

21. yüzyılda Çerkes milletinin ulusal anlamdaki her probleminin altında yatan şey, 19. yüzyılın sonunda Genoside uğratılmış ve sürülmüş olmasıdır.
Dönemin konu ile alakalı devletleri olan Rusya Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğunun mirasçıları ise hala, Çerkes sorununda taraf olmaya devam ediyorlar.
19. yüzyılda Rusya Çarlığının yaptıklarının telafisinin konu ile alakalı ülkelerce müzakere edilmesi gerekliliğinin altını RF Devlet başkanı Boris Yeltsin çizmişti.
Bu sorunun sadece Rusya’yı değil diğer ülkeleri de ilgilendirdiğini hepimiz biliyoruz.
***
Çerkesler olarak, sorunun Rusya ile alakalı olan tarafını hep dile getirdik. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan Çerkeslerin genelde dile getirmedikleri şey ise sorunun çözümü için bir diğer muhatabın Türkiye olduğudur.
Türkiye Cumhuriyetinin Çerkes soykırımını tanıması gerekiyor.
Daha önceleri TBMM’ne Kafkasya kökenli farklı ulusların birarada oluşturdukları yapıların müracaatları oldu. Yapılan müracaatlarda ciddiyetten uzaktı.
Şöyleki; Çerkes soykırımı dile getirilirken aynı zamanda ikinci dünya savaşı esnasında vatanlarından SSCB tarafından sürülen ulusların sürgünleri ile alakalı bir istemde dile getirildi.
Halbuki bu ulusların sürgünlerinin SSCB tarafından tanındığı ve hem SSCB hem RF’nca zararlarının günümüzdeki süreçte de telafisi için çalışmaların devam ettiği bilinmekte.
Örneğin bu tarihlerde Kafkasya’dan uzak bölgelere sürülmüş olan Karaçay-Balkar, Çeçen-İnguş uluslarına vatanlarına dönme hakkı verilmiştir. Zaten şu an Karaçay-Balkar, Çeçen-İnguş devlet yapılanmaları bu ulusların vatanlarına geri dönme haklarını kullanarak geri dönmeleri ardından yeniden kurulmuştur.
II. Dünya savaşı sırasında yapılan bu sürgünün sebep olduğu şeylerin çözümü konusunda hem ilgili uluslar hem de RF çalışmalarını sürdürmektedir. Mesela Kabardey-Balkar, Kuzey Osetya ve İnguşetya arasında günümüz şartlarında dondurulmuş bir problem olan Mezdegu bölgesi sorunu bu bağlamda ele alınabilir.
Kısaca II. Dünya savaşı esnasında olan olaylar Çerkes Sürgününden ayrı olarak ele alınmalıdır. Ve bu konuda Türkiye’den bu sorunların tanınmasını istemek abesle iştigaldir. Çünkü sorunların birincil muhatabı olan RF ve ilgili uluslar sorunun varlığını kabul etmekteler.
***
Çerkes Genosidi ve sürgününün Türkiye Cumhuriyetince de tanınması gerekmektedir. Çünkü Çerkes sürgününün Türkiye’ce tanınması demek Çerkeslerin tanınması demektir. Rusya Çarlığından Türkiye’ye Çerkeslerin sürüldüğünü resmen kabul etmesi demektir. Türkiye’de bu insanların varlığının kabul edilmesi demektir. Türkiye’deki Çerkeslerin tescili demektir. Türkiye’de Çerkes kimliğinin resmen kabul edilmesi demektir. Demokratik hak taleplerinin dayanağı demektir, Hak taleplerimizin uluslararası boyutunun kabulü demektir.
Sürülmüş bu halkın vatanına dönme hakkının var olduğunu kabul etmek demektir. Rusya ile bu konuda TC’nin görüşmeler yapıp anlaşmasının gerekli olduğunun kabul etmesi demektir.
Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin Türkiye ve Rusya vatandaşlıklarından faydalanmaları için görüşmelerin başlamasının gerekliliğini kabul etmek demektir. Çerkeslerin DİASPORA olduğunun resmen kabul edilmesi demektir.
***
Geçtiğimiz yıl 21 Mayıs’ta Çerkeslerin taleplerini Rusya Elçilikleri önünde dile getiren grupların çıkması ardından Türkiye genelinde Çerkeslerin örgütlendikleri yapılarda gündemin aldığı yol ise enteresan.
Herkesin, Çerkes’in ne demek olduğunu bilmesine rağmen, Asetinlerin, Abhazların, Çeçenlerin, Dağıstanlıların, Karaçayların ve tüm diğer Kafkasyalı ulusların kendi yapılanmalarını oluşturmuş olmalarına rağmen özellikle Kaffed yönetiminde bulunan bir kısım insanın çıkarımları her birimizin dikkatini çekmiş olmalı.
Günümüzde ulaştığımız noktada söz konusu ettiğimiz bu grubun çıkarımları şu noktada:
1. Kafkasya’da var olan Ulusal yapılanmalar kendi çizdikleri doğrultuda yol alırlar.
2. Türkiye’de yaşayan Kuzey Kafkasyalılar Kafkasya’daki bu yapıdan ayrı, farklı bir şekilde biraraya gelmelidirler.
Kaffed’in içerisinde yönetim ve yönetimi etkileyecek konumda olan bir grubun bu çıkarımlarının sonuçları ise şunlardır.
1. Türkiye’de yaşayan tüm Kuzey Kafkasyalılar vatanlarında yaşayanlardan farklı oldukları için, artık Diaspora özelliği taşımazlar. Diaspora olmadıkları içinde burada olan olaylarla ilgileri yoktur ve hak talebinde bulunmaları söz konusu değildir.
2. Sadece Çerkesler değil Abazalar, Çeçenler, Asetinler de bu konumdadırlar. Vatanları ile benzeşmedikleri artık vatanlarının diasporası niteliğine sahip olmadıklarından, vatanları ile alakalı hak talebinde bulunamayacak şekilde özlerinden ayrı bir nitelik kazanmışlardır. Kısaca, Kaffed yönetimindeki bir kısım ulusal inkarcı ve bu yönetime etki eden bir grup tarafından, bu ulusların Türkiye’de yaşayan uzantılarının, muhatap olan her iki devletten, Türkiye ve Rusya’dan hak talep edecek niteliklere sahip olmadıklarını ilan edilmiş oldu.
***
Evet, geçen yıl Taksime yürüyen binler, Kaffed yönetimindeki bir avuç insanın bu (enteresan) sonuca ulaşmalarına, böylesi pasifist bir yöntemi tercih etmelerine yol açtılar.
Milletimizi ve Tüm Kuzey Kafkasyalıları vatanlarındaki yapılardan ayrıştırmayı doğal sayan bu yaklaşım, sadece Genosidin hala devam ettiğinin bir belirteci.
Elbette, Rusya federasyonu da Türkiye Cumhuriyeti de Kaffed yönetimindeki bir avuç insanın söylemesi ile tüm Çerkes(Adıge) ve Kuzey Kafkasyalı halkların diasporalarının buharlaştığını yeni bir yapıya döndüklerini düşünmüyorlar ve düşünmeyecekler.
Çerkes sorununun bir günde, 10 yılda, 50 yılda çözülmeyeceğini benim, sizin bildiğiniz kadar bu iki devlette biliyor. Yani Rusya veya Türkiye Kaffed yönetimindeki bir avuç insanın biz farklıyız, vatanımızdaki insanlardan farklı bir ulus yapılanması içerisindeyiz demelerinin gerçeği yansıtmadığını çok iyi biliyorlar...
Fakat, eğer, ben, siz, biz Türkiye’de yaşayan Çerkes(Adıge)ler, Abazalar, Asetinler, Çeçenler, Dağıstanlılar olarak kulağımıza, ‘diasporada hepimiz biriz, bir milletiz’ diye hoş gelen bu fısıltıyı çıkartanlara karşı durmadığımızda vatanımızdan tamamen kopartılacağız.
Bu fısıltı 20 yıl sonra, 50 yıl sonra nasıl duyulacak, hangi sonuçlara yol açacak çok net değil mi?
***
Bu yıl da yine 21 Mayısta binlerce insan hak talebinde bulunacaklar.
Bazılarıda belki Ankara’da belki İstanbul’da anmalar yapacaklar. Türkiye’de yeni bir Karma-çorma yapının doğum tarihini anacaklar veya kutlayacaklar.
21 Mayıs’ta hak talep edecek her birimiz bilmeliyiz ki sayımız arttıkça yukarıda dile getirdiğim fısıltılar daha da artacak. Son bir yılda, dünyanın hiç bir yerinde tartışılmayan Çerkes’in Adıge demek olduğu gerçeği üzerine Kaffed yönetimindeki bir avuç insanın çıkardığı tantanayı aklınıza getirin.
Derneklerimizin, yapılarımızın Çerkesleşmesi, Abazalaşması, Çeçenleşmesi, Karaçaylaşması istemlerimize nasıl karşı durduklarını hatırlayınız.
Her yıl kalabalıklaşa kalabalıklaşa bu bölücü fısıltıyı boğmalıyız! Bu fısıltıyı boğmalıyız ki Duma ve TBMM yolunda sesimiz daha da gürleşsin. Bu iki ülke arasında Çerkeslerin haklarını aramaları için her ikisininde Çerkes Genosidini kabul etmesinin gerektiğini aklımızdan çıkartmamalıyız.
Sadece Rusya’nın Çerkes genosidini kabul etmesi ve Çerkeslerin vatanlarına dönüş hakkını tanımasının yeterli olmadığını, Türkiye’nin Çerkes kimliğini tanımadığı süre boyunca bir ayağımızın topal olacağını unutmamalıyız.
Her iki devletin bu konuda çözümcül çalışma içerisine girmedikleri müddet boyunca, diasporanın vatanına dönüşünün sadece kişisel çabalardan öteye gitmeyeceğini unutmamalıyız.
Not: 21 Mayıs’a kadar elinizde taşıyacağınız Çerkes(Adıge) bayrağını temin etmeniz için 4 ay kadar bir süre kaldı. Derneklerimizde, Kaffed yönetimindeki bölücü (ulusal inkarcı) bir avuç insandan etkilenmeyen yöneticiler ve çalışanlar ile ilişkiye geçip muhataplar karşısında eylemler organize etmek için 4 ay kadar bir süre kaldı.
