

Türkiye’nin yetiştirdiği ender düşünürlerden olan Cemil MERİÇ bir yazısında; Millet hafızadır, diyor. Evet, milletler hayal edilmiş kolektif varlıklardır ve onları bir arada tutan yegâne şey de, halkın geçmişteki yaşanmışlıklarının bütününü bugünlere aktaran o ortak toplumsal hafızaları. Hafızanın bugün ve gelecek için ne denli önemli olduğunu vurgulamak bir yana, hafızayı oluşturan ve koruyan araçların yani Milli Eğitim ve Milli Siyaset terimlerinin bizim için ne kadar geçerli bir uğraşı alanı olduğunu düşünmemiz gerekir.
Bir hafızaya sahip olan milletler gelecekte de bir arada yaşamak arzusunu milli siyaset iradesi olarak bu hafızaya dayandırarak kurgulayıp, geliştiriyorlar. Bizler diaspora Çerkesleri olarak kendimize ait bir milli eğitim müfredatı ve gereçlerinden zaten yoksunuz. Geriye elimizde kalan tek şey, gelecekte var olma adına ortaya konacak ve toplum iradesini belirleyecek olan milli siyasetimiz. Bu siyaset hem faaliyetlerimiz üzerinde belirleyici bir güç, hem de faaliyetlerimiz tarafından belirlenebilir bir kaynak işlevi gören miras alınmış ve miras bırakılabilir bir ürün olarak, ‘’mümkün olanın siyaseti’’ olarak şekillendi ve bizleri Çerkesya düşüncesinin zorunluluğu üzerinde hemfikir kıldı.
Çerkesya düşüncesini sahiplenenler, parçalanmış halkımızın üzerine yayılan sistemli eşitsizliklere karşı ciddi bir taban proje geliştirdiler. Cherkessia Net ise bu fiziki toplanmanın ve fikirsel toparlanmanın yansıması olarak hayat buldu. Anavatan Kafkasya Çerkesleri ile aynı zaman dilimlerine rastlayan bu gelişme, iki taraf arasındaki bağların hala sağlam olduğunu bizlere gösterdi. Hatta Çerkesya düşüncesinin diaspora kanadı, diasporanın diğer harici unsurları ile iletişimde epey zorlandığı –kasten zorluk çıkartıldığı- halde, anavatan Çerkesleri ile çok daha kolay ve zahmetsiz anlaşabilmesi kayda değer bir ilginçliktir. Bugüne kadar bunun tam tersi durumlar söz konusuydu.
Çerkesya mümkün olanın siyasetidir. Bunun tarihi temel yapıtaşını oluşturan toplumsal hafızası mevcuttur. Güncel zamanlar içinse Çerkesya düşüncesinin uluslar arası hukuki ve ahlaki normları mevcuttur. Gerek anavatan gerekse diasporanın Çerkesya Yurtseverleri temel koyucu ilk jesti yapmış, varoluşsal bir seçimi halkımızın önüne koyarak sorumluluk almışlardır. Geriye kalan bir tek fiil bizlerin yani kendini Çerkes olarak gören toplumun, bu düşünceyi gerçeğe dökmek için irade beyanından başka bir şey değildir. Her mücadele yeni bir hayat arzusunu ifade eder. Bu uğurda toplanmak ve örgütlenmek, yani birlik ve beraberlik ise yeni hayatların kurulmasının birlikte daha kolay olacağının anlaşılmasından sonradır. İnsan sorumluluk aldığı andan itibaren zaten ötekilerle yüz yüze gelmiş demektir. Halinden memnun olan salon Çerkesleri ile tembel zevat hiç bu yola tevessül etmesinler, akıl hocalığına ihtiyaç olmadığı gibi, ayak bağına da ihtiyaç yoktur.
Üzülerek belirtmek gerekir ki son yıllarda bariz şekilde anlaşıldığı kadarıyla Çerkes temsiliyetine soyunmuş yapıların, aslında meşru birer hak arayan halk temsilcisi sivil toplum örgütü olmak bir yana Çerkesler aleyhine eşitliksizlikleri üretip yayan egemenci türler olduklarını gördük. Eşitsizlikler üretip yaymak kökten gelmeyen, toplumsal gerçeklerin ülkesel yönetim teorisine uyarlanmasına dayanmayan, ‘’sentetik’’ yönelim ve yönetimlerin ince ağlarla örülmüş profesyonel politikalarının ürünüdür. Halk kitleleri düştükleri bu örümcek ağının içerisinde debelendikçe, ağlara daha çok sarılarak yıllarını ve genç nesillerinin enerjilerini bu eşitsizlikleri düzeltmeye harcar.
Sonuçta belki işler düzelir, bataklıklar kurutulur, doğrular ve gerçekler açığa çıkar ama ne fayda? Bu uğurda toplumun güzide evlatları gün yüzü göremeden ömür tüketir. Türkiye de yapay olarak türetilen eşitsizliklerin cenneti misalindedir. Etnik problemler bir yana, dini gerilimler, ticari uğrusuzluklar, kanundan çok mevzuatla idare edilen her ülkede olduğu gibi keyfiyetin eşitsizlikler ürettiği bir ülke. En azından yakın zamanlara kadar böyleydi.
Türkiye de üçüncü büyük etnik grubu oluşturan Çerkes halkına karşı, Çerkes ve Çerkes olmayan çevrelerin işbirliği içerisinde uyguladığı en büyük eşitsizlik, Çerkes halkını bir bütün olarak görmek istemeyip, millet vasıflarını yok etmeye yönelik yapay politikalar üretip yayılması faaliyetleridir. Halende bu köhne zihniyet, Çerkes gerçeğini ve varlığını yok sayarak kimliksizleştirme veya tarihi ve sosyal doneleri çarpıtma şeklinde kolektif hafızaya darbe vurma şekline büründürülen gizli asimilasyon programına bizzat bazı Çerkesler ve Kafkas kurumları eliyle ve organize bir dirençle devam etmeye çalışmaktadır. Meşruiyetten yoksun olduğu fark edilen fikir ve inançlara sımsıkı sarılmak galiba klasik bir art niyet örneğidir. Ve bunu yüksek kültür, kentli Çerkeslik edasıyla yılladır Çerkeslere emdirmeye uğraşıyorlar.
Eşitsizlikler konusu toplumsal tasavvurların ve yönelişlerin taban düşüncesidir. Fransız ihtilal liderleri ısrarla eşitlik, özgürlük, adalet diye haykırmamışlar mıydı? Yine ihtilal liderlerinden birisinin söylediği vecizedeki gibi; ihtilal silahların değil, kanunların (mevcut keyfiyetin) infilakı değil midir? Eşitlik özgürlük ve adalet birikimi ülkenin ve ahalisinin toprağıdır. Bu toprakların verimini belli eden kıstaslar, o ülkenin yetiştirdiği kültürel, sosyal, ekonomik, teknolojik vb. değerlerin uluslar arası ölçülerle mukayesesi ve uluslar arasındaki rekabet gücü neticesinde açığa çıkar. Çerkesya Çerkeslerin kendilerine dayatılan eşitsizlikleri yıkma girişimidir. Bu harekette infilak noktasına gelen ise mevcut modern görünümlü içkin statüko sever, baskıcı ve işbirlikçi unsurlardır. Gerek RF gerekse diaspora kanadında halkın Çerkesya geleceğine karşı duranların argümanları aynıdır.
Çerkes halkının hem anavatan hem de diasporasının, halk temsilcisi statüsüne yerleşmiş ama aslında yerel birer entegrasyoncu olan egemen zümreler tarafından kabule etmeye zorlandığı eşitsizlik denklemi, X * Y * Z = 0’dan başka bir şey de değildi. Bu kurgulanan eşitsiz denklemin solundaki değerler adet, çeşit veya rakamsal değer olarak ne kadar çok olursa olsun, yıllar yılı ne kadar değişirse değişsin, Çerkes halkına uygulanan eşitsizliğin sonucu hiçbir zaman değişmiyordu, sonuç biz Çerkesler için hep ‘’sıfıra’’ çıkıyordu. Oysa ÇERKESYA halkın geleceği adına denklemi olması gerektiği duruma yeniden getirdi, Çerkes=Adıge’den başlayarak, Nalçik+Çerkessk+Maykop+Soçi = ÇERKESYA politikasını savundu, yani denklemin sonucu uzun süre sonra ilk defa X=1 oldu.
Çerkesya Hareketini toplum nezdinde asılsız iftira ve komplo girişimleri ile karalayarak, toplumla kavgalı hale getirmek isteyenler, hem Çerkesya hem de diğer diaspora unsurları ile iletişimi olan gri bölgelerin, gri kişiliklerin üzerine çullanarak onları Çerkesya’dan uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar. Bir dereceye kadar başarılıda olmuşlardır. Ama fark edemedikleri şey, Çerkesya bizim gençlerimizin kendi hayatlarını kurabilecekleri yeni hayat projesidir, faydalı kullanım ömrünü çoktan doldurmuş yaşlıların değil.
Gençlerimize bu yüzden ilişemiyorlar, Çerkesya gençlerimize zerk edilen ezberleri bozuyor buda Çerkesya düşüncesini ziyadesiyle memnun ediyor. Bir diğer husus birlik ve beraberliğe çok önem verdiklerini söyleyenlerin yalan söylediklerinin kanıtı; anavatan ve diasporanın ayrı fikri fraksiyonlarda, ayrı etnik kimliklerde, ayrı ulusal hedeflerde örgütlenmesinin gerektiğini belirten seviyesiz görüşleridir. Nasıl yani? Diyebilirsiniz. Evet, tek derdi vatan ve millet olan bazı sözde aydınlarımız, diaspora üzerindeki kontrollerini yitirmemek uğruna, Çerkes diasporasını, Çerkes anavatanından ve oradan gelen düşünce sistematiğinden tecrit etmeyi, yirmi senedir sürdürdükleri masallar ile halkı kandırmaya devam etmeyi dahi savunabilmektedirler.
Bizden istenen birlik ve beraberliğin tek reel anlamı vardır o da Türkiye içerisindeki siyasal bürokratik kotalardan bu âli cenaplarının faydalanmaları için yedi düvel Kafkasyalının bunların ipinde sessizce, kardeşçe oynaması ya da bunların ipi ile kuyuya inmesi anlamına gelmektedir.
Çerkesya düşüncesi; toplumsal siyasal değerler üretimimizde tarihi ikinci perdeyi açan bir gelişmedir. Hala anlayamayanlar için daha açık söylemek gerekirse ÇERKESYA fikri, Çerkes halk devrimi 1796 Bzeyıko Zauwe’nin siyasal olarak devamıdır... Çerkesya; Çerkeslerin kendi eşitsizliklerine ve dağıtılmışlıklarına karşı bir isyanı, aynı zamanda halen sürdürülen ortaçağ stili, kabile topraklarına dayanan özerk-federal cumhuriyet yapılaşmasının aslonan tek bir ÇERKESYA etrafında birleşerek, Çerkeslerin devletleşmelerine olan ihtiyaçlarının talebidir.
Aslında basit bir birlik beraberlik söyleminden çok daha fazlası, halkımızın geleceği adına yeni ve yaratıcı bir söylemdir. Akılcı ve akıcıdır. Mümkün olanın siyaseti, yüksek kültür gibi modern zamanların icadı olan, kavramsal teçhizatımıza görece daha yeni dâhil olmuş olan bir temrinden daha bağımsız ve onun çok ötesine uzanan bir soy kütüğü vardır. Atalarımız geçmişte bunu denediler. Fakat araya giren Rus işgali ve bunun sonucunda cereyan eden 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü bütün bu toplumsal gelişmelerin önünün tıkanmasına sebep oldu. Ama düşünce yok olmadı. Şimdi atalarımızın başladığı yerdeyiz; bütün isteğimiz bizimle başlamayan bu kavganın, bizimle bitmiş sayılmaması içindir.
İnsan olarak soyumuzun varoluş koşullarının sınanması, yokluk ile mevcudiyet arasındaki boşlukta değil, daha yakın bir durumda yani mevcudumuz ile onu dünya sahnesinde ortaya çıkarma arasındaki mekânda olup biter. Daha da anlamayanlar için; Bayrağın düştüğü yerdeyiz... Mümkün olanın siyasetini yapmak, her şeyi kazanmak için, her şeyi ortaya sürenlerin işidir. Çerkesya, Çerkes insanının imkânların kapsamını sadece iletmekle değil, genişletmekle yenilik taşımaktadır. Gelecek, parçalanmış bir halkın yok olmasına isyan edip sorumluluk alan Çerkesya Yurtseverlerinin emekleri ile şekillenecek, düşen bayrak ÇERKESYA’ da, Çerkes Yurtseverler eli ile yeniden göklere yükselecektir.
Yani Çerkesler ve Çerkeslik adına sadece; elde var ÇERKESYA!
Bu cuşkulu yazıya başlarken, beni aldın üniversite yıllarıma götürdün değerli Vural.
Yaklaşık 30 yıl öncesine.
O zaman okuduğum üniversiteden aldığım tez konusu üzerine rahmetli Cemil Meriç hocadan yardım istemiştim.
O da bana 2 tane kitap önermiş ve kulakları çınlasın kızı Ümit hocadan bulmasını rica etmişti.
Onca kitabın, kütüphanenin içinde kitaplar bulunmuş ve kısa zamanda önüme konmuştu.
Fakat tartışma ve muhabbet o kadar derin, o kadar güzeldi ki, onun içinde yitirmiştim akılda tutmam gerekenleri.
O gün bir yanlış yaptım.
Kitapları yanıma almayı unuttum ve çıktım gittim.
Sonra duydum ki çok içerlemiş, çok ta kızmış bana.
Utancımdan bir yıl kadar yanına da gidemedim.
Sonra bir gün ölüm haberini aldım.
Hangisine üzülsem azdır.
Şimdi bunları niye anlattın diyeceksin değerli Vural.
Cemil hoca özellikle "bellek kaybına" tahammülü olmayan biriydi.
Unutulmayı hakedilmeyenin unutulmaması gerektiğine inanırdı.
O haklıydı, bense haksız.
O doğruydu, bense yanlış.
Hani geçen senin yaptığın itiraf ve özür var ya, şimdi o güzelliği, benim yapmam da şart oldu.
Çok üzgünüm hocam, çok üzgünüm.
"Daima bellekte kalması gerekenler, olduğu gibi yerlerinde kalmalıydı."
Böylece Cemil Meriç hocayı da rahmetle anmak kısmet oldu bize.
Selamlar kardeşim.
Bu muhteşem yazın için en derin selamlar!
O da unutulmayı haketmiyor.
Meriç hoca gibi, kitaplar gibi, Çerkesya gibi, Çerkesçe gibi bu yazıda unutulmayacaklar listesinde.
Unutmamanın, unutulmamanın şerefine!
