Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Kremlin'de ki Hayalet
16 Aralık 2015 Çarşamba Saat 02:32


I. Dünya savaşına 29 Ekim 1914 tarihinde, Rusya’nın Kırım ve Kafkasya limanlarını donanması ile bombardıman ederek katılan Osmanlı devletine savaş ilan eden Çar 2nci Nicola, yayımladığı bildiride; ‘’bu savaşın ecdadımız tarafından bizlere vasiyet edilen emellerin gerçekleştirilmesine imkân tanıyacağına inanıyorum…’’ diyerek Rusya’nın değişmez amacını ilan eder.


Başbakan A.Trepov, Rus meclisinde yaptığı konuşma ile bu bildiriye açıklık getirir;’’ İstanbul ve Çanakkale boğazları ile İstanbul şehri, Rus milletinin yüzyıllar görmüş samimi amaçlarıdır. Bütün tarih boyunca beslediğimiz emeller şimdi gerçekleşmek üzere. İngiltere ve Fransa ile yaptığımız anlaşma sonucunda boğazlar ve İstanbul üzerindeki hakkımız tanınmıştır. Rus milleti ne için kanını döktüğünü bilsin…’’ 02 Kasım 1914


Sözü edilen tarihi vasiyet ve emeller Çar Deli Petro’nun 1738 tarihinde açıklanan vasiyetnamesinin 9ncu maddesinde dile getirilen İstanbul’un fethedilmesi arzusuydu. 8nci madde ise Karadeniz kıyılarının yani Kırım, Çerkesya ve Gürcistan’ın fethi ile ilgiliydi. Kırım 1783’de, Gürcistan 1800’de, ikisinin arasında kalan Çerkesya ise ancak 1864’de işgal edilebilmişti. Çarlar, 1nci Nicola’nın ‘’hasta adam’’ lakabını taktığı Osmanlı’nın başkenti İstanbul’un fethini göremeden öldüler. Hasta adam, balçık ayaklı dev diye tabir edilen Rus İmparatorluğundan daha uzun ömürlü çıktı ve ondan 5 yıl sonra tarih sahnesinden çekildi. 


Ancak, Lenin önderliğindeki Kızıl Ordu, dağılan Rus İmparatorluğunu, Letonya, Lituanya, Estonya gibi küçük Baltık ülkeleri ve Polonya hariç olmak üzere başka bir şekilde de olsa yeninden toparlamasını bildi. Türkiye ise daralan sınırları ile orta boy bir devlet derekesinde yaşamına devam edebildi.  Tarihi perspektif açısından Rusya, Sovyet döneminde de jeopolitik uzamları ve dünya gücü olma hevesinden hiçbir şey kaybetmezken, Türkiye geçmişin mirasını reddeden, içe kapanık bir politik duruş izledi.


Fakat yeni dönemde iki ülke arasında benzerlikler de yok değildi. En bariz olanı iki devletin yeni egemenleri, ülkelerinin sosyolojisini eskiyi ortadan kaldırarak, yeniden ve farklı bir şekilde kurmak için kolları sıvadılar. Süzerenlerin toplumu yeniden kurma hevesi, devlet yönetiminde totaliterleşmeye yol açarken, geniş halk kitleleri üzerinde sistematik baskılara, hatta Sovyetlerde devlet terörüne kadar yol açmıştır. 


Öyle ki rejim karşıtı olmakla suçlanan binlerce insan uyduruk mahkemelerde yargılanıp infaz edilirken, on binlercesi ise hapishanelerde veya temel yaşam imkânlarının bile güçlükle temin edildiği zorunlu çalışma kamplarına (Gulaglar) sürgün edilerek yok edilmişti. Tarım arazilerinin devletleştirilmesine direnen Ukrayna ve batı Kafkasya’da 1932-33’de devlet eli ile yaratılan suni açlık ile 5-8 milyon insan ölüme mahkûm edilmişti.  Sovyet yüzyılının ilk çeyreğinde şu veya bu sebeple canından olan insan sayısının 20 milyondan çok olduğu söylenmektedir. İki ülkenin rejimleri kendi içerisinde de hesaplaşmaya giderek, istiklalin ya da ihtilalin kimi önemli isimleri -tıpkı Fransız devriminin jakobenleri arasındaki kavgada olduğu gibi-  herhangi bir nedenle saf dışı edilerek öldürülmüş, sürgün edilmiş veya kaçmaya mecbur bırakılmıştı.


Bu yeniden imar ve yeniden var etme meseleleri özellikle Rusya için bir ilk değildir. Rusya’yı imparatorluk haline getiren Deli Petro, ülkeye Avrupai tipte yeni bir başkent hediye etmek üzere harekete geçmişti. Bir zamanlar gizli kimlikle tersane isçisi olarak çalışmaya gittiği Hollanda’dan çok etkilenmişti. Bu amaçla kırk binden fazla köle işçinin 9-10 yıl boyunca çalıştığı,  İsveç’ten fethedilmiş Neva nehri kıyılarında Sankt Peterburg şehrini inşa ettirdi. Ve şehri 1712 de başkenti ilan etti. İnşaat süresince Rusya’da taş bina yapmak yasaklanmış, inşaat malzemesi olarak kullanılabilecek bütün taş malzeme Neva bataklıklarının kurutulmasında ya da yeni başkentin mimari şaheser olan binalarının yapımında kullanılmıştı. 


Avrupa kültürünün, Rus geleneğinden üstün olduğunu kanıksayan Deli Petro ile taştan kent Sankt Peterburg ve devlet erkânı mensupları için geleneksel Rus sakalını kesme fermanı, Rus modernleşmesinin simgesi olmuştu. Rusya’nın tarihi boyunca geçirdiği yeniden yapılanma süreçleri ilk başta kendi halkı olmak üzere, devamındaysa komşuları için de acılı birer travmaya dönüşmüştür.


Sovyet döneminde adı Leningrad olarak değiştirilen Sankt Peterburg’lu olan eski FSB başkanı Vladimir Putin’in, Rus derin devleti tarafından iktidara getirildiği 1999 yılı Ağustos ayının ardından Rusya yeni bir yeniden yapılanma ve yeniden yorumlama evresine girdi. Çeçenistan isyanını bastıran ve Rusya’nın bütünlüğünü muhafaza edebilen Putin, ilk hedeflerine ulaşmada oldukça başarılıydı. Akabinde ikinci hamlesi geldi, özgür dünyanın Çeçenya’da işlediği insanlık suçlarına sessiz kalışından cesaret alarak Gürcistan’dan bağımsızlık ilan eden Abhazya ve G.Osetya’yı, Ağustos 2008 de ki Gürcistan ile kısa süren savaş sonucunda ilhak etti. 2010 da statüsü hakkında hala bir anlaşmaya varılamamış olan Hazar denizinde, Kazakistan’a ait iki petrol alanına el koydu.


Rusya’nın bütün bu küçük emperyal işlerle yetineceğini zannedenler bir kez daha şaşırdılar. Çünkü Rusya bu sefer kendisine daha büyük bir av seçmişti ve tarihsel anlam haritasında önemli bir yere sahip olan, Sovyetlerin dağılmasının ardından, Ukrayna ile anlaşmalı olarak Karadeniz filosunun deniz üslerinin bulunduğu Kırım’a asker göndererek 2014 Mart ayında işgal ve ilhak etti. Ayrıca Rus nüfusun yoğun yaşadığı doğu Ukrayna’daki ayrılıkçı milisleri hem kışkırtarak hem de silahlandırarak, Çeçen ve Dağıstanlı milisleri eğit-donat usulüyle bölgeye göndererek, kimi zamanlarda bilfiil askeri çatışmalara girerek, Ukrayna ile ikinci cepheyi açarak örtülü bir savaşa girdi. Neo-Çar Putin, Kremlin Sarayında hayaleti dolaşan Deli Petro’nun Kafkasya’ya hükmet emrini yerine getirmiş olup, şimdi sıcak denizlere inme vasiyetini plan dâhilinde uygulamaya koymaya çalışmaktadır. 


Rusya’nın Suriye’deki varlığı yeni değildir, ilişkiler 1954 yılında Baas Partisinin iktidara gelişi ile şekillenmeye başlar. Baascıların ideolojik temellerinden ilki Arap milliyetçiliği, diğeri ise sosyalizmdi, bu ise SSCB’yi doğal müttefik haline getiriyordu ve yapılan bir dizi anlaşma ile bu durum pekiştiriliyordu. Sovyetlerin Suriye’yi seçmesindeki en büyük etken, kuruluş aşamasında BM’de büyük emek verdikleri İsrail’in müttefik olarak ABD’yi tercih etmesi, daha sonra ise ABD ve NATO’nun ‘’Çevreleme Politikasını’’ Suriye ve Mısır üzerinden stratejik bir hamle ile delmek istemesiydi. Rusya, 1982 ayaklanması sırasında yaşanan Hama katliamında da baba Hafız Esad’ın yanında durmuştu.  


15-20 savaş gemisi, 50-60 savaş uçağı, birkaç bin asker, uzun menzilli hava savunma sistemleri ile Suriye’ye yığınak yapan Rusya sıcak denizlere inmiş gözüküyor. Her şeyden önce Rusya’nın bu kadar büyük bir askeri gücü bölgeye kaydırması, ABD ve müttefiklerinin bilgisi dışında gerçekleşmiş sayılamaz. Rusya’nın Suriye de hâkim askeri güç haline gelmesi, 24 Kasım 2015 de bir Rus savaş uçağının Türk jeti tarafından düşürülmesi ile yeni bir aşamaya girdi. Rus tarafı Türkiye’ye savaş ilan etmek için her şarta sahipse de bunu yapamadı. 


Türkiye ve Rusya’nın bölgede karşı karşıya gelmesi her iki ülkeye de şiddetle zarar verir. Bunun bilincinde olmalarına rağmen her iki ülke de karşı karşıya gelmek için yeterince negatif şarta sahipler. Bölgesel üstünlük kurma histerisi işin yalnızca psiko-teknik yanını oluştururken, enerji kaynakları ve akış güzergâhlarına hâkimiyet stratejik harekât kabiliyetine sahip olmak için iki ülke içinde elzemdir. Tarihi arka plan olarak iki ülke de birbirine azami derecede güvensizdir. Rusya’nın 19ncu yüzyılda Osmanlı devleti üzerindeki Ortodoks tebaayı himaye etkinliği bu yüzyılda el değiştirmiş olup, tarih Türkiye’yi Rusya nüfusunun %15 kadarını oluşturan 21 buçuk milyon Müslüman vatandaşın birincil ya da ikinci hamisi konumuna yükselmiştir. 


Eski müttefiki Polonya ile çekişen, Baltık ülkeleri ile kavgalı, Gürcistan ile problemli, Ukrayna ile savaş halinde olan Rusya’nın sorunsuz nefes aldığı tek yer Türk boğazlarıydı. Dış ticaretinin önemli bir kısmını da Karadeniz limanlarından yürütmektedir. Yaşanan uçak krizi ile bu durum tehlikeye girmiş gözükmektedir. Zira kuzeyden güneye Baltık denizinden Karadeniz kıyılarına dek uzanan bir hatta Avrupa’nın doğu sınırları çizilmektedir. Bu fay hattına en son dâhil olan ülke Türkiye’dir. Bu özgür dünya mücadelesinin cephesinde tek boşluk ise tarihi ÇERKESYA kıyılarıdır. 


Almanya ile Rusya arasında güçlü bir Polonya var etmek isteyen batının Rusya’yı çevrelemek için Türk boğazlarına ihtiyacı vardır. Rusya’nın doğal müttefikleri ise, eski Sovyetik Baas rejiminin artıkları olan Suriye ve Irak gibi ülkeler ile İran ve onun etkisinde örgütlenen bölgenin Şii nüfus bloğudur. Rusya kendisine mal ettiği askeri bir taktik olan düşmanına, birbirine yardım göndermeyeceği mesafelerden ve iki koldan birden hücum etme prensibini bu kez kendi üzerinde uygulandığını görmek üzeredir. 


Suriye çıkarması Rusya’yı bu yıpratma savaşları tuzağına kendi eli ile düşürmüştür. Geçte olsa düştüğü durumun ayırdına varan Rus yönetimi, her hafta basına nükleer silahlardan söz eden demeçler vermektedir. Bu da bir ilk değildir, Mısır ve Suriye ittifak güçlerinin İsrail tarafından ağrı yenilgiye uğratıldığı 1973 Yom-Kippur savaşında, SSCB tek yanlı askeri müdahale ve atom bombası kullanma tehdidiyle Mısır’ın İsrail tarafından işgalini durdurulabilmişti. 


Bütün krizler hem imkândır hem de birer tehlikedir diyor uzmanlar, Suriye krizinde Rusya ve Türkiye işbirliğine giden yolu açamadılar. Rusya, ticaret yollarının güvenliği, doğu Akdeniz’de keşfedilen büyük doğal gaz kaynaklarının ve petrol yataklarının kontrolü, sıcak denizlere inme, yeniden büyük devlet olma, Şangay işbirliği örgütünün etkisini Akdeniz’e kadar uzatma, Suriye üzerinden kendisine bir pencere açarak bölgedeki Anglo-Sakson çıkarlarını olabildiğince köreltme gibi birçok jeopolitik ve hidropolitik hedefe odaklanmış gözüküyor. Amaçlarına ulaşabilmek içinse herkesin her işine yarayan bir İngiliz anahtarı vazifesi ifa eder hale gelmiş olan IŞİD terörüne dört elle sarılmış gözüküyor. Fakat ne yazık ki Kremlindeki Hayaletin peşinden giden Putinizmin büyük Rusya idealinin dünyaya sunacağı herhangi bir medeniyet iddiası yoktur. Dün Deli Petro, Lenin-Stalin zamanlarında olduğu gibi bugün de Rus yenilenmesi ‘’korku’’, ‘’şiddet’’ ve ‘’despotizm’’ üzerine kurulmaktadır. 


Türkiye bu arenanın ileri karakol ülkesi konumunda, coğrafya itibariyle bir geçiş ülkesi olarak en küçük sarsıntıları bile en derininden hissedecektir. Türkiye tarihi anlamda kuşatılmış ülke sendromundan kurtulması gerekliliğinin peşinden giderek, bölgede kendisini güneyden kuşatabilecek Şii ve Kürt nüfuzunu kırmak istiyor.  Uzayıp giden kargaşanın ekonomik faturasını bölgede Türkiye ödemektedir. Başkaları için fırsat olan Ortadoğu krizleri Türkiye için ciddi tehlikeler barındırıyor. 


Peki, Çerkesler için durum nedir, neler yapabilirler? İkinci dünya savaşı sonunda emperyalist güçlerin zayıflaması sonucu sömürgeciliğin ilk halkası olan Afrika ve diğer bazı yerler özgürlüğüne kavuştu, bu ilk halka olarak tabir edildi. 1991 de SSCB dağıtıldığında ise ikinci halkanın yani esir doğu Avrupa ve Türkistan halklarının kurutuluşa erdiği kabul edildi. ABD’nin, SSCB’yi çökertmek, Rusya’nın nükleer silahlarını elinden almak ve son aşamada Rusya’yı büyük parçalar halinde dağıtmak olarak özetlenen bir planı mevcut. 


Şimdilik görünürde Rusya’nın kendiliğinden dağılması gibi bir durum söz konusu değil; ancak tasavvufta bir şer zirvesine varmışsa eğer sonu da yakındır derler, Rusya’nın dağıtılması emareleri gözle görülmüyor olabilir; fakat bundan 5 yıl önce kimse Arap Baharını da, Suriye’nin bu aşamaya geleceğini de tahmin edemiyordu. Rusya, değil bir insanı bir halk için bile memleket olamayacak kadar büyük bir kara parçasıdır. Yeni bin yılda Rusya federasyonunun dağılması ile üçüncü halkanın tamamlanması gündeme gelebilir 


Çerkesler sosyal medyada Türk-Rus gerginliğinden mütevelli Çerkeslerin kazanımlarını kaybettikleri görüşünü paylaşıyorlar. Söz konusu kazanımlar nedir? O maddeleri bahse konu etmiyorlar. Putin iktidarından beri Çerkesya ve diğer Kafkas illerinin yöneticileri Moskova’dan atanarak geliyorlar. Anavatan Çerkesleri hala 5 bölgede parçalanmış olarak yaşıyor. Çerkesya’dan gün geçmiyor ki bir vatanseverin cinayet haberi gelmesin, fikir ve ifade hürriyeti ile özgür basın yok, muhalefet baskı altında. Rusya, Çerkeslerin soykırım ve sürgün konusundaki rehabilitasyon taleplerine kulaklarını tıkamaya devam ediyor. Adığey’in lağvedilmesi tehlikesi yeninden belirmiş durumda. Suriye Çerkesleri anavatanlarına kabul edilmiyor. Çerkes bölgelerine kasıtlı olarak Ukrayna’dan gelen Ruslar yerleştirilerek Ruslaştırma politikalarına devam ediliyor. 


Söyler misiniz? Uçak krizinde biz Çerkesler hangi kazanımlarımızı kaybettik? Lakırdısı yapılan vizesiz seyahat imkanı ise bunu bizlere lütfeden kişi Bay Putin değil, Erdoğan’dı. Bu ise sadece Nalçik eşrafı ile Kayseri eşrafının günübirlik makara tukara muhabbeti yapmak için birbirlerine gelip gitmelerine yaramıştı. Dilerseler zaten aynı işin pek alasını sürdürebilirler. Fakat SSCB dağıtıldığından beridir geçen çeyrek asırda Çerkeslerin toplumsal durumlarında kayda değer bir düzelme olmamıştır. 


Bazılarımız ise bir ülke, bir rejim, bir halk ile değil nerdeyse bütün dünya ile kavga eder hale gelen Kremlin Haydudunun yanında saf tutmuş vaziyettedir. Eski tüfekler, ağızlarına sakız ettikleri demokrasi jargonu uğruna Neo-Çar Putin’den bir keramet beklemektedirler. Bir sosyalist size demokrasiden dem vuruyorsa bilin ki yalan söylüyordur. Sosyalizm ile liberal demokrasi birbirleri ile katiyen uyuşamaz çünkü. 


Her ne kadar sıkıştıklarında batı illerine firar eyleseler bile, onların gizleyip de anlatmadıkları demokrasileri, gerçeğinden oldukça farklı bir şeydir. Hız ve hazların övüldüğü, güçten zevk alan despotların demokrasi ile bir bağları yoktur, onların kast ettiği rejim şekli ‘’dromokrasidir’’. Bunun içindir ki bir yandan Kremlinin soluk benizli hayaletinden bir ‘’süper kahraman’’ çıkarma hevesine kapılırken, diğer yandan 5nci kol faaliyetleri kapsamında, Rus ve Türkiyeli patronlarının desteğiyle ile demokrasi, demokratik ve benzeri tabelalar altında örgütlenerek Çerkesleri, Rusya yanlısı, Türkiye karşıtı politikalara devşirmeye çabalıyorlar.


O halde ne yapmalı? Tercihlerimizin gelecek nesillerimizi etkileyeceği muhakkak. Batı ile Doğu arasında yeni bir soğuk savaş patlamış gözüküyor. İlki kadar uzun sürmeyeceği ve çetrefil olmayacağı muhakkak. En çok 10 yılda bitebilir ki bunun da 2-3 yılı harcanmış gözüküyor. Soğuk ya da serin rüzgârlar beraberinde jeopolitiğin geri dönüşünü de sağladı. Üçüncü taraflara atfedilen jeopolitik önem, oyun kurucu başat aktörün işine yarar olmakla ilintili basit bir durumdan ibaret kalmakta, bu durumun klasik sonucu ise bizim gibi küçük halkları nalların gazabına sürüklemekle sonuçlandığı sıkça tecrübe edilen bir vakadır. . 


Neo-Çar 1nci Putin, Kremlinin şaşalı koridorlarında gördüğü hayaletin, Büyük Petro’ya ait olduğunu zannediyorsa da yanılıyor. Putin’e yol gösteren onun ideolojik babası hüviyetindeki Çar 1nci Nicola’nın hayaletidir. Ve Bay Putin de, Nicola gibi, batıyla girdiği bir savaş sonucu kendi canına kıyarak eceline kavuşacaktır. Rusya’nın kaderine ise, ambargolar yüzünden keyfi kaçmış lüks yaşama alışmış yeni zenginler kadar, bir Rus klasiği olan yer altına çekilen muhalefet de karar verecektir. Çerkesler de Putin oligarşisi sonrası dönemde, kendi gelecekleri hakkında söz sahip olmak istiyorlarsa bu demokrat muhalefet ile organik bağlar kurmalıdır. Çerkeslerin dikkatli olmak dışında yapabilecekleri tek şey, özgür dünyanın kıyılarında kendisine ayrılan yeri almak olacaktır.



Bu yazı toplam 4688 defa okundu.





burak demirci

Geçen çeyrek asırda çerkeslerin toplumsal durumlarında kayda değer bir düzelme olmamıştır.putinden medet uman fosil solcular,en çok 10 yıl içinde rusyanın dağılması ile sonuçlanacak.

yeni soğuk savaş ve küçük halkların başına gelecek duruma ithaf,çerkeslerin kendi gelecekleri için izlemesi gereken yol haritası kısaca hepsine katılıyorum ama önce çalışkan,dinamik,öngörülü,vatansever,samimi çerkesler bir araya gelip organize olabilmeli yoksa sonuç hüsran.
Ve evvela hem diaspora hemde anavatandaki embesil işbirlikçi satın alınmış çerkes müsveddelerini hakkıyla aradan çıkarıp hak ettiklerini vermek öncelikli şiarı olmalıdır çerkesin.

16 Aralık 2015 Çarşamba Saat 22:27
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net