Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Blenawo Eyüp Ataş: Çağdaş Resmin Yeni Prensi / Röportaj
28 Mart 2019 Perşembe Saat 21:59
Blenawo Eyüp Ataş'ın üçüncü kişisel resim sergisi geçtiğimiz hafta 'Psoas-Ruhun Kası' temasıyla İstanbul Galeri MİZ'de açıldı. Sergisine, her zaman olduğu gibi sanatseverler, koleksiyonerler ve galeri sahipleri akın etti.


Blenawo Eyüp Ataş'ın üçüncü kişisel resim sergisi geçtiğimiz hafta 'Psoas-Ruhun Kası' temasıyla İstanbul Galeri MİZ'de açıldı. Sergisine, her zaman olduğu gibi sanatseverler, koleksiyonerler ve  galeri sahipleri akın etti. 

Eyüp Ataş ile Pınarbaşı'ndan İstanbul'a uzanan hikayesini ve baş döndürücü başarılarla dolu resim serüvenini konuştuk. 

 

K. Nurhan Fidan: 31 yaşındasın. İstanbul'da 3. kişisel sergini açtın. Galeri Miz'de ki sergine, İstanbul sosyetesi ve mühim resim koleksiyonerleri akın etti. Türkiye'deki önemli sanat dergilerinin neredeyse hemen hepsinde senden bahseden haberler ve röportajlar var. Bize hikayeni en başından anlatır mısın?

 

B. Eyüp Ataş: 1987 Doğumluyum, Kayseri’ nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Gebelek Köyünde doğdum. 2005 Yılında özel yetenek sınavıyla girdiğim Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünden 2011 yılında mezun oldum. Sanat hayatım ise doğduğum gün başlamış olmalı. Çizmeye ilkokul üçüncü sınıfta başladığımı çok iyi hatırlıyorum. Çizdiğim bir resmi öğretmenimin çok beğenerek sınıf panosuna asmasıyla birlikte yapmam gerekeni fark ettim. Ondan sonra hep çizdim. Liseyi Güzel Sanatlar Lisesinde okumak istiyordum fakat imkanlar ona elvermedi, neyse ki şartları zorlayarak Fakülteyi okudum. 

 

Aslında çizmek bir araçtı benim için. Çocukluğumdan itibaren derinden bir yaratma dürtüsü hissettim her zaman, bunu belki şimdi daha net tanımlıyorum ancak o zamanlarda bir ‘his’ olarak duruyordu içimde. “ Öyle bir şey yapmalıyım ki farklı olmalı, insanları etkilemeli, yoğun duygular hissettirmeli yaptığım şey...” gibi bir düşünceydi bu. Ne olduğunu bilmeden bir şeyleri değiştirme arzusu. Tabi bunu neyle yapacağımı bilmeden geçerdi içimden bu duygu. En iyi yaptığımı düşündüğüm ve yapmaktan haz duyduğum şeyi yapmaya devam ettim, çizmeye… 

 

Okuldan Mezun olduktan sonra 2011 yılında istanbul’a geldim. İstanbul’ a ilk geldiğimde şartlar herhangi bir hedef doğrultusunda hareket etmemi engelliyordu. Sadece düşündüğüm şey ait olduğum, yaptığım işi yapabileceğim ve bunun değerli olduğu yerde olabilmekti. Sanatımı yapabileceğim tek yer İstanbul gibi görünüyordu. Geldikten sonra koşullar daha da zorlaştı fakat geriye hiç bakmadım. Üniversitedeyken bazı dergilerden tanıdığım Sn. Yahşi Baraz’ la mailleşiyorduk. Sonra iki adet eserimi alıp Yahşi Baraz’ a konsinye olarak bıraktım. Daha sonra Yahşi Bey beni sanatçı, akademisyen Sn. Devrim Erbil ile tanıştırdı. Atölyesinde bir dönem çalıştıktan sonra Sn. Devrim Erbil’ in de onayıyla oradan ayrıldım. Sonra Yahşi Bey beni ressam Sn. Nezih Çavuşoğlu ile tanıştırdı. 2016 yılında ilk sergimi, 2017 yılında da ikinci sergimi yine Galeri/Miz’ de açtım. Ve gerek yurt içi gerekse yurt dışı pek çok karma sergide eserlerim yer aldı.

 

K.Nurhan Fidan: Yeditepe üniversitesi güzel Sanatlar Fakültesi'nden Prof. Dr. Marcus Graf'ın sergi katoloğunda da yer alan, seninle yaptığı röportajda ''Eyüp Ataş'ın tarihe ve çağdaş sanat durumuna yaklaşımı yansıtıcı ve eleştirel bir uğraşı ortaya koyuyor'' demiş. Bu yolu senden dinleyelim mi?

 

B.Eyüp Ataş: Gözlem yapan, düşünen ve üreten bir sanatçı olarak günümüz sanatı git gide Kavramsallığa sıkışmaya doğru yol alıyor diye düşünüyorum. Bir eseri anlayabilmeniz için sayfalar dolusu metin okumanız gerekiyor. Oysa ürettiğiniz iş kavramınızı ve felsefenizi direkt olmasa da yansıtmalı veya saklamalı. Ben hala sanatın, ruh, akıl ve yüksek beceriyle bir bütün olduğuna inanıyorum. Bunları birbirinden bağımsız düşünemiyorum. Ta ki insan tamamen robotlaşana kadar. Bu düşüncelerle ilgili ortaya koyduğum verileri eserlerimde görebileceğinizi düşünüyorum.

 

K.Nurhan Fidan: Çerkes kodlarının sanat yaşamına katkısı oldu mu? Veya şöyle sorayım. Çerkes kimliğinin senin resim serüveninde bir yeri var mı?

 

B.Eyüp Ataş: Mutlaka var, olmaması mümkün değil. Çerkes olduğum bilincinde olmasaydım da olurdu. Sonuçta genetik bir süreç söz konusu. Çerkesler için toplumsal ve bireysel olarak ciddi travmalar söz konusu. 155 yıl bir insan ömrü için uzun olsa da insanlık tarihi için oldukça kısa bir süre. Çerkeslerin sürgün edilişi, hiç bilmedikleri topraklara gelişleri, buraya uyum sağlamaya çalışmaları… Çekilen bin bir türlü zorlu deneyim söz konusu. Bunların benim yaşamıma, bakış açıma ve yaşam felsefeme etki etmemesi söz konusu olamaz. Sonuçta sanatım kendimden doğuyor.

 

Bunların ötesi için daha derin analizler gerekir. Resimlerimde ki simgeler, onları kullanış biçimlerim ve düşünce tarzım kültürel kimliğime de işaret ediyor olabilir.

 

K.Nurhan Fidan: Son serginde ki tema başlığın ''Psoas – Ruhun Kası'' bunun anlamı ne?

 

B.Eyüp Ataş: Sergimin adı; “ Psoas Ruhun Kası. “ Yaşadığımız bu çağda “ Ruh “ ve “ Kas ( Beden ) “ gittikçe birbirinden ayrılıyor. Elle tutulur, gözle görünür olan da madde olduğundan bedenimiz daha görünür durumda. Ruhumuz ise gittikçe uzaklaşan, uzaklaştıkça dağılıp kaybolan bir bulut gibi gökyüzünde. Klasik eserlere baktığımda ben duygu ve ruh görüyorum. Günümüz güncel sanatıysa daha çok algılar ve zeka üzerine kurulu geliyor bana. Ben her ikisini de önemsiyorum. Bunu bugün resimlerimde mümkün kılmaya çalışıyorum.

 

Psoas kası çoğu zaman bedenin en derindeki çekirdeği, yoga terapisti ve sinemacı Danielle Olson’un dediği gibi “ruhun kası” olarak görülür. Kalça kemiğine yakın bir bölgede bulunan bu kas; hareket, denge, eklem fonksiyonları, esneklik ve daha birçok bedensel özelliği etkiliyor.

 

Psoas kasının bedeni dik ve hareket eder bir şekilde tutmasının yanı sıra, özellikle esnetildiğinde kişinin yaşadığı anda kalmasını ve vücuttaki gerilimin azaltılmasını sağladığı düşünülüyor.

 

Araştırmalar da psoas kasının vücudun yapısal durumunun yanı sıra psikolojik durumu açısından da hayati öneme sahip olduğunu gösteriyor. The Psoas Book kitabının yazarı Liz Koch, psoas için “Gerçek anlamda en derinde yatan hayatta kalma dürtümüzü somutlaştıran ve bunun da ötesinde en temel isteğimiz olan gelişimi sağlayan bir kas” diyor.

 

Psoas kası, fiziksel stabiliteyi sağlayan en temel kas grubu. Bacaklardan başlayarak omurgaya uzanan psoas, bacaklarla bel kemiğini bağlayan tek kas. T12 omurlarından çıkan kaslar, lumbar omurlarına doğru ilerliyor ve en sonunda kalça kemiğine bağlanıyor.

 

K.Nurhan Fidan: İstanbul Çerkes camiasının senden haberi var mı? Şehir Çerkesleri ile sanatsal anlamda bir temasın oluyor mu?

 

B.Eyüp Ataş: Olduğunu sanmıyorum. Özellikle bu doğrultuda da bir çabam olmadı. Ben sanatımı tüm insanlık adına yapıyorum. Bir ebeveyn- evlat gibi düşünün. Sanatım benden ( beni ben yapan her şey, kültür de bunlardan biri…) doğuyor ve o yetişkinliğe eriştikten sonra dünyaya, kendisine ait oluyor. Özgürleşiyor.

 

K.Nurhan Fidan: Kendi yolunda yürümek isteyen, bunun için arayışları, sorgulamaları olan genç insanlara ne tavsiye edersin?

 

B.Eyüp Ataş: Arayış ve sorgulama içinde olan birine bir şey tavsiye edilir mi bilmiyorum. Gerçekten arayan kesinlikle bulacaktır zaten. Hiç kimseden buna dair tek bir yol duymadım bugüne kadar. Çünkü hepimiz aynı hayatı yaşamıyoruz. Hepimizin kendi gerçeklikleri ve algılayış biçimleri mevcut. Naçizane tavsiyem ( ki bunu halen yapmaya çalışan biri olarak), önemli olan şeyin bulmak değil aramak, yolun ulaşacağı nokta değil, yolun kendisi olduğunu söyleyebilirim. Deneyimi, bilgiyi ancak öyle elde edebiliriz. Salt sonuç bize bir bilgi sağlamaz, o yolu yürümüş olmak bize bir deneyim ve bilgi sağlar.

 

K.Nurhan Fidan: Estetik ve sanat felsefesi adına son olarak neler söylemek istersin?

 

B.Eyüp Ataş: İlk iki sergimde de “ Gerçeklik” ve “ Gerçekçilik “ kavramları üzerine eğilmiştim. İlk sergi “ Aynada ki gibi “ ( İngmar Bergman filminden ilhamla), ikinci sergi ise “ Bakışta” ( Gerçekliği izleyenin izlenmesi ). Evet gerçeklik belki tek ancak birde bunu algılayan bir zihin söz konusu. Gerçeklik o zihne süzüldüğünde anlam ve algılanışı değişebiliyor. Bu sebeple iki tür gerçeklik olduğunu düşünüyorum. Dışarıdaki gerçeklik ve bizim kendi zihnimizde oluşan yeni gerçeklik.

 

“ Gerçekliğin Kırılması”. İnsan, hayatı boyunca yaşadıkları, çevresi, genleri ve dış etkenlerin sayesinde “ oluşuyor”. Bu bir süreklilik ve insana has bir durum.

 

Tekrar “ Aynada ki Gibi “ sergimde ki notlarıma baktığımda; Bizler birer ayna olarak, daha büyük bir ayna olan ‘hayat’ın içinde duruyoruz. Sağımızda, solumuzda, önümüzde, arkamızda duran ve içinde olduğumuz büyük aynadan yansıyan ışıkların, görüntülerin toplandığı bir aynayız. Bütün bunların yansıması bizde yeni bir renk, yeni bir benlik ve gerçeklik doğuruyor. Ve her birimiz “ ben ” oluyoruz ( Biricik ). Temel düşünce bu. Bunun çıkış noktası ise İsveç’ li büyük yönetmen Ingmar Bergman’ ın Türkçeye “ Aynadaki Gibi” adında çevrilen filmi. Burada bahsettiğim ayna ‘hayat’, yani “büyük ayna”. Uzaktan baktığımızda yaşadığımız hayatın kendisi, yakından ise her birimizde farklı olan hayatlarımız. Bergman bu filmde İncil’den bir ayetten esinlenmiş. Ayette; “ Hayatın bir ayna olduğundan, bu aynanın ortadan kalkmasıyla asıl gerçekliğin görüneceği” fikrinden bahsediyor. Benimde odaklandığım mevzu; her birimizin başka aynalarda veya büyük aynada gördüğümüz yanılsamalı sahneler ve gerçeklikler.”Kırılan gerçekliklerin yeni bir gerçeklik halini alması”.

 

Resmimi gerçekçi bir üslupla resmetsem de gerçekçilik, gerçek bir zemine oturmuyor. Onlar kendi gerçekliklerini yaratıyorlar. Bu dönem ki işlerimde de bu açıkça görülüyor. Gerçekçi ( Veya klasik) kompozisyonların üzerine yerleştirdiğim hem aykırı hem uyumlu müdahaleler bütünde yeni bir hikaye ortaya koyuyorlar.

 

“ Gerçek ve Yeni gerçek “, “ Klasik ve Pop “, “ Dün ve Bugün “… Esasında bütün bunlar tamamen birbirinden bağımsız ve de tamamen bir bütün değiller.

Her Yerinde. 135x187 cm Tuval üzeri yağlıboya 2019 İstanbul.

İçinde. 45x55 cm Tuval üzeri yağlıboya 2018 İstanbul.

Olur Hep. 55x45 cm Tuval üzeri Yağlıboya 2018 İstanbul.

Tutunurum. 55x45 cm Tuval üzeri yağlıboya 2019 İstanbul.

 

Eyüp Ataş sergisi tanıtımı için tıklayınız: http://www.arttv.com.tr/sergiler/diger/eyup-atas-psoas-ruhun-kasi-galerimiz?fbclid=IwAR0wXnfIdscnRJ3pa4ZvVvZRL8w2WQ4cz7zWus2HX_z612qFmJXCDbxJLKs

 

Cherkessia.net, 28 Mart 2019


Bu haber toplam 2452 defa okundu.


Hülya Aksoy Uğurtepe

Başarılar dilerim.

31 Mart 2019 Pazar Saat 11:11
XAРУН-DÜZCE

ARTTV deki konuşmasını izledim sadece ressam değil, gerçek bir sanat adamı duruşu. Wopsevuj Blenawo Eyüp.

30 Mart 2019 Cumartesi Saat 20:32
Hanuko Ercan-Samsun

Tebrikler Eyüp Ataş'a.
Yolu açık olsun. İstanbul'da yaşayanlar şanslı.

30 Mart 2019 Cumartesi Saat 19:58
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net