

31 Mayıs 2010
günü, sabaha karşı, insani amaçlı yardım için Gazze'ye gitmek
üzere yola çıkan 'Mavi Marmara' gemisi, kanlı bir biçimde
İsrailli komandolar tarafından ele geçirildi, ardından 600'ü aşkın gemi yolcusu
tutuklandı, 9 Türk yolcu öldürüldü, daha fazlası da yaralandı.
Olaya
Türk hükümeti şiddetli bir tepki gösterdi, ABD devreye sokuldu, ölü ve yaralılar
dahil yolcular İsrail'den Türkiye'ye geri getirildi. Bunlar bilinen
şeyler.
Gazze, Akdeniz kıyısında bir Filistin toprağı,
360 km.kare genişliğinde ve 1,5 milyon kadar nüfuslu daracık bir sahil şeridi.
Daha önce, yayılmacı amaçlarla Gazze'de fanatik Yahudi yerleşimleri kurulmuştu.
Ancak İsrail hükümeti yerleşimleri kaldırmış, yerleşimcileri de Gazze'den geri
çekmiş, yöreyi Filistinlilere devretmişti.
Daha sonra, Batı
Şeria topraklarını da kapsayan son Filistin seçimlerini İsrail karşıtı
Hamas örgütü kazandı. Seçimi El Fetih- Hamas çatışmaları izledi. Gazze,
Hamas'ın kontrolüne geçti. Batı Şeria'da ise kontrol El Fetih ve İsrail'in
elinde.
El Fetih, Mısır ve Ürdün gibi İsrail Devleti'nin varlığını
tanıyor, Hamas ise tanımıyor. Hamas, İran gibi, sadece işgal altındaki
toprakları değil, şimdiki İsrail Devleti topraklarını da Filistin toprağı olarak
görüyor, İsrail'in yok edilmesini hedefliyor.
Gazze'deki Hamas kontrolü
üzerine İsrail, Hamas'ı çökertme amacıyla Gazze'ye karşı kara, deniz ve hava
ambargo ve ablukası uygulamaya başladı. Gazze'nin batıda Mısır ile bir sınırı,
sınırda da Refah adlı bir sınır kapısı var. Mısır da kapıyı
kapatarak, Hamas'a karşı İsrail ile uyumlu bir politika izlemeye başladı. Hamas
birçok devlet tarafından bir terörist örgüt olarak algılanıyor. Bu yüzden
Gazzeliler abluka altında yaşamaya, yeraltı tünelleri yoluyla ve yasadışı olarak
Mısır'la kaçak ticaret yapmaya başladılar.
İsrail ise, saptadığı
tünelleri bombalayarak kullanılamaz hale getiriyor.
Sonuç olarak Gazze,
en basit ihtiyaçlarını bile temin etmekte güçlük çeken bir açık hava
hapishanesine dönüştü. Ablukaya karşılık olarak Hamas, soba borusundan yapılma
ve Kassam adı verilen ilkel füzelerle İsrail yerleşimlerini
dövmeye ve bazı sivillerin ölümüne yol açmaya başladı. Bu da İsrail'den sert
karşılıklar aldı. Nitekim, Ocak 2009 hava operasyonu ile İsrail,çoğu kadın ve
çocuk 1,400 sivilin ölümüne neden oldu.
Gelelim Mavi
Marmara ve diğer yardım gemileri sorununa. Gemiler kimseden izin
almadan yola çıktılar. Bu bir hataydı. İsrail kendini güvende görmeyen,
güvenliği sözkonusu olduğunda herşeyi göze alan, sert müdahalelerde bulunan ve
katliamdan kaçınmayan bir ülke. Sabra ve Şatilla katliamları kanıtlardan.
Arkasında ABD ve güçlü bir ABD'li Yahudi desteği var. Yahudi desteği almayan
hiçbir kişinin ABD Başkanı olma şansı yoktur. Yahudiler büyük bir ekonomik ve
siyasi güç.
O halde İsrail'i normal yollarla durdurma olanağı yok
gibidir. BM kararlarını bile takmıyor. Bu, bilinmelidir. Hiçbir komşusu da,
şimdilik İsrail'i yenecek güçte değildir. İsrail'in elinde 200 adet atom bombası
bulunduğu söyleniyor.
Peki, bu durumda İsrail ne istiyor olabilir?
Komşuları tarafından tanınmayı, Filistin topraklarından bazı parçalar koparmayı
ya da Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerini ayakta tutmayı, Filistin toprağı
Doğu Kudüs'ü ilhak etmeyi ve Güney Afarika'daki eski Bantustanlar
gibi kontrolü altında cılız/uydu bir Filistin Arap Devleti kurdurmayı
istiyor olabilir. 1948 yılında sürülmüş Arap mültecilerinin evlerine dönüşünü
ise, kabul etmiyor.
Görüldüğü gibi sorun karmaşık, zor ve tam bir Arap
saçı.
Filistinliler ise iğreti bir devleti kabul
etmiyorlar.
Gemi yolcularına gelince, bu kişiler İsrail'in bu denli sert
bir tavır sergileyeceğini beklemiyorlardı. Öyle söylüyorlar. Mavi Marmara'ya
denizden çıkışı engellediler. Ancak bu kez İsrail askerleri helikpoterlerle
indirme yaptılar. Üç kişilik ilk indirme grubu yolcular tarafından ele
geçirildi, silahları alındı ve denize atıldı, kendileri de dövüldü. Bu da,
saldırıya davetiye çıkartmak demekti, nitekim üç kişilik ilk grubu izleyen
İsrailli askerlerin sert müdahalelerine ve ateş açmalarına yol açtı. Fotoğraf
çekmeye kalkışan bir gazeteci de alnından vurulmuş. Bütün bunların İsrail
karasuları dışında gerçekleşmiş olması ise, İsrail'i haksız çıkarmak için
yeterliydi.
Ama bağırıp çağırma, özür ve tazminat talep etme dışında
yapılabilecek birşey de yok gibi, acı ama gerçek öyle görünüyor. Ölenlere
rahmet, yaralılara şifa, diğerlerine de geçmiş olsun demekten başka birşey
elimizden gelmiyor.
***
Adıge=Çerkes
Konusu
21 Mayıs anmaları
bu yıl etkili bir biçimde gerçekleşti. Özellikle 22 Mayıs günü Taksim'den
Galatasaray'daki Rusya Başkonsolosluğu'na yapılan Çerkes Soykırımı
yürüyüşü görkemliydi. Bunu yazdık.Ruslar, hala "sütten çıkmış ak
kaşık" rolünü oynamak istiyorlar. Fırsat vermemek gerekir. Deniz
Baykal önderliğindeki eski CHP'nin her türlü demokratikleşmeye karşı
çıkışı örneğinde olduğu gibi, Ruslar da Adıgelere/Çerkeslere uyguladıkları
soykırımı, etnik temizlik ve sürgünü, daha açıkçası deportasyon
suçunu inkar ve gizleme politikalarını sürdürüyorlar. Gayri ahlaki bir politika.
Böylesine bir Rus politikasıyla uzlaşma ve işbirliği sözkonusu olabilir mi?.. İş
bununla da sınırlı değil. Faullü çok şeyleri var Rusların.
Örneğin,
Gorbaçov döneminde,1991 yılında 1-4 sınıflar eğitimi anadilinde
veriliyordu, o tarihli ders kitapları elimizde, şimdi anadilinde eğitim
1-2.sınıflarla sınırlandı. Ayrıca, özellikle kentlerde karma (Rus ve yerli
karışımı) sınıflar oluşturuluyor, anadilinde dersler Rusça üzerinden işleniyor.
Türk öğrenciye Türkçe anlatarak İngilizce ders verir gibi. Bu yolla kaç öğrenci
İngilizce öğrenebiliyor ki, Rus ve yerli çocuk Adıgece öğrensin? Bu da kabul
edilebilir şeylerden değildir. Bu, ancak bir sömürge ve asimilasyon politikası
olabilir. Ama bu çirkin politika bir devlet politikasıdır da.
Bu
gerçekleri dile getirmemiz, işbirlikçileri üzüyor, "Rus düşmanlığı" ve "Rusya
Federasyonu'nu parçalama niyeti" gibi yansıtılmak isteniyor. Biz Ruslar da
dahil hiçbir halka düşman değiliz. RF'yi parçalama gibi bir derdimiz de yok,
olamaz da. Parçalanma ve ufalanma iyi birşey değil. Çok özel/zorunlu koşullarda
sözkonusu olmalı. Parçalanan ülkelere bir bakın, bir de çokuluslu Çin ve
Hindistan'a bir bakın. 1991 yılının Rusya'sı, daha doğrusu Sovyetleri bugünkü
RF'den çok daha büyüktü, ama daha kötü müydü? Gorbaçov Rusya'sı
mı şimdiki Rusya mı daha demokratik? Koca bir Ukrayna, o
dönemin Rus şovenizmini dengeliyordu. Geride ise, şimdi koca bir Rusya ve
cılız/küçücük cumhuriyetler kaldı, denge bozuldu. Cumhuriyetlerin tümü bir
Ukrayna etmez. Boşluk, Rus şovenizminin şaha kalkmasına yol açtı, bu da etnik
sürtüşme ve terör olaylarının temel nedeni. Özgür ve demokratik bir Rusya'dan
ayrılmak aptallık olmaz mı? Britanya ve Kanada'dan kim ayrılmak ister?İsteyen
olsa bile, ayrılması istenen halk bunu kabul eder mi? Avrupa ülkeleri AB çatısı
altında bir araya geliyorlar?..
Bu tür eleştiri ve değerlendirmelerimiz
bazı Abhaz dostlarımızı kızdırmış olmalı. Olsun. Bu kişiler bölücülüğü ve gerçek
dışılığı pompalamaktan da kaçınmıyorlar. Yalanları çok, bazılarını da geçmişte
yazdık. Örneğin, şimdilerde ‘Adıge=Çerkes değildir’ diyorlar. Peki neymiş? Belli
değil. Eski Çerkesya nüfusunu Adıge, Abhaz ve
Vıbıh biçiminde üçe ayırmaya çalışıyor, Karaçayları da işe
katıyorlardı. Abhaz tutmadı; Abhazya, Çerkesya dışındaydı, şimdilerde ise
Abaza (Abazin olmalı) diyorlar. Son günlerde
Ahçıps diyorlar (2-3 bin nüfus),’Ahçıpslar ölümüne savaştılar
ve hep birlikte şehit düştüler’ dediler, öyle olmadığı, ayrıca bunların Adıgece
konuştukları, Vıbıh ilişkili oldukları öğrenildi. 'Vıbıhça
Abhazca'ya daha yakın bir dildir, bütün Vıbıhlar Abhazca konuşuyorlar, bir bölüm
Vıbıh Abhazlara karıştı' gibisine uydurma görüşler ortaya attılar. Yalandı
tabii. Bunların hepsi Adıgece konuşuyorlardı ve Türkiye'ye de öyle
gelmişlerdi.
Bu günlerde Aşuva ve
Aşharuva (Abazinler) gibi tezler öne sürüyorlar, olabilir,
John Reed’in ‘Dünyayı Sarsan 10 Gün’ kitabını anımsatıyor. St.
Petersburg'da nehir kıyısında bir ceset bulunur, ’Bu Bolşeviklerin öldürdüğü
falanca prens’ dediler, prens ortaya çıkınca, ’Halkın sevdiği şu prens’ dediler.
Prens prensi izledi gitti. Bu da öyle bir şey. Abazinlerin haklarına karşı
değiliz. Ancak hepsinin sayısı 40 bin, Abazince yanında Adıge/Kabardeyce ve
Rusça da konuşuyorlar. Adıgelerle içli dışlı ve kaynaşmış durumdalar. Bir köyün
yarısı Abazin, diğer yarısı Adıge. Yönlendiriciler rayon isteriz diye
bastırdılar, Karaçaylar da destek verdi tabii, 13-14 bin nüfuslu bir Abazin
rayonu oluşturuldu, dahası Abhazya Başkanı Sergey Bagapş da
davet edildi. Hiçbir Adıge gocundu mu?
Bu arkadaşlar Adıgeleri ne olarak
görüyorlar? Yabancılar, vs olarak mı? Eski Çerkesya'da kimse Adıgelikten
kaçmıyor, utanmıyor, Adıge olmayı onur sayıyordu. İlk Abhaz yazarı
Dırmıt Gulia bile "Ben önce Adıge'yim, sonra Abhaz'ım"
diyordu. Şimdiki Adıge aleyhtarlığını ise anlayamıyoruz. Abhaz
sorununun sorumluları Adıgeler midirler, yoksa durmadan efendi değiştiren Abhaz
beyleri midirler? Benim bir tarafım Abhaz, karşı çıktığım kimseler asla Abhazlar
değil, yanlış tutum içinde olanlar. Bu arkadaşlar Adıgeleri bölerek ve kemirerek
nereye ulaşmak istiyorlar, ulaşabilirler mi? Olabilecek birşey mi bu? 100 bin
Abhaz'dan çıkma bir hareketle Soçi değil, olsa olsa Soçi'nin bir mahallesi
oluşabilir.
Bugün Türkiye'de birkaç değişik Kürtçe konuşuluyor. Örneğin
Tunceli/Dersim ve Kars taraflarında yaşayan Kürtler ve Zazalar Kırmanci dilini
bilmiyorlar. Ancak hepsi Kürt olarak kabul ediliyor. Dil çokluğu onların Kürt
sayılmalarını önleyemiyor.
Abhaz arkadaşlar ne istiyorlar? Ölmüş dilleri
ölçüt olarak kullanmaya çalışıyorlar? Niçin Kutaisi (orası eski Abhaz başkenti)
demiyorlar da Adıge diyarına göz dikiyorlar? Bunda bir içtenlik aranabilir mi?
Bazıları 22 Mayıs yürüyüşünde Abhaz bayraklarının da taşınmış olmasını "eğreti"
sayıyor. Ayıp olmuyor mu bu?.. Adıgeler zor günlerinde Abhazları desteklemediler
mi?..
21 Mayıs'ta Soçi ve Tuapse'de 3 bin Şapsığ toplandı, soykırım,
etnik temizlik ve deportasyonu/sürgünü kınadı. Orada bir Abhaz bayrağı olsun var
mıydı?..
Bugün bir Abhazya ülkesi var, 4 ülke tarafından da tanınmış.
Abhazya'nın politikaları, Adıgelerinki gibi soykırım, sürgün, çifte
vatandaşlık ve dönüş gibi talepleri içermeyi çoktan aştı. Adıgelerin tarihi
ülkelerine dönüş hakkı yok. Abhazya'nın kapıları ise, ardına değin Abhazlara
açık, dahası Vıbıhlara da açık imiş. Bu nasıl bir şeyse?..
Peki daha ne
isteniyor? Vıbıhları Adıgelerden ayırmakla elde edilmek istenen şey ne
olabilir? Niçin açık konuşulmuyor? 'Ben Adıge değilim' diyecek kaç Vıbıh
bulunabilir ki? Keşke bütün Vıbıhlar Abhazya’ya koşuştura koşuştura yerleşseler.
Sadece seviniriz.
Ama tutum gerçekçi değil, itici.
Bu tür bölücü
ve kemirici uğraşlardan vazgeçilmelidir. Adıge desteği Abhazlar için çok
değerlidir. Bu, unutulmamalıdır.
Abhazlar bütün Kuzey Kafkasya
halklarının dayanışmaları doğrultusunda katkıda bulunmalı, bu doğrultuda Adıge
birliğini de baltalamaktan vazgeçmelidirler. Bu, onların da yararına
olur.
