Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
2012'den Önce Çerkesya'da Olmak
30 Temmuz 2010 Cuma Saat 15:46

Tuzsuz Deli Bekir’e sormuşlar; Sana neden tuzsuz diyorlar?

Deli Bekir; Tatsız diyemedikleri için herhalde! diye cevap vermiş.

Gerçekten tatsız-tuzsuz bir ülkede yaşamaktayız. Öteden beri propaganda makinesine dönüşen eğitim sistemimiz tarafından iliklerimize kadar kazınan devlet-bürokrasi korkumuzdan, ya da şaklaban medya tarafından ülke gerçeklerinden layıkıyla haberdar edilmeyip, naif bir şekilde şartlandırıldığımızdan olsa gerek, olup bitenler karşısında öylece bakakalıp, tatsıza tatsız, tuzsuza tuzsuz diyemeden, yanlışı eleyip doğruyu seçip savunamadan, saman gibi yavan bir hayatı peşinen kabullenip yaşıyoruz bu topraklarda.

Buna yaşamak denirse tabii.

Edebiyatında, gazetesinde, televizyonunda, sokağında, gerçeklik ve bilgilendirme adına hemen hiçbir ciddi şey barındırmadan, hayali kurgulanmış bir senaryoya göre ömürlerimiz akıp gidiyor şu topraklarda.

Bu şimdiki zamanların eseri olan bir tarzda değil. Eski filmlere, eski kitaplara da bir bakın, siyasetçisi üçkâğıtçı, imamı yoz-yobaz, ağası aşağılık, köylüsü saf-salak, gençleri seviyesiz, külhanbeyi, gayri Müslimleri ya aşüfte ya vatan haini, memuru rüşvetçi, sanayicisi hak yiyen-pislik olarak kamuoyuna sunulmuştur.

Bir tek şehirlisi, ama o da taa babadan, dededen devletlû olan kravatlı familyasındakiler; steril, düzgün ve vatandaş sıfatını hak edebilmiş beyaz Türk seçkinler zümresi olarak anlatılmıştır bizlere.

Ve sürekli halkın özenmesi gereken, evrim geçirerek ulaşması gereken kabul edilebilir esas insan tipolojisi budur denmiştir. Çünkü bunarın şahsi manevi bünyelerinde, ülke ‘’hayat bulmuş’’ farz edilmiştir.

Ondandır ki bir devletlû gördüğümüzde iki büklüm eğilip elini öpmeyi borç sayar, bir simge olan bayrak gördüğümüzde secdeye varır, ülke vatan millet nutuklarında ya da kahramanlık marşların da gözlerimiz dolup ağlarız. Bilmiyorum ama ya hayalimizdeki gibi bir ülkede yaşayamadığımız için üzüntüden, ya da gerçekten bu hayal ülkesinde böylesine gerçeklikten kopuk yaşadığımıza memnun olduğumuz için sevinçten ağlıyoruz. Oysa gerçekte acınıp ağlanacak o kadar çok eksik yanlarımız var ki!

Sürekli kendini yeniden üreten bir senaryonun içindeyiz sanki. Bu sarmalın en büyük besleyicisi ise hukuksuzluktur. Her kesimden herkese açık ve adil olmayan, modern hukukun kaynağı sayılan ve hayat için de devamlılık arz eden devlet-birey ikileminde sürekli bürokrasiden yana tavır koyan, sancılı hukuk sendromu içinde kıvranıyoruz.

1950’ler de ülkenin başbakanını idam eden siyasi muhalefetin dili de aynıydı, şimdilerin ki de aynı varyantta. 1970’lerin terör ve anarşisi şekli değişmiş de olsa da hala hayatlarımızın tam içinde yer almakta. Darbe olduğunda, darbedarları ilk tebrike giden de ortadan kaldırılan anayasanın hukukçularıydı, şimdilerde de basit bir referandum konusunda yaygara kopartıp ülke elden gidiyor ‘’yetiş ya postal’’ diye feveran etmekteler. Ne olacaktı ki başka? Seçmece karpuz misali bostandan toplayıp yolluyorlar Paris’e orda kaftan giydirip, burada makam ihsan ediliyor ve zamanı gelince de konuşturuyorlar.

Tatsız tuzsuz da olsa gölgelerinde yaşamamıza izin verdikleri için egemenlerimize sadece şükretsek yeterli. Onlarda zaten hep bunu istiyor bizden, daha fazlasını istediğimizde ise kıyametler kopuyor.

Hiçbir şey verilmeyen halktan, çok şeyde fedakârlıklar istenmeye devam edilmekte.

Yazının buraya kadar olan kısmına, paramı çekmek için bankamatik önünde sıra beklerken kulak misafiri olduğum, vatan millet edebiyatının hemen ardından geldim. Bankanın genç güvenlikçisi ile müşteri arasında gayette birbirini tamamlayan, hemşerim olan Karadenizli patriotların sohbeti kısaca şöyleydi.

Herkes bıraksa da ağbii, biz Giresunlular bu vatanı bırakmayız, biz Topal Osman’ın torunlayız ağbiii.

Trabzonlu müşteride doğal olarak onay makamı vazifesini görüyordu. Araya girip Topal Osman hangi cephelerde savaşmış acaba diye sordum. Peşine de, bu kadar kahramansa, neden meclisin kapısına ayağından astılar diye devam ettim. Hangi cephelerde savaştığı konusunda bir fikri yoksa da, sonradan kahramanımızın arkasından bir işler çevrilip ortadan kaldırıldığından emindi bizim güvenlikçi.

Osman’ın ardından kimin acayip işler çevirdiği konusunda da bir bilgisi maalesef yoktu. Vay anasını.

ne tumturaklı bir ülke burası. Bu Karadenizlilerin milliyetçi geçinmelerinin ardında yatan nedenleri hep merak etmişimdir zaten. Son zamanlarda unutulan milli değerlerimizden oldukları için onlarda hatırlandılar, tıpkı Erzurum’un dadaşları, İzmir’in efeleri, Elazığ’ın gakkoşları, Sivas’ın yiğidoları gibi. Onlara da geçmişin pir-ü pak tahayyülünde Topal Osman’ın cem-ü hayali Karadenizlilere pay edildi.

Biz Çerkeslere bir şey kalmadı merak etmeyin.

Yurdum insanlarının arasında, konusu 12 Eylüldeki anayasa referandumu olan 5 dakikalık ayaküstü muhabbet, gelip taaa vatan millet bağlamındaki kahramanlık teranelerine dayanıvermişti.

Paramı alıp, çekip gittim.

Başka ne yapayım? Asgari ücretle zar zor geçinen bir adam, hayatından mutluysa ve hayatının akışını değiştirilmesine, iyileştirilmesine şiddetle karşıysa, üstüne üstlük buna muhalefetini vatan millet kutsalına bürünerek yapıyorsa, eyvallah bütün vatanlar milletler sizin olsun, bütün tanrısallarınız sizin kahramanlığınızı kutsasın. Ama benim hayatım sizin asgari beyin ve yetenek düzeyindeki köhnemiş hayatlarınızdan daha iyi ve güzel olsun. Başka derdim olmaz.

Bir diğer kutsal hatırlanma merasimi de yavru vatan KKTC de gerçekleştirilmiş. Gazetelerden okudum.

KKTC’ li eski muharip gaziler ve bir kısım beyaz Türk ahalisi, 20 Temmuz1974 Kıbrıs Barış Harekâtının yıl dönümü vesilesi mucibince zannedersem Girne plajında ‘ilk kez Şafak Nöbeti’ tutmuş. Daha doğrusu ilk kez şafak nöbetine kalmış. Çünkü geceden gelmişler. Adaya çıkartma yapan askerlerimiz ile onları o çıkartma gecesi sahilde bekleyen Kıbrıslı eski muharip gazileri canlandıran bir temsil gösterisi düzenlenmiş vesaire.

Kıbrıs harekâtı ile ilgili okuduğum, izlediğim kitap ve belgesellerde, savaşta bizim tarafın en çok zayiatının ilk çıkarma esnasında meydana geldiğini hatırladım birden. Takriben 500–600 mehmetçik bu ilk çıkarma anında şehit olmuştu ki zaten çıkarma harekâtlarının en zor kısmı da buradaydı.

Bundan medet umuyor statükocular, sığ bir milliyetçiliğe sığınabiliyorlar sadece. Başka söyleyebilecek bir sözleri, alternatif Eee peki bizim Kıbrıslı muharipler onları sahilde beklediğine göre, neden bu kadar çok zayiat vermiştik ki?

Ya da daha enteresan olanı, harekât icra edileli aradan geçmiş 36 koca sene, bunca zaman hatırlanmamış da şimdi mi ‘’şafak nöbeti’’ tutmak birilerinin aklına gelmiş? Tuhaf vallahi.

Anayasa değişikliği referandumuna muhalefet icabı milliyetçi şov arenasında döktürdü yine maharetlerini birileri ya hadi neyse. Ne kadar basite indirgenmiş, neresini tutsan elinde kalır misali her yeri dökülen ilkel bir muhalefet tarzı.

Bundan medet umuyor statükocular, sığ bir milliyetçiliğe sığınabiliyorlar sadece. Başka söyleyebilecek bir sözleri, alternatif sunabilecek kapasiteleri yok gibi. Anayasal hukukta ,birey olamadan vatandaş olmaya, üretemeden medeni olmaya, düşünemeden millet olmaya, çalışmadan vatan sahibi olmaya özendirilmiş ve boşa kürek çekmeye alıştırılmış insanlar topluluğundan teşkil benim canım ülkem.

Arada saman alevi gibi milliyetçi hengâme ile coşsa da, öylesine tatsız tuzsuz ve yavan akıp gidiyor hayat.

Boşa dememiş bilge, ‘’yaşamak saman dövmek, yaşamak yanıp da ısınamamak…!’’

Bu yaşananlar ve aldanmışlıklar ertesinde bizim Çerkeslerin hayatına biraz olsun renk katan bir içerikle geldi Çerkesya! Bizim için yabancı değilse de, 20 yıla yakın zamandır toplum geneline hâkim kılınan bir tür kendine has yabancılaştırma denemesinin hâkim olduğu halkımız için, hazmı beklendiğinden rahat oldu.

Öyle ya kendi ismini bile ele güne hibe etmiş bu halk, bırakın talepkar olmayı, elindeki avucundakini bile hile ve desise ile yabana kaptırmıştı. Yinede hem savunucular hem de muhalefetteki fertler olarak yavan hayatlarımızı düşensel anlamda ummadığımız kadar tatlandırdı Çerkesya!

Fikrin söylenmesinin ardından elbette muhalefet gelir. Tartışmak hesap vermektir çünkü.

Fakat bu muhalefetin eleştirel dili, hayali varsayımlar manzumesinden çok ciddi kanıtlara, o da bulunamaz ise sebep sonuç ilişkisinin ispat yeteneğine dayanmalıydı. Bizim muhalefette bunlar hiç yok. Bizim ülkenin muhalefeti gibisine de dünyada az rastlanır. Sürekli bir gizlilik hakimdir söylevlerde. Güya gizli güçler veya gizli ajandalara sahip bir takım tarikatlar veya gizli emellere sahip seçilmişler, göbeğini kaşıyan adamlardan aldıkları oylar mucibince elde ettikleri hi de muteber sayılamayacak bir yetki ile, bu kutsal ülkeyi çaktırmadan ele geçirip, saatler tamama erince bir sabah guguk kuşunun üç kez ötmesini sinyal kabul edip feleğin tekerine çomağı sokuverecekler.

Aslında zamanın behrinde, bir takım gizli işler çevirerek millete kazık atanlar, şimdi kendi sırlarını ifşa ediyorlar o kadar. Kötülükler maalesef gündelik siyasetlerle besleniyor.

Çerkeslerin anavatanında bir arada yaşamasını örgütleyen ve buna ulaşmada tek geçerli yol olarak hukuku benimseyen Çerkesya Yurtseverlerinin karşısında; muhalefetin dili tutulmuş vaziyette, eveleyip gevelemekte. Sadece biz karşıyız diyebilmekteler. Nedeni, niçini, ortalıkta hiç yok. Sadece karşıyız demekle yetinmekte. Çerkes sürgününün uluslar arası düzeyde ele alınması konusunda bile komşu bir halkın taze bağımsızlığına halel getireceği endişesi ile reddetmekte.

Bunlar elbette ilk elden saçmalama tepkileri olarak kayıtlara geçti. Karşı sorularda sorduk, fakat herhangi bir cevap alamadık. Halkın geleceğine yön verip, etki edebilecek gerçekçi fikirler netleştikçe, halkın kirletilmiş düşünce dünyası temizlenip, yüzü hayata dönük söylemlerde ısrar ettikçe, zihinler berraklaştıkça, bizim muhalefet bunu radikalizme yormaktan başka hiç bir şey yapamamakta. Karalama kumpanyasını, yüzlerimizi gülümseten bir sirk gösterisini andırırcasına devam ettirmekteler. Toplumsal hayatı düzene sokmak, yönlendirmek ve mümkünse örgütlemek iddiasına sahip çıkan bir grubun, hedeflediği belirli bir insan kitlesinin bulunması kaçınılmazdır. Çerkes atasözünün dediği gibi ‘’benzeşmeyenler beraber eğlenemezler.’’ Fakat bu sistemin, toplumsal hayatı yeninde üretirken dışa tamamen kapalı olacağı anlamına da hiç gelmez.

Bir grup ise, Çerkesya fikrinden hareket ediyormuş hissi vererek, aslında sağlam temelli Çerkesya fikrinin ardında siper kazıp, illa ki bağımsızlık diyerek harareti artırmaya çabalamakta. Aslında diasporadan bu tür yaklaşımların daha çok çıkmasını, mevcut düzenin statükocu kalender sahipleri de şiddetle arzulamakta.

Bu sütre gerisinden yaylım ateş saçmalığı, Çerkesya ya karşı durabilmek için, bin kuru derelerden bir damla olsun su getirmeye çalışan kurumsal Rus-Çerkes oligarşi çetesinin ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. Bağımsızlık bir iddiadır. Sormak lazım gelir; Ne için bağımsızlık istemektesiniz?

Çerkesya bağımsız olursa, siz diaspora da daha mı rahat uyuyacaksınız? Bunun için mi istiyorsunuz? Bağımsız olmayı isteyenlerin dünya arenasına verebilecek bir şeyleri olmalı. Dünya da kendilerini kabul gördürecek, ilmi, kültürel, ekonomik bir artı değerleriniz olmalı, değil mi?

Ya da soruyu şöyle sormalı; bağımsız olmayı neden hak edesin ki? Bu soruyu hiç sordunuz mu kendinize? Geçmişi bırakın, şimdi siz şu an hali hazırda 146 senelik birikmiş diasporik hayatlarınız da, daha anavatanınıza dönebilme kabiliyetini geliştirememişken, bağımsız olmayı hak ettiğinize kendinizi nasıl inandırıyorsunuz, hayret!

Söz konusu olan bağımsızlık ise eğer, bunu hak edebilmek için sadece savaşmış olmak yetmiyor. Dünya tarafından destek ve tanınma isteniyorsa eğer, dünya ya sunacak bir değerler birikiminiz olmalı.

Çerkesya’nın silahla kurulamayacağını herkes bilmeli. Bilinmesi gereken diğer bir olgu ise her şeyin sizin zamanınız da gerçekleşmesinin mümkün olmadığı. Gelecekte karşı karşıya kalabileceğiniz problemlere şimdiden çözüm aramak adına bariz yanlışlıklara düşmekten kuvvetle çekinilmelidir.

Eğer siz şimdi üzerinize farz olan görevi yerine getirip, anavatanınıza dönerseniz sizden sonrakiler de, bir sonraki aşamayı, günlerinin getirdiği şartlar ile mukayese ederek değerlendirirler. Gereğini yerine getirerek yola devam ederler.

Türkiye 12 Eylül referandumu ile bir kırılma noktasına geliyor. Ya Romalı türünden seçkin zümrelerin vesayet cumhuriyeti olma özelliğini devam ettirerek, totaliterlik derin bir oh çekecek, ya da ilerici daha özgürlükçü ve halk için kurulmuş bir devlet düzenine, halkın yönetim biliminde daha etkin rol almasına geçişte karar kılacak. Referandum maddelerinin neler olduğu çoktan unutuldu, belki hiç tartışılmadı bile, kırılmanın gerçekleştiği ana fay hattı, böyle bir hayata tamam mı devam mı mesafesinde durmakta.

Elbette tercihleri sandığa gidenlerin meşrepleri belirleyecek. Asıl oylanan demokrasi olacak. Korkulan o ki felsefecilerin aydınlatamadığı toplumları, yine şarlatanların aldatabilme olasılığı.

Bizim dominant Çerkes kurumları tabi ki ‘’Allahtan korkmaz, kuldan utanmaz misali’’, el birliği etmişçesine bürokrasi cephesinde saf tutacaklar bu da belli, ama Çerkes halkı eminim ki değişimin ve insan hak ve hürriyetlerinin yanında yer alacaktır. Hemen her hayati olayda olduğu gibi, kendisini temsil ettiğini iddia eden kurumları ile yine ters yüz olacak.

Rusya ve Türkiye’nin kaderi benzeşmekte, ikisinde de içeriden kuvvetli rüzgârlar esmekte sadece zaman zaman biri diğerinin önünde yer almakta. Tatsız tuzsuz hayatlar giderek renklenmekte.

Bu tabloda Çerkesler de kendi renkleri ile yer almaya çabalamakta. Gidişatın derinliği önümüzdeki birkaç yıl içerisinde zannedersem 2012 den önce mutlaka belirlenecektir.

Tabii Mayaların efsanevi gezegeni ulu Marduk tam tepemize düşmezse...

Yinede 2012 den önce Çerkesya da olun derim ben. En azından Çerkes olarak hayatta kalma şansınızda gözle görünür bir artışı sağlamış olursunuz. Bu ülke için yapacak hiç bir şeyiniz yok, yapaca

Kendisi olmayı beceremeyenler hiçbir şey üretemezler çünkü. Çerkesya ise gençliğimize kendisi olma fırsatını sunuyor.


Bu yazı toplam 3101 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net