Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao İbrahim
YENİ BİR 21 MAYISA DOĞRU
11 Mayıs 2013 Cumartesi Saat 20:55

Ermeniler için 24 Nisan, Kürtler için 21 Mart ne anlam taşıyorsa Çerkesler için de 21 Mayıs aynı önemdedir. Bu günü her yıl artan katılımlarla daha etkili bir şekilde anamıyorsak geleceğimize umutla bakamayız. Her yılın 21 Mayıs`ında son bir yıl içerisinde soykırım ve sürgünün yaralarını kapatmak için neler yaptığımıza bir göz atmamız gerekir.


Uğurladığımız son yılda dünya Çerkesleri olarak sürgün ve soykırımın yaralarını sarmak adına önemli bir fırsatla karşı karşıyaydık. Söz konusu olan Suriye Çerkeslerinin durumuydu. Çerkesler 1860` lı yıllardan itibaren yurtlarından sürülürken onları ülkesine kabul eden Osmanlı Devleti göçmenlere bir yandan insani yardım sağlarken diğer yandan da onları politik amaçlarına uygun yerleştirmekten geri kalmıyordu. Günümüz Türkiye Çerkeslerinin sivil toplum kuruluşları ise yüzelli yıl önceki Osmanlı aklına henüz erişemediklerini ortaya koydular. Tek amaçları Suriye Çerkeslerine insani yardımda bulunmak. Onların gerçek vatanlarına yerleşmelerini sağlamak gibi politik bir amaçlarının olduğunu göremiyoruz. Üstelik anavatana kadar gelmiş kimi aileleri Türkiye’ye geri çağıranlar bile var. “Türkiye bu kadar Çerkese mezar olduktan sonra onların üstüne bir kaç bin Suriye Çerkesini de koysak ne yazar”? diye düşünüyor olmalılar.


Suriye Çerkesleri ile ilgili tek tesellimizin,1967 savaşı sonrasına göre daha etkili bir Çerkes elininin kendilerine uzatılabilmiş olmasıdır.


****


Soru: 21 Mayıs 1864’ ten bu yana dünyada en çok Çerkes nerede yaşıyor?


Cevap: Türkiye’de


Soru:Dünyada Çerkeslerin en yoğun asimilasyona maruz kaldıkları ülke neresidir?


Cevap:Türkiye


Soru:Dünyada en çok Çerkes sivil toplum kuruluşunun bulunduğu ülke neresidir?


Cevap:Türkiye


En çok Çerkes’in yaşadığı, en yoğun asimilasyonla karşı karşıya olan ve en çok Çerkes sivil toplum kuruluşunun bulunduğu Türkiye’de bu kurumlarımız asimilasyona karşı nasıl bir mücadele yürütüyorlar, devletlerinden neler talep ediyorlar?


Haklarını yememek lazım çhi anadilde eğitim, yirmi dört saat Çerkesçe televizyon yayını talebiyle meydanlara çıktıklarında toplumumuz için yeni bir umut kaynağı olmuşlardı. Ama görülüyor ki asimilasyonla mücadele çok zor ve yorucu olduğundan onlar da bu işten vazgeçip şimdiye kadar ki Çerkes hareketlerinde adet olduğu üzere istikameti Rusya’ya doğru çevirmişler. Bağır, çağır, içini dök ve rahatla. Türkiye’den bir şey talep etme. Türkiye devletinin isteği de ilk günden beri bu değil mi zaten? Sonra ne lüzum var asimilasyonla mücadele gibi gece gündüz çalışma gerektiren bir yolda ömür tüketmeye? Osmanlı topraklarına ilk adımın atılışından bu güne kadar geçen 149 yılda Çerkeslerin ulusal varlıklarını sürdürmelerinin önündeki en büyük engel olan ve bizzat devlet eliyle yürütülen asimilasyon politikalarına karşı mücadele yol- yönteminin geliştirilememiş olmasını da 21 mayıs nedeniyle düşülmesi gereken bir not olarak görüyorum.


****


Bu kadar politikadan sonra birazda kültür sanat konuşalım.


Geçtiğimiz yıl edebiyatımızın en önemli isimlerinden Koşbay Pşımaf’ı kaybettik. Bildiğimiz gibi Çerkesler yazının icadından 20. asrın başlarına kadar yazısız yaşadılar. Günümüzde yaşadığımız ağır sorunların sebeplerinden birinin de bu olması gerekir. 20. asrın başında sovyet devrimi ile birlikte dilimiz yazıya da kavuşmuş oldu. Bununla birlike önemli edebiyatçılarımız yetişti. Günümüzde seksenli yaşlarda olan bu edebiyatçılarımızı birer birer kaybediyoruz. Üstelik yerlerini dolduracak birilerine bu görevi devretmeden aramızdan ayrılıp gidiyorlar.Koşbay Pşımaf da bu son kuşak yazarlarımızın önde gelenlerinden biriydi. İnce, uzun boylu,ak saçlı,son derece yakışıklı,nazik ve güzel konuşan bir insandı.Seksen yıllık ömrünün her gününü Adiğe edebiyatına katkı sağlayarak geçirmiş bir edebiyat emekçisiydi. Adiğe deyimiyle, ”Tha yattığı yeri geniş, üzerindeki toprağı tüy gibi hafif kılsın.”


****


Adiğe Edebiyatı ile ilgilenenler “Зэкъощныгъ” Türkçesi “Kardeşlik” anlamına gelen dergiyi bilirler. Dergi 1924 yılından beri yılda dört kez çıkıyor.Edebiyat,sanat, toplumsal ve politik içerikli bir dergi olduğu ön sayfasında belirtiliyor.Eski ve yeni yazarların eserlerinden seçmelerin yer aldığı derginin tamamından sözetmek başlı başına bir çalışma konusu. Ancak yukarıda geçen yıl kaybettiğimizi söylediğim yazar Koşbay Pşımaf’ın ‘Kısa ömürlü yazarlarımız’ başlıklı yazısından bir bölümü sizler için özetlemek istedim.:


Henüz otuzlu yaşlardayken yitirdiğimiz dört yazarımız: Aşkan İsmail,Vucuh Adilceriy, Merkiske Reşid ve Cançat Murat. Hepsi de 1912 doğumlu.Yirmili yaşlardan itibaren yazdıkları şiir ve öyküler zamanın edebiyat dergilerinde yayımlanıyor. Dördü de Rus yazarlarının eserlerini Adiğe diline kazandırmak için çalışıyor.Dördünün de kalbi halkının edebiyatını geliştirme heyecenı ile dolu.


Ancak;


Aşkan İsmail,30’ lu yıllarda yaygın olan “Halk Düşmanı” suçlaması ile hapse düşüyor ve yaşamını orada yitiriyor. Ölümünden sonra mahkeme kararıyla aklanıyor.


Vucuh Adilceriy 1943 yılında ikinci dünya savaşında cephede yaşamını yitiriyor.


Merkiske Reşid sağlık durumu nedeniyle askere alınmıyor. Savaş başladığında köyü Neşükuay’a yerleşiyor. Sovyet şairi olması nedeniyle köyünde annesinin gözleri önünde faşistler tarafında katlediliyor.


Cançat Murat savaştan sağ dönmeyi başarıyor ama aldığı ağır yaralardan ötürü kısa bir süre sonra yaşama veda ediyor.


Yaşamaları halinde edebiyatımıza büyük katkılar sağlayacakları kuşkusuz olan dört yazarımızı saygıyla anıyorum.


****


Sözkonusu olan kültür ve sanat olunca artık biz repatriyantların da bu işe yaptıkları katkılardan sözetmemizin zamanı gelmiş oluyor.


Uzun zamandır Adigey Akademik Halk Dansları Topluluğu’nda dans eden Türkiye doğumlu ve tüm NALMES severlerin yakında tanıdığı kardeşimiz Şaguç Baturay’a kısa bir sure önce Adiğe Cumhuriyeti Halk Sanatçısı ünvanı verildi. Kendisini yürekten tebrik ediyorum.


Kültüre katkılarımız dansla sınırlı değil.


Arkadaşımız Çetao İnal’ın Atlılar adlı romanı kısa bir süre önce Adiğece yayımlandı. Antalya Yeleme kökenli olan arkadaşımız Yedic Nihai’nin kendi köyünün folklorik değerleri üzerine yaptığı araştırmasıda Adiğe dilinde yayımlanmak üzere.


Adiğe Cumhuriyeti halk sanatçısı Vucuh Mariyet tarafından çalıştırılan ve çoğunluğunu repatriyant çocuklarının oluşturduğu “Şığıjiy” adlı tiyatro topluluğunun gösterileri de son aylarda bir kaç kez sahnelendi ve büyük beğeni topladı.


****


Spor:


Yaklaşık 20 yıl önce Suriye’den Adigey’e yerleşen Bessam Staşu’nun oğlu Mamır Bisiklet yarışlarında Rusya Şampiyonu olmayı başardı ve Rusya Bisiklet milli takımına girdi. Mamır’a spor yaşamında daha büyük başarılar diliyorum.


Yazımın sonunu tatlıya bağlamak için bir de tatlıdan sözedelim;


Kabak:


Ben Türkiye’de doğduğum köyde büyüklerimizden Çerkesya’dayken yetiştirdikleri kabakların dört adedinin bir kağnı arabasıyla taşınabildiğini duymuştum ama Çerkesya’ya yeleştikten sonra bu büyüklükte kabak görmedim. Ancak kabakların Adiğe ve Rus Kabağı olmak üzere iki guruba ayrıldıklarını gördüm. Suyu az ve kuru olanına Adiğe kabağı,sulu olanına Rus kabağı deniyor.


Adiğe kabağının tatlısı çok güzel oluyor. Biz her sonbaharda bir kış yiyecek kadar kabağı toptan alıyoruz. Maykop’a yolu düşen herkese bir Adiğe kabak tatlısı yemesini tavsiye ederim.


Hoşça kalın.


Çetao İbrahim / Maykop


Bu yazı toplam 5188 defa okundu.





Çuşha Wumar

Çok Değerli Thamademiz İbrahim,
Diaspora -anavatan çekişmesi bana artık anlamsız, hatta yıpratıcı yararsız gelmeye başladı. Sorunlarımızı çözemediğimizde kolay olan karşı tarafı suçlamak. Bunu çok sık yapar olduk. Buna ben de dahilim.

(“Türkiye bu kadar Çerkese mezar olduktan sonra onların üstüne bir kaç bin Suriye Çerkesini de koysak ne yazar”? diye düşünüyor olmalılar.) Bu yorum sanki bana kızgınlıkla yazılmış gibi geliyor İbrahim Abi.Tam tersine Türkiyedeki kurumlarımızın gelen Suriyeli soydaların ilk geliş ve ön masraflarını ançak karşılayıp en kısa sürede anavatana yollamaya çalıyor.Ama asıl zorluk ondan sonra başlıyor.Köylerde halkımız tarafından misafir edilen soydaşlarımızın iaşe ve ibade masrafları zaten kendi ekonomik durumu iyi olmayan köylerimiz tarafından karşılanıyorlar.Sevindirici olan ise bir birlerinin halini vaktini anlayan soydaşlarımız arasında bir çok konuda karşılıklı ilişkilerin,dostlukların sağlam temellerini atıyorlar...Anavatana yerleşenleri Türkiye ye geri çağıranlar var, iddiası çok yanlış. Suriyeden kaçan soydaşlarımız kendi arasında telefon ve internet yoluyla bilgi ve haber akışı sağlıyorlar.Bu tür geri dönüşlerin kendi iç değerlendirmeleri sonucunda oluştuğu muhakkaktır.

Bizim asıl sorgulamamız,tartışmamız ve duruma göre yeni politikalar belirlememiz gereken konu 149 yıldır anavandan sürgün edilen bir halkın Suriyedeki savaş kadar vahim bir durunda dahi Rusya yı harekete geçiremeyen tüm dünyadaki Çerkeslerin oturup çiddi çiddi Rusya ile anavatana dönüş politikasını müzakere etmesi gerektiğidir.Eğer Rusya Çerkesler üzerindeki tarihi politikalarına devam etme kararlığı gösterecekse,ki gösteriyor,bizim başka yöntemlere başvurmamız gerektiği aşikar.İlk ve hiç bir beklentiye karşılık olmayan ise kolsuz şartsız Rusyanın, Çerkes soykırım ve sürgününü kabul ettirmek,gerekirse uluslar arası mahkemelerde dava açmak olmalıdır.Rusya hem anavatanı hem diasporayı tehditle yönetiyor.Dışardakiler,benim aleyhime bir şey yaparsanız sizi Kafkasya ya bir daha sokmam...Soci için Kafkasyayı düm düz ederim ,diye el altıntan KAFFED e fısıldıyor.Malesef bu blöfü her iki taraf da yemiş durumda. DÇB başkanı 2.5 milyon Çerkesin soykırıma ve sürgün yollarında telef olduğu tarihi gerçeğini unutup soykırımı tanıyan Gürcistana karşı, Gürcistan heyetine "bizi Ruslara karşı utandırdınız" diyebilecek kadar dalkavukluk yapabiliyor ve utanmadan bu görevine devam edebiliyor...Çerkesler başsız,sahipsiz ve başkaları tarafından yönetiliyor.Sorun burda.Bizi yönettiğini sandığımız kurumların kimler tarafından yönetildiğini biliyoruz.Böyle bir durumda anavatan-diasporanın sürekli bir birini suçlaması ve yıpratması çok anlamsız.

Adığe edebiyatı,sanatı ve kültürü adına neler yaptığını sürekli taktir ve beğeniyle takip ediyoruz.Yaşayan Adığe sanatcıları Türkiye ye getirmek,diaspora Çerkesleriyle bire bir yüz yüze getirmek müthiş güzel bir proje.Bu sayade bir çok sanatcıya ve eserlerine rağbet olduğunu tahmin ediyorum.Önümüzdeki kış döneminde bu projede çalışmaya varım...

Adığe Kabak Günü, çok güzel bir etkinlik ve de çok isabetli.Ben kendi köyümde Adığe insanının kabak yemeği,tatlısı hatta kabuguyla neler yarattığını iyi biliyorum.Bu kültürü de anavatandan getirdikleri belli.

İbrahim abi,seni !anavatana dönüş'ün simge ailesi kabul etmek lazım.Ben sürekli etrafıma örnek gösteriyorum.Bana göre anavatana dönüş böyle olmalı...aile,sülale boyu...Allah her Adığe ailesine nasip etsin...Sağlıçakla.

13 Mayıs 2013 Pazartesi Saat 10:33
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net