Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Sorunlar Netleşiyor...
06 Haziran 2010 Pazar Saat 13:27

31 Mayıs 2010 günü, sabaha karşı, insani amaçlı yardım için Gazze'ye gitmek üzere yola çıkan 'Mavi Marmara' gemisi, kanlı bir biçimde  İsrailli komandolar tarafından ele geçirildi, ardından 600'ü aşkın gemi yolcusu tutuklandı, 9 Türk yolcu öldürüldü, daha fazlası da yaralandı.
 
Olaya Türk hükümeti şiddetli bir tepki gösterdi, ABD devreye sokuldu, ölü ve yaralılar dahil yolcular İsrail'den Türkiye'ye geri getirildi. Bunlar bilinen şeyler.
 
Gazze, Akdeniz kıyısında bir Filistin toprağı, 360 km.kare genişliğinde ve 1,5 milyon kadar nüfuslu daracık bir sahil şeridi. Daha önce, yayılmacı amaçlarla Gazze'de fanatik Yahudi yerleşimleri kurulmuştu. Ancak İsrail hükümeti yerleşimleri kaldırmış, yerleşimcileri de Gazze'den geri çekmiş, yöreyi Filistinlilere devretmişti.
 
Daha sonra, Batı Şeria topraklarını da kapsayan son Filistin seçimlerini İsrail karşıtı Hamas örgütü kazandı. Seçimi  El Fetih- Hamas çatışmaları izledi. Gazze, Hamas'ın kontrolüne geçti. Batı Şeria'da ise kontrol El Fetih ve İsrail'in elinde.
 
El Fetih, Mısır ve Ürdün gibi İsrail Devleti'nin varlığını tanıyor, Hamas ise tanımıyor. Hamas, İran gibi, sadece işgal altındaki toprakları değil, şimdiki İsrail Devleti topraklarını da Filistin toprağı olarak görüyor, İsrail'in yok edilmesini hedefliyor.
 
Gazze'deki Hamas kontrolü üzerine İsrail, Hamas'ı çökertme amacıyla Gazze'ye karşı kara, deniz ve hava ambargo ve ablukası uygulamaya başladı. Gazze'nin batıda Mısır ile bir sınırı, sınırda da Refah adlı bir sınır kapısı var. Mısır da kapıyı kapatarak, Hamas'a karşı İsrail ile uyumlu bir politika izlemeye başladı. Hamas birçok devlet tarafından bir terörist örgüt olarak algılanıyor. Bu yüzden Gazzeliler abluka altında yaşamaya, yeraltı tünelleri yoluyla ve yasadışı olarak Mısır'la kaçak ticaret yapmaya başladılar.
 
İsrail ise, saptadığı tünelleri bombalayarak kullanılamaz hale getiriyor.
 
Sonuç olarak Gazze, en basit ihtiyaçlarını bile  temin etmekte güçlük çeken bir açık hava hapishanesine dönüştü. Ablukaya karşılık olarak Hamas, soba borusundan yapılma ve Kassam adı verilen ilkel füzelerle İsrail yerleşimlerini dövmeye ve bazı sivillerin ölümüne yol açmaya  başladı. Bu da İsrail'den sert karşılıklar aldı. Nitekim, Ocak 2009 hava operasyonu ile İsrail,çoğu kadın ve çocuk 1,400  sivilin ölümüne neden oldu.
 
Gelelim Mavi Marmara ve diğer yardım gemileri sorununa. Gemiler kimseden izin almadan yola çıktılar. Bu bir hataydı. İsrail kendini güvende görmeyen, güvenliği sözkonusu olduğunda herşeyi göze alan, sert müdahalelerde bulunan ve katliamdan kaçınmayan bir ülke. Sabra ve Şatilla katliamları kanıtlardan. Arkasında ABD ve güçlü bir ABD'li Yahudi  desteği var. Yahudi desteği almayan hiçbir kişinin ABD Başkanı olma şansı yoktur. Yahudiler büyük bir ekonomik ve siyasi güç.
 
O halde İsrail'i normal yollarla durdurma olanağı yok gibidir. BM kararlarını bile takmıyor. Bu, bilinmelidir. Hiçbir komşusu da, şimdilik İsrail'i yenecek güçte değildir. İsrail'in elinde 200 adet atom bombası bulunduğu  söyleniyor.
 
Peki, bu durumda İsrail ne istiyor olabilir? Komşuları tarafından tanınmayı, Filistin topraklarından bazı parçalar koparmayı ya da Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerini ayakta tutmayı, Filistin toprağı Doğu Kudüs'ü ilhak etmeyi ve Güney Afarika'daki eski Bantustanlar gibi kontrolü altında cılız/uydu bir Filistin Arap Devleti kurdurmayı istiyor olabilir. 1948 yılında sürülmüş Arap mültecilerinin evlerine dönüşünü ise, kabul etmiyor.
 
Görüldüğü gibi sorun karmaşık, zor ve tam bir Arap saçı.
 
Filistinliler ise iğreti bir devleti kabul etmiyorlar.
 
Gemi yolcularına gelince, bu kişiler İsrail'in bu denli sert bir tavır sergileyeceğini beklemiyorlardı. Öyle söylüyorlar. Mavi Marmara'ya denizden çıkışı engellediler. Ancak bu kez İsrail askerleri helikpoterlerle indirme yaptılar. Üç kişilik ilk indirme grubu yolcular tarafından ele geçirildi, silahları alındı ve denize atıldı, kendileri de dövüldü. Bu da, saldırıya davetiye çıkartmak demekti, nitekim üç kişilik ilk grubu izleyen  İsrailli askerlerin sert müdahalelerine ve ateş açmalarına yol açtı. Fotoğraf çekmeye kalkışan bir gazeteci de alnından vurulmuş. Bütün bunların İsrail karasuları dışında gerçekleşmiş olması ise, İsrail'i haksız çıkarmak için yeterliydi.
 
Ama bağırıp çağırma, özür ve tazminat talep etme dışında yapılabilecek birşey de yok gibi, acı ama gerçek öyle görünüyor. Ölenlere rahmet, yaralılara şifa, diğerlerine de geçmiş olsun demekten başka birşey elimizden gelmiyor.
 
***
 
Adıge=Çerkes Konusu

21 Mayıs anmaları bu yıl etkili bir biçimde gerçekleşti. Özellikle 22 Mayıs günü Taksim'den Galatasaray'daki Rusya Başkonsolosluğu'na yapılan Çerkes Soykırımı yürüyüşü görkemliydi. Bunu yazdık.Ruslar, hala  "sütten çıkmış ak kaşık" rolünü oynamak istiyorlar. Fırsat vermemek gerekir. Deniz Baykal önderliğindeki eski CHP'nin her türlü demokratikleşmeye karşı çıkışı örneğinde olduğu gibi, Ruslar da Adıgelere/Çerkeslere uyguladıkları soykırımı, etnik temizlik ve sürgünü, daha açıkçası deportasyon suçunu inkar ve gizleme politikalarını sürdürüyorlar. Gayri ahlaki bir politika. Böylesine bir Rus politikasıyla uzlaşma ve işbirliği sözkonusu olabilir mi?.. İş bununla da sınırlı  değil. Faullü çok şeyleri var Rusların.
 
Örneğin, Gorbaçov döneminde,1991 yılında 1-4 sınıflar eğitimi anadilinde veriliyordu, o tarihli ders kitapları elimizde, şimdi anadilinde eğitim 1-2.sınıflarla sınırlandı. Ayrıca, özellikle kentlerde karma (Rus ve yerli karışımı) sınıflar oluşturuluyor, anadilinde dersler Rusça üzerinden işleniyor. Türk öğrenciye Türkçe anlatarak İngilizce ders verir gibi. Bu yolla kaç öğrenci İngilizce öğrenebiliyor ki, Rus ve yerli çocuk Adıgece öğrensin? Bu da kabul edilebilir şeylerden değildir. Bu, ancak bir sömürge ve asimilasyon politikası olabilir. Ama bu çirkin politika bir devlet politikasıdır da.
 
Bu gerçekleri dile getirmemiz, işbirlikçileri üzüyor, "Rus düşmanlığı" ve "Rusya Federasyonu'nu parçalama niyeti"  gibi yansıtılmak isteniyor. Biz Ruslar da dahil hiçbir halka düşman değiliz. RF'yi parçalama gibi bir derdimiz de yok, olamaz da. Parçalanma ve ufalanma iyi birşey değil. Çok özel/zorunlu  koşullarda sözkonusu olmalı. Parçalanan ülkelere bir bakın, bir de çokuluslu Çin ve Hindistan'a bir bakın. 1991 yılının Rusya'sı, daha doğrusu Sovyetleri bugünkü RF'den çok daha büyüktü, ama daha kötü müydü? Gorbaçov Rusya'sı mı şimdiki Rusya mı daha demokratik? Koca bir Ukrayna, o dönemin Rus şovenizmini dengeliyordu. Geride ise, şimdi koca bir Rusya ve cılız/küçücük cumhuriyetler kaldı, denge bozuldu. Cumhuriyetlerin tümü bir Ukrayna etmez. Boşluk, Rus şovenizminin  şaha kalkmasına yol açtı, bu da etnik sürtüşme ve terör olaylarının temel nedeni. Özgür ve demokratik bir Rusya'dan ayrılmak aptallık olmaz mı? Britanya ve Kanada'dan kim ayrılmak ister?İsteyen olsa bile, ayrılması istenen halk bunu kabul eder mi? Avrupa ülkeleri AB çatısı altında bir araya geliyorlar?..
 
Bu tür eleştiri ve değerlendirmelerimiz bazı Abhaz dostlarımızı kızdırmış olmalı. Olsun. Bu kişiler bölücülüğü ve gerçek dışılığı pompalamaktan da kaçınmıyorlar. Yalanları çok, bazılarını da geçmişte yazdık. Örneğin, şimdilerde ‘Adıge=Çerkes değildir’ diyorlar. Peki neymiş? Belli değil. Eski Çerkesya nüfusunu Adıge, Abhaz ve Vıbıh biçiminde üçe ayırmaya çalışıyor, Karaçayları da işe katıyorlardı. Abhaz tutmadı; Abhazya, Çerkesya dışındaydı, şimdilerde ise Abaza (Abazin olmalı) diyorlar. Son günlerde Ahçıps diyorlar (2-3 bin nüfus),’Ahçıpslar ölümüne savaştılar ve hep birlikte şehit düştüler’ dediler, öyle olmadığı, ayrıca bunların Adıgece konuştukları, Vıbıh ilişkili oldukları öğrenildi. 'Vıbıhça Abhazca'ya daha yakın bir dildir, bütün Vıbıhlar Abhazca konuşuyorlar, bir bölüm Vıbıh Abhazlara  karıştı' gibisine uydurma görüşler ortaya attılar. Yalandı tabii. Bunların hepsi Adıgece konuşuyorlardı ve Türkiye'ye de öyle gelmişlerdi.
 
Bu günlerde Aşuva ve Aşharuva (Abazinler) gibi tezler öne sürüyorlar, olabilir, John Reed’in ‘Dünyayı Sarsan 10 Gün’ kitabını anımsatıyor. St. Petersburg'da nehir kıyısında bir ceset bulunur, ’Bu Bolşeviklerin öldürdüğü falanca prens’ dediler, prens ortaya çıkınca, ’Halkın sevdiği şu prens’ dediler. Prens prensi izledi gitti. Bu da öyle bir şey. Abazinlerin haklarına karşı değiliz. Ancak hepsinin sayısı 40 bin, Abazince yanında Adıge/Kabardeyce ve Rusça da konuşuyorlar. Adıgelerle içli dışlı ve kaynaşmış durumdalar. Bir köyün yarısı Abazin, diğer yarısı Adıge. Yönlendiriciler rayon isteriz diye bastırdılar, Karaçaylar da destek verdi tabii, 13-14 bin nüfuslu bir Abazin rayonu oluşturuldu, dahası Abhazya Başkanı Sergey  Bagapş da davet edildi. Hiçbir Adıge gocundu mu?
 
Bu arkadaşlar Adıgeleri ne olarak görüyorlar? Yabancılar, vs olarak mı? Eski Çerkesya'da kimse Adıgelikten kaçmıyor, utanmıyor, Adıge olmayı onur sayıyordu. İlk Abhaz yazarı Dırmıt Gulia bile "Ben önce Adıge'yim, sonra Abhaz'ım" diyordu. Şimdiki Adıge aleyhtarlığını ise anlayamıyoruz. Abhaz sorununun sorumluları Adıgeler midirler, yoksa durmadan efendi değiştiren Abhaz beyleri midirler? Benim bir tarafım Abhaz, karşı çıktığım kimseler asla Abhazlar değil, yanlış tutum içinde olanlar. Bu arkadaşlar Adıgeleri bölerek ve kemirerek nereye ulaşmak istiyorlar, ulaşabilirler mi? Olabilecek birşey mi bu? 100 bin Abhaz'dan çıkma bir hareketle Soçi değil, olsa olsa Soçi'nin bir mahallesi oluşabilir.
 
Bugün Türkiye'de birkaç değişik Kürtçe konuşuluyor. Örneğin Tunceli/Dersim ve Kars taraflarında yaşayan Kürtler ve Zazalar Kırmanci dilini bilmiyorlar. Ancak hepsi Kürt olarak kabul ediliyor. Dil çokluğu onların Kürt sayılmalarını önleyemiyor.
 
Abhaz arkadaşlar ne istiyorlar? Ölmüş dilleri ölçüt olarak kullanmaya çalışıyorlar? Niçin Kutaisi (orası eski Abhaz başkenti) demiyorlar da Adıge diyarına göz dikiyorlar? Bunda bir içtenlik aranabilir mi? Bazıları 22 Mayıs yürüyüşünde Abhaz bayraklarının da taşınmış olmasını "eğreti" sayıyor. Ayıp olmuyor mu bu?.. Adıgeler zor günlerinde Abhazları desteklemediler mi?..
 
21 Mayıs'ta Soçi ve Tuapse'de 3 bin Şapsığ toplandı, soykırım, etnik temizlik ve deportasyonu/sürgünü kınadı. Orada bir Abhaz bayrağı olsun var mıydı?..
 
Bugün bir Abhazya ülkesi var, 4 ülke tarafından da tanınmış. Abhazya'nın politikaları, Adıgelerinki gibi soykırım, sürgün, çifte vatandaşlık ve dönüş gibi talepleri içermeyi çoktan aştı. Adıgelerin tarihi ülkelerine dönüş hakkı yok. Abhazya'nın kapıları ise, ardına değin Abhazlara açık, dahası Vıbıhlara da açık imiş. Bu nasıl bir şeyse?..
 
Peki daha ne isteniyor? Vıbıhları Adıgelerden  ayırmakla elde edilmek istenen şey ne olabilir? Niçin açık konuşulmuyor? 'Ben Adıge değilim' diyecek kaç Vıbıh bulunabilir ki? Keşke bütün Vıbıhlar Abhazya’ya koşuştura koşuştura yerleşseler. Sadece seviniriz.
 
Ama tutum gerçekçi değil, itici.
 
Bu tür bölücü ve kemirici uğraşlardan vazgeçilmelidir. Adıge desteği Abhazlar için çok değerlidir. Bu, unutulmamalıdır.
 
Abhazlar bütün Kuzey Kafkasya halklarının dayanışmaları doğrultusunda katkıda bulunmalı, bu doğrultuda Adıge birliğini de baltalamaktan vazgeçmelidirler. Bu, onların da yararına olur.


Bu yazı toplam 2728 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net