


Kafkasya’daki cumhuriyetlere dönüş yapmış kişiler var. Sayıları çok değil.
İçlerinde en kalabalık olan toplu grup da eski Yugoslavya/ Kosova’dan dönüş yapmış olan Adıgeler, onların da sayısı 200’den az.
Son Suriye olayları nedeniyle, bir biçimde vize almayı ve anayurda ulaşmayı başarmış kişi sayısı ise 1,500 imiş. İmiş diyorum, çünkü kesin/ resmi rakamlara ulaşabilmiş değiliz.
Suriyeli Adıgelere yurttaşlık değil, geçici oturma izinleri verilecek. Bildiğim kadarıyla prosedür/ mevzuat öyle. Rus resmi makamlarının sınırı açmaları durumunda bir miktar daha Suriyeli girişinin olabileceği anlaşılıyor.
Bir iddiaya göre 10 binin üzerinde Adıge Suriye’den kaçmış durumda. Bunu bir önceki “Zorunlu Bir Yazı” başlıklı makalemizde de belirtmiştik.
Türkiye’den gidip Adıgey’e ya da Kabardey-Balkar’a yerleşmiş Adıgeler var, oralardaki üniversitelerde okuyan Türkiyeli öğrenciler de var. Ancak istenen sayıda değiller.
Bundan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz diye düşünüyorum: Dönüş politikaları amacına ulaşamamıştır. Sorunu ciddi biçimde yeniden ele almak gerekiyor.
Bu yargı üzerinde değerlendirme yapmaya çalıştığımızda bazıları hiddetleniyor, eleştiriye eleştiriyle yanıt verecek yerde işi kişisel saldırı ve hakarete değin vardırabiliyor. Örneğin, tanımadığım, ayık gezmediği ve Maykop'ta yaşadığı söylenen biri, sözüm ona bir dönüşçü (B.Ş.), facebook'ta yorum adı altında şahsıma karşı saygısızca bir saldırıda bulunabildi.
Daha da vahimi, facebook'ta bu kişinin yanında kimlerin çarşaf çarşaf fotoğrafları sergileniyor dersiniz? Geçtiğimiz yıl, rahatsız edici, ısrar edici bir biçimde kendisinin misafiri olmamı, masraflarımı üstleneceğini ya da sitemizde yazan birine misafir olmamı dayatan biri. Aynı öneri bir süre önce, kendisine misafir olmam söylenen sitemizin söz konusu yazarı tarafından da yinelendi. Bu üçlü, bakıyorum B.Ş'nin facebook sayfasında yan yana.Yedikleri, içtikleri ayrı gidiyor olmalı. Afiyet olsun!
B.Ş'nin yorumu facebook ilkelerine aykırı düşüyor olmalı, hemen yayından kaldırıldı ve durum bana bildirildi.
Sordum, 'Üstünde durmaya değmeyecek düzeysizin biri' dediler.
Peki, geleneklerimize ters düşen ve durduk yerde birden bire peydahlanmaya başlayan bu tür acayip davranışları neye yormalı? Anlaşılan faşist Rus politikalarına yönelik eleştirilerim birilerini, işbirlikçi lobileri rahatsız etmişe benziyor. Şimdilik piyonları öne sürüyor olmalılar, bakalım gerisinden ne gelecek? Ne gelirse gelsin, vız gelir!
Kuşkusuz bu bir gerici fikir terörü eylemidir. İtilmeli.

Orhan Veli’nin “Cep delik, cepken delik, Kevgir misin be kardeşlik!” demesi gibi, beş parasız, yeni hayallerle Kafkasya’ya kapağı atmış kişiler de var. İçlerinde kuşkusuz başarılı olanları da var. Jane Bülent, Huade Adnan, Açumıj Hilmi, Abaze İbrahim, vb gibi…
Onlara sözüm yok.
Bir hemşehrimiz facebook’ta özetle şöyle yazıyor: “ilk gittiğimde, Türkiye’den geliyorum, Adiğeyim dediğimde bütün Adiğeler benim için ne yapacaklarını şaşırıyorlardı, paylaşılmazdım onlar için, hatta Ruslar bile çok ilgi gösteriyorlardı. Zamanla ilgiler azaldı ve şimdi vınekoşın (-akraban-) bile seni istemiyor.
Bilenlere soruyorum ne değişti ya da biz neyi değiştirdik diye. Nasıl dönüş sağlanır?” diye soruyor. Ve şöyle devam ediyor: “Konuştuğum Kafkasyalı birçok kişi Kafkasya’ya yerleşen Türkiyelilerden çook şikayetci. İşi olmayanlar, ailesiyle kavga edenler, iflas edenler, babasına kızanlar, asker kaçağı olanlar, daha sayamadığım Türkiye’de dışlanan soluğu orada almış.
Genelleme yapmıyorum ama kötü örnek olacak onlarca kişi var. Maykop’ta adli vakalara adı karışan ve hatta ilk yaşanan adli vakalarda adı ön plana çıkan Türkiyeliler de var”(İ. S).
İlâve edeyim, Adıgece bilmeden ve öğrenmek için hiçbir çaba göstermeden gidenler de var. Kafkasya'yı kokutmuşlar...
Kıbrıs’ta da bu tür kişiler yüzünden yerli halk Türkiyelilerden yüz çevirmişti. Türkiye Kuzey Kıbrıs’ta üniversiteler kurdurdu, kumarhaneleri de oraya taşıdı. Olmadı.
Demek istediğim bu tür sorunlar, maalesef her yerde var. Amerikan filmlerinde, ilk yerleşim dönemlerinde insanların birbirlerini nasıl yediklerini, Kızılderililere neler yapıldığını görebiliyoruz. Amerikan sisteminin bize göre üstünlüğü tarihi ile yüzleşmesi, kendi kendisini eleştirmesi, tabularının olmaması ya da kendisini olumlu yönde dönüştürebilmesidir.
Bunu Ruslar ve Çerkesler olarak bizler başaramadık, Türkler ise yeni yeni işe el atmaya başladılar. Türk Başbakan “Dersim Katliamı” diyebiliyor, bu önemli. Rus Başbakan Soçi konusunda “Çerkes” sözcüğünü bile ağzına almıyor ya da alamıyor.
Beyler, kendi kendimizi eleştirebilmeliyiz. Ama bilimsel eleştiri ile hakareti ayırmasını bilmeliyiz. Çok sayıda değiller ama o türden kişilerimiz de var.
Bunlar neyin ne olduğunu kavrayamıyor, övgü ve nabza göre şerbet verilmesini bekliyorlar.“Negatif yanları görüyorsun, peki hiçbir pozitif yan yok muymuş?” diyorlar ya da demeye getiriyorlar. Dayatmacı, ısmarlamacı yaklaşım örnekleri sergiliyorlar. Nezaket kuralarını bir yana atıyor, hemen kabalaşıyorlar.
Eleştiri ne için yapılır, negatif, olumsuz yanları göstermek, olumsuzu olumluya yöneltmek/ dönüştürmek için...Propaganda ise, ayrı şey.
Adam felsefe eğitimi almamış tamam, ama her insanın bir felsefesi olur. Yazık ki böyleleri dünyadan habersiz, taşralı, neyin ne olduğunu bilmiyor ama konuşuyor da konuşuyor. Atatürk bu tür anlamsız söz sıralamaları için “Hastalıklıdır” demişti. Olmaz, kişi haddini bilmeli.
Bilmediğin konularda, bir bilen de yoksa, susmalı ya da sormalı, mutlaka birşeyler söylemen gerekiyorsa, ihtiyat payı bırakılarak kanaat belirtilmeli, yorum yapılmalı, kesinlik yoksa, daima açık kapı bırakılmalı. Hazret orta ikiden terk, sanırsınız siyasal bilimler profesörü. Bu da olmaz. Ayıptır.
Herkes haddini bilecek.
Rusya Suriyeliye, toplu dönüşlere kapıları açmıyor, Suriyeliden vize istiyor, vize de vermiyor. Bunu herkes biliyor. Yine de Rusya politikalarını savunmaya kalkışıyor. Dünyadan habersiz ya da birileri gibi haberli, besleme. Türkiye vatandaşı, karşılıklı vize anlaşması nedeniyle Rusya’ya vizesiz girebiliyor. Bu ikisini, Türkiyeli ile Suriyeliyi karıştırıyor olmalılar.
“Bir çiçekle bahar gelmez”, “40 yılda 40 dönüşçü ile de dönüş olmaz” diyenlere doğru düzgün yanıt verecek, nedenler üzerinde duracak yerde, ağza alınmayacak küfürler sıralanıyor. Ağızlardan normal sözcük çıkmıyor. Olmaz.
Maalesef güven uyandırıcı çalışmalar yeterli değil. Şimdilik bu kadar.
Sn. Meretuko Melih,
Yorumunu için teşekkür ederim. Seviyeli bir yorum. Birilerine yanıt veriyorsam, sırf o kişileri önemsediğim için değil, toplumumuz o vesiyle de olsa doğru bilgi edinsin, yanlışları görsün diyedir. Yıllardır doğru olmayan bilgilerle toplumu uyutmaya çalıştılar. Yine de çalışıyorlar. Bakın küfürbaza sahip çıkılıyor. Buna ne denir? "Söyle arkadaşını söyleyeyim ne olduğunu sana" demişler...Bir Adıge yetkili, 'üst yönetim çevrelerinden edindiğim bilgilere göre Suriyeli Çerkeslerin toplu girişine izin verilmeyecek' diyor, aynen çıkıyor. Bizimkiler ayakta uyuyor. Biri, Kıyıboyu Şapsığ benzerleri içinde en şanslı yöre diyor, okulların tümünden Çerkesçe dersi kaldırılmış, orman alanı denerek kazıklar evlerin bahçelerine kakılmış, asırlık tarım topraklarına el konmuş, RF'de Tataristan ve Başkırdistan gibi daha iyi eğitim uygulaması örnekleri de var, diyor.
9 Aralık günü, iki gün önce, Dünya Tatar Kongresi Kazan'da toplandı. Bir Tatar yetkili, "Dilimiz yok oluyor, Tatarca seçmeli ders statüsünde, ana babalardan çocuklarına Tatarca seçmeli dersini aldıran sayısı git gide azalıyor, dilimizi yitirirsek ulus olma özelliğimizi de yitiririz" diye yakınıyor.
Bizimkilerin bırakın bunu Kazan kentinden haberi var mı, diye kaygılıyım. Üstelik Tatar sayısı Adıgelerin kat kat üstünde.
Bu kişilerden herhangi bir bilgi aktarımı, eleştiri geliyor mu? Yoksa susalım da keyfimiz bozulmasın havasındalar mı?
Bu adamlar utanma denen şeyi de unutmuşa benziyorlar. "Kart boğa pelerine değil, matadora saldırır" derler, o hesap. Eleştiriye eleştiriyle yanıt verecek güçte de değiller. Er veya geç halkımız bu kişilerin gerçek yüzlerini tanıyacaktır. Saygılar.
Kaya bey, Cevdet beyin yazısını hoş karşılamasamda sizin savunmanız çok daha kötü. Oysa Cevdet bey size çıkış kapısını açık bırakmıştı ama anlamadınız. B.Ş. adlı şahıs arkadaşınızsa size sadece şunu söylemek isterim. ''Kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmaz'' derler. Arkadaşlıklarınızda biraz daha seçici olun. Saygılar.
11 Aralık 2013 Çarşamba Saat 13:14Cevdet bey bu yazıyı keşke yazmasaydınız.
Bazı insanlar böyle, Rusya korkusundan, cebine indirdiği havuçtan, vs. size saldırabilir, suçlayabilir, çamur atabilir, siz düşmemeli idiniz onların düşük seviyelerine.
Sizin Çerkeslere, Çerkesyaya verecek çok birikiminiz var.
Belki farkında değilsiniz ama siz ve sizin gibi sitede takip ettiğim kişilerin yazıları biraz gecikse huysuzlanıp, sağlığınızı bile merak ediyorum.
Doğru yoldasınız, doğruluktan ayrılmadınız, kimseye yaranmaya çalışmadınız, onurunuzu daima korudunuz, bu yolda yürümeye devam edin, bizler yanınızdayız.
Bazan düşüncelerinize katılmıyor olsam bile kaleminizin hiç bir zaman satılık olmadığını ve halkımızın menfaat ve mutluluğu için çalıştığına eminim.
Fakat polemiklerden uzak durup, kendi bildik yolunuzda gitmenizi kalpten arzuluyorum.
Selamile.
Meretuko Melih
