

Geçmiş savaşların külü, dumanıdır,
Yas günümüzde içimizi acıtan.
Tanı, canlarını veren kahramanları,
Unutma yokolan soyları.
Hatırla denizde kaybolanları,
Tarihin acılı sayfalarında yer alanları.
Toprağa saçılan anaların gözyaşlarını,
Düşmana siper olan babaların göğüslerini...
Yas tut, Adığe, onlar için,
Bugün onlar için özgürce ağla.
Ama ağıtlara teslim olma,
Halkının yiğitliğini taşı asırlara.
Sihu Sultan

Nıbceğu dergisinin ilk iki sayısından 2013 aralık ayındaki yazımda sözetmiştim. Üçüncü sayısı bugünlerde çıkan dergi Sihu Sultan'ın yukarıdaki şiiriyle başlıyor.
Dergi bu sayısını çoğunlukla 150 nci yıla ayırmış. Tarihi bilimler doktoru, Prof..Peneşü Asker "Yakıcı ateşin ardından...” başlıklı makalesinde kendi deyimi ile “Kafkas savaşları”nın son dönemini mercek altına alıyor.
Savaşların son döneminde Çerkes topraklarının daha hızlı ve sağlam bir şekilde ele geçirilmesi için Kazak yerleşim yerlerinin kurulmasına hız verildiğini, Çerkeslere topraklarını daha hızlı bir şekilde terk ettirmek amacıyla 10 Mayıs 1863 te bir komisyon kurulduğunu belirtiyor. Komisyon, Osmanlıya gidecek ailelere yol ücreti ödüyor, gemi sahipleri ve tüccarlarla işbirliği yapıyor.
General Yevdokimov emrindeki komutanlara 16 Ağustos 1863 tarihinde verilen talimatta: “Natuhuayların belirttiğimiz yerlere oturmalarını,istemiyorlarsa iki hafta içinde Osmanlıya göç etmelerini söyleyin”-diyor.

Tarihçi Peneşü Asker yazısında şu değerlendirmede bulunuyor:
“Dağlardan inip bataklık arazilere oturmak Çerkesler için Rus çarına teslim olmak,silahlarını çıkarıp önüne koymak demekti. Yevdokimov Çerkeslerin silahlarını bırakmayı asla kabul etmeyeceklerini biliyordu. Ülkelerini terk ettirmek amacıyla bu şartı ısrarla önlerine koyuyordu. Ama halk vatanını bırakmak istemiyordu”
Yine General Yevdokimov 1863 yılında Çara yazdığı mektupta: “Kendimden emin olarak söylüyorum ki: Bu kışı bitirmeden (1863-64 kışı) kuzey bölgelerde ele geçirdiğimiz yerlerin insanlarını sürüp bölgeyi temizleyeceğiz”-demektedir.
Peneşü Asker makalesini şu cümlelerle bitiriyor: “Kafkas savaşları başlangıcından sonuna kadar işgal ve ele geçirme amacına yöneliktir. Hedeftekiler sadece savaşan İnsanlar değildi. Halkı topyekün yoketmeye, topraklarından sürmeye yönelik bir savaştı. Çerkes ulusu bu savaştan unutamayacağı yaralar almıştır. Yüzbinlerce insan bu savaşlar esnasında yaşamını yitirmiş. halkın sadece onda biri vatanında kalabilmiştir. Ulusal kültür ve yaşam bundan büyük zarar görmüş, ulusun gelişimi büyük ölçüde aksamıştır”.-demektedir.
Sosyoloji bilimleri doktoru, Prof.Hanahu Ruslan
“Bilimadamının düşünceleri” başlıklı yazıda savaşın
toplum üzerindeki sosyolojik etkilerini inceliyor. Bu amaçla
1994, 2004 ve 2009
yıllarında, Adığekale,

Hanahu Ruslan makalesinde şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Bu savaşa Ruslar ve Çerkesler farklı şekillerde yaklaşıyor olsalarda her iki tarafta federal hükümetin bu konuya gereken önemi vermediğinde hemfikirler. Bu tarihi yaraya bu günde gereken önem verilmiyor. Halk bu “yaranın” acısını unutamadığı için “Adığe sorunu” günümüzde politik alanda varlığını sürdürüyor.
Rusya'nın Ondokuzuncu asırda Çerkeslere karşı yürüttüğü soykırım savaşını kabullenmesi, dış ülkelerdeki Çerkeslerin devlet kanalıyla dönüşlerinin sağlanmasını talep edenler var. Bana göre bu sorunun çözümü kolay olmayacak. Rus hükümeti ve Rus insanları henüz buna hazır değil. Yaptığımız araştırma sonuçlarına göre Rus hükümetinin Kafkas savaşlarının halkımıza verdiği zararlardan sözetmek istememesi Adığe tarafınca en önemli sorun olarak görülüyor. Bu yüzden de soykırım savaşından daha çok söz edilir oldu”-diyor.
Dr.Şavko Asfar ile din üzerine yapılan bir söyleşiye yer veriliyor.
İslam dininin Çerkesler arasına nasıl girdiği sorusuna Şavko Asfar; İslam dininin ilk olarak VII nci yüzyıl sonlarında Araplar tarafından Azerbeycan ve Dağıstan tarafına yayılması ile Çerkeslerin arasına da girmiş olduğunu belirtiyor. Daha sonra Mısır'dan Çerkesya'ya geri dönen memlukların da İslam dininin yayılmasına aracılık ettiklerini söylüyor. Üçüncü aşama olarak Kırım Hanlığının ve son aşamada Osmanlı Devletinin Çerkeslerin arasında islam dininin yerleşmesinde rol oynadıklarını belirtiyor. İslam dininin en yoğun biçimde Kafkas savaşları esnasında yaşanmış olduğunu dile getiriyor.

- Yavaş yavaş en önemli soruya yaklaşıyoruz. Ulus ile dinin aynı yolda yürüyebileceklerine inanıyormusunuz? İslam dininin bizim için anlamı nedir? -sorusuna şu yanıtı veriyor:
- Başlangıçtaki sözümü tekrar ediyorum. Din ulusa karşı değildir. Din ve ulusu birbirinden ayırmak doğru olmaz. 43.sure 13.ayette şöyle deniyor: Sizi ayrı halklar ve diller halinde yaratmamın nedeni birbirinizi koruyup kollamanız içindir. Tanrı bizi Çerkes olarak yarattı. Dil ve geleneklerimize değer vermek dinin emirleri arasındadır. Şunuda belirtmek isterimki din ile Çerkes gelenekleri büyük ölçüde örtüşürler. Dinin içinden istediklerimizi seçip uygalama,diğerlerini göz ardı etme hakkımız yoktur. Dinin tüm icaplarını birlikte yerine getirmek gerekir. Müslüman bir Çerkes olarak dilimizi ve geleneklerimizi dinimiz ile birlikte yaşatmalıyız. Kanaatimce din ile daha çok temizlendiğime inanıyorum. Bu yüzden Çerkesliğimden de vaz geçmedim. İslam dininin ulusal bilincimi daha çok güçlendirdiğine inanıyorum”.
Derginin tamamını bu kısa yazımda anlatmam mümkün değil. Edebiyat, dil, kültür sanat, spor gibi bir çok konu işleniyor. Beni en çok mutlu eden yanı da dergi çalışanlarının Adığe Devlet Üniversitesi öğrencileri olması. Dergiye katkı sağlayan herkesi tebrik ediyorum.
Vatanda yapılan işlerin kalitatif yönü umarım bizide motive eder. Nitelikli haberleri bize ulaştıran sayın Çetao'ya teşekkür ederim.
01 Temmuz 2014 Salı Saat 20:46Bu tür yayınlarda latin harflerle yayınlanmış makalelere de yer verilmesi gerekir. Bu sayede diyasporaya ulaşmak ve bir köprü görevini yerine getirmek mümkün olacağı gibi anayurt insanına da latin harflere yakınlaşma, diyasporayı da yayınlarından takip edebilme becerisinin de artmasına yol açacaktır.
Zaten soykırım halklarının yayınlarının asli görevi de bu tür merkez medyası olmaktır.
-----------------------
