Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
Araçlar Amaç Olduğunda
22 Ocak 2018 Pazartesi Saat 15:41

"O, benzerine az rastlanır bir güzelliğe sahip ve cazibesi kadar neşesi de sonsuz olan bir genç kızdı. Ressamı görüp sevdiği ve onunla evlendiği an hayatının uğursuzluk saati çaldı. Ressam, ateşli, çalışkan, sert ve zaten eşini sanatında bulmuş bir insandı; halbuki o, benzerine az rastlanır bir güzelliğe sahip ve cazibesi kadar neşesi de sonsuz olan bir genç kızdı; şen, güler yüzlü, bir karaca yavrusu kadar oyunbaz, her şeye sevgi besleyen, değer veren, yalnız rakibi sanattan nefret eden, yalnız sevgilisini ondan ayıran palet ve fırçalar gibi uğursuz şeylerden korkan bir genç kızdı.

Böylece, ressamın kendi portresini yapmak istediğini duyması kız için korkunç bir darbe olmuştu. Fakat kız mütevazi ve uysaldı. Yüksek kulede, ışığın yalnız yukardan tualin üzerine düştüğü karanlık odada hiç şikayet etmeden haftalarca poz verdi. Ressam içinden, saatlerce, günlerce süren işinden pek gurur duyuyordu. Ateşli, vahşi ve huysuz bir adamdı; hayallerinde kendisini kaybediyordu. Öyle ki, bu ıssız kulede ancak tepeden sızan ışığın sevgilisinin sağlığını harap ettiğini, onu içten içe yediğini hangi göz olsa görebilecekken, o göremiyordu. Kız, büyük bir ünü olan ressamın işine ne derin bir aşkla bağlı olduğunu, kendisini çok seven fakat günden güne zayıflayan ve cesareti kırılan sevgilisini tasvir etmek için nasıl gece gündüz çalıştığını görüyor ve gülümsüyor, şikayet etmeksizin durmadan gülümsüyordu. Gerçekten portreyi görenler, aslına benzeyişinden, adeta bir mucizeden bahseder gibi, alçak sesle bahsediyorlar ve bunun yalnız sanatçının büyük kudretinden değil, o kadar ustalıkla resmini yaptığı güzele olan derin sevgisinden geldiğini söylüyorlardı. Fakat portrenin bitmesi yaklaşınca artık kuleye kimse kabul edilmez oldu. Çünkü ressam işinin hararetiyle vahşileşmişti ve gözlerini tualden karısının yüzüne bakmak için bile pek seyrek kaldırıyordu.

Resme döktüğü renklerin, yanında duran sevgilisinin yanaklarından uçup gittiğini fark etmiyordu. Haftalar geçip de yapılacak az şey (ağzın üzerine vurulacak bir fırça, gözün üstüne düşürülecek bir renk) kalınca kadının ruhu, sönmekte olan bir lambanın alevi gibi, bir an parladı. Artık son fırça vurulmuş, boya sürülmüştü. Bir dakika ressam, eserinin önünde hayran hayran durdu. Fakat, resme bakarken titredi, rengi uçtu, benzi ölü gibi sarardı, ' Gerçekten, hayatın ta kendisi oldu bu! ' diye haykırdı. Gözlerini birden bire sevgilisine bakmak için çevirdi: Genç kadın ölmüştü."                                                                                                                                         Oval Portre- Edgar Allan Poe                  

                                                                ***                                                                                                  

Yaşamım boyunca çok farklı kişi, karakter ve kültürler ile temasım olduğu için, farklı yönlerden bakmayı ve yorumlamayı sevmiş ve sanırım becermişimdir.


Çok küçük yaşlarda daha 12 yaşında yaz tatilinde çalışmaya başlamıştım. İlk çalıştığım yer Eminönü-Tahtakale'sinde bir düğün şekerlemesi imalathanesiydi. 3 ay çalışmak bana iyi gelmişti. Sonra okul başlayınca eğitim yaşamımı sürdürdüm. Fakat 13 yaşımın yazında yine Tahtakale'de bir Yahudi tüccarın yanına girdim. Yeni işim daha önceki imalat işinden farklıydı, çok güzel deneyimler yaşadım.


Erken yaşlarda bir Yahudi tüccarın yanında çalışmak harikaydı. Orada ailemden miras kalan özelliklerimi daha bir üst aşamaya getirmeye çalıştım; çalışkanlık, istikrar, sebat, sabır, ikna, doğruluk, verilmiş sözü gerçekleştirme, hedefe odaklanma, kararlılık, empati vb.


Yaz sonunda patron benden memnun kalmıştı ki okuldan sonra yarım günlük çalışıp çalışamayacağımı sordu. Bende memnuniyetle kabul ettim. Zor oluyordu belki fakat okulda alınan teorik bilgileri, yaşamın içinde deneyimleyerek öğrenmek daha kolay oluyordu.


15 yaşımda iken bu kez babam esnaflığa atılacak oldu. Amcam işlettiği kırtasiye/ fotokopi dükkanını bırakmak istiyordu. Babam yaşamında ilk kez yapacağı ticarette beni de yanında istiyordu. Bu şekilde ikinci kez ticarete atıldım.  Artık lise ve üniversite eğitimim boyunca hem okuyacak, hem çalışacaktım.


Dünyanın en ilginç, en hareketli metropolü, İstanbul'un, kültürlerin kaynaşma noktası olan Beyoğlu'nda çalışıyordum. 1979 Beyoğlu'su, o dönemlerde müslüman olmayan azınlıkların bugüne göre oldukça fazla olduğu dönemlerdi. Özellikle Rum, Ermeni, Yahudi, Levanten, Arnavut, Laz gibi değişik halklardan çok sayıda insan ile hem müşteri, hem de insani ilişkiler geliştirdim.


Levantenler Osmanlı döneminde genelde İstanbul ve İzmir'de yaşayan, cumhuriyet döneminde de az da kalmış olsalar mevcut olan Fransız ve İtalyan gibi Batı Avrupa kökenli azınlıklara denirdi. Beyoğlu'nu bilenler bilir örneğin Rus konsolosluğunun karşı sokağı Gönül sokak bir zamanlar Levantenler'in yerleşim noktasıymış. O zamanlar kentsel dönüşümden nasibini almamış Tarlabaşı semti dimdik ayaktaydı ve semtte binlerce Rum ve Ermeni yaşardı. Nostaljik o zamanın apartmanları da olan o taş evlerde canlı birer tarihe tanıklık etmişimdir.


Yine Galata, Tepebaşı ve Tünel civarında yerleşik Yahudiler, belki bin yıldan fazla süredir ülke ekonomisinin şah damarı durumundaki bir bölgesine muhteşem bir renk katıyorlardı. Farklı karakter ve kültürler ile ilişkiler, insanın entellektüel yapısında büyük değişimler yaşamasına yol açıyor. Düşünülmeyen düşünülebiliyor, yaşanmayan yaşanabiliyor.


Her toplumsal kümenin dünyaya, evrene, insana, bilime, her şeye bakışı doğal olarak farklıdır. Tek küme ile temas başka, çok küme ile temas başkadır. Daha geniş düşünmeyi öğrenebilirsiniz. Tabloyu daha farklı yönlerden gözlemleyebilirsiniz. Kısaca; tek küme içinde, tek kaynak ile beslenerek monologa, çok küme içinde farklı kaynaklardan beslenerek diyaloga yatkın olmak doğaldır. Bunu yaşamım boyunca yaşayarak öğrendim.


Bizim meselemiz Çerkes ve Çerkesya meselesi. On binler, yüz binler hatta dünyada milyonlarca insan Çerkes olmaktan mutlu olduğunu, bundan kıvanç duyduğunu söylüyor. Biz basitçe Çerkes olduğunu söyleyenler ile ilgili değil de bu terimlere basit aidiyet ölçüleri ötesinde bir sorun, bir kaygı kaynağı, bir geçmiş ile gelecek arasında varoluş mücadelesi olarak görenler arasındaki farka odaklanmak istiyoruz.


Çerkes ile Çerkes olmayan arasındaki farkı, nefret, intikam veya ötekileştirme ölçüsü olarak kullanan, tanımlayan kimseye rastlamadım yaşamım boyunca.


Çerkesler arasında tek kültürlü kaynaktan beslenme ile kısırlaşan entellüktüel yapı ve yozlaşan toplumsal değerler, bu zamana kadar toplumsal bir tehdit olarak varlığını sürdüre geldi. Fakat sadece kendi toplumsal varlığına tehdit olarak. Yani Çerkeslik, yaşadığımız zaman dilimine kadar başkaları, başka toplumsal süjeler için bir tehdit unsuru olmadı. Bilakis kendi kendini yiyen bir öz-yamyamlığa sürüklendi.


İşte Çerkes’in kendinden başka herkese faydalı bir varlığa dönüşme öyküsü de böyle kalıcı halde geldi. Bu belki biraz fazla sorumluluk alma, işkoliklik ve özveri ile ilgili bir durum. Araç bildiklerimiz zaman içinde amaçlaşabiliyor. Araçlar amaçlaştığında da istenenden giderek uzaklaşıyor ve uzaklaştığımızın da farkına varamıyoruz.


Bunun temelde en büyük sebebi; sorunlara, olay ve olgulara çok yönlü bakamama ve yapılacak işe fazlasıyla odaklanarak, güncel yaşamdan ve gerçeklerden kopmadır. Onun için her türlü dış tehdite karşı uyanık olduğumuz gibi, içimizden gelen tehlikelere dikkat etmemiz, kendimizden ve yaptıklarımızdan da sorumluluk duymamız gerektiğini anlamamız gerekiyor. İşler kötüye gittiğinde ya da olumsuz sonuçlarla karşılaştığımızda, samimiyetimizin, iyi niyetimizin bize hiç bir faydası faydası olmayacaktır.


Bu yazı toplam 3187 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net