

Bir ulusun varoluşu için, neye gereksinimi vardır?
Büyük silahlara! Büyük paralara! Büyük dostlara mı?
Belki bir ulusun varoluşu için hepsine gereksinim vardır! Bilimsel bakış açısına da, etkileyici sanata, parlak bir edebiyata, canlı bir kültüre ve işlevsel bir dile de gereksinimi vardır.
Ancak hepsinden hepsinden fazla, ulus olma iradesi göstermiş halka, birliğe, önderliğe, politikaya ve iyi bir stratejiye gereksinimi vardır. Bir ulus silahsız da var olabilir.

Çünkü dünyada ve yaşamda kalmak isteyen her ulusun, bir amacı, tarzı, yolu, yönü, rotası, dümeni, kurumları, fonksiyonları ve her şeyden çok kaptanı ve gemiye benzetebileceğimiz bir ulusa önderlik edecek (gemiyi yürütecek) ekipleri ve donanımı olması gerektir.
****
Kendini, dünyayı, evreni tanımayan bir halkın, özgürlüğe gereksinimi yoktur.
Daha doğrusu olmaz, olamaz.
Kısaca "Ünzile'nin dünyası, köyünün çitlerinin bittiği yere kadardır(*)."
****
Kafası köşeli ve sınırları belli insanlarla tartışmak zordur.
Zira ortak bir dil yakalayabilmek için onun seviyesine inmek gerekir.
Dünyada en zor iş, dizlerinize erişemeyen su seviyesindeki derede, yüzmeye çalışmaktır.
****
Bir olaya bakarken, olayın bakışa kattığı renk kadar, bakanın kafasında ki imajda önemlidir.
Doğru bir iş, doğru olmayan insanların elinde, yanlış bir işe dönüşebilir. Ya da doğru işler de yanlış sonuçlar üretebilir.
Onun için; gemiyi yüzdüren, suyun üzerinde tutmayı başaran, fırtınalı denizlerde dev dalgalara karşı koyabilen, karanlık sularda yön bulabilen, işlerinde uzman ve toplumsal iletişim becerisi olan ekipler, gemi halkını doğru liman(hedef)lara taşıyabilir ve doğru işlere imza atabilirler.
Çerkes olmak, sadece Çerkes/Adige kökenli bir babadan olmak veya anneden doğmak değildir. Çerkes olmak; tasada, kıvançta, onurda, acıda, mutlulukta ve daha nice yaşamsal alanlarda, Çerkes halkını ve ülkesinin geleceğini düşünmek ve onun için bir şeyler yapmak, gayret içinde olmak, ama elden bir şey gelmiyorsa da en azından dua etmek veya iyiliğini arzulamaktır.
Bir ülkeye, bir coğrafyaya ait olmak, ezbere o ülkenin sınırlarını çizmek ve onun için kaygı duymak, sorumluluk almak demektir.
Kişi, tek başına birçok şeyi başarabilir. Fakat tek başına her işi başaramaz. Onun için, uygarlığın ve insanlığın geldiği bugünkü aşamada, iş bölümü yapmak, kurumsallaşmak, örgütlenmek ve içinde bulunulan mücadeleyi daha ileri aşamalara taşımak çok önemlidir.
****
Son bin yıl, Çerkes/Adige ulusunun tüm Kuzey Kafkasya topraklarında ve hatta Kafkasya’nın her yerinde kendi kültürel, sanatsal, politik mirasını yaygınlaştırarak, diğer halklara aktarmakla geçmiştir. Bu uzun süreç içinde Çerkes/Adige dili, Çerkes kökenli olmayan halkları da derinden etkilemiştir.
Kıyafetten, geleneklere, madencilikten, bahçeciliğe, mitolojiden, yaşam tarzının görünür-görünmez alanlarına Kafkas halklarının tümünde belli bir etiketi, Adiğağe/Çerkesliği ön plana çıkartmış, parlatmış ve markalaştırmıştır.
Bu duruma kısaca Adiğağe’nin, uygarlığa ve insanlığa vurduğu mühür de diyoruz.
****
Tabii bu etkileşim süreci tek taraflı olmamış, Abazalar’ın, Gürcüler’in, Karaçaylar’ın, Avarlar’ın, Osetler’in, Çeçenler’in, İnguşlar’ın ve adını sayamayacağımız kadar çok Kafkas(ya da yabancı) halkın, kültürü, sanatı, inançları, efsaneleri de Çerkes kültürü içine girmiştir.
İlişkiler tek taraflı oluşmadığı gibi, yüzlerce yıllık kurumlar, markalar, değerler ve gelenekler de belli bir etkileşimle ortaya çıkarlar.
Bir ulus tamamen saf olamayacağı gibi kültürde de saflık olmaz. Ancak bir ulusun net politik çizgileri olur. Köşeli olması gerekli değildir belki ama, ulusun ilkeleri, öncelikleri, tartışılmazları ve özeli olur.
****
Bir aile düşünün, aile içinde konuşulan her şey bir başkasının yanında konuşulur mu? Bir ailenin özeli olmaz mı?
Bugüne kadar özellikle diaspora da, “Kafkas Çorbası” içinde (tarihsel olarak) en çok emeğimiz geçmesine rağmen eriyip, gittik. Çerkeslik; Azerilik, Gürcülük, Ermenilik, Dağıstanlılık, Abazalık, Osetlik kadar Kafkasya’ya bağlanması gerekirken, neredeyse tümüyle bağlandı.
Bir zaman geldi, ellerimizde ki iplerin, boynumuza dolandığını gördük.
Çerkesliğe bakışta, Çerkes ulusal politikası da, bütün bu söylediklerimizden ayrı düşünülemez.
Geçmişte çok kez kafalarımız karıştı. Bulandırılmış bir kimlik olarak, Çerkeslik ile Kafkas kimliği, yer yer birbirine katık edildi. Birbirinin yerini hiç tutmaması gereken terimler, -başlangıçta ülkenin totaliter/baskıcı tutumundan bir kaçış, bir hedef şaşırtma gibi icat edildiyse de-, zamanla, farkına varamadığımız kadar, -öncelikle bizi- ve birbirlerini tüketir hale geldi, belki de bilinçli olarak bazı çevrelerce!
Bütün bu olanların sonucu, Çerkes ulusuyla, diğer Kafkas (özellikle Kuzey Kafkas) uluslarının enerjileri nötralize oldu. Birbirine sinerji vermesi gereken halklar, biri diğeri tarafından ötekileştirildiği gibi yanlış bir mantık ile de algılandı.
Aynı evlerde, ne onun, ne bunun dili konuşulamadığı gibi, iki dilde unutularak, egemen dile geçiş kolaylaştırıldı.
****
Bu arada anayurtta farklı halklar beraber yaşamak zorundaydılar. Orada bu tür kafa karışıklığı yoktu ama, her kırsal bölgede ne olduysa burada da oldu. Arazi anlaşmazlıkları, etnik anlaşmazlıklara temel oluşturdu. Belki orada da eksikliğini görüp olmasını istediğimiz, acaba bölge halklarının kendi içlerinde ki dayanışma ruhu muydu? Mutlaka!
Bunu da çok görmemek gerek. Zira tüm bu ulusların ortak hasımlarını(!) küçümsememek gerek. Onlar daima nalıncı keseri gibi kendilerine çalışmıştır. Hiçbir şekilde tavize yanaşmaz, daima taviz kopartırlar. Savunma durumunda olması gereken o olduğu halde, neredeyse yitirecekleri şeyi kalmamış halklar, savunma ya da birbirlerini yeme durumuna düşürülmüşlerdi.
****
Fakat o ne? Kafkasya’da halklar arasında bunca kaynaşmadan sonra bir kendine geliş, bir silkiniş mi var? Evet!
Bu silkiniş tüm halklarda görülebileceği gibi, Çerkes/Adige ulusunda da kendini göstermeye başladı. Bugüne değin, sessizce söyleneni yapmak ve egemenlerin baskıcı politikalarına boyun eğmek yerine, Birleşik, Özgür ve Demokratik bir Çerkesya hedef ve isteği artık yeterince geniş kesimlerde taraftar bulmaya başladı. Sadece anayurtta değil, halkının kaderini anayurtta gören diaspoarada da…
Gerek anayurt, gerekse de diasporada gelişen olaylara karşı, kendi ulusal politikaları çerçevesinde hareket eden grupların, yer yer sokaklara taşınan, seviyeli yürüyüş ve eylemleri yaygınlaştıkça, dünya ölçeğinde de Çerkesya ve Çerkes politikası tartışılmaya başlandı. Olduğu yerde pısıp kalan ve giderek sönen bir bakiyenin yerine ortaya çıkan, güçlü ve demokratik talepleri politik bir kalıba dökme başarısıydı.
Şimdi bu giderek ivmelenen hareket, önümüzde ki önemli sınavları başarıyla vermeye hazırlanmaktadır.

"Karşındaki düşman olsa ve sen dört bir yanından kuşatmış olsan bile bırak! Bir delik olsun aç ve çıkışına fırsat tanı!" der strateji uzmanları.
Kaldı ki karşında ki düşman değil. Hepimiz aynı kayıktayız ve bir diğerimize fırsat tanımak zorundayız. Didişerek, kendi çöplüğümüzde boğulacağız.
Çerkesler’i kastediyorum. Formel ve enformel grupları. Kendi aramızda centilmenlikten taviz vermiyoruz ve efendiliğimizi kaybetmiyoruz belki ama, kendimizi hırpaladığımız bir gerçek.
Aramızda halen Çerkes=Kafkas diyecek kadar saf olanlar var. Ancak bunları itip kakarak, sert ithamlarla cehaletlerini yüzüne vurmak da, aşırı tepkilerin önünü açmakta.
Yani bir gerçeği, doğruyu, usulünce, yol yordam ve toplum psikolojisi göz önüne alınarak anlatmak başka bir şey, karşındakini sarsalayarak, tokatlayarak, silkinmesini beklemek başka bir şey.
Onun için tüm Yurtseverlerden sabır, sebat, sükunet ve kardeşlerine karşı kırıcı olmayan yöntemler öneriyorum.
Derin uçurumlarda boğulmasın sesimiz!
****
Bir ulusu yoktan yaratmak değil, bizim işimiz. Toplum mühendisliği de değil. Fakat çalışarak, eğiterek, düzeltmeye çalışmak, yön vererek toplumu daha iyi bir seviyeye yükseltmek, rehberlik etmek ve meşru yöntemlerle mücadele etmek, örnek bir toplumsal yapının önünü açmaya yetecektir.
Bugün Çerkes/Adige halkı içinde giderek büyüyen ulusal bilinç hakkında, “Gecikmiş Milliyetçilik” diyerek küçümseyenlere ve markaj altına alanlara inat, halkını kalkındırmanın, birbirine kenetlemenin, asgari müşterekleri oluşturabilmenin yolları aranmaktadır.
Bu arada gelecek yavaş yavaş örülmektedir. İnsanlık ve uygarlığın akışı içinde toplumun önüne yeni fırsatlar çıkmaktadır, çıkacaktır. Hazırlıklı olanın daima değerlendirdiği durumlar olacaktır. Bu belki birkaç(belki birkaç on!) yıl alacak bir süreçtir.
Ancak önü aydınlık, umutlu ve güzel bir gelecektir.
Hiç kimse telaş etmesin, korkmasın da, bütün bu iç çelişkilerimiz, tartışmalarımız, yükseklere doğru giden bir yolun, ağrılı ve yorucu süreçleridir. Gelişmekte olan çocuklarımızın kemik ağrıları gibi bizi ürkütebilir, ama olaylara nesnel bakma zorunluluğumuz var.
Bütün bu süreçler atlatılacaktır. Daha iyi, daha güzel, daha doğru yakalanacaktır.
Yeter ki aşırılığa, şiddete, akıl yoksunluğuna sapmayalım.
****
Çerkes halkı kendi için de bütün tartışma ve çelişkilerine rağmen, aynı masada oturabilmeyi, tartışıp, konuşabilmeyi başarmaktadır. Zira onda ki Khabze ruhu, “Erken Demokratik Süreçlerin” bir ilk el biçimidir.
Haşa “İlkel” değil! “Herşeyin şerefinin ilklere ait olması!” gerçeği ile ilgili(*).
Su akacak ve yolunu bulacaktır. Yanlış yere akmaması için biz insanların böylesi müdahaleleri olacaktır.
En çok korktuğum, bir halkın kendisini düşünen, onun acılarını içinde duyan, kaygılarıyla kaygılanan ve çözüm yolları için çalışıp, yeni düşünceler üreten gençlerinin, aydınlarının olmaması ya da onların susmasıdır.
Yoksa düşünceler de insanlar gibi değişir! Değişimden ve değişimin gücünden korkmamalı. Çerkes halkının aydınları da, halkını güzel bir geleceğe taşımak için kendilerini değiştirmeyi ve dönüştürmeyi başaracaktır.
Aydınları değişimin ve dönüşümün öncüsü olan toplumlar daima daha iyi düzeylere gelecektir.
(*) Ünzile, Sezen Aksu’nun söylediği, sevilen bir şarkının adı ve şarkının öznesidir. Bir köy kızının, dünyasının köyünün çitlerinin bittiği yere kadar olduğunu ve o çitlerin dışına taşamadığını anlatır. Dolayısıyla tüm insanlara verdiği mesaj oldukça açıktır. İnsanların düşünce ve hayal dünyasına hitap ederek sanatçı, ufuk kazandırmak konusunda güzel bir tablo çizmektedir.
(**) Hz. Muhammed’in bir hadisi.
Yorum yapılamayacak kadar net mesajlarla dolu harika bir yazı.
Aklına fikrine kalemine sağlık.
Thayğapsov Semih bıy (bey)
Adığeğer yaguşìpse şì reğûmi kupîm feşı şìpğe şìer jovjıyı zidîraşenfay. Vôğu zıtahareğeme pıte zerebutınfayeğ, yaföyğer yaşìfün feşìge.
THAM ADIGEGER YIGAGUN.
bencede herkese birlik ve beraberliğin ne ve nasıl olduğunu göstermenin yeri ve zamanı 21 mayısta taksimde toplanarak yapmalıyız. yanlız kendilerini bu birliğin dışında tutmak isteyen bazı arkaşlar var esas onlara öğretmeliyiz birliğin ne anlama geldiğini (biz her yıl yapıyoruz buyrun gelin demekle olmaz) siz gelin çoğunluğa katılın
02 Nisan 2012 Pazartesi Saat 12:48Çeliğe her gün su veriliyor sayenizde Semih bey. Saygılar.
31 Mart 2012 Cumartesi Saat 11:43