Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
SİYASETİN BU MU ÇERKESYA?
24 Nisan 2014 Perşembe Saat 01:35
Çerkesya derken hâlihazırda böyle bir ülke mevcut değil. Yirmi birinci yüzyıl Çerkeslerinin ellerinde kırık dökük geçmişlerinden miras kalan anavatan parçaları var. Siyasal birliktelik olmayınca tam olarak etnik birlikte sağlanamadığından hareketle bu anavatan adacıklarının, RF sınırları içerisinde birbirlerine eklemlenerek, Çerkeslerin de bir kıyı boyuna sahip olmasının, Çerkeslerin de düzlüğe çıkmaya teşebbüs etmesinin adı; Çerkesya. Her ne kadar her cepheden yoğun muhalefetle karşılaşsa da muhaliflerin, Çerkeslerin selametleri için önerdikleri başka elle tutulur gözle görülür siyasal bir seçenekleri de yok.

Bir kısım Çerkes elitleri ve yanaşmaları kendi seküler-deist dünya görüşlerine daha yatkın olduğu için Çerkeslere bilinçaltı kimlik olarak Abhazlaşmayı önermekte. Çok kimlikli ya da çok bileşenli Çerkes kimlik tanımlamalarının altında yatan etken bu. Abhazya’nın bağımsızlığının önemi naraları adı altında bu program çeyrek asır uygulandı ve süreç tamamlanmamış olsa da çok önemli bir mesafe kaydedildi. En hafif tabirle Çerkesler ve onların güzide kurumları, Abhazya ve diğer Abhaz mekanizmalarını göz önünde bulundurmadan, bırakın milli işlerini halletmeyi, kendi başlarına çay partisi bile yapamamaktadırlar. Biz büyük işleri düşüneduralım altımızdaki toprak kayıp gidiyor; kurumsalların Kafkas envanterinde yetiştirdiği gençlerin baş ortayı aldığı Çerkes düğünlerinde pşıneden kafe-leperüj duymak için özel istek yaptırılır oldu. Birlik, dostluk, akrabalık gibi soyut değerler ile Kafkasyalılık, solculuk vb. ideolojik bakış açıları, Çerkes siyasetini vesayet altında tutmanın soft ama başarılı birer yolu veya düzeneği oldu.

Abhazya’nın tek başına önemi SSCB’nin hemen sonrasında anavatan ve diasporada filizlenen Çerkes yapılarını Rusofil siyaset algı içinde tutmanın garantörüydü ve öyle oldu. Bir diğer faktör olarak DÇB gibi Çerkes yapıları devletleştirildikten sonra Abhazya’yı da içine alarak, Rus devlet aygıtının yayılmacı politikasının davetkârlığını yapanlara taşeron olundu. Çerkes sorunları; RF yandaşı bu bölgelerin kendi sorunlarının acilen çözülmesine dolayısıyla RF’nin ideolojik ve jeopolitik sorunlarını halletmesinden sonraya atılarak sürekli ertelendi. Rusya’nın komşusu olan kimi bölgelerin sözde bağımsızlığı için gerektiği her anda siyasallaşabilen anavatan ve diasporanın allı şanlı kurumları ‘’Çerkes Sorunu’’ karşısında ise hemen her zaman cüceleştiler. Çerkeslerin sorunlarının çözümünü dans ve şarkı festivallerinde aradılar. Yirmi beş senedir Abhazya ile yatıp kalkan Abhaz-Adıgeci takım, Suriye Çerkesleri için Abhazya’dan hiçbir talepte bulunmadılar. Üstüne üstlük mülteci akını başladığında biz sadece Suriye Çerkesleri için yardım toplayacağız diye yola çıkarak Abhazya’ya Çerkeslere sırtını dönebilmesi için politik kapı araladılar, elini rahatlattılar. Rusya’nın katı tutumunun o cepheden de delinmesinin de önünde geçtiler. Çok yalan söylediler, çok aldatılar bu milleti. Çeçenistan konusunda da çifte standartlı politikalar izlendi. Bağımsız Çeçenistan’a sırtını dönen güzideler, Çeçenistan’ın Kadirovlar yönetiminde RF’ye bağlanmasının ardından Çeçen bayrağını tekrar masalarının üzerine koydular.

Şimdi her şey bitti, RF güçlendi, bölgede dizginleri yeniden eline aldı. Denizin bu tarafındaki cefakeş Rus tekaüt-ü zabitan kıtaları yani Rus güçsüz iken bir şey yapmayanlar, yapılmasına da sürekli engel çıkartanlar; Çerkeslerin kendilerini tek başına, tarihi-kültürel-sosyal-siyasal bir özne olarak görmesini istemeyenler; yani bilinçlenmesinin önüne geçenler, şimdilerde çıkmış dere tepe kullanın, istediğiniz gibi Çerkeslik yapın alın artık sizin olsun demekte. 

Efendim diyor gazeteci, Filistin sorununun çözümü için onlarla barış ve diyalogdan bahsediyorsunuz ama Kuran, İsrail devletinin bir gün Müslümanlar tarafından yıkılacağını söylüyor diyerek Peres’i iğnelediğinde, presidentin buna yanıtı; Kuran’ın bahsettiği Müslümanlar gelirse o zaman düşünürüz! Oluyor. Yani kısadan hisse şimdiki Müslümanlardan, İsrail’in çekinecek hiçbir şeyi yoktur. Öyle ya; sen de bizden sakın korkma Rusya! Bizde öyle cevherler var ki ölüm döşeğinde olsan bile, seni diriltmek için başına tzeldave asarak ç’apş yapacak olan asalet ve nezaket timsali rakkaselerimiz pek çok.

Çerkesya neden yok sorusunun cevabından sonra ikinci soru Çerkes siyaseti var mı? Siyaset varlık için önemli bir çeper. Çerkesya olmadığı gibi genelin konusu ve tabiî ki kaygusu olmuş bir Çerkes siyaseti de maalesef yok. Peki, Türkiye de siyaset var mı? Pek çok münevvere ya da kalem erbabına göre Türkiye de siyaset filan da yok. Siyaset toplumun sorunlarını çözmek için bir araya gelerek, kabul edilmiş belli kural ve kaideler etrafında çalışması anlamına geliyor. Yani siyaset toplumların sorun çözme yeteneği demek. Bu noktadan sonra kavramlarla konuşmak gerekiyor, kimi yamuk bakan Çerkesler gibi, sabit referans noktaları açık edilmiş Çerkesya veya Çerkes=Adıge gibi tanımlar karşısında; kim ne derse desin ben aksini düşünüyorum demek sorunları çözmüyor. Sadece hamakat üretiyor. Siyasette ahmaklık ise günahların en büyüğü. Mecelleye göre; Beyyine hüccet-i müteaddiye ve ikrar hüccet-i kasıradır. Yine de hiçbir yanlışlığın kendiliğinden ortadan kalkmadığını bilinçli çaba gerektirdiğini göz ardı etmeden doğrular üzerinde ısrarla çalışmak gerekiyor. Yani; Def-i mefasid, celb-i menafiden evladır.

Türkiye genelinde ise başka türlü hamakat üretim merkezleri var. Genel olarak muhalefet adı ile adlandırılsalar bile tek yaptıkları, iktidarın söylemlerini tam tersten tekrar etmekten ibaret olan bir tarzları var. Birde çok iyi becerdikleri ‘’ad hominem’’ adıyla kavramsallaşan karakterde karikatürize olmaları. İktidar herhangi bir konuda beyanat verdiğinde mesela yapıp ettiklerini sayıp döktüğünde, yapılan işi değil de sözü söyleyeni eleştirmek, konuyu esas merciinden uzaklaştırarak kişiselleştirmek, başka mecralara taşımak. Söz gelimi iktidar sözcüsü boğazın altından tüp geçit yaptık dediğinde, o kadar parayla her köye Atatürk heykeli yapabilirdik demek, İstanbul’a üçüncü hava alanı yapacağız dediğinde, siz zaten tutusunuz kakasınız kötüsünüz şöylesiniz böylesiniz, kamu arazilerini talan ediyorsunuz şeklinde belli kesimlerin ön yargılarıyla oynamak için ortaya sürülen bedava lafazanlıklar. Türkiye’ye özgü bir siyasi terim olarak kısaca buna çamur siyaseti de deniyor. Sorun çözme anlamında siyaset yok, sorunları dolayısıyla kendilerine oy veren kesimleri sömürme üzerine kurulu siyasetsizlik var.

Muhalefet bloğu kendisini iktidar partisi ile azami ölçekte farklılaştırmanın peşine düşmüş vaziyette ve bu ülkenin genel siyasi hava durumunu iyice içinden çıkılmaz hale soktu. Ötekileştirme gayretkeşliği artık biz ve onlar, siyahlar ve beyazlar boyutuna indirgenmiş durumda, olup biten hiçbir şeyi izah edemeyecek kadar yetersiz olan bu retorik diğer yandan da muhalefeti dar kalıpların, sığ söylemlerin içerisine hapsederek esir aldı. Muhalefet Türkiye’yi daha fazla demokratikleştirmeye de çalışmıyor, iktidara dönük söylemi; sizden gelecek hayır gelmez olsun noktasında bedbin. Öyle ki iktidara gönderme de bulunduğu pek çok noktada asıl kendi duruşu off-side.

Mesela cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşması nedeniyle son günlerde revaç bulan demokrasi tartışmalarında başbakanı Hitler’e benzeten yersiz yakıştırmalarda bulunmaktalar. Oysa iktidar partisi ülkede, sivilleşmeyi dolayısıyla yerel idareleri geliştirmek istediğini bir, etnik çeşitliliği olağan gördüğünü iki, dinsel ve mezhepsel farklılığı tanıdığını üç, asimilasyoncu eski devlet politikalarına karşı olduğunu dört, her fırsatta söylemekte. Böylesi bir idareci zümresi nasıl faşist olsun? Fakat basit bir örnek olarak Çerkeslerin anadil ile eğitim talebinde muhalefet partilerinin takındığı tavır ortadadır. Türkçe den başka bir dil ile eğitime evet dememişlerdir. Muhalefetin başka bir alandaki sakat duruşu, iktidar sürekli demokratik bir anayasa yapma istencini dillendirirken, muhalefet bırakın yeni anayasayı yapmayı, bin dereden kırk bin testi su getirerek yeni anayasa yapılmasının önüne geçmeye çabalamaktadır. Darbe anayasasını savunan bir muhalefet aynı zamanda modernliği ve ilericiliği ve demokratik hak ve özgürlükleri de savunduğu iddiasındadır ki pespaye bir şark kurnazlığından öteye geçmeyen bir durumudur. Gelişim ve değişim isteyen Türkiye halkları şimdiden sonra birde siyasete küsen muhalefet partilerinin bir yığın absürt söylemleri ile baş etmek zorunda kalacak.

Darbe ve diktatörlük endişelerinin giderilmesinin en sağlam yolu ya evrensel demokratik normlara uyan yeni bir anayasa yapacaksınız, yönetim sistemini iki meclisli yapıya geçiren reformlar ile geliştireceksiniz, yerel yönetimlerin haklarını ve yetkilerini genişleteceksiniz, ya da tedavülde olan anayasaya eklenecek tek bir madde ile sorun çözülebilecektir. O madde ise kanunen reşit olan her yurttaşın silah taşıma serbestîsine tam olarak kavuşmasıdır. Bireysel silahlanmanın serbest olduğu bir ülkede ne darbe olur ne de diktatör.

Başbakanı Hitler’e benzemeye çalışmak ile suçlamak ise tamamen bir anakronizm örneğidir. Kaldı ki Hitler, modern Alman milletinin başlangıcı olan katı Prusya ekolünden gelen Ordu-Millet (Das Volk İn Waffen) doktrinin bir ürünüdür. Hitleri meydana çıkartan şartlar ile iki bin on dört Türkiye’sinin şartları bir midir? Türkiye’nin seçilmiş başbakanı için bu söylenebilir mi? Milleti Müselleha ismi ile Türkçeye çevrilen ve Türk modernleşmesinin Bismarck Almanya’sının emperyal bakışından kopya aldığı tezlerin savunucusu durumunda olanlar bugün muhalefet makamını işgal eden partilerdir. Çünkü ancak onlarda ulu önderler, milli şefler, başbuğlar vs. vardır.

Dolayısıyla eğer Anadolu kara bağrından bir Türk diktatör çıkartacaksa bu kesinlikle muhafazakâr siyasal İslamcıların arasından değil, bünyelerinde değişik dozlarda seküler, laik, milliyetçi ve tabiî ki mutlak devletçi tandansları birleştirerek taşıyan partilerin içersinden çıkabilir. Zaten muhalefet partilerini bir diğerinden ayıran farklar sadece birinin diğerine göre biraz daha laik, ötekinin biraz daha fazla milliyetçi olması halinden başka bir şey değildir. Yoksa ikame ettikleri görüşler tabanda ortaktır. Türkiye de sokakları arşınlayanlar, yakıp yıkanlar, ölümler üzerinden siyasi kaos üretmeyi hedefleyenler, zannedildiği gibi hak hukuk arama sevdalıları hiç değil, kaybettikleri ekonomik imtiyazlarını ve devlet kurumları nezdinde ki siyasal ayrıcalıklı kotalarını yeniden kazanmak isteyen, basit, cahil ve kendilerinden aşağıda gördükleri yığınlar üzerindeki psikolojik üstünlüklerini geri alma sevdasına düşen zümrelerin temsilcileridir, debdebe-i manaları, arkaik geri planları bundandır. 

Çift başlı Rus kartalı kanat çırpmaya çalışıyor, içimizde bazıları Türk düşmanlığını Çerkeslik yapmak demek zannedenler ile sosyalist proleter diktatörlük özentisinden bir türlü vazgeçemeyen bir takım Rusofil eski tüfek çevreler maalesef buna alkış tutuyor. Sözüm ona Kırım’da kala kalan üç buçuk Tatar’a nispet, Türkler yayılmacıymış! Ya Rusya? Pek mi hümanist! Dünya, üzerine on yıldır dolaplar çevrilen Ukrayna da acze düştü. Kosova’daki jeopolitik mağlubiyetine, Abhazya ve G.Osetya ile cevap veren Rusya, bu kez dolaysız olarak atağa geçerek Kırım’ı işgal ve ilhak etti.

Batının bu işlerden anladığı tek şey; Avrupa’ya yeni bir jandarma gerek. USA bu işe tabii adaylardan birisi, İngiltere her zamanki gibi onun yardakçısı. Daha doğrusu İngiltere’ye danışmadan dünyanın hiçbir bölgesinde adım atamayan USA, İngiliz sömürgeciliğinin bir uzantısı. Çünkü olayların perde arkasında gizlenen İngiltere dünya tarihini bilen gerçek bir kitap ve güçlü küresel bağlantıları var; USA sadece Hollywood üretimi action kahramanı. Dünya pastasında parsayı toplayanlar WASP’lar, onarın kökeni de ya da ağırlık merkezi İngiltere. Fakat USA tedirgin, her geçen gün daha da büyüyen Çin devi ile kaçınılmaz olan hesaplaşma tarihi yaklaştıkça stratejik sıklet merkezlerinde işler çetrefilleşiyor. Tereddüt USA için en korkulan zafiyet demek. Çin tarafından yutulmasın diye nükleer bir Hindistan yaratıldı ve destekleniyor. Japonya hakeza elektronik altyapısı USA tarafından kurularak kalkındırıldı, G. Kore karşılığında yarı yarıya Hıristiyanlaştırılmış olsa da USA tarafından doğu Asya da köprübaşı olarak tutuldu. Her şeyin bir maliyeti var üst üste eklendiğinde bir dizi ekonomik ve siyasal problem nedeniyle USA Avrupa anakarasına yeniden askeri ve ekonomik yığınak yapmak için isteksiz. 

Alman’a silah ver gitsin Rus’u vursun; bu da bir atasözü olmuş. Ne kadar gerçekçi, tarihe dönüp kısaca bakmak yeterli. İki dünya savaşında da Alman-Rus harpleri önemli bir yekûn tutar. Rusya ile Almanya arasında güçlü bir Polonya devletinin varlığı Avrupa da hem barışın garantisi hem de kıtasal kara imparatorluğuna giden yolda iki devin işbirliğinin önüne geçmek için gerekli bir ilkeydi. İkinci dünya savaşının sonunda Polonya Rus Sovyet bloğu içinde kaldığında, Almanya’yı ikiye bölerek Demokratik Alman Cumhuriyeti adlı tampon devleti kurdular. İki Almanya’nın 1989 da birleşmesi ve aradan Polonya’nın çekilmesi akıllara Alman emperyal isteklerinin hortlamasını getirdiyse de nasip bugünlereymiş.

Rus ayısının harekete geçmesi, Avrupa için Alman’ın eline silah vermesinin de önünü açtı. Bilindiği gibi iki bin yılı itibariyle Almanya’nın hava araçları ve füze sistemleri üretimi üzerindeki elli yıllık yaptırımların süresi doldu. Aynı yaptırımlar ikinci dünya savaşının bir diğer mağlubu olan Japonlara uçak ve uçak gemisi yapamama cezası şeklinde verilmişti. İki dev ekonomi şimdilerde silah sanayilerini geliştirme peşinde. Japonlar uçak gemisi, Almanlar cruise füzeleri geliştirme peşinde ve birkaç sene önce Kenya’da kiraladıkları geniş arazilerde gerçek uçuşlu atış denemeleri yapıyor Almanlar. Avrupa’nın yeni jandarması Almanya’nın hinterlandı Ukrayna’ya kadar uzanıyor. Bu bölgedeki çekişme USA-Rus çekişmesi değil, Alman-Rus kavgası ve bir ucu Baltık ülkelerine dek uzanan denizden denize gerilmiş bir yay vaziyetinde. Bu çekişmenin sonucu Avrupa’nın doğu sınırını da belirleyecek.

Bizle başladık bizle bitirelim. DÇB başkanlığı, NeoÇar I. Putin’e Sochi olimpiyatları için minnettarlığını bildiren bir mektup yazacakmış. Yakında bir Goşenay Temruko bulunur ve Çar Putin’e gelin olarak gönderilirse şaşırmamak gerek. Kabardey parlamentosu, devlet başkanını Çar Putin efendi atasın diye bir karar almışmış. Zaten her Kafkas cumhuriyetinin atamanı Kadirov benzeri bir feodal prens olma isteğinde. RF devlet oligarşisi, İvan Grozny döneminde dönüş yaptı, ülke oprachina ve zemchina olarak ikiye bölündü. Çerkes cumhuriyetlerinin ‘’sinizm’’ den müptela, düşkün elitleri de önlerine atılan bu kemiğin peşine düşmüş vaziyetteler. Aksi türlüsü akla ziyandır zaten. Çünkü kendisi olamayanlar sadece adaletsizlik üretirler.

Bir kısım modern beyaz Türk’ün 1923 Cumhuriyet öncesindeki Türk tarihini ille de yok saymaya çalıştıkları gibi, kheku veya Çerkes diasporası içindeki bir takım Çerkes de 1864 öncesi Çerkes tarihini yaşanmamış kabul etmekte bir sakınca görmüyorlar. Kendisi olamayan Çerkesleri her bir şeye benzetiliyorlar, her şeye benzetilen ise sonunda hiç bir şeye benzemeyen olup çıkıyor. Dünya başlarına yıkılıyor, bütün değerleri ellerinden alınmış, ulu orta yağmalanmış, sahipsiz kala kalıyorlar. Çünkü ya hayatımız üstüne düşünmeyi ve çözümler üretmeyi başkalarına bıraktık, ya da çözüm olarak önümüze konanlara kayıtsız kalarak irademizi ortaya çıkarmadık. İçinde bulunduğumuz durumun sorumlusu bizleriz. Halkımız siyasetine dolayısıyla geleceğine sahip çıkmadıkça da bu olumsuz durum kesin olarak düzelmeyecek.

‘’diyeceğim şu ki siyaset; ince ayar, süreklilik, adanmışlık, kadim değerlere riayet ister. İnşaatı en başından ve her aşamasında sıkı tutmazsanız, demirine, çimentosuna, statiğine özenle sahip çıkmazsanız, bina başınıza yıkılır. Murphy kanunudur: bir yerde çatlak varsa, o çatlak ille de büyür…’’ A.ALATLI.


Bu yazı toplam 3799 defa okundu.





M. Onur Kılınc

Anavatan hayali bu tur siyaset zekasindan yoksunlar yuzune sadece hayal olarak devam ediyor korkarim oylede devam edecek ...

24 Nisan 2014 Perşembe Saat 19:37
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net