ancak girişimin kendisi başlıbaşına Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük kırılmalardan biridir. Bu kırılma ve ortaya çıkan görüntü ile halk yığınları darbeler tarihinde ilk kez sokağa çıkarak ciddi bir karşı duruş segiledi. Toparlanma süreci halen devam ediyor ve devlet içindeki örgütlenme ve yuvalanmanın cesametini bilmediğimiz için sürecin ne kadar devam edebileceğini bilmiyoruz. Ancak bu toparlanma bir yandan hızlı ve etkili olmalı öte yandan hukuk çerçevesinden taşmadan yapılmalıdır.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

Çerkes sivil toplum örgütlerinin tamamına ait bir değerlendirme yapmak ehliyetinde değilim. Ancak yöneticiliğini yaptığım örgüt ve üst örgütümüzün 15 Temmuz darbe girişimini ve arkasındaki her türlü ilişkiyi lanetler. Bizler demokratik bir ülkede başka insanların başta yaşam hakkı olmak üzere her türlü hak ve özgürlüğüne uzanan her eli gayrimeşru ve gayriahlaki buluruz. Devletin bu gayrimeşruluğu  bertaraf etmesi son derece normal ve gereklidir. Bu noktada ilişkiler ağında Çerkes Sivil Toplum örgütlerinin reaksiyonları da bu çerçevede ve yerinde olmuştur.

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

 

Bu soruyu benim yanıtlayabilmem oldukça zor. Zira bunun yanıtını devlet de henüz verebilmiş değildir. İlgili makamlar çözümledikçe bizler de bilgi sahibi olacağız. Ancak halen tam ve yeterli bir çözülme olmadığı sürece bu riskin devam ettiği söylenebilir. Lakin yeni bir hareketin ortaya çıkabilmesinin toplumdaki hassasiyet nedeniyle çok zor olduğuna inanıyorum. Uluslarası ilişkiler ve küresel güçler açısından genel geçer kural şudur: kullanılmaya teşne bir yapı var ise mutlaka bir kullanan çıkacaktır. Şu anda dünyanın siyasi ve jeopolitik olarak en kaygan coğrafyasına yakın olmanın riskleri her zaman varolmaya devam edecek gibi görünüyor.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz?

Bu süreçten alınması gereken en önemli ders şudur ki, devlet gerçekten laik, demokrat, şeffaf ve her bireyine eşit mesafede durmayı ilke edinmelidir.  Hiç kimse ama hiç kimse dini, etnik kimliği, siyasi görüşü sebebiyle öncellenmemeli veya engellenmemelidir, pozitif bir ayrıma tabi tutulmamalıdır. Hiç kimse kanunun kendisine vermediği bir hakkı hiçbir gerekçe ile  kullanmamalı, kullananlar var ise göz yumulmamalıdır. Aksi taktirde bu tür organizasyonlar hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza hiç beklenmedik “taleplerle ve ilişkilerle” çıkabilirler.

***

Yusuf Tunçbilek: Kafkas Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi 

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmaları ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz?

 

Adı üstünde bu bir darbe girişimiydi. Darbe gerçekleşmeyip sadece girişim olarak kaldı. Hiçbir darbe Türkiye’ye hayır getirmemiştir. Emin olmalıyız ki eğer bu darbe gerçekleşseydi bundan da hayır çıkmazdı. Biraz geriye gidelim, hatırlarsak 15 Temmuz 2016 öncesi Türkiye, yani bizler, siviller yoğun bir biçimde PKK, IŞİD ve FETÖ gibi terörist örgütlerin saldırılarına maruz kalmıştık. Her gün bir yerde bomba patlıyordu. Bu nasıl gerçekleşiyordu? 

 

Cevabı komplo teorilerine boğmak istemeyiz ama açık bir şekilde birileri Türkiye’de darbe sürecine giden o karışık dönemi oluşturmaya çalıştı. Daha sonrasında yavaş yavaş bitti bu dönem, devlet kararlı bir şekilde terörizmin üzerine gitti. Ciddi yara aldık, ülke uzun zaman sonra ilk defa bu kadar sıkıştırıldı, iç ve dış tehditler çok yoğunlaştı, elbette bu vatandaşların daha devletçi bir söyleme gelmesine neden oldu. İnsanlar devletlerini, yöneticilerini sahiplendiler, bu da tehlikelere karşı sağlam bir cephe oluşturdu. Şu an umarız bir toparlanma süreci içerisindeyizdir, fakat tehlike ve tehditlerin bitmeyeceğini insanlar gayet iyi biliyorlar.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz?

 

Şunu iyi biliyoruz, Çerkesler ve onların kurduğu sivil toplum kuruluşlarının büyük çoğunluğu hala muhacir psikolojisindedir. Kendini misafir kabul etmektedir. Bunun için de devlete ve millete problem çıkaracak işlerden her zaman uzak durmuşlardır. Hem bireysel suçlarda hem de toplumsal olaylarda Çerkeslerin çok az vakası vardır. Çerkeslerin bu yapısı onların kurduğu STK’lar için de geçerlidir ve doğal olarak Çerkesler 15 Temmuz 2016’daki millete uzanan silahların karşısında durmuşlardır. 

 

Zaten yapılan saha araştırmalarında olsun veyahut Çerkeslerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki seçim sonuçlarının incelenmesi olsun şunu net bir biçimde görüyoruz ki, Çerkesler artık bu milletin, bu toplumun bir parçası. Türk milletinden ve Türkiye’den ayrı bir refleks geliştirme ihtimalleri çok düşük. O kara gecede, 15 Temmuz gecesinde, birçok Çerkes ve Kafkas STK yöneticisi darbeye direndiler ve sonraki günlerde de demokrasi nöbetlerine katıldılar.

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

 

Darbe girişimi olasılığı hiçbir zaman bitmez. Osmanlı’da da bu böyleydi. Yeniçeri ayaklanmaları bu ayaklanmaların asla bitmeyeceğinin güzel örneklerindendir. Fakat bu darbeleri yapanlar bilmelidirler ki halk bunlardan artık illallah etti. Milletinden kopan, milletinin yanında olmayan güvenlik gücü kimin emrindedir? 

 

Dediğiniz küresel güçlerden başka akla gelen bir şey yok, ne yazık ki onun emrine girerler. Şunu da anlamalıyız, küresel güçler demokrasiyle başa gelen biriyle de anlaşabilirler, darbeyle gelen biriyle de, onların öyle kırmızı çizgileri yok. Bütün toplum kesimleri uyanık olmak mecburiyetindeler. Tehlike 15 Temmuz 2016 günü artık kapımıza dayandı. Söylemlerimizi ve eylemlerimizi buna göre oluşturma mecburiyetimiz var. Biraz önce dediğimiz gibi darbe girişimi her zaman olabilir. Fakat son darbe girişiminde hiçbir zaman olmayan bir şey oldu. 

 

Halk ciddi bir biçimde sokaklara, meydanlara, havalimanlarına çıktı, darbecilere karşı koydular. Darbe karşıtı askerler, polisler, çeşitli güvenlik güçleri de darbeye direndiler. İşte bu Türkiye tarihinde ilk defa gerçekleşen bir şeydi. Fakat illa klasik bir darbe girişimi değil de farklı yöntemlerle ülkemizi ve yöneticilerimizi taciz denemeleri devam edecektir. Hepsine karşı uyanık olmak gerekir.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

 

Türkiye devleti kökenleri çok eskiye giden, yüzlerce yıl dünyayı yöneten Osmanlının bir nevi devamıdır. Bunu bizler reddetsek de bu böyledir. Kurumlarıyla, milletiyle binlerce yıllık bir gelenekten bahsediyoruz. Böylesine güçlü, köklü mazisi olan bir ülkeyi FETÖ gibi terörist bir oluşumun yönetmesi elbette beklenemezdi. Fakat FET֒nün de ülkeyi ele geçirmek için akıl almaz faaliyetlere giriştiğini artık hepimiz biliyoruz. Sadece ülkemizde değil bütün dünyada çeşitli örgütlenme modelleri geliştirmişler. Türkiye büyük bir ülkedir, FET֒den gerekli derslerin alınması gerekir. 

 

Akla, bilime, mantığa aykırı ve gelecekte tehlike olacağı açık bu tarz oluşumların büyümesi ve gelişmesi engellenmelidir. Toparlanmamız vakit alacaktır. Gerekli dersleri çıkarmak için düşünme faaliyeti de oldukça önemlidir. FETÖ nedir, nasıl ortaya çıkmıştır, nasıl yayılmıştır sağlam bir şekilde ortaya koymak gerekiyor. Bu yapılırsa, işte o zaman dersler çıkarılır, iyi sonuçlar elde edilebilir.

***

Bülent Atçı: Adana Çerkes Derneği Eski Başkanı


Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

Darbe girişiminde iki kırılma  noktası var birincisi, sürecin  erken saate alınması zorunlu olarak yani deşifre  olmaları. İkinci kırılmada, Recep Tayyip Erdoğan Facetime ile bağlanıp halkı sokaklara davet etmesi bu çok önemli hamleydi. Toparlanma sürecinin  umulandan daha hızlı olması bence önceden  bilinmesidir. Kamu ve adalet bakanlığında hatırı sayılır aksamalar insanlarda biraz tedirginlik yaratmıştır. Cadı avına dönme gibi algılanmı karşı tarafa  koz vermiştir.


Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

Çerkes  STK  larında  bildiğim kadarıyla  pek bir reaksiyon  gelmedi,  bir  süre sonra  cılız  bildiriler dışında yada ben  atlamış olabilirim. Sosyal medyada daha  olumlu tepkiler izledim  Çerkes gruplarında doğrusu.


Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

Biraz ucu açık soru bu ülkede darbe girişimi her zaman bir potansiyel olarak vardı. Kastınız eğer FETÖ cenahından ise,  bence yok en güçlü olduklarında çuvalladılar ki şimdiki imkân ve güçleri büyük ölçüde yitirmişken mümkün değil. Küresel güçler çıkarları doğrultusunda hareket eder. Bugün hükümet güçlü ve bu güçten çıkar sağlamaktır bana göre öncelikleri rate olmuş bir Fetö ‘den medet umacak kadar ahmak olduklarını hiç zannetmiyorum.


Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

Türkiye rejimi asla laiklikten ve demokratik kazanımlardan taviz vermemeli,  cemaatler  veya  benzer gruplardan  uzak durmalıdır, özellikle siyaset kurumları.


***

Hapi Cevdet Yıldız, Cherkessia.net köşe yazarı, Çevirmen.

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz?

 

Darbe girişimi generallerin vesayetini zayıflattı. Bu kişilerin ‘insanüstü kişiler’ olmadıkları açığa çıktı. Dinciliğin geniş ve büyük bir sektör haline geldiği kanıtlandı. Türkiye, Anayasa’da yer alan “Demokratik, laik sosyal hukuk devleti” anlayışı temelinde yürüdüğünde toparlanabilir. Bunun için bütün demokrasi yanlışı güçlerin bir bütün haline gelmeleri, Adalet yürüyüşü ve mitingindeki kararlılığı korumaları ve geliştirilmeleri gerekir.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

 

İyi bir sınav veremediler kanısındayım. Darbeciler için idamı savunanlar çıktı (bireysel anlamda tabii). Bu bir gericilik ve ilkelliktir. İnsanın idamı insanı küçük düşürücü aşağılık bir olgudur.

 

Demokratik anlamda tepki koyan az oldu onların da sesi duyulmadı. 15 Temmuz dinci, gerici, faşist bir darbe girişimidir. Bastırılması umut verici. Kişi olarak yüksek rütbeli komutanların darbeye katılmaması da güzel şey.

 

Ama maalesef bizde kökü tarihin derinliklerine dayanan bir darbe ‘geleneği’ var. Bunu ancak gelişmiş bir Türkiye alt edebilir. Çerkeslere gelince dağılmış bir toplum. Siyasette ve bürokraside bireysel anlamda bir önem taşır, hemşehri dayanışmaları ötesine geçilemiyor.

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

 

Yukarıda vurguladığım gibi askeri darbe tehlikesi her zaman için var, kalkmış değil. Eski darbe dönemi atmosferi yok. Bunu belirtmeliyim. Kılıçdaroğlu her türlü darbe girişimine karşı olduğunu, Erdoğan’ın 2019’da seçimle gitmesini istediğini söyledi. Bunu akıllı ve sabırlı bir kişinin yerinde bir ifadesi olarak görüyorum.

 

ABD istemediği sürece darbe olmaz diyenler de var. Ancak orta sınıf geçmişe göre çok daha güçlü. Erdoğan’ın yapamadığını olası darbeci askerlerin başarabileceklerini sanmıyorum.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

Örgütlenmelerin temeli 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası ortama dayanıyor. Dinciler o tarihten başlayarak sabırlı ve çok dikkatli bir örgütlenme çalışması içine girdiler. Demirel, Özal ve Erbakan aynı ekolün adamları idiler. Bir ekol de Türkeş’in yönlendirdiği Amerikan destekli ülkücü/ milliyetçi, çevre.

 

Bunlar gerektiğinde işbirliği içine girdiler, birbirlerine destek çıktılar. Dikkat edilirse Türkeş’in Demirel ve Erbakan’la ittifakı koalisyonlar ortada. Ecevit’e hep çelme taktılar.

 

Şimdilerde de Bahçeli’nin Erdoğan’ı ayağa kaldırması, Erdoğan’ın Bahçeli’ye destek vermesi, otoriterleşme hepsi bir oyunun parçaları. Öyle görüyorum.

 

2019’da demokratik güçler bölünmediklerinde başarılı olacak, ülke de aydınlığa çıkacaktır inancındayım.

***

Emine Arslandok Sezgin: İşkadını, Çoğulcu Demokrasi Partisi Üyesi.

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

 

Darbe girişimi esnasında ilk saatler ne olduğu çok anlaşılamadı. Ancak hemen sonrasında toplum adeta 2 ye bölündü bir kesim ER gitsin de nasıl olursa olsun diyenler diğer taraf tada seçimle gelen iktidara sahip çıkıp darbeye dur diyenler. 

 

Şahsım olarak Ben Türkiye’nin toparlandığını düşünemiyorum. Bu darbe girişimi Türkiye ye birçok konuda ağır hasar verdi. Örneğin önceden de güvenilirlik sorunu olan ve bağımsız olmayan yargı sistemini tamamen güvenilmez hale soktu. Toplumda nesillerce onarılması zor yaralar açtı, FETO mağdurlarının kinleri sonraki nesillere intikal edecek. Ve bölünmüş asgari müşterekte bile birlikte davranamayan bir toplum oluşturacak.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

 

Çerkes sivil toplum kuruluşları 15 Temmuzda ortak, ve veya kurum olarak bir davranış sergilemediler. Kurumlar olarak bir ortak beyanda bulunma masalarda, Bireyler olarak Türkiye genelinden farklı bir bakış, duruş sergilemediler. Çerkes toplumunun için dede yandaşlık suçlaması ile madur olanlar, olduğu gibi kalkışmaya dur diyerek gazi, sehit olanlar var. Doğal olarak Türkiye’de yaşananlar Çerkes halkının da yaşadıklarıdır. Onları ayrı düşünemeyiz.

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

 

Ben tekrar benzer bir darbe girişiminin olacağını sanmıyorum. Ancak  neredeyse kurtuluş savaşının hemen sonrasından itibaren Türkiye içinde farklı şekillerde yapılanan ve strateji çizen küresel güçler Türkiye üzerindeki emellerine bu defa FETO üzerinden ulaşamadılar onlar için bu başarısızlık sürpriz olsada, B C planları suikast girişimleri vs  hedeflerinden, Türkiye’yi bölme sevdalarından vaz geçeceklerini düşünmüyorum. Muhtelif yeni yöntemler ile sürekli denemelerine devam edecekler ve ediyorlar. 

 

Türkiye insanlarının dünden daha çok birlikte ve akılcı olması, Stratejik olması, yönetim erginin Bölücü söylemlerden kaçınması tam tersine birleştirici söylemler kullanması ve davranması gerekmektedir. Ancak bu bölünmüşlük çokta imkân sağlamayacak gibi.  Küçük menfaat hesapları, kullanılmalar, lobi faaliyetleri, RE fobisi, Birlikteliğin önünde engel teşkil ederken Küresel güçlere destek verilmektedir.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

 

Ben hala bir ders çıkarıldığını görmüyorum. Taraflar var ve taraflar kendi yolunda koşuyor bu durumdan yararlanan ve ipleri halen elinde tutan çeşitli oyunlar sahneye koyan A B ve hatta C planlarını uygulayan küresel güçler var. Türkiye’nin konumu nedeni ile bu güçlerin Türkiye üzerinde her zaman kontrollü uyguladıkları planlar vardı hedefleri doğrultusunda bu süreç hızlandı, alternatif bölücü planlar artı.

 

Bu durumda şahsen beni korkutuyor. Türkiye bu mücadeleden başarılı çıkabilecek mi diye iç bütünlük ve birliktelik çok önemli, ancak Türkiye bunu sağlayamadığı gibi, daha çok bölünüyor.

***

Fahri Huvaj: Hukukçu, Çevirmen-Yazar.

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

15 Temmuz darbe girişimi, genel kurmayın, orduların kendi içinden çıkabilecek ihanet eylemlerine karşı tamamen hazırlıksız olduğunu ortaya çıkardı. Askerin yurt savunmasına odaklanması gerektiğini, sıradan düz bir yurttaş kadar bile günlük politika ile vakit kaybetmemesi ve tümüyle meşru sivil iradenin emrinde olması gerektiğini ve nihayet askeri eğitim programları başta olmak üzere tüm eğitim sisteminin ve müfredatının çağdaş toplum hedeflerine ve gereklerine göre yeniden ele alınıp yapılandırılması gerektiğini somut olarak ortaya koydu. Dileriz ki, yöneticiler intikamcı yaklaşımlardan bir an önce kurutulur da bu gereklere yönelirler.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

Üzülerek belirtmek gerekir ki, Çerkes sivil toplum kuruluşları, henüz rüştünü ispatlayamamıştır. Kendi varlık nedenlerinin, uzak-yakın amaç ve hedeflerinin, genel ilke ve stratejilerinin bilincine erememiş ve kurumlaşamamışlardır. Bir Çerkes politikası oluşturamadıkları gibi, ülkedeki basit, güncel politika şehvetine kapılmışlar, yöneticilerin siyasal eğilimlerine ve meşreplerine göre hareket eden, akıntıya kapılan kuruluşlarmış gibi bir imaj vermektedirler. Dolayısıyla onlardan böylesi konularda derin bir analiz beklemek de doğru olmaz. 

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz? 

Kanaatimce 15 Temmuz gibi yeni bir darbe girişimi artık olamaz. Bu kez belki suikastler, intihar saldırıları planlayarak hedef şahsiyetleri bertaraf etme amacına yönelebilirler. Belki uzun vadede şimdikinden daha sinsi bir biçimde yeniden devlet kadrolarını, kurumlarını ele geçirmeyi düşünebilirler. 

 

Yaşananları F.Gülen dehasının(!) ürünü olarak düşünmek saflık olur. F.Gülen ve “hizmet” jargonuyla örgütleyip kendine bağladığı kalabalıklar, kullanışlı aparatlar olmaktan öte anlam taşımazlar. Dinsel söylemlerle fanatikleştirilebilecek, robotlaştırılabilecek insanlar, esaslı bir dini eğitim almış olmayan insanlardır. Örgün ve yaygın eğitim kurumları, kitle iletişim araçları aracılığıyla toplumda dinsel bilinç yaratılmalıdır. Bu, dini daha fazla dedi-kodu konusu yapmak anlamına gelmemelidir. Dini de sorgulayıp anlamaya çalışan bireyler yetiştirilirse, onları kandırmak, şartlandırmak, robotlaştırmak kolay olmayacaktır. 

 

Türkiye küresel güçlerin hedefindedir. Onlar için kullanışlı olmayan bir Türkiye’nin başına her zaman bir dert açmaya çalışabileceklerini özellikle yöneticiler çok iyi anlamalı, bilmeli ve tahrik edici söylemler yerine diplomatik üslup ve yöntemlerle ayağı yere basan, belki kazan-kazan anlayışına dayalı sağlıklı bir dış politika oluşturmalıdırlar. Diklenmeden dik durmak söylemi, söylemde kalmamalı eyleme dönüşmelidir.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

Ne gibi dersler çıkardığını zaman gösterecektir ama ne gibi dersler çıkarması gerektiğine ilişkin düşüncelerimi yukarıda paylaştım. 

 

Türkiye çok uluslu, çok dilli, çok kültürlü, heterojen bir toplum yapısına sahiptir. Bütün kesimlerin kendisini mutlu ve güvenceli görebileceği ve buna bağlı olarak kendisini bağlı hissedebileceği bir devlet yapısına ulaşmak gerekir. Cumhuriyetin kuruluşundan beri vurgulanan Tek devlet, dek millet, tek bayrak, tek vatan (örtülü olarak tek dil) söylemlerinin yeniden vurgulanmaya dönülmüş olması, somut bir ilerlemeyi değil, aynı kısır döngüye dönülmüş olduğu anlamına gelir. 

 

Hedeflenmesi gereken şey daha çok hukukun üstünlüğü, daha çok insan ve toplum haklarına saygı, her kesim için daha çok  özgürlük, daha çok demokrasidir. Bunlar sağlanmadıkça bataklık kurutulmuş olmaz. Sinekler şimdi silah zoruyla yok edilse bile yeni sineklerin üremesi engellenemez. Bu da ülkenin başının dertten kurtulmayacağı anlamına gelir. Yaranız varsa kaşınır, kaşıyan bulunur.

***

Yekuaş Kuban Kural: Yazar, Sivil Toplum Aktivisti

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

Toparlanma süreci mi? Keşke öyle bir süreçten bahsetmek mümkün olsaydı. Ancak aradan geçen bir yıllık zaman zarfında, darbeyi yapanlarla mücadele etmekten ziyade hükümetin tüm muhalif unsurları baskı altına aldığı bir süreci yaşadık/yaşıyoruz maalesef. 

 

15 Temmuz gecesinin karanlıkta bırakılan (özellikle hükümet mahfillerinin çabalarıyla) noktalarını bir kenara bıraktığımız takdirde dahi, halkın bir kesiminin can ciperane ve takdire şayan direnişi dışında samimi hiçbir adım atılmadı darbeyi yapanlara karşı. Her darbede olduğu gibi bu darbede de olan siyasi ayağa hiçbir müdahalede bulunulmadı örneğin. Örgütün tepe kadrosuna dokunan ya da dokunabilen olmadı. 

 

Cemaate samimi bir şekilde destek vermiş, ona inanmış insanlara sudan bahanelerle yapılan gözaltıları ve haksız tutuklulukları darbecilerle mücadele diye satmak mıdır toparlanmak. Bakın, sorularınızı cevapladığım esnada dahi yeni bir KHK yayınlandı ve birçok insan sebebi açıklanmadan işinden atıldı. Üstelik bu KHK mağdurlarının birçoğunun Cemaatle ya da her hangi bir örgütle ilgisi olmadığını biliyoruz. Ancak bu insanların ortak bir özellikleri olduğu doğrudur. O da hükümetin adaletsiz politikalarını cesaretle karşı çıkan insanlar olmaları. Ya da Kürt siyasetçilerin başına gelenleri ele alalım ya da muhalif basının susturulmasını vs. Son bir yılda yaşanan hukuksuzlukları, adaletsizlikleri saymakla bitiremeyiz özetle. “Darbe olsaydı ne oldurdu?” sorusunun cevabını yaşıyoruz bir yerde. 

 

Sorunuza dönersek, bir toparlanma değil hızlı bir çöküş yaşıyoruz son bir yıldır. Ve görünen o ki bu çöküşü durdurmak gibi bir niyeti yok, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere ülkeyi yönetenlerin…

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

Reaksiyon mu? Oldu mu öyle bir şey gerçekten? Ya da Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u ya da sonraki süreci algıladıklarına dair bir emare gördünüz mü siz? Bunu gözlemleyebilmemiz için aldıkları tutumları incelememiz lazım ki, son bir yılda ülke gündemine dair elle tutulur bir açıklama ya da eylemlilik görmedim ben. 

 

15 Temmuz darbe girişiminin ülkede yaşayan her toplumu olduğu gibi Çerkesleri de çok yakından ilgilendirmesine, sonrasında yaşanan süreçte, hukukun askıya alınmasından tutun da, en temel hakların gasp edilmesine vs. kadar hiçbir konuda “çıt” sesi çıkmadı Çerkes STK’larından. 

 

En yakın örnek üzerinden gidelim. Biliyorsunuz Büyük adada mesnetsiz iddialarla bir grup İnsan hakları savunucusu gözaltına alındı ve halen hukuksuz bir şekilde gözaltında tutuluyorlar. Bu insanların birçoğu Çerkes sorunları konusunda da hassas insanlar üstelik. Ayrıca ne zaman kapılarını çalsak ellerindeki tüm imkânlarla yanımızda olmuş kurumların temsilcileri bunlar. Bu konuda bile hukuki ya da siyasi bir açıklama görmedim ben.  

 

“Neden bu sessizlik?” veya “ne olması gerekirdi?” şeklinde sorsaydınız verecek cevabım olurdu ancak olmayan bir şeyi değerlendirmek mümkün değil…

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

Darbe girişimi olasılığının 14 Temmuz 2016 tarihinden çok daha fazla olduğunu düşünüyorum açıkçası. Bunun iki sebebi var. 

 

Aslında 15 Temmuz ülke için gerçekten bir fırsata çevrilebilirdi. Demokrasiyi güçlendirecek adımların atılması, karar alma mekanizmalarına herkesin dâhil edilmesi ve tabi liyakatin merkeze alındığı bir bürokratik yapının inşası kısa sürede gerçekleştirilebilirdi. Ancak bu şekilde bürokraside - ve hayatın her alanında - baskıcı ve operasyonel güç merkezlerinin önüne geçilebilir. Ancak maalesef son bir yılda gördüğümüz, hükümetin  - ya da daha doğru ifadeyle başkanın - bunun tam tersi istikamette bütün yetkiyi kendisi ve çevresinde toplaması oldu. Ve biraz önce de dediğim gibi bu gidişat hızlanarak sürecek, görünen o. Gücü belli merkezlerde topladığınızda da darbe gibi süreçlere daha açık olursunuz. Ki şu anda yaşadığımız böyle bir durum. 

 

Darbe olasılığını artıran diğer bir sebepte, başkanın, Ak Partinin ya da politbüronun (adını siz koyun) bürokrasi içinde cemaate karşı ittifak kurduğu diğer grubun darbecilik konusundaki uzmanlığının cemaatten çok daha ileri seviyede olması. Bu yeni ittifak çatladığında bizi nelerin bekleyeceğini öngörmek mümkün değil. 

 

Kısaca, otoriterleşme konusunda koşar adım ilerler, hukuku rafa kaldırıp KHK’lar ile ülke yönetir ve gücü merkezileştirirseniz darbe olasılığı her zaman mevcuttur. Darbelerin panzehiri demokrasidir, otoriterlik, ya da şu an yaşadığımız gibi tek adam rejimi vs. değil… 

 

Küresel güç dedikleriniz ise özellikle hukuksuzluğun hüküm sürdüğü dönemlerde (şu an yaşadığımız gibi) devlet içerisindeki güç merkezleriyle çıkarları ölçüsünde ittifaklar kurar ve bir kesimi desteklerler. Bu bir yerde doğaları gereğidir. Siz demokrasiyi ve adil bir hukuk sistemini inşa etmek için çaba harcamazsanız her tür manipülasyona açık halde yaşarsınız. Aynı şimdi yaşadığımız gibi. Kısaca, küresel güçlerin oyunu vs. gibi söylemleri saçma ve anlamsız buluyorum. 

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

Buna çok kısa cevap vereyim. Hiçbir ders çıkardığını düşünmüyorum…

***

Mehdi N. Çetinbaş: Kafkas Vakfı Kurucular Kurulu Başkanı, Eğitimci, Yazar.

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz?

15 Temmuz darbe girişimi Türk toplumu üzerinde tabir yerindeyse  soğuk bir duş etkisi yaptı. !2 Eylül darbesi sırasında doğanlar 36 yaşına bastılar. !2 Eylülün yaşattığı acılar taptaze dururken böyle bir girişim toplum tarafından elbette tasvip görmezdi. Yıllardır söylenir durur; en masum darbe bile ülkeyi elli yıl geriye götürür diye. Bu girişim o yüzden büyük bir tepki çekti. PKK ve radikal sol örgütlerin dışında genelde her kesimden tepki gördü darbe girişimi.

 

Geçmişinde darbelere çanak tutmakla mahir CHP yönetimi de kısa bir bocalamanın ardından darbeye karşı olduğunu ilan etmek durumunda kaldı. Gerek 27 Mayıs,gerekse 12 Eylül darbeleri Türk toplumunu bilinçlendirmiştir.

 

Bu darbeler sırasında sürü psikolojisi içinde tepkisiz kalan toplum, bunun acılarını yıllarca çekmiştir. Türk siyaseti, yaşadığı iki büyük darbe ve bir çok muhtıranın ardından gerçek çözümün demokrasi olduğunun farkına varmıştır.

 

Rakibinin darbeyle devrilmesi sonucu yönetime gelen hiçbir siyasi parti başarılı olamamıştır. Dünyada bunun örneği yoktur. 

 

15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’deki darbe girişimlerinin sonuncusu olmuştur. Toplumun tepkisi ve karşı koyuşu, bundan sonra bu tip hareketlere girişecek olanlara muhtemeldir ki ,göz dağı vermiştir.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz?

Türkiye’deki Çerkes sivil toplum kuruluşlarının, bu darbe girişimi sırasında çok iyi bir sınav verdikleri söylenemez.15 Temmuz darbe girişimi, diğer darbelerde olduğu gibi, bazı çevrelerde iktidara karşı yapılan bir hareket olarak algılanıp desteklenmiş, açıkça desteklenmese bile ses çıkarılmayarak onaylanmıştır.

 

Seçimle iktidara gelen bir yönetimin iktidardan uzaklaştırılma yöntemi yine seçimle olmalıdır. Ülkemizde maalesef Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsına karşı oluşturulan tepki demokrasiyi ve demokrat davranışını bizlere unutturmaktadır.

 

Ben 27 Mayısı ilk okul birinci sınıfta yaşadım. Öğretmenimiz vazifesini yedeksubay olarak yapan biri idi. O çocuk beyinlerimize sürekli olarak İstanbulda üniversitede okuyan ağabeylerimizin öldürülüp kıyma makinesinden geçirilip etlerinin denizde balıklara atıldığını anlatırdı. İnsanlar o dönem bunlara inandırıldı. Kumkapı’dan yassı adaya tünek kazacakları iddiasıyla insanlar tutuklandı.

 

Maalesef bu gün yine aynı şeyler yapılıyor. İnsanlar sorgulamadan sosyal medya kanalıyla tahrik ediliyorlar. Mantık denen şey yok olmuş sadece ortada bir hırs var; herkes bu hırsın peşinden koşuyor.

 

Çerkes sivil toplum kuruluşları da politize olmuşlar. Her yaptıkları eylemi çerkes kisvesi ve çerkes bayrağı altında yaparak sözüm ona kimlik inşa ediyorlar. Kobani’ye destek olmak için Suruç’ta yapılan toplantı sırasında canlı bomba eylemi, sonucu hayatını kaybeden iki hemşehrimiz için o dönem sosyal medyada kıyamet koparıldı. Cenazeler Adıge ve Abhaz bayrakları ile taşındı. Halbuki katıldıkları eylemin çerkeslikle uzaktan yakından alakası yoktu.

 

Ölüm hangi nedenle olursa olsun acıdır. Bu olayı ve acıyı anlamak gerekir. Ben de dahil olmaküzere bu olayı kınadık ve ölenler için taziyelerimizi sunduk. 

 

15 Temmuz darbe girişiminde benim yakinen tanıdığım başta Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip, Düzceli özel harekatçı kardeşim Ufuk Baysan şehit oldular. Kafkas Vakfını birlikte kurduğumuz Halil Aslan ağabeyim gazi oldu. Halen tedavi görüyor. Bu kadar büyük olaylar yaşanmışken çerkeslerin bir bölümü bırakın üzüntü ifade etmeyi, darbeye destek çıktılar

 

Türkiye’de maalesef çerkes toplumu siyasi kimliklerinin ikinci planda bırakıldığı bir çatı altında toplanamıyor. Herkesin uzlaşabileceği ortak paydalar bulamıyor. Ortak programlar gerçekleştiremiyor.

 

Bu olayın çok kısa sürede değişeceğine de inanmıyorum. Sivil toplum kuruluşlarımız maalesef tabandan kopuk bir halde. Derneklerimize kayıtlı insanları listelesek birkaç bin kişiyi geçebileceğimizi sanmıyorum. Rakam kabarık görünse de aldanmamak gerekir.

 

Örnek vermek gerekirse şahsen ben İstanbul’da bulunan bir çok derneğin üyesiyim. Bu derneklere Bağlarbaşı derneği ve Uzunyayla derneği gibi bir çok dernek dahil. Aynı şey bir çoğumuz için geçerli.

 

Ç.Net: 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

15 temmuz ile birlikte darbeler devrinin bittiğine inanıyorum. Askeri vesayetin kırılmasının yanı sıra, halkın tepkisi de bundan sonra bu tip girişimlerde bulunmak isteyenlere korku salmıştır. Sosyal medya ve kitle iletişim araçlarının bolluğu nasıl darbeciler için bir imkansa,aynı şet halkın örgütlenmesi için de büyük bir imkandır.

 

15 Temmuz girişiminin başarısız olması, askerden medet uman siyasetçiler açısından da bir milat olmuştur. Halktan kopuk yaşayan, tepeden inmeci ve jakoben bir anlayışa sahip olanlar artık yeni yollar bulmak durumdadırlar. İktidara gelmeden muktedir olma anlayışı 15 Temmuzun akamete uğramasıyla sona ermiştir.

 

Artık politikacılar ve bürokratlar asker ile birlikte seçimle alamadıkları iktidara zorla ortak olmanın yolunun kapandığını görmüşlerdir. Bundan sonra halkla birlikte olup ona kendi iktidarlarında yapmak istedikleri şeyleri anlatarak oy istemelidirler.

 

CHP’nin son ADALET yürüyüşü ismine layık olmasa bile bu konuda atılmış önemli bir adımdır. CHP sadece seçimle ve demokratik yoldan alabileceğini öğrenmeye başlamıştır. Kendi kazandığı belediyelerde olmayan hilenin başka yerlerde de olmadığını kabul etmeli oralarda daha çok çalışmalıdır.

 

Ben Türkiye’nin demokrasi geleceğinden umutluyum. Çok değil bundan on sene önce baş örtüsü taktığı için okula alınmayan öğrenciler dönemi sona erdi. YÖK kapısında canlı yayın yapan televizyonlar ve hükümete kafa tutan rektörler şimdi nerede?

 

Herkes artık işini yapıyor ve yapmaya da devam edecek.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz?

Cemaatlerin siyasallaşması hem toplum hem de iktidar için büyük tehlikeler yaratır. Osmanlı zamanında cemaatler ve tarikatleri kontrol eden bir yapı vardı. Bu yapı cemaatlerin içinden çıkan bir oluşumdu. “Meşayih Meclisi” denilen bu yapı bütün yapıları kontrol ederdi. Din dışı sapkınlık gösteren,ya da sahte bir şeyhin oluşturduğu cemaat derhal halkanın dışına itilirdi. Halka dışına atılan yapının da halk üzerinde pek bir etkisi olmazdı

 

FETÖ bu cemaat yapı modeline pek uymayan dünyada da benzeri bulunmayan bir örgüttür. Başlangıçta masumane bir hareket olarak yola çıkmış olsa bile  zamanla dünyanın çeşitli istihbarat örgütlerinin kontrolüne girmiştir.

 

Bu örgütün Ak Parti iktidarında palazlandığı görüşü külliyen yalandır. Örgüt Ak Parti iktidara geldiğinde kırk yaşındaydı. Ben bu örgütün 1990’lı yıllarda Ecevit ile ittifak yaptığını çok iyi biliyorum. Hatta bu DSP’den milletvekili olan Afyon’lu yakın bir arkadaşım bile olmuştu.

 

Fetö AK Parti iktidarının ilk seçiminde (2002)  oyunu Ak Partiye vermemiştir. Daha sonraları FETÖ Ak Parti iktidarının başarısına ortak olmak için denize açılan geminin içine atlamıştır. Bütün siyasi partiler gibi AK Parti de fetö’nün siyasi desteğine ses çıkarmamış ve onu yedeğinde tutmaya başlamıştır.

 

Ak Parti anti demokratik yapılar ve güçler yüzünden Fetö ile iş birliği yapmak zorunda kalmıştır. 2007 yılında kapanma tehlikesi yaşayan Ak Parti burada Fetö kökenli hakimlerin etkisi ile kıl payı kapanmaktan kurtulmuştur.

 

Fetö bu olayı bir diyet meselesi olarak Ak Partinin önüne koymuştur. AK Parti çeşitli bakanlıklarda kadrolaşan Fetö hareketine yeterince diyet ödemiştir.

 

Fetö olayı abartarak 2011seçimlerinde iktidara resmen ortak olmaya kalkınca ipler kopmuştur. Bu gün artık Fetö tescilli bir terör örgütüdür. Geçmiş arşivleri kurcalayarak sen bunu demiştin,o bunu demişti gibi sözler pek fazla anlam taşımıyor.

 

Dünyanın yüz altmıştan fazla ülkesinde faaliyet gösteren bu örgütle daha uzun süre uğraşacağa benziyoruz. Fetö konusunda çok acımasız olmalıyız. Bu örgüt tasfiye edilirken çok masum insanın da canı yanacak. İnşaallah bu olayı en az zayiatla atlatırız.

***

Nurdan Şahin: Sivil Toplum Kurumu Yöneticisi, Yazar.

 

Soru1: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz?

Soru2: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz?

Soru3:15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

Soru4: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz?

 

Türkiye halkı, aslında hep “bir arada” değil de, “yan yana” yaşayan çeşitli cemaatlerden oluşan bir topluluk oldu kanımca; toplum olmayı başaramadık bir türlü. Cemaat derken, sadece dini cemaatler anlaşılmasın, Kemalistler, beyaz Türkler, etnik gruplar-  bence hepsi birer cemaat. Dolayısıyla kırılmalar hep vardı ancak son yıllarda Ergenekon soruşturmaları, Gezi olayları ve 17-25 Aralık operasyonları bu kırılmalara ivme kazandırdı.

 

Seçimleri açık ara kazanan Ak Parti hükümetlerinin,  bürokrasiye hâkim olamaması/söz geçirememesi kadar, liyakatten ziyade “alnı secdeye değen” insanlarla çalışmak istemesinin de, 40 yıldır devlete “Sızıntı” yapan Gülen Örgütünün giderek güçlenmesini sağladığını düşünüyorum. Gezi olaylarının hükümetlerce sert uygulamalarla bastırılmak istenmesi ise, liberal demokrat kesimin, AKP ile giderek açılan mesafeyi , karşıtlığa dönüştürmesine yol açtı. Muhtemelen bu nedenle, liberallerin bir kısmı 17-25 Aralık operasyonlarının sadece bir yolsuzluk operasyonu olmadığını, bir sivil darbe amacı da güttüğünü görmedi ya da görmek istemedi. Bu durum liberal ve demokratların kendi içlerinde de kırılmalara yol açtı.

 

15 Temmuz silahlı darbe girişimi, ülke tarihindeki en korkunç kalkışmalardan biridir. Halkı birbirine düşürmek maksadı güden, meclisi bile bombalamaktan çekinmeyen ve FETÖ tarafından organize edilen bu darbe girişimi Cumhurbaşkanının, meclisteki tüm siyasi partilerin, basının ama en önemlisi halkın cesur direnişi ile bertaraf edildi. O meşum gece, 250 kişi hayatını kaybetti, iki binin üzerinde kişi yaralandı.

 

Darbe girişiminin hemen akabinde, bir  “toplum” olarak gösterilen tepki, bazılarımızda şerden hayır doğabilir umudu yarattıysa da, maalesef bu gerçekleşemedi. 

 

Darbecilerin, hukuk içinde kalarak, en ağır cezalara çarptırılmaları, tüm bağlantılarının ortaya çıkarılması, devlet aygıtının tamamen bunlardan temizlenmesi ve geri dönüş olmayacak şekilde tedbirler alınması hemen herkesin talebiydi, hala da öyle. Bu amaçla, belli süreyle OHAL ilan edilmesine de fazla tepki gösterilmedi. 

 

Ancak aradan geçen bir yılda, OHAL uygulamaları,  sadece Fetöcüleri değil, tüm muhalefeti - sol, liberaller, Kürtler, STK’lar vb – aynı kefeye koyan ve FETÖ/PKK işbirlikçisi/destekçisi ilan eden, toptancı bir hale dönüştü. Yaklaşık 150 bin kişi kamudan uzaklaştırıldı/ihraç edildi; pek çok basın organı kapatıldı, rektörlük seçimleri yerine atama getirildi, önde gelen yazar/çizer/gazeteciler tutuklandı ve ancak aylar sonra mahkemeye çıkarıldı. Bütün bu keyfi denebilecek uygulamalar ve iktidarın toplum olmaya yönelik uzlaştırıcı bir barış dili yerine, sadece “benden olan millettir” yaklaşımı ise, maalesef kırılmayı derinleştirdi görüşündeyim.

 

Çerkes STK’larının tepkileri konusunu bilemiyorum açıkçası. Yazar/çizer/sosyal medya aktivisti olarak takip ettiğim bireyler, Türkiye toplumunun genelinden farklı değil sanki. Gördüğüm kadarıyla, darbe girişimini lanetleyenler de var, bunun kısmen düzmece olduğunu düşünenler de. Ben açık ve net, ilk günden beri bu darbe girişimin gerçek ve korkunç olduğunu düşünüp, lanetleyenlerdenim. Her zaman, her türlü darbeye karşı oldum. Ancak, darbecilere karşı ilan edilen OHAL’in, giderek tüm muhalefete karşı uygulanan bir baskı aracı olmasını da kabul edilemez buluyorum.

 

Türkiye’de darbeler devri tamamen kapanmıştır diyebilir miyiz bilmiyorum, ama dünyanın farklı olması- binlerce özel yayın organı, sosyal medya, teknoloji- bunu eskiye göre çok daha zor kılıyor. Daha da önemlisi, halkın, ülke tarihinde ilk kez, cesurca darbeye karşı durması ve oy vererek iktidara taşıdıklarına sahip çıkması. Darbe yapmaya kalkışacaklar artık bir değil on kez daha düşünmek zorunda kalacaklar – dolayısı ile ihtimal yok olmasa da, epeyce azaldı diye düşünüyorum.

 

Türkiye’de ya da başka ülkelerde, bugüne kadar yapılan her darbede, gelişmiş dünyanın kısmen-en azından istihbarat örgütlerinin bazı kanatlarının-  farklı boyutlarda bilgisi/onayı/katkısı vardır kanımca. Hele bugünkü küreselleşmiş ve yüksek teknolojili dünyada aksini düşünmek biraz zor. 

 

Darbeleri engellemenin tek yolu ise, demokrasiyi güçlendirmek. İnsan haklarına, bireysel özgürlüklere, kimliklere, farklılıklara saygı gösteren,  herkesi eşit yurttaşlık temelinde kucaklayan bir hukuk devletine doğru yol almak. Kamu atamalarında ideolojiyi, ya da inancı değil, liyakati gözetmek. İhaleleri yeniden ve tamamen şeffaflaştırmak. Demokratik bir seçim sistemi getirmek. Tüm bunları barışçı bir dil, katılımcı süreçlerle gerçekleştirmek. Kısacası, 2023 hedeflerinin en başına “ tam demokrasi”  hedefini yerleştirmek.

 

Bu dersler alındı mı derseniz, cevabım en azından iktidar açısından, olumlu değil maalesef.

***

Saim Sezgin: Samsun Eski Milletvekili adayı, Çoğulcu Demokrasi Partisi Üyesi

 

Ç.Net: Darbe girişimi esnasında yaşanan kırılmalar ve sonrasında Türkiye’nin toparlanma sürecine bakışınızı öğrenebilir miyiz? 

15 Temmuz kalkışmasını konuşmadan önce , kalkışmayı yapan oluşumun geçmişine kısaca bakmak gerek.

 

Söz konusu oluşum : 1970 li yılların başlarında-ki benim lise yıllarıma tekabül eder; kimsesiz yada velileri tarafından kontrol edilmeyen çocukların dini motifler kullanılarak kandırılıp özel sohbet seanslarına alınması ile başlamıştır. 

 

Mütedeyyin vatandaşların desteği , seçilen adayların artırılması ve çeşitlendirilmesi ile genişletilerek yaygınlaştırılmıştır. Zamanla kartopu gibi büyüyen yapı ulusal sınırları aşarak uluslar arası bir hüviyete bürünmüştür. TC de iktidarlar  büyümeye çanak tutmuş , örnek yapılanma olarak göstermiş bir şekilde bu oluşumdan oy olarak yararlanmak istemiştir.

 

Birbirini basamak olarak kullanan legal ve illegal yapılar giderek paylaşım ve yetki kullanımı buhranlarına düşmüşler bu noktalarda da kırılmalar yaşanmaya başlamıştır. Hedefe ulaşmada her yolun mübah sayıldığı bu dünyada çok büyük tehdit , şantaj ve karalama kampanyaları yürütülmüştür.

 

CHP de ortaya çikartılan müstehcen kaset ve sonucu olan lider değişimi gibi.

 

Çoktan ABD de yerleşen ve her tür dini ve de politik yapılanmalarla diyalog kurabilen örgüt lideri , oradan kimi salya sümük , kimi zaman bilmiş edalarla ahkam kesmeye ; ABD ye gidenleri biat ettirmeye başlamıştır.

 

Artık olaylar onun aklını çok aşmış, ipler yer küremize ayar veren akil komisyonların eline geçmiştir . Bu akil komisyonlarda Türkiye üzerindeki senaryolarını uygulamaya koymaya başlamışlardır.

 

Bana göre İlk büyük girişim GEZİ Provokasyonudur. Bu hareket iç savaşın ilk kıvılcımı olarak düşünülmüş ,dünya basını da ülkeye getirilerek tıpkı Irak ta olduğu gibi dünyaya canlı bir savaş izlettirilmek istenmiştir. RTE nin bu senaryoyu erken okuması en büyük kırılma olmuş , taraflar arasında köprüler tamamen atılmıştır. 

 

Gezide umduğunu bulamayan akil grubu apar topar bir kalkışma ile iç savaşı başlatma telaşına düşmüş buradada başaramamış , bir büyük kırılma daha yaşamış , kendilerinde hiç olmayan insan hakları , demokrasi havarilikleri ile dünyayı oyalamışlardır.

 

1864 kafkas soy kırımında , 1945 drau katlimında , daha dün yaşanan Boşnak toplu katliamında ve bu gün Suriyede yaşanan insanlık dramlarında batının ne kadar insan olduğunu hep beraber görüyoruz.  Önemli olan söylem değil eylem dir.

 

15 Temmuz kalkışması  ABD deki akil heyetin ve kuklası fetö nün tam bir hezimetidir. Bu hareketle Türkiyede kırılmayan hiç bir şey kalmamıştır. Asker kırılmış, yargı kırılmış, kırık bölçük demokrasi kırılmış , idari makamlar kırılmış meclis kırılmış  vs. vs gibi . Kırılmayan ne kaldıki ?

 

Doğal olarak bunca kırığı toparlamak da kolay olmayacak , çok seneler gerekecektir. Her ihtilalde yaraları sarmak için gereken zaman gibi!.

 

Ç.Net: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz? 

15 Temmuz kalkışması Çerkes sivil toplum kuruluşları tarafından net olarak kabul görmedi , yandaş bulmadı , hatta direnç gösterdi diye düşünüyorum.  Bu harekatta tesadüfen konyadan İstanbul a geliyordum , yolda yakalandım. Gece Sabiha Gökcende sabahladım. RTE. Taraftarı olsun olmasın tüm vatandaşların kalkışmayı lanetlediklerini gördüm .

 

Zaten bu eylemin amacının iktidarı zavallı bir mollaya teslim etmek değil , silah üreticilerinin stoklarını tüketecekleri geniş bir Pazar yaratmak olduğu gayet açık ortada.

 

Türkiyede çıkacak bir iç savaşın , helede batının denetimindeki bir kargaşanın kazananı olmaz; ama kaybedilecek çok şeyimiz olur.

 

Ç.Net:15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin üzerinden 1 sene geçti. Bugün gelinen noktada sizce hala Türkiye’de darbe girişimi olasılığı var mı? Eğer varsa,  küresel güçlerin bu konuda ki rollerini yorumlayabilir misiniz?

Fetö darbe girişiminden bu yana geçen bir yıllık sürenin kargaşayı çözmeye yetmediğini , bu sürenin daha epeyce devam edeceğini, gerçek faillerin hala bir şekilde kamufle olduklarını düşünüyorum. Türkiyede darbe girişimi riski küresel güçlerin Türkiye üzerindeki emelleri bitmeden bitmez. 

 

Küresel güçler silah üretim vahşetini sınırlamadıkları sürece yerküre üzerinde savaş tehlikesi bitmez, en elverişli ortamların biride Türkiye olarak görülecektir.

 

Ne zaman ki üretim kaynakları silahlanmadan insan refahını esas alan alanlara kaydırılır, olabilirse tabii entrikalar ve savaş ihtimalleri azalır.

 

Ç.Net: Son olarak; darbeler konusunda sancılı bir geçmişi olan Türkiye’nin, cemaatten küresel terör örgütüne dönüşen bu yapıdan ne gibi dersler çıkardığını öngörüyorsunuz? 

Maalesef Türkiyede bir insan ömründe dört – beş darbe görme şanssızlığını hepimiz yaşıyoruz.

 

Bu darbelerin nedeni hep cemaatler olmasa bile, neden her zaman menfaat çatışmaları , menfaat temin etme adına dış güçlere prim verme olmuştur. Dış güçler parmağınızı yakalarlarsa kellenizi isterler. 

 

Son zamanlarda terör örgütlerine dönüşen cemaatlerde işin tuzu biberi oldular. Denetimsiz illegal güçler her zaman patlamaya hazır bombadır. Hiçbir nedenle hiçbir oluşum denetimsiz imtiyaz hakkı kazanmayı hak etmez. Her konudaki denetimsiz oluşumlar menfaat kaygısına düştüklerinde tüm ideallerini unutur ve doyumsuzlaşırlar , tarih bunların örnekleri ile doludur.

 

Türkiyenin yaşananlardan yeterince ders çıkardığı konusunda emin değilim .  halen din , iman , kılık , kıyafet gibi  sanal kavramlarla ve görüntüye odaklı düşüncelerle hareket etme eğiliminde olduğunu görüyorum.

 

Ne zamanki Türkiye insan haklarını esas alan , barındırdığı kültürlerin  önemini kavrayan , insanına ınsanca ve hakca yaşam koşulları sağlayan bir ortam oluşturur ; işte o zaman kenetlenmiş ve yaşanması keyif halini almış bir ülke oluşturur.

 

Cherkessia.net, 16 Temmuz 2017

 


Bu haber toplam 1867 defa okundu.


Murat Camın

Teşekkürler cherkessia. Toplumun önde gelenlerinin birçok konuda düzenli olarak fikirlerini almak gerek. Bizlerde asgari müştereklerin hesabını yapabilelim. Elinize sağlık.

23 Temmuz 2017 Pazar Saat 13:10
EMİN (AWTLE)

Dosyanızın içinde en önemli soru şu: Çerkes sivil toplum kuruluşlarının 15 Temmuz’u nasıl algıladıkları ve reaksiyonlarını değerlendirir misiniz?

Bu soruya özgün cevap vermek zor çünkü Çerkesler bu konuda çok parçalı tavırlar içine girdiler darbe gününde. Kimi darbe girişimine tiyatro dedi, kimisi sessiz kaldı, bazıları da tipik türk milliyetçiliği üzerinden hamaset söyleminde kaldı. Doğru dürüst analiz ne STK lardan nede şahıslardan ben okumadım doğrusu.
Darbeyi reddeden açıklamalar oldu, fakat sonrası gelmedi. Bugün gelinen noktada ise,daha çok Türkiye siyasetine hangi yelpazeden angaje olmuşlarsa onun tarafından konuşma gayreti var.
Bu durum özgünlük teşkil etmiyor haliyle.

İçimden geçen doğru şu olurdu:
Temmuz'un 16 sında herkes ama herkes darbeye karşıyız, demokrasinin yanındayız ,diyebilmeliydi. Bundan sonrasını tartışmak, değerlendirmek ve varsa görüş ayrılıklarını konuşmak gerekirdi.

SELAMLAR.

18 Temmuz 2017 Salı Saat 17:12
Hatıkoy Sevim Erkmen

STK sözcüleri siyasi yönelimlerine göre cevap vermiş. Şahısların değerlendirmeleri daha bağımsız bence. Yinede iyi bir dosya olmuş.Çerkeslerin ne düşündüklerini bilmek adına.

18 Temmuz 2017 Salı Saat 00:36
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net