Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Tekaüd-ü Zabitan Rahatsız
20 Ekim 2010 Çarşamba Saat 15:30

Sarıkamış içi meşe,
Urus yaktı  hep ateşe,
Bizi koydun eli bağlı,
Nere gittin Enver Paşa…

                           Anonim

 

***

Şaşırdınız mı? Türkiye’miz kendi çapında acayiplikleri bol bir memleket olduğu için elbette pek şaşırmamışsınızdır. Memleket ahalisi olarak çocukluğumuzdan beri türlü türlü tuhaflıklara aşina olduğumuz için, artık fazla bir şeye şaşırmadığımız gibi, hayret ünlemini de kullanmıyoruz.  Ya da nadiren ihtiyaç duymaktayız.

Toplum fikirlerine ilgi duyan, görece eğitimli ve donanımlı kişileri işaret etmek için kullanılan ve Rusya kökenli bir sözcük olan entelijensiya kavramı, bizde, genellikle kalburüstü öz beyaz Türklerin toplumdan kaçış sığınağına dönüşmüş durumdadır.

Öyle ki bunlar kendi kendilerine ‘’aydın’’ payesi vererek halka rağmen, halk için siyaset yapmaya çabalayarak şu fani dünyada geçinir giderler. Bu entelektüellerin açmazları halkın sorunlarına çözüm bulmak üzere bir araya gelerek çalışmak değil, halkın üzerinde çıkarak tepinmek isteğidir tek dertleri. Laikliği şarap tüketim oranı ile sarışın hanımların etek boyuna endeksleyenlerin aydınlattığı bir ülkedir burası.    

Geçen aylarda muhterem bir piyanistimiz twitter âleminde fevri bir çıkış yaparak ‘’Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum’’ diye feveran eyledi. Olabilir pek ala. Hatta muhterem kendi alanına hakim bir klik olarak, musiki konularında halkımızı twitlemiş de diyebiliriz. Ama birkaç zaman önce aynı zatı şahaneleri, ülkenin bir siyasi partisinin genel seçimi kazanması üzerine, o partinin siyasi duruşunu eleştirerek‘’ artık bu ülkede yaşamak istemiyorum’’ da diyebilmiştir. Burada konunun özeli halktır.

Yani yorum siyasidir. Yani o partiye oy veren halkla bir arada olmama isteğidir. Bu Türkiye aydınımsılarının başlıca sorundur.

İnsan hakları ihlallerinden, ülkede süre giden iç çatışmadan, asimilasyoncu baskılardan, düşünce suçlarından, cinayetlerden, faili meçhullerden, kontrgerilladan, gelir dağılımındaki eşitsizlikten, batık banka borçlarının halka ödetilmesinden, ayyuka çıkmış katma değer vergilerinden, daha düne kadar düşünce suçlarının varlığından, ifade özgürlüğünü sistematik bir şekilde keyfen kısıtlanmasından utanmayanlar, sadece ‘’arabeskten’’, sadece kendi hayat stillerine ve imtiyazlı mevkilerine tehdit olarak algıladıkları ‘’bir siyasi partinin’’ seçimi kazanmasından utanabilmekte ve o halka bir arada yaşamak istemediklerini üstüne basa basa söyleyebilmektedirler. Halkla eşit olmaktan utanmaktır bunu adı.

Yine bize özgü bir ritüel olarak kayda geçen; Genç Subaylar Rahatsız lafzı 2003 yaz aylarında mahirane bir uvertür olarak sergilenen cumhuriyet mitinglerinin start afişi olarak, mihnetli yakın geçmişimizdeki yerini almıştı. Nedendi, niçindi pek üzerinde durulmasa da, Ankara mukimi kimi gazetecilerin ara sıra merkez medya kanallarından faş ettikleri bir ‘’emir telakki ederim’’ durumundan ibarettir. Sürekli akreditasyon sahibi bu gazeteciler çağrıldıkları zaman gittikleri yerlerde, ciheti askeriye ile meşveret halinde aynelyakin bilgileri alarak kamuoyuna duyurmaktadırlar. Daha doğrusu üstü kapalı imaların derin manalarını, biz basit ve cahil görülen Türkiye halkının anlayabileceği bir lisana çevirme zahmetine girerek, bizleri aydınlatmaktadırlar.

Şahsı  şahaneleri bir nevi ‘’decoder’’ vaziyetinde görev ifa etmektedirler. Filanca komutandan beş mesaj, filanca adamdan üç uyarı şeklinde, ciheti askeriye tarafından bir nefes estirilip de bu gazetecilerin antenleri titretildiğinde, hemen bunu elektrik sinyaline çevirerek, anında görüntü olarak karşımıza çıkarmaktadırlar. Saygı duyarız.

Ancak bizim konumuz bu kadarla sınırlı değil. Çünkü yazımızın başlığına henüz değinmiş değiliz. Bu Türkiye halleri bizim iradi tavrımızla çözülemeyecek kadar çetrefildir. ‘’İnsan çözebileceği şeyleri kendine sorun edinir’’ diyen Marks ı bu anlamda devreye sokarak, ülkenin içtimai düzenini evirip çevirmeyi, denetim görevi uhdemizde kalmak ve asla ihmal etmemek üzere halkın seçtiği temsilcilere bırakmak en doğrusudur.

***

Son demlerde CHERKESSİA NET’in inkıza etmesi ile, bizim ciheti Çerkes veya kendi kullana geldikleri üzere daha isabetli bir tamlama ile Kafkas kökenli Tekaüd-ü Zabitanlar arasında şümul eden bir rahatsızlıktan söz edilmeye başlandı. Aslen Çerkes milletinden olduklarını beyan ile, Çerkes kavminin kimlik içeriğine ve dahi Çerkeslerin anavatanları topraklarında toplanarak tek bir Çerkesya kurmaları fikrine karşı alerjisi olan bu Yaş Haddinden Emekli Kafkas Cengaverleri değişik basın yayın kaynaklarını kullanarak, Çerkes kimliği ve Çerkesya karşıtı şahsi fikir kırıntılarını ayda bir sularına denk gelecek şekilde, ayran çorbası kıvamındaki deklarasyonlarını sıraları geldikçe neşretmektedirler.

Hiçbir şeyi değiştirmeden, her şeyi –halkın bütün geleceğini- değiştirmek gibi bir absürtlüğe kendilerini mahkûm eden, halka rağmen halk için popülistliğinden vazgeçmeyen bu tekaütlerimiz kimlerdir herkesçe malum. Peki, neler demektedir bu tekaüd-ü zabitanlar?

1. Çerkes=Herkes kıvamında kalakalsın. Böylece bizim devleti ali nezdinde ki nazari itibarımız düşük çıkmasın. Çerkes=Adıge demek olmasın, öyle olursa birileri canımızı fena halde sıkabilir, bizde fazla sıkıntıya gelemeyiz, o yüzden şu aşure çorbası haline getirdiğimiz Çerkes tarifini hiç değiştirmeyin.

2. Milliyetçi olmayın, Liberal olmayın, Sosyalist olmayın, Kapitalist olmayın, Çerkes olmayın, Dönüşçü olmayın, olmayın, oldurmayın; mümkünse eskisi gibi hiç bir şey olmayın, güdülecek koyun gibi arada kaynayıp gidin.

3. Yurtseverlik her nerde yaşanıyorsa orada kalmalıdır. Sizler de Türkiyeli Kafkas Severler olarak kalın, uzaktan sevelim sevilelim. Çerkes topraklarında da herkes yaşamalıdır, fakat bizler hariç.

4. Bilumum Kafkasya halk hareketlerini monşerler izin verirse desteklemek lazımdır, yeri gelir destekleriz de, fakat sizinkini asla. Çerkesler olarak bir arada yaşamanız ömre zarardır. Çerkesya düşüncesi eğer fiiliyata dökülmeye çalışılırsa çatışma çıkabilir, biz kendi halkımız adına çatışamayız bizi mazur görün. Biz zaten bir arkadaşa bakıp çıkmak için gelmiştik Çerkesya ya.

5. Taksim yerine başka bir yerde toplanalım ki, ahalinin gözüne fazla batmayalım.

6. Subaşı Çerkes aydınları ile ve devamın da Kazaskerlerle, Tımarlı Sipahilerle ve daha önemlisi Kapıkulları ile iyi geçinmeniz selametiniz açısından ehveni şer olarak lehinizedir.

7. Çerkesler aslında Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarındaki asimilasyoncu baskı yüzünden Adıge-Abhaz-Abaza olarak ayrışmışlarmış. Bu baskılar neticesinde anadillerde kimliklere yönselinmiş.

Vesaire vesaire vesaire… Bu söz konusu parkinson muzdaribi tekaüd ü zabitanların ve onların yetiştirdiği yeni nesil ‘’Aslan Asker Şvayk’’ rolündekilerin saçmalama egzersizlerine cevap vermek adına zamanınızı çalmayayım. Açın okuyun, kendi halkının geleceği için mücadele etmekten ürkenler, beşi bir yerde misali toplanmışlar, gel Çerkesya ya deyince yerim dar deyip ipe un sermekteler, fakat başka yerlerde gerdan kırıp köçeklik etmekten de geri durmamaktalar.

Şubaşı olarak niteledikleri kör entelijensiyanın endişelerini sıralayarak, Çerkeslerin taş değirmende öğütülmeye devam edilmesi için söz birliği etmişler. Kendi olmaktan korkup, utanan, kendini inkâr ile kendi halkına karşı kılıç kuşanma terbiyesizliğini aynı anda becerebilen, hiçbir şey üretmeden sadece söylenene cevap yetiştirme derdi ile aydınlık payesini kendine konduran kamburunu yakın zamanda Türkiye sırtından atmayı becerebilmiştir, şimdi sıra biz Çerkeslere gelmiş gözüküyor.

 

Hülasa;

Kehle ordusunun destanıdır bu,
Dinle candan vasfı hali bitlerin,
Felek kesesinden bir gün aparmış,
Çekilmiyor derdi deli bitlerin...

Yaktı bu canımı neyl ile nehar,
Dalıma aşşağı su gibi akar,
Koltuğumdan girer boynumdan çıkar,
Heryana pilandır yolu bitlerin..

Bir yere rem olduk İslam fahlesi,
Olduk orak yakmaz müflis mahlesi,
Kimi kara kara camız kehlesi,
Kimi ince ince beli bitlerin...

Kendine yonga buldu her uşak,
Kaşınmadan mecal yok ki konuşak,
Sirkeler büyüdü oldu yavuşak,
Günden güne artar dölü bitlerin...

 Yusuf Sezai / Sarıkamış Ağıtı


Bu yazı toplam 3135 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net