Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
HUZURLU 21 MAYISLAR
14 Mayıs 2012 Pazartesi Saat 23:01

Çerkeslerin yoğun yaşadığı bir yöreden gelen iş arkadaşımın bana sorduğu, Çerkesler neden hep solcu olur sorusuna düşünmeden verdiğim cevap, üzerinde bu kadar çok konuşulup da, az iş yapılan başka bir alan gösterin hemen oraya gidelim olmuştu. Bizim Çerkeslerin yöresel, kültürel şenlikleri filan var elbette ama milli bayramları yok Allah’a çok şükür. Ya birde senede birkaç tane mili bayramımız olsaydı halimiz hiçten haraptı. Diaspora Çerkesleri için yılın en önemli günü elbette 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımını Anma Günü. Adreste belli zaten Türkiye’nin gizli başkenti İstanbul ve onun merkezi Taksim. Hattı zatında en kalabalık Çerkes nüfus da İstanbul ve çevresinde ikamet etmekte. Dolayısıyla Çerkes sürgünü konusunda yapılacak etkinliklerin en yoğun katılımla yaşanmasının beklendiği yerde yine burası. İstanbul dünyanın en büyük Türk şehri olmasının yanında en büyük Kürt, Laz veya Çerkes şehri olma şerefini de taşıyor bünyesinde. Dünyanın herhangi bir yerinde, İstanbul da ki kadar çok sayıda Çerkes’i aynı şehirde ikamet ederken bulmanız zor çünkü.

21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımını Anma Günü etkinlikleri 20 Mayıs da İstanbul da yapılacak. Başlıca üç ana bir kaçta buçuklu koldan ilerleyen bir çalışma ritimleri mevcut. Cherkessia.net ve Çerkesya Yurtseverlerinin dâhil olduğu Çerkesya Platformu, Kafkasya Forumunu 21 May.org’u, Kafkas Derneklerinin Beşiktaş organizasyonu başlıca kollar olarak sayılabilir. 21 Mayıs için tek ve ortak bir etkinlik arzusuyla değişik adreslerde, farklı tarihlerde düzenlenen toplantılardan bir sonuç çıkmadı. Fıkrada ki gibi yani, hani Manş denizinin altından geçerek İngiltere ile Fransa’yı birbirine bağlayan tünelin ihalesine katılan firmalar huzura çıkıp komisyona tekliflerinin detaylarını açıklıyorlarmış,  Japonlar demiş ki bir kol İngiltere den çalışmaya başlar, diğer kol Fransa’dan. Şu gün şu saatte ortada buluşurlar ve işi bitiririz demiş. Bunu duyan Türk firması da atılmış, bizde de bir kol İngiltere den bir kol Fransa’dan kazmaya başlayacak… Beş saniye duraksayıp düşünmüş ve demiş ki ortada buluşursak ne ala, yok buluşamazsak iki tane tüneliniz olur. Çerkesler de ortak bir etkinlik platformunda buluşamadıkları için 3 tane nur topu gibi eylemleri oldu maşallah. Seyirciye açıklanan ve açıklanmayan bir sürü nedeni var bu durumun ve artık, kim ne dediğini, kimin kime ne dediğini, kimin kiminle birlikte olacağını veya kimden sonra kime gideceğini, bir önceki açıklanan söze rağmen kimin saf değiştirmiş olabileceğini de kimse tam olarak bilemiyor. Düğüm; 20 Mayıs günü gelip çattığında çözülecek. Kimileri üzülecek, kimileri şaşıracak.  Çerkes diplomasisi diye ben buna derim işte. Türkleri bir kenara koy, İngilizlerden bile ileriyiz bu konuda.

Paylaşılamayan pek bir şey de yok aslında, yol devletin, ayaklar vatandaşın. İsteyen istediğine veya hepsine gider, alt tarafı Taksim İstiklal ile Beşiktaş Barbaros meydanı üst üste, mekânlarda yakın yani. O halde problem nedir? Bu problemin adı Türkiyeli Çerkesler sendromu olarak açıklanabilir. Adını yeni duyduğum, çeyrek altınlarımızdan başlarsak bir kere ‘yoksulların ve yoksunların Çerkes sol’u, içinde hiç yoksul ve yoksun barındırmayan Kafkas Derneklerinin Beşiktaş etkinliğine, Kabataş’tan oluşturacağı kortej ile katılacağını bildiriyor. Tarafgirlik anlamında kötü bir seçim bence ve günümüzdeki Çerkes anomalisini yansıtan, bu günkü kimliksizliğimizi yaratan özet tablonun mimarları ile nasıl bir Çerkes yoksulluğunu ve yoksunluğunu paylaşabilecekleri müphem. Klasik sol adına fazlaca endişe edecek bir şey olmasa da, sol dendiğinde heyecanlanan kesim için sukutu hayal. Ancak Türkiye ahalisinden çoğu kişinin Çerkesleri sol-cu zannettiği bir ortamlaşmanın ve bazı Çerkeslerin kendi içinde var olan ortaklaşma ile açıklanabilecek, mecburiyetler yumağının olgu bütünlüğünü barındırdığı var sayılabilir.

Kafkas Dernekleri Federasyonunun Beşiktaş etkinliği ile Kafkasya Forumunun Taksim yürüyüşü arasında temelde bir eğilim zıtlaşması varmış gibi gözüküyor. Birinciler hattı zatında Çerkes sorunlarına yaklaşırken gevşek bir Rusofil tablosu çizerken, ikinciler bunun tam tersi olarak katı bir anti-Rus rövanşist çizgiyi benimsemiş gözüküyor. İkisi bir arada bir dikotomi oluşturuyorlar, birisi olmazsa diğerinin varlığı da pek bir anlam kazanamıyor ve ikisi de Çerkes Sorununu çözüme kavuşturmaya çalışarak yetkinleşmekten daha çok, Çerkesler ve Çerkes Sorunlarını sömürerek var olabilmeye endeksli bir gayretkeşlikleri var. Oysa etkinliklerinin sonuç getiren hiçbir çıkarımı yok ve olmayacak belli ki; çünkü iki grupta 21 Mayıs Çerkes Sürgününün birinci ve ikinci derecelerden sorumlusu olan ne Rusya ne de Türkiye den hiçbir talebinin olmayışı aslında birbirlerinin aynı olduklarını ayan beyan ortaya seriyor.

Çerkes sorununa yaklaşımlarındaki ideolojik perifelerinde de açık ara bir farklılık gözükmüyor. İkisi içinde 21 Mayıs tarihi sadece yurttan sesler korosunu andıran anonim bir savaş ve sürgün hikâyeleri güncesi demek. Çerkes halkının kimlik bilgisi üzerindeki tanımları da aynı derecede anonim. Yani kim oldukları kesin olarak belli olmayan bir halkın, kime ait olduğu kesin olarak belli olmayan tarihi bir sorunu üzerine anma günü veya protesto yürüyüşü düzenlemekle mükellefler! 2011 tarihli Beşiktaş merkezli 21 Mayıs etkinliğinde Kafkas Dernekleri Federasyonu kamuoyuna, 21 Mayıs Çerkes sürgününü, Dağıstan da, Çeçenya da, Osetiya da, Karaçay-Balkar da, Abhazya da ve Kuzeybatı Kafkasya da, Çarlık Rusya’sının işgal eylemine direnişin bitişinin bir sonucu olarak anlatmıştı. Organizasyon hakkında çok şey konuşulabilir, fakat burada yapılan sunumdaki eksiklik, bütün Kuzey Kafkas halkları ve bugün var olan idari federal cumhuriyetlerin adları birer birer sayılırken Çerkesler ve Çerkesya’nın bu listelerde yer almaması, onun yerine kuzey batı Kafkasya gibi muğlâk bir coğrafi terimin ileri sürülmesidir. Bu yok sayma veya anonimleştirme girişimleri Çerkes halkına Çarlık Rusya’sının uyguladığı yok etme girişimiyle eşdeğer değilse nedir? Kafkasya Forumu da eylemlerinde Kafkas Dernekleri ile aynı tanımlama dilini kullana gelmiştir. Hatta mümkünse düzey olarak onları da geride bırakan bir dille, 21 Mayısların Rus ve Rusya’nın gelmiş geçmiş günahlarının bir dökümünün yapıldığı, gadre uğrayan Kafkaslı veya değil hemen bütün Rus karşıtı halkların buluştuğu bir etkinlik haftası olması tercihleridir. Böylelikle Çerkes kelimesi olabildiğince soyuta indirgenerek önemsizleştirilebilir, kendilerinin motor dinamiklerden olan geçmişin kızıl elma ülküsü bu mazlum halklar ile birlikte diriltilebilir. Arada sırada internet sitelerinde söylemleri hakkında düzeltmelere gitseler de, herhalde dümeni elinde tutanlar, tayfaların rotayı bilimsel ve ahlakı normlara göre değiştirmesine pek müsaade etmemektedir. 

İki Kafkas kolcu grubunun da 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımını BM üyesi bir ülke olan Gürcistan’ın resmen tanınmasına karşı takındıkları tutumda diğer politik ortaklıkları gibi takdire şayan bir birliktelik izlemekte. Birinciler, Gürcistan’ı Çerkes Sürgünü ve Soykırımını tanımazdan önce Abhazya’nın bağımsızlığını tanımaya davet ederek kınıyorlar! Yani Kafkas Dernekleri dedikleri böyle acayip bir şey! Birbirinden tamamen farklı iki olayı bir hamam tasında değerlendirerek, Çerkes milleti lehine alınmış bu büyük kararı öteleyebiliyor. İkinciler daha stratejik yaklaşımlar öne sürerek Gürcistan’ın 21 Mayıs Çerkes Sürgünü ve Soykırımını tanınma kararını, Kafkas birliği ve bütünlüğünü bölücü bir hareket olarak algılatmaya çalışıyorlar. 

Bu onların 21 Mayıs Çerkes Sürgünü konusundaki samimiyetsizliklerinin ve sorunu çözmek değil, sömürmek niyetinde olduklarının belgesidir. Çerkes Sorunlarının çözümü ve Çerkes halkının bütünlüğü ve iyiliği adına hareket edenler böyle davranmazlar, ancak sorun bizim tekelimizde kalsın biz ve müttefiklerimiz bundan azami çıkar sağlayalım diyebilenler böyle davranır. Sorunu sorumlusu ile konuşmak yerine yerelleştirmek ve en büyük Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye diasporasını pasifleştirerek, kimliksizleştirerek, Çerkes Sorununu Türkiye sınırlarında tutmak isteyenler ve bundan kazançlı çıkacak olanlar böyle davranabilir. Şahsen ben bu ikisinin neden kavga ettiklerini hiçbir zaman anlayamayacağımı belirtmek isterim. Kafkasya Forumcuları her 21 Mayıs gelip çattığında Kafkas Derneklerini kıyasıya eleştirmelerinin yanı sıra, gerçekte onlardan ne gibi bir farklarını olduğunu açıklamaktan da acizdirler. Çerkes diye bir halk yoktur, Çerkesce diye bir dil yoktur diyen Kafkasyalı eliti, teşbihte hata olmaz misali beyaz Çerkesler olarak kabul edildiği halde, diğer Kafkasyalı guruplarda, yerliler ile beyaz efendiler arasında ama beyaz efendilerin çok yakınlarında yaşayan ve onlar için kâşiflik, arabuluculuk, gerekirse komploculuk, küçük çıkarlar için simsarlık yapan kültürel olarak beyazlaşmış yerlilerden bir farkı yoktur. Kültürlenmenin bir sonucu olarak beyaza yakın durmayı yeğleyen yerliler, ara sıra veya yılda bir defa ayak tabanlarını efendilerine göstermek suretiyle menfaatlerini korumak uğruna siyasi hizipçi kliğine bürünerek, beyazlara gözdağı verebilirler ama sorunlar kısa vadelidir ve hesaplar çarçabuk halledilir.

Kafkas tipolojisindeki masumluğa inanmış olan kimi insanlarımıza dayatılan bir yaklaşım türü ise buçuklu gidişata uygun davranmak üzerine bir temrin sayılabilir. Bu yaklaşım, buralarda yapılacak bir eylemin Kafkasya da ki Çerkesleri zor durumda bırakma olasılığı üzerine itinayla kurgulanmış bir takım ayak oyunlarının bu sessiz kitleye kanıksatılması çabasından ibarettir. Ya naiflikten ya da merhametin fazlasının maraza doğurduğu bir esenlikten çıkma bu fikir dizisi, her 21 Mayıslarda gürültüsüz, patırtısız, mutlaka sessiz anmaların yapılaması gerektiğini söyleyen, Çerkeslere sürekli içe kapanmayı telkin eden öğretinin diğer bir sürümü kıvamında ısıtılarak önümüze konuyor. Yıllar önce Türk milliyetçisi olan Çerkeslere, ne yapıyorsunuz biz Çerkesiz kendinize gelin dediğimizde her dem şu cümleyi önümüze koyarlardı; Çerkes yemek yediği kaba pislemez. Yani zaten insan gibi masada oturarak, kap kacak da yemek yemediğini alt imgelem olarak yüksek sesle duyuranlar, birde buna bizim hatırımıza pisleyemeyeceğinin manasını yol ediyordu. Şimdi de burada yapılacak bir şeylerin orada ki halkımızı diken üstünde oturmasına sebebiyet vereceğinden yakınanlar türedi. Madalyonun bir diğer yüzüne geçebilenler, masaya teşrif ettiler fakat bu sefer de sandalye eksik kaldığı için diken üstünde oturmak zorunda kalanlardan oldular demek ki. Bu diken miken meselesi de birkaç on yılda hal yoluna konur inşallah.

Geriye kala kala bir bizim Cherkessia.net ve Çerkesya Yurtseveri faşistlerimiz kalıyor. Bizler 20 Mayıs günü saat 15:00 da İstanbul-Taksim de başlayacak bir eylem planlıyoruz. 21 Mayıslar bizim için ne bir gerilim, ne de muhalifleri devirerek güçten düşürmek istediğimiz bir arena değildir bunu özellikle belirtmem gerekir. Çünkü Çerkesya Yurtseverleri ta en başından itibaren hiç bir ön koşul öne sürmeden, 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı etkinliklerinin, hiçbir gruba, derneğe, kurum ve kuruluşa mal edilmeden ortaklaşa iştirak edilecek bir çatı platformda, herkesin elinden katkıyı sunmasıyla birlikte organize edilmesinden yana tavır koyanlar ve bunu gerçeğe dökmek üzere samimiyetle çalışanlar olmuşlardır. Buna rağmen bizlere yapıştırılmak istenen faşist etiketini hiç yadırgamamışımdır. Bizlere yakıştırılan faşist kelimesi gelişi güzel bir seçim değildir ve özellikle seçilmiştir. Faşizm kelimesi beraberinde şiddet çağrıştırdığı için (Latince:violentina, acımasız kişilik ve güç kullanımı) huzuru bozucu, huzursuz edici, huzur karşıtı bir anlam yüklemesini de beraberinde taşır. Şiddet huzuru bozandır ama aynı zamanda onu tartışmaya da açandır. İstenmeyen asıl şey, şiddeti çağrıştıran Çerkesya faşistleri sözlerindeki asıl gönderme noktası budur. Şimdiki hallerinden memmun, statükodan huzurlu olduklarını varsayanlar, yani Çerkes milleti demeden, Çerkes Sorunları demeden, Çerkes halkının etnik kimliğini, kültürel objelerini ve tarihi Çerkes sürgününü anonimleştirip bir nevi yok sayarak aslında Çerkes milletinin tarihine ve geleceğine kastederekten, her yıl Taksimi adımlayarak kapalı Rus konsolosluğu önünde bağırıp çağırarak huzura erenler ile daha öncesinde Kefken’ de şimdilerde ise Beşiktaş’ta denize çelek gezdirenler, Çerkesya Yurtseverlerinin, asimilasyon temerküzlü statükonun huzurunu bozduklarını ve onları huzursuz ettiklerini hem de onların huzur tanımlarını tartışmaya açtıklarından şikâyetçiler. 

Aynı madalyonun iki yüzü oldukları halde, Çerkes halkı için önemli olan her gün ve karar alma arifesinde yalandan dolandan birbirlerine saldıranlar, Çerkes milletinin gözünde sürekli anlaşamayan zıt kutuplar olarak kendilerini lanse edenler, bu yolla halkın azmini, umutlarını, kendine olan saygısını ve iradesini, yine sahteliklerin ardında sürdükleri kayıkçı kavgaları ile kıranlar, bu seferde halkın aleyhine yıllardır sürdürdükleri statükolarının Çerkesya Yurtseverleri aracılığıyla aşılabilir olmasından şikâyetçiler. 

Sorun bizim faşistlerde değil, sorun ne faşist, ne sosyalist, ne liberal ne de herhangi bir diğerine benzemeyen, biçimsizleşmiş, bozulmuş, marifetsizleşmiş ve giderek Çerkes halkının gözünden düşerek ürpermiş, küçülmüş artık bu çağ ve şu vizyonda gereksiz kalarak anlamsızlaşmış olanlardadır.

Evet, bizler sahteliklere büründürülerek sunulan huzurlu 21 Mayısların huzursuz edicileriyiz. Sonunu kendi elleri ile getirilmesi istenen bir halkın, yozlaştırılmış kurallarının, başka türlüsü olamaz diye kanıksatılan rahatlatıcı, atlatıcı ayinlerine karşı gelen,  Çerkes halkının birliğinden, bütünlüğünden ve geleceğinden yana çözümlerin tarafıyız.

Çerkeslerin siyasal sistemi her ne kadar bir biçime sahip değilmiş gibi gözükse de, yıllardır açık kapıları omuzlamak türünden saçma eğilimlere meyleden bir çizgi izlese de, artık bilinçlenen Çerkes halkının gözünden kaçmayacak kritik olgular gün be gün ortaya serilmektedir. Çünkü var oluş mücadelesi safları kalabalıklaştıran katılımcılarında farkında oldukları kodlar aracılığı ile sürdürülmektedir. Anonimleştirilen kimlik tanımları ve Çerkesten başka herkese ve Çerkesya‘dan başka her yere uzanan Kafkasyalılık tanımları, kodlamaları artık Çerkeslerin huzurla uyutuldukları ılık çöllerin vahaları değildir. Çerkes halkı bilinçlenmiştir ve inanç kazanmıştır, zehirli kuyulara düşüren tatlı su seraplarına aldanmamaktadır ve ben Çerkes’im ve anavatanım Çerkesya diyebilen her birey Çerkes halkının geleceği için son derece önemlidir, 20 Mayıs 2012 saat 15:00 de sizlerde Çerkesyalı, Çerkesya Yurtseveri olarak aramıza katılın, statükonun huzurlu 21 Mayısçılara inat, atalarımızın yaşadığı trajedilere gerçek manası ile anlam kazandırıp, Çerkes halkının sorunlarına açılan çözüm yollarında birlikte yürüyelim. 

Arta kalan diğerlerine hayırlı ve huzurlu 21 Mayıslar dilerim.


Bu yazı toplam 4562 defa okundu.





Blenawo Erkan

Huzursuzluğun şahını yarattı yurtseverler bu sene. Her sene bir kereye mahsus RFye nefret ayini yapanlar düşünsün bunuda Vural Nıbjeğu.
Mazlumun ta kendisini yani Çerkesleri ve Çerkesyayı muğlaklaştırarak kendi literatürleriyle senede bir gün ''muhatabına haykırma'' ayini düzenlemeyi 21 Mayıs protestosu olarak eşitleyen ve dahi Çerkes ve Çerkesyayıda bu ayinin figüranı yapmayı hedefleyen birleşik ittifakçılar otursun düşünsün.

24 Mayıs 2012 Perşembe Saat 15:48
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net