Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Milletler Ne ile Yaşar?
06 Mart 2011 Pazar Saat 18:41
Rus edebiyatının dev ismi Tolstoy, ‘’İnsan Ne İle Yaşar?’’ adlı hikâye-roman karışımı eserinde; insanda yaşayan şeyin ne olduğunu, insana bildirilmeyen şeyin ne olduğunu ve nihayetinde insanın ne ile yaşadığının apaçık ortaya çıkartılması hakkındaki soruların cevaplarını veriyor. İnsanda yaşayan şeyin sevgi olduğunu, insana verilmeyen hakikatin, insanın kendi ihtiyaçlarının bilgisi olduğunu ve insanın içindeki Allah’  ile yaşadığını anlatıyor. ‘’Anladım ki insan kendi çabasıyla değil, sevgi ile yaşar. Yine anladım ki, her ne kadar insanlar kendileri için kaygı çekmekle yaşadıklarını zannetseler de, hakikatte yalnız sevgi ile yaşarlar. Yüreğinde sevgi taşıyan insanın sevgisi Allah’ tandır ve Allah o insanın içindedir. Çünkü varlığın sebebi sevgidir...’’ demektedir. 

***  

Sorduğunuz zaman hemen herkes her şeyi sevdiğini söyler, içinde hiç habis ur olanımız yoktur elbet. Sorduysanız eğer bilirsiniz tolerans ya da daha bizden bir kelime ile müsamaha herkeste vardır. Ama nedense ülke birbirini hazmedemeyen insan yığınları ile doludur. Bunun nedeni galiba ideolojik şartlandırma esasına dayalı eğitim-öğretim şekillendirmesinden geçirilmemiz ile alakalı. Sorduysanız eğer en yakın arkadaşınız size Çerkesce eğitim öğretimden asla rahatsızlık duymayacağını bilakis sizin adınıza memnun dahi olacağını söyleyecek, hatta cumhuriyetin kurucu anlaşması olan Lozan da bunun bir hak olarak size verilmiş olduğunu da hatırlatacaktır.  

Tenhalarda baş başa yapılan riyasız sohbetlerden çıkıp da, kalabalık veya açık bir ortamda böylesi bir konu gündeme gelse, arkadaşlarınızın pek çoğu, anadil de eğitim de ne demek? Öyle şey olur mu? Der. Biraz insafa gelmiş olaraktan şunu da eklemeyi ihmal etmez; herkes evinde, köyünde ne konuşursa konuşsun kimse karışmaz,,, öyle değil mi ama? Türkiye insanı tek bedende iki ruh gibi yaşıyor. İlki doğal ruhu, Allah vergisi, ahlaklı, Tolstoy’un üzerinde durduğu saf ve temiz olanı, bedenlerimize sokulan yapay ve ikinci ruh ise kişinin resmi ruhu. İdeolojik torna tezgâhından geçerek bilenmiş, nereye dokunsa yaralayan, kanatan yanımız.

Allah aşkına, çocuğa anaokulundan itibaren yabancı dil eğitimi verilmesini savunurken modern ve ilerici olan vüzera-yı fehham kişilerin büyük bölümü, ülke vatandaşlarının bir kısmı ana dilde eğitim istedi diye gayet doğal, evrensel hakların ve hukukların daha ta kötüsü insanlığın ve ahlakın katili kıvamına gelebiliyorlar. Yani Rus edebiyatının bir başka dev ismi Dostoyevski’nin tabiri ile ‘’Allah yoksa her şey mubahtır’’ lafzına, yani insan gibi yaşamaya ne gerek var sonucunu çıkarmaktadırlar. Bunun içindir ki ahlak sosyolojisi ile dini kavramlar arasında kesin bir ayrıma gidemiyor insan. Ülkemiz insanının ilk söylemi kişinin kendi doğal ahlak görüşünün izahatı ise de ikinci beyanatta resmi görüşünün tezahürünü oluşturur. Biz yani ülke ahalisi tek bedene sıkıştırılmış çift karakterli kompakt yapımızdan dolayı hala hafakanlar içinde yaşamaktayız. Fakat nesillerin ilerlemesine bağlı olaraktan zaman bu çelişkiyi ortadan kaldıracak gibi gözüküyor, su akar yolunu bulur misali.  

Çerkesler de 12 Martta Anadilde eğitim talebi için Ankara da miting yapma hazırlığındalar. Mitingler eski Yunan dünyasının agorasından, Romanın forumlarından modern dünyaya miras kalan bir gerçeklik sahnesi. Hala konuşacak bir şeyler olduğunu düşünenlerin, daha iyi bir dünyada hep birlikte yaşamanın nasıl mümkün olabileceğini göstermek isteyenlerin toplandığı, toplumsal iletişimin ve ilerlemenin ana nüvesidir. Türkiye Çerkeslerinin tarihinde bir ilk olarak düzenlenecek olan bu mitinge katılmak büyük bir an kesafetinde durmaktadır bence. Mitingler modern tekil insanı tipinin kitleselleşmesinin aracı olarak bireye toplumun gücü aktaran bir işlev görmekte. Orda o alanda Çerkesler bir birinin yüzüne bakarak ısınacaklar, orda kalpler yumuşayacak, içeriye bir birbirimizi sevmenin gerekliliği ve mümkün olduğunun idraki sızacak. On yıllardır anlamsız yere rüzgâr ekip fırtına biçerek birbiri ile kati surette anlaşamayanlar modeli üzerinde kurgulanan Çerkes tipolojisi büyük bir evrim geçirecek.  

Artık halk olduğumuza inancımızı, geçmişe sadakatimizi güncelleyecek varlığımızı tescil edeceğiz. Çerkeslerin yani bizlerin birbirleri için ve toplumsal hakları için bir şeyler yapabilme gücüne eriştiğimiz belgelenecek. Bütün bu yapılmak istenenler bizlerle başlamayan Çerkesliğin bizlerde son bulmasını engellemek için değilse nedir? Çerkeslik bizlerle başlamadı ve bizim neslimizle de son bulmasın, miras olarak gelecek nesillere güvenle aktarılabilsin.  

Biteviye her şey istediğiniz gibi gitmiyor, 12 Mart mitingini organize eden ‘’Çerkes Hakları İnisiyatifi’’ de bunun farkında olmalılar. Sağdan soldan yukarıdan aşağında bir sürü ve bin türlü mufassal gözüken lakin münderecat olarak kısır bir takım ihbarat-ı berkiyye sağanağına tutuldular, izliyoruz. Yazık, yazık ki böylesine bir esaslı duruşu, diaspora tarihinde bir ilk olan organizasyonu teşkile cesaret edenleri tebrik nümayişlerine tutmak varken, habire eleştiriyorlar. Daha doğrusu eleştirmeye çalışıyorlar.  

Modernitenin ayırt edici unsuru olan eleştiri mekanizmasını, bu miting mevzusundan bir muavedet çığlığı olarak kullanıyorlar. Oysa modern değerlere karşı durarak, modern olmayı başaramadığınız gibi, sırf eleştiriyorum diyerek ifrit kılıfı altında süre giden akıl kazıma işleminde de başarılı olamazsınız. Çünkü eleştiri, modern değer kümesinin açık bıraktığı, kendinden beslenmesine izin vererek, yapılmasını azami surette teşvik ettiği olumlu anlamda bir yetenektir. Sizde bu yok. Sizin yaptığınıza ancak nifak sokmak denir, eski minval üzere devamda ısrar denir.

Bu duruma ancak Çerkesleri tarihi-sosyal-kültürel bir özne olarak görememe-görmek istememe hastalığının nüksetmesi teşhisi konulabilir. Ama ucuzluk bununla da bitmez. Eğer miting başarılı geçerse ki rakamlar başarı için bir istatistikî veri olarak ortalarda dolaşmaktadır; buna göre mitinge 500 kadar kişi gelirse başarısız, 1000–2000 eh işte ancak bu kadar olurdu gibisinden, 2000 den çok hülasa 5000 kadar kişi gelirse çok başarılı sayılacakmış. Böylesi bir başarı durumunda ise bu işin rantını yemek için hazır ve nazır bekleyenlerde aynı eleştiri metodunu  seyf-i celadetleri olarak kuşanmış bulunan yiğit kalemşörlerdir. Her zamanki gibi, bedeni kalıpta mevcut çift ruhlu yapıyı ve kapıyı aralıklı bırakmışlardır.Söz konusu miting başarısız olursa –al işte biz demiştik- diye veryansın edecekler, eğer başarılı olursa değme mergub-i karinlere taş çıkartırcasına Çerkes Hakları İnisiyatifi Oluşumuna yerden temennalar ederek birbiri ardına yedi defa ense edilen selam çakacak, gece dahi ilab-ı nariyeler yakılarak gözler kamaştırılacaktır.  Böylelikle başköşeye de rahatça kurulabileceklerdir.

Hatta sorduğunuzda bu miting işine en çok kendileri emek vermişlerdir, öyle derya dil insanlardır ki ne zorluklara göğüslerini siper etmişlerdir. Oysa bu kliklerin mücerrep karakterleri zaten bilinmektedir. İtibar mevzusu sadece kendi çehreleri ve çevreleri ile sınırlıdır. Eğer kendilerine çeki düzen vermezler ise bu gidişata göre Çerkes düşünce haritasından silinmeleri doğal bir sonuç olarak kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Çünkü artık her şeye el atan, ilham veren bir gençlik yetişiyor. Onları dolambaçlı yollarda kandırmakta, tevakkuf bezmlerinde ikna etmekte eskisi gibi pek mümkün değil.    

Çerkesler tarihlerinin bir döneminde geç kaldılar, bugünkü diaspora halimiz bu geç kalmanın bir sonucudur. Tarih geç kalanları beklemez; affedebilir, mazur görebilir, tıpkı bize yapılanlar gibi. Tarih gözlerinden iki damla yaş akıtarak bize sırtını dönüp gitti. Nasıl ki sanayi devrimini yapan İngilizler Osmanlıyı beklemedikleri gibi, bir zamanlar Azak denizinde balık avlamak için Çerkeslerden izin isteyen Ruslar da bizi beklemediler. Gelişip serpildiler, örgütlendiler, güçlendiler. Orduları ile sınırlarımıza dayandıklarında Çerkes liderleri onlara geçmişi hatırlattılar; siz daha dün Azak’ta balık avlamak için bizden izin istiyordunuz ya! Sorunun cevabı basittir; Dün dündür, bu gün farklı gerçekler vardır. Bilinç ve idrak birbirinde eriyen, bir birini tamamlayarak insan özgüllüğünde bütüne ulaşan kelimelerdir.  

İdrak kavrama yeteneğine sahip olabilmek demektir. Ancak bilinçli insanlar ve halklar gelişebilirler. İdrakten yoksun kalan toplumlar donarak ortada kalırlar, iterlerse düşerler, çekerlerse sahibinin istediği yana giderler. Böyle olamamak esaret düşmemek için, hareket etmek lazımdır. Gerçeğin yüzüne bakamayanlar lüzumluymuş, lüzumsuzmuş, şöyleymiş, böyleymiş bahane üreten ayyarlardır. Ancak dikkatlice bakılırsa kendilerini bahanelerinin derekesine düşürdükleri görülecektir. Zaten yumurtamı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar münazarasını tartışan bir tek Çerkes aymazları kaldı dünyada. 

Biz biliyoruz ki Çerkes Hakları İnisiyatifi organizatörlerinin amacı yaralı bir gerçeğe parmak basmak ve ahlaklı bir istemi Çerkes Halkının yararı için hayata geçmesi için çabalamaktan başka dertleri yoktur. Gösterdikleri cesaret ve beceriden dolayı kendi adıma her birisine şimdiden teşekkür ederim. Üstüme vazife olmasa da Sezar’ın hakkını Sezar’a bırakmak kabilinde onları savunmaya çalıştım.

Başa dönersek eğer büyük Tolstoy’un insan maneviyatına hitap eden cevabıyla, insan içindeki sevgi ile ancak yaşayabilir. Bu yaşam gücü olan sevgiyi, kendimizi Çerkesliğimizi ve bütün doğru olanları sevdiğimizi, Ankara da toplanarak birbirimize aktaralım, paylaşalım.  

Yazı  başlığında geçen milletler ne ile yaşar sorusunun cevabı  ise, harekette gizlidir. Milletler sosyal dinamikleri harekete geçiren nüfus dalgalanmaları-patlamaları, ekonomik girdiler-faaliyetler, sorun çözmeye yarayan siyaseti aktive eden toplumsal fikir akımları ve benzerleri ile yaşarlar, var olduklarını hisseder ve hissettirirler.   

Yunanlı  filozof Platon ‘’Güzel Nedir?’’ diye soralı ikibin beş yüz yıla yakın bir zaman geçmiş. Hemen herkeste hayatının bir kıstasında güzeli, güzelliği sorgulamıştır kendince. Gelip durulan nokta itibariyle her halde şöyle bir neticeye varmak mümkün; fazlası ve eksiği olmayan güzeldir. Başka bir şair de güzelleri sınıflamayı becerebilmiştir; güzeller üçe ayrılır demiştir, durunca güzel olanlar, konuşunca güzelleşenler, durunca da konuşunca da güzelliği muhafaza edebilenler, bir dördüncüsünü de şimdi ben icad eyledim; umutlarının ve hayallerinin peşinden koşan herkes güzeldir.

12 Martta Çerkesler olarak kendimiz için kıpırdayalım, hareket edelim, mitinge katılalım. Hayatta olduğumuzu barış içinde herkese gösterelim, zira ölen insanlar veya toplumlar asla güzel kalamazlar, güzel olarak hatırlanamazlar!


Bu yazı toplam 3786 defa okundu.





Zuhal Şovgen

Milletler ne ile yaşar? Güzel bir soru.
Milletler bilinçle yaşar. Milletler kendi kimliğini unutmadan yaşar.
Milletler diliyle yaşar. Milletler tarihiyle yaşar. Milletler siyasetle yaşar.

Çerkes halkıda bunları önemsemenin dönülmez arefesindedir.

08 Mart 2011 Salı Saat 18:21
Bircan Tuğ

ÇHİ girişimini ve eylem kararını burada yazan hemen herkesin sahiplenmiş olması ne güzel. Çerkes halkı söz konusu olunca demek ki
ayrı gayrılıklar lokal tartışmalar gölgede kalıyor.
Bana göre yazan çizenleriyle bu site kendisine biçilen ve suçlama argümanı olarak kullanılan micri milliyeçi yaftalamalarına en güzel cevabı vermiştir.
ÇHİ oluşumunun mitin kararını ''kimler ne diyecek'' mantığı gütmeden başından beri sahiplenen Çerkesya.net yönetici ve yazanlarını tebrik ediyorum.
Miting kararının yarattığı pozitif dalgalanmadan sonra yola kervan düzenlere de selam olsun. Doğru yolu geç de olsa farkettikleri için.
Hatko Vural samimi yazın için sağol. varol.
iyi geceler Çerkesya

08 Mart 2011 Salı Saat 00:19
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net