Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Silah Başına
24 Ekim 2022 Pazartesi Saat 21:48

Zafer ümitleri büyük ölçüde istilanın Rusya'da politik bir ayaklanma

yaratacağı beklentisi üzerine inşa edilmişti… Mareşal von Kleist


Fransız icadı mecburi askerlik ucuz asker temini sayesinde Napolyon’a Avrupa kapılarını açmıştı. Borodino Savaşında Rus ordusunu geri çekilmeye zorlayarak Moskova’yı işgal etmiş olsa bile hasmını tamamen imha edememesi gerek verdiği ağır kayıplar ve ikmal sorunu yüzünden Napolyon Rusya topraklarını hızlıca boşaltır ve 1812 seferi Fransa’nın itibar kaybı ile sonuçlanır.


Birleşen Avrupa ülkeleri Napolyon’u önce Waterloo’da ağır bir şekilde mağlup eder, sonrasında başkentleri Napolyon tarafından işgal edilen Rus Çarı ve Prusya (Alman) kralının ısrarı ile birleşik ordular dört yüzyıldır yabancı askerin ayak basmadığı Paris üzerine yürürler. Napolyon Paris’in direnmeden teslim olmasına kızar, tahttan indirilir, Elbe adasına sürgüne yollanır.


Osmanlı 1nci Dünya Savaşı öncesinde ilan ettiği ‘silahlı tarafsızlık’ usulü ile 3 milyon askeri silaj altına almıştı. Zamanı yaşan subayların şahitliklerine göre bu kadar büyük oranda toplanan askerden kimisine postal kimisine tüfek yetmemişti. Tehlikenin büyüklüğü belki de yöneticileri böyle bir tedbir almaya itmişti. Yavuz devrindeki Osmanlı, zamanın ikinci süper gücü ve Frenk alemi tarafından ölümsüz devletlerden birisi kabul edilen Mısır Çerkes Memluk Sultanlığını üzerine bile 1/3 ancak muharip olan, çoğunluğu ikmal-iaşe ve diğer yardımcı sınıfları barındıran 4 yüz bin kişi ile yürümüştü. (Ötüken Yayınları-Büyük Türkiye Tarihi Cilt 2) Türk tarihçilerin bile övgüyle söz ettiği Çerkeslerin sokak sokak, ev ev, oda oda kanlı Kahire savunmasının ardından işgal edilebildi.


Fransız ihtilali ve ulus devletin mecburi askerlik modelinden önce krallar, padişahlar, pşılar basit halkı ateşe sürmezlerdi. Onun yerine nişancı taburları denene paralı askerler, her biri asalet unvanına sahip zırhlı süvari birlikleri, tımarlı sipahiler, yeni çeriler beslenirdi. Çerkeslerde askeri sınıfın adı ‘’vork’’idi. Vorkler birinci dereceden yönetici sınıfın altında yer alan bir nevi subay sınıfı ve onların komutanlığında eğitilip donatılan çoğu asilzadelerden oluşan askeri kıtlardan oluşuyordu.


Fakat yeryüzü o zamana kadar toplanabilmiş en büyük askeri kalabalıkları ve yüksek ateş gücünü bünyesinde barındıran Sovyetler Birliği ile 2nci Dünya Savaşı ertesinde tanıştı. 1980’lere gelindiğinde Amiral Groshkov’un emrinde 190’ı nükleer, 180’i dizel 370 parçalık Sovyet denizaltı harp filosu vardı. Bu öyle büyük bir güçtür ki kıyı donanması hüviyetine sahip olduğu halde bile Akdeniz’in ikinci büyük donanması kabul edilen Türk donanması envanterinde bugün sadece 18 dizel denizaltı mevcuttur.


Yine Sovyet silah mevcudu NATO ile kıyaslandığında 40 bin zırhlı savaş aracına karşılık NATO’ya üye Avrupa ülkelerinin toplamda 22 bin zırhlı savaş aracı vardı. Bu rakamlara Demir Perde üyesi diğer 6 ülkenin tankları eklendiğinde sayı 60 bine kadar çıkıyordu. O yüzden Sovyet zırhlı saldırısının ancak Avrupa derinlerinde durdurulabileceği doktriner olarak varsayılıyordu.


Sovyetlerin asker sayısı 5 milyona, taktik ve stratejik nükleer cephaneliği 12 bin 500 adede bu sistemi işler halde tutacak personel sayısı (stratejik roket kuvvetleri) 330 bin mevcuda dayanıyordu. Buna mukabil dünyanın her yerinde konuşlanmış 9 bin radar, onlarca casus uçak ve dünya yörüngesinde dönen bir düzine uydu, ani bir Sovyet füze saldırısı olasılığına karşı erken ihbar ve uyarı yapmak için Pentagon’a çalışıyordu.


Batı bloğunun klasik-konvansiyonel silah sistemlerinde sayısal olarak üstün olduğu hiçbir alan yoktu, hava araçları alanında bile Sovyetlerin savaş filolarında mevcut sayısı 6 bini geçen savaş uçaklarına karşı Nato ülkeleri bu sayının ancak yarısını işletmede tutuyordu.


Ama savaşın kaderini belirleyen şey silaha hâkim olma hakkını veren eğitim disiplini ve taktik komuta üstünlüğü ile hasıma derinlerde etki eden teknolojik gelişmişliktir. İlkinde görece bir eşitlik söz konusu olsa bile ikincisinde batı envanteri mutlak olarak üstünlüğe sahipti. Mustafa Kemal Paşanın ‘’Ordu, komutanı kadardır’’ lafzı durumu özetlemeye yeterlidir.


Yine Prusyalı General Carl Von Clausewitz’in milletlerin savaş kapasitesi hakkındaki görüşleri olaraktan; bir halkın ruhsal güçleri, çeşitli biçimlerde kullanılır ve gelişir. Fakat halkın değişik faaliyetleri ne kadar az olursa, askeri faaliyetler bunların arasında o kadar geniş bir yer tutar ve milletin içerisinden çok sayıda savaş dehasının çıkma olasılığı o kadar artar. Ancak bu askeri faaliyetlerin seviyesini değil, sadece genişliğini belirler; seviyesi, halkın genel fikri ve manevi gelişme derecesine bağlıdır…’’ yani bir ülkenin ahalisi ne kadar kültürel, fikirsel, düşünsel anlamda zenginliğe ulaşmışsa o derece de kendini savunma kabiliyetinde de sahiptir. Bu gelişmişliği yakalayabilmek ise elbette fikir ve örgütlenme özgürlüğünün olduğu demokratik batı medeniyetinde daha fazla mümkün olmuştur.


Sovyetler ve varisi Rusya ise arzın demokrasi ve özgürlükleri nerdeyse hiç tatmış bir arazi parçası olageldi. Bütün Asya ana karasında olduğu üzere halklar veya bireyler mensubu oldukları rejim veya devletin sahiplerini eleştirilmediği sürece değersiz hayatlarını istediği gibi tüketme hakkına sahiptir. Aksi durumlarda devlet düşmanı olarak fişlenip amansız takibata uğramaları olağandır. Sovyetlerin Gulag çalışma kampları milyonlarca düşünen insanı yiyip yutmuştu. Stalinizmin Gulag toplama kampları sonrası ‘sovyetik tip’ insan türü oluştuğu rejim eleştirilerinde sıkça kullanılır… homosovyetus…


Balçık ayaklı Rus anasının yavruları dünya karşısında faşizan nefret duygularını içinden atmadıkça, medeni birikimini insanlığın yararına gün yüzüne çıkarmadıkça, acı çekmeye de etrafına acı vermeye de mahkûm kalacaktır. Bu da Marksiz’min ATÜT terkibine denk gelen bir çıkmaz sokak yaratacaktır. Üzülerek belirtmekte fayda var ki, Rus muhalefeti denen ‘’şeyin’’ en iyi temsilcilerinin bile rüyalarında Rus İmparatorluğu hayali görmekte olduğu kontak kurabilenler tarafından ifade edilmektedir. Bu yönden şu anki Putin muhalifleri de sömürülen esir halkların özgürlük ve refah taleplerine ezici askeri güç ve yıkım ile cevap vereceklerdir.


2014’den beri Rusya destekli ayrılıkçılar aracılığı ile Ukrayna ile savaşan Rusya, kendisinin doğrudan Kırım yarım adasının işgali ile yetinmeyerek 21 Şubat 2022 de ‘özel operasyon’ kurgusu altında Ukrayna’nın tamamen işgali için ordularını sev ketti. Ukrayna yurtseverliğinin göğüs gerdiği bu vahşi saldırılar, özgür dünyanın da desteği ile geriletilmiş ve savaşın sekizinci ayında Ukrayna ordusunun iyi planlanmış karşı taarruzları neticesinde etkili oranda geriletilmiş bulunuyor. Son aylarda Ukrayna ordusu büyük oranda geri toprak kazanımlarında bulundu, mevzilerini ilerletti.


Buna mukabil Rusya’nın mutlak efendisi, her şeyi herkesten daha iyi bilen, ülkenin koruyucusu, tek hâkim, tek lider, Ortodoks tanrısının gölgesi, göklerden gelen emirlerin muhatabı Çar Putin halka ‘’silah başına’’ emrini verdi. Önce 300 bin kişilik ‘kısmi’ olduğu olarak ilan edilen sefer görev emri ‘genele’ dönerek mevcut sefer görev emri sayısının +1 milyona hedeflendiği konuşulmakta. Rus ordusunun hali hazırda mevcudu 1 milyon 200 bin civarındaydı.


Peki, çözüm olur mu?


Yeryüzünün en kanlı savaşlarının cereyan ettiği bu ovalarda Ukrayna ordusu takviye edilmiş kalabalık Rus mekanize piyade tugayları cephe çizisine akın akın gelmeden önce Herson ve Maripol’ü de alarak Kırım sınırına dayanma peşinde. Son aylardaki başarıları ile Donetsk ve Luhansk (Donbass) bölgesinde üzerinde taktik baskı üstünlüğünü zaten ele almış vaziyette. Kış öncesi kanlı taarruzların getirisini politik pazarlık kazanımları ile perçinleyecek gibi gözüküyor. Kış mevsiminin de karşılıklı siper savaşlarında tüketileceği üzerine durulmakta.


Buna mukabil Rusya taktisyenleri, kuzeyde Belarusya üzerinden yeni bir cephe açma girişimi gibi markaj edilecek hareketlikte bulunmakta. Rus ırkının en savaşkan boyu olduğu öne sürülen Belaruslar bu yönde askeri hissiyat ile teşvik edilmekte, Belarus’un Ukrayna sınırına yakın kasaba ve ormanları askeri bölge ilan edildi, Rus ve Belarus orduları karşılıklı askeri araç gereç değişiminde bulunuyor, yani Belarus ordusuna daha yeni ve sağlam askeri araç takviyesi yapılıyor.


Rusya’nın kale hamlesine Ukrayna müttefikleri Polonya-Belarusya sınırına askeri yığınak yapmak ile yanıt verdi. Bu batının Belarus birliklerinin Ukrayna sınırını geçmemesi için kesin aynı zamanda keskin bir uyarısıdır. Almanya ile Rusya arasında güçlü bir Polonya’nın ikame edilmesini batı Avrupa stratejisinin ana doktrin maddesi olarak gören teşkilat, savunma kapasitesinin geliştirilmesi açısından Polonya silahlı kuvvetlerinin eğitim donatım işine büyük yatırım yapacaktır.


Sayısal üstünlüğü 1/3 oranında Ukrayna’ya kaptıran Rusya ise bunu tersine çevirme peşinde. Bir yandan ise klasik Rus barbarlığının örneği olduğu afişe edilen tipleri cephe komutanı olarak atayarak gelecekte Ukrayna’nın muhatap olacağı jargonu göstermek istiyor. Oysa İkinci Dünya savaşında bu topraklarda karşılaşan Sovyetler ve Nazi Almanya’sı bu savaşları en cani komutanları ile değil, iyi kurmay subayları ile yönetmişti.


Savaşın kaderi aşağı yukarı belli oldu, takriben yetmiş beş yıl önce Nazi Almanya’sı adına Sovyetleri işgal eden kuvvetlerin kıdemli komutanı Generalfeldmarschall Paul Ludwig von Kreist; Zafer ümitleri büyük ölçüde istilanın Rusya'da bir politik ayaklanma yaratacağı beklentisi üzerine inşa edilmişti. Uzun sürecek bir mücadele için hazırlıklarımız yoktu. Her şey sonbahardan önce kesin sonucun elde edileceği fikri üzerine inşa edilmişti… demektedir.


Tarih tekerrür ediyor ancak bu kez tam da tersine akıyor. Rusya askeri tehdit yolu ile Ukrayna’da gelişecek iç ayaklanma senaryosu ile kendisine bağlı ‘uydu bir devletçik’ yaratabileceği kolay hesabındaydı. Ancak Abhazya, K.Osetya, Ermenistan gibi küçük ülkecikler babında işleyen bu hesap tutmadı. Şimdi siyasi ikbal ihtirasının körüklediği acımasız savaşın acılarını milyonlarca masum insan çekmekte. Halk için, vatan için, bölünmez bütünlük için, büyük Rusya için, Ortodoks İsa için, Çar için vesaire için denilerek ama sonuçta öldürmek ve öldürülmek için saflar silah başı ettiriliyor.


Savaşlarda her daim bir ordu devlete yaslanır, devlet ise halkına; uzayan savaş Rusya’nın ekonomik ve siyasi krizler anlamında uzun soluklu bir koşuya tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Ordunuz kalabalık olabilir, devletiniz despot bir lider etrafında toplanmış demir kadro eli ile sertçe yönetiliyor olabilir, peki halkınız güçlü mü?


Her ne kadar bağımsız enerji ve gıda kaynaklara sahip gibi gözüküyor olsa bile Rusya, arkasına çok ciddi batı desteğini alan Ukrayna ile bir yılı daha savaşarak geçirecek gücü kendinde görememektedir. Çünkü bu denklemde halk zayıf halkadır ve hiçbir kaynak sonsuz ve sınırsız değildir. Buna birde Putin’in ölümü ile ani gelişen veraset krizi eklenirse Rusya büyük bir kaosun içine düşebilecek potansiyeli taşımaktadır.


Tek olmasa bile Nazi Almanya’sına karşı Sovyet başarısının amil faktörlerinden biriside A.B.D ve İngiltere’den aldığı çok büyük miktardaki askeri, ekonomik ve gıda yardımlarıydı. Kaldı ki en şaşalı dönemlerinde bile SSCB yıllık 3,2 milyar dolar düzeyinde bir ciroya varan ticaret ile batıdan makine ve donanım tedarik ediyordu. Yani demir perde olarak anılan süper güç Sovyetler bile yüzünü bu denli batıya kapatmamıştı.


Her hafta bir başka kokuşmuş bir ağızdan tekrar edilen nükleer silah kullanma tehdidi ise Putin ve demir perde oligarşisinin ne kadar köşeye sıkışmış olduğunun başat göstergesidir. Rusya nükleer silah kullanamaz. En başta coğrafi yakınlık buna engeldir. Ve NATO’nun mukabele tehdidi de bir gerçektir. Çünkü uygar batının savunması artık Ukrayna’dan başlamaktadır. Ukrayna, pazarlık masasında Kırım’ı geri alamasa da diğer işgal edilen diğer toprak parçalarını kazanarak sınırları içerisinde tutabilecektir. Rus-Ukrayna savaşı kanlı geçecek bahar ve yaz aylarının ardından cesur Ukrayna kuvvetlerinin işgalcileri yenmesi ile en geç önümüzdeki sonbahara bitecektir. Daha fazla uzaması dünya için bir facia eşinin geçilmesi demektir.


Savaşın daha fazla uzaması demek Rusya’nın ekonomik çöküşü hatta perişanlığı demek olup, savaş sırasında veya savaşın doğrudan sonuçları arasında yer alan bir iktidar değişikliği ile aç kalan Rusya’nın yetmiş yıldır hür dünyaya tehdit olarak elinde tuttuğu nükleer cephaneliğini işletme maliyetlerini karşılayamama sorunu nedeniyle kaybedecektir. Böylelikle dünya büyük bir dertten daha kurtulmuş olacaktır.


Diğer askeri seçenek olarak cephelerde yenilen Rus ordusu taktik nükleer çılgınlığına başvurması halinde; bütün dünya için ne kadar tehlike arz ettiğinin anlaşılması neticesinde Çin dâhil tüm büyük güçlerin ve ittifak ülkelerinin açık saldırısına uğraması içten bile değildir. Rus doğu coğrafyasında siyasi ve ekonomik emelleri olan ve sadece tarihi boyunca son birkaç on yıldır Rusya ile çekişmeyen Çin’in bu teklife sıcak bakmaması için hiçbir neden yoktur. Bu gelişmeler tarihin seyrinde garantör A.B.D.’nin Avrupa güvenliği ve doğuyu şekillendirme stratejisine uygun adımlardır. Rusya eğer konumunu ve gücünü muhafaza etmeye devam etmek istiyorsa bir an önce işgalden vazgeçip ordularını geri çekmek ve barış masasına oturmak zorundadır.


Kafkasya halkları hiçte alakaları olmayan bir savaşın tarafı olmak mecburiyeti ile yine zor bir sınavın içerisine düştü. Rusya daha doğrusu Putin kuklası olan yerel yönetim elitleri, siyasi varlıkları için Kafkasyalı gençleri ateşe sürmekten çekinmeyecektir. Eskiden Çerkes ve Kafkasyalı asillerde olan yüksek duyguların basit halkta anlamını yitireli çok zaman oldu.


Kafkasya’nın her özerk cumhuriyeti belli başlı klanlar ve onların ahfadı tarafından sömürülen birer çöplüğe döndürüldü. Örnek vermek gerekirse Kabardey Kokov hanedanlığı. Putin’in atadığı her cumhuriyet başı –arada fire verilse de- bir Kokov soyadını taşımakta. 2700 küsur Kabardey soyadı içerisinde en şanslı Kokovlar. Gelen de giden de Kokov. (Ko eki malum yalnızca oğlu demek olmayıp, domuz anlamına da gelmekte).


Batının taktisyenleri açısından Baltık’dan Karadeniz’e düşünülen savunma hatları haritalarında tek boşluk 1864 de yok edilen Çerkesya’dır. Telafisi çok zor ama imkânsız olmayan bir kayıp. SSCB çöktüğünden beri Rus gizli servisinin yönetimindeki D.Ç.B ve uzantıları STK’ları etkisi ile ‘’Abhazya’nın bağımsızlığı’’ masalıyla uyutulan Çerkesler ulusal bir toparlanma ve hak arayışına giremediler. Onun yerine Türk ve Rus istihbaratının etkisindeki STK’lar ile Çeçenistan savaşları üzerinden Birleşik Kafkasya, Abhazya üzerinden Adıgo-abhazcılık senaryolarına ‘’ulusal kimliklerini inkâr’’ pahasına angaje edilmek ile yetindirildiler. Şimdi bu büyük çalkantılar arifesinde ellerinde işe yarar hiçbir güç kırıntısı ve bölgede güvenilir, sağlam bir tek müttefikleri bile yok.


Avrupa, Baltık-Karadeniz eksenli savunmasında eski Çerkesya yani doğu Karadeniz kıyılarını dikkate almak zorunda. Kırımdan sona Rusya’nın en büyük askeri üsleri, kimi nükleer depoları, hava üsleri bu kıyılarda ve onun iç kesimelerinde konuşludur. Rusya’nın dış ticaretinde büyük yekûn tutan miktarlarda nakliyat da bu kıyılardaki limanlardan yapılmakta. Rusya ile ambargo da bu kıyılardan ve Türkiye üzerinden delinmekte. Çerkesler ise dikkate alınabilmeleri için potansiyellerini harekete geçirmek zorundalar.


Oysa Çerkesler Sovyetlerin dağılmasının hemen akabinde 1991 de ulusal kongresini toplayıp yapabilen ikinci halktı. İlk kongre daha küçük ve az bir nüfusa sahip ve Osetya ile savaş nedeniyle birazda mecburen toplanan İnguş Halk Kongresi idi. Tek emelleri mevcut marazanın yani Çerkes halkının parçalanmış yapısının Rus egemenler lehine korunması olan, karşılığında ise Nalçik’e rahat gidip gelerek votkalarını yudumlamak olan siyasi ekâbir genç ve dinamik Çerkes sosyal yapısını mahvedip, komaya soktukları için ne kadar sevinseler azdır.


Tüm Sovyetler birliğinde komünist parti dışında ilk kurulan siyasi teşekkül Çeçen halkının dava adamlarının Bart (Birlik) partisiydi. Çeçenlerin ulusal davlarında kat ettikleri mesafe çok büyük olmakla birlikte, iki yıkıcı savaş ve terörle mücadele adı altında halka karşı yürütülen vahşet nedeniyle on yıllardır süren ‘Kazaklaştırma’ hareketinin ne kadar başarılı olduğu da son Ukrayna savaşında görüldü.


Her ne kadar arada bir Stenka Razin, Emillan Pugachev benzeri ayaklanmaların patlak verme olasılığı yüksek olsa da; Çeçenlerin Rus öncüleri olarak Kazaklaştırılması tüm aşamaları ile başarılmış gibi gözüküyor. Tarihi vatanları Ukrayna ile savaştırılması sakıncalı gözüken has Rus Kazaklarının yerine, işgale sürülen kalabalık Çeçen askeri birlikleri ile gidişat emin adımlarla ilerliyor. Türk halkların davul zurna gümbürtülerine benzer şekilde Çeçen gençlerde ait olmadıkları bir savaşa dini misyonlar yüklenerek ‘tekbirler, ilahiler, şatafatlı konuşmalar’ ile güle oynaya gönderilmekte.


Kadirov, 1991 de tercihinde yanılan ve Yeltsin iradesi karşısında tutunamayıp beyaz ev bombardımanı sonunda siyasi ikbalini kaybederek silinip giden eski Rusya federasyonu meclis başkanı Çeçen Ruslan Hasbultov örneğini tekrar etmeyerek, Putinov hanedanlığının yükselen yıldızı olmaya devam ediyor. Tabi onu oraya taşıyan şey önce dava arkdaşlarına ihanet eden babasının mirasını yüklenerek ‘’asi Çeçenleri’’ yok etmesi, şimdi ilse Ukrayna’da cepheye sürülen Çeçenlerin kanı oldu ve olacak. Kadirov kendisini, Hazar’dan Elbruz’a kadar olan toprakların tek efendisi, Çar’ın bölge valisi gibi görmekle birlikte hayallerinin daha uzaklara uzandığını da söyleyenler olmaktadır.


Bu arada Çeçen güçlerinin Ukrayna savaşında saldırı güçleri olarak tehlikeli görevlere atıldığının altını çizmekte fayda var. Ukrayna’yı işgal eden güçlere katılım için gönderilen Çeçen askerlerinin sayısının 70 bine çıkartılacağı söylenmekte. Buna mukabil Ukrayna saflarında savaşan birkaç yüz kişilik Çeçen birlikleri de var. Bunlar iki Çeçen-Rus savaşı sırasında vatanlarını terk etmek zorunda kalan mülteciler. Enteresan olanı 50-60 kişilik bir Çerkes müfrezesinin de Ukrayna saflarında savaşmaya başlaması oldu, görsel olarak henüz teyit edilmese de haber kaynaklar tarafından doğrulamakta.


Öte yandan RF bağlısı diğer Türki cumhuriyet bölgelerinden de tabiri caizse Anadolu’daki davullu zurnalı asker uğurlamalarına benzer şekilde Rus ordusuna ‘şenlikli’ katılımlar gözlenmekte. Zaten küçük Çerkesya ve Kafkasya yüzyıl boyunca Rus işgaline direnirken koskoca Türkistan sadece beş yılda işgal edilivermişti. Merkezi Kafkasya da ki Türkik Karaçay/Balkar Bölgelerinin Rus işgaline direnişi sadece yarım günden ibaret kalmıştı. Şimdi de aynı yörelerin ulusalcı aktif internet sitelerini yöneticileri hiç utanmadan; Çerkesler ‘sözde’ veya ‘hayali’ Çerkesya ile avunurken kendilerinin Rusya ile mutlu bir gelecekleri olduğunu beyan etmekten çekinmemekteler. Yani Rus Çarlığının Çerkesleri imhasının kendilerine hayat alanı açmasına şükran duymaktalar. Boşa dememişler; kiminin düğünü, kiminin cenazesi…


Rusya Savunma Bakanlığı Askere Alma Dairesinin silah başına çağrısına San Petersburg ve Moskova dışında en büyük tepki Dağıstan’dan geldi. Dağıstanlıların bu cesaretini daha küçük ölçekte de olsa Nalçik izledi. Öte yandan Kabardey Cumhuriyetinin Çerkes halk lideri kadrolarından kimilerinin yurtdışına çıkarak öz yönetim kurulları oluşturma yöntemine başvurdukları gelen haberler arasında.


Bu kimliklerden en belirgin olanı Polonya’ya geçerek youtube kanalında çektiği videolar ile halka sesleniş faaliyeti icra eden İbrahim Yağan ekibi, bir diğeri Tiflis Çerkes Bürosu çalışanları. Yakınlarda Türkiye’de de bir çalışma gurubunun faaliyete başlaması olası gözüküyor. Yalnız Türkiye’ye gelen ekibe buranın Rus oligarşi çetesinin cirit attığı bir yer olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu gelişmeler üzere Çerkesler batı ittifakında ilk adımlarını atmış gözüküyor.


İlk adımı atan Çerkeslere jest kabilinde, Ukrayna ve Polonya’nın Gürcistan yolunu izleyerek 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü başvurularını parlamentolarından geçirip onaylayarak tanımaları, bizim için büyük kazanım olarak tarihe geçecektir.


Çerkes halkı da diğerleri gibi kendi kaderini Putin’e bağlayan yöresel yönetici elitler eli ile göbekten sisteme bağlıdır. Ne askeri ne de ekonomik gücü yok denecek kadar azdır. Fakat Abhazya Savaşından Çeçen milliyetçisi olarak dönen ve Çeçen Milli Muhafız Milislerinin çekirdeğini oluşturan savaşçıların icraatlarının benzerlerinin 30 yıl ara ile şimdi Çerkesler arasında cereyan ettiği görülmekte.


Çünkü ‘’Çerkes Sorununu’’ sürekli görmezden gelen hatta Çerkes eliteler ile işbirliği içerisinde Çerkes halkını Sovyetler Birliğindeki kültürel-entelektüel gelişmişlik seviyesinden bile daha gerisine atan Rusya ile yaşamamın fazla bir getirisi olmadığı görülmüştür. Öte yandan elinde hiçbir şeyi kalmayan (hatta ulusal birikimleri bile yağmalanan) Çerkesler için Rusya’sız bir hayatının olabileceği de şüphelidir. Çerkesya M.Emin Asalay’ın Kırım Savaşı (1854) sırasındaki tutukluğunun bir benzerini yaşamak zorunda bırakılıyor.


Diasporada ise yıllardır duyduğumuz aynı sözler işitilmekte; Rusya’nın Ukrayna’da belirgin yaralar almasının ardından Abhazya’nın güvenliğinden endişe eder biçimde Abhazya’nın yanındayız mesajları verilmekte, youtube de birkaç Çerkes ve Abhaz’a video çektirip Adıgo-Abhaz akrabalığı efsanesi yeniden dillendirilmeye çalışılmakta.


Kan kardeşliğinden çok daha öte eroinmanlar gibi ideolojik Rus bağımlısı kimi sosyalist Çerkesler ise Türk Avrasyacı akım ile aynı tonda; ‘ama NATO nükleer füzelerini Ukrayna’ya yerleştirecekti’ şeklinde Rus işgalini meşrulaştırma gayreti güden böğürtüler çıkartmaktalar. Çocuğunun saç tıraşı üzerinde bile söz sahibi olamayan bu nahoş kitlenin NATO’nun füzelerini nereye yerleştirileceği hakkında ahkâm kesmesi ise apayrı bir komedidir.


Geçmişte yayımladıkları bildiriler ile Rusya’nın dostunun dostu olan ve düşmanları ile savaşmaya yemin eden sosyo-diasporik cenahında da vakit geçirmeden Rus ASAL dairelerine başvurmalarını ivedilikle bekliyoruz. Ve hayır, milyon defa hayır; Çerkesler bir daha asla Rus köyü Abhazya için savaşmayacaktır.


Mevcut siyasi irade ise maslahatı kurtarmak üzerine bina ettiği dış politika modelinde ip cambazı gibi orta yerde ama uçurumun kıyısına daha yakın durmakta. Rusya ile Türkiye arasındaki mübadeleler bütünü dostluk, güven ve stratejik ön görülebilir işbirliği mevzuatından beri günü kurtarma siyasetinden ibarettir. Şimdilik Türkiye büyük kardadır. Rusya içinse boğazların bekçisi Türkiye’ye taviz vermek, NATO ve ABD ile arasının açık olması kendi hesapları yararınadır.


Türk Avrasyacıları, ki çoğunlukla Avrupa veya Amerika’da eğitim görmüş olup, o hayat tarzına aşina olan ve hala çocukları Amerika’da yaşayanlar; Rusya çöktüğünde herkesten çok Amerikancı olacaktır, çünkü köklerindeki yağma kültürü bunu gerektirir. Rusya kaosa sürüklendiğinde başta Kafkasya olmak üzere diğer bölgelerdeki Türkik halkları ayaklandırmaya, komşuları ile silahlı çatışmaya özendirecek olan bizatihi bu Türkçü-Turancı Avrasyacılar olacaktır.


Ukrayna savaşı ve ambargolar nedeni ile tıpkı ekim devriminden kaçan 100-110 bin elit Rus’un Türkiye’ye hicreti gibi yine gibi parası olan Ruslar Türkiye’ye kaçmaktalar. Türkiye de yüzbinleri bulan bir Rusyalı kitlesi birikti. Ama Avrasyacı kıt aklın önerilerine uyarak tamamen Rus saflarına geçmek hatta NATO’dan çıkmaya teşebbüs etmek demek, İngilizci padişahın aksine, birinci dünya savaşında Almanya’nın yanında giren ittihatçıların akıbetine uğramakla aynı anlama gelmektedir. İnsanlığın aldığı en gelişmiş şekil olan batı bloğunu bırakarak doğu despotluğuna özenmek ise düpedüz insan gelişimi ve evrime dahi zıt, karşı bir eylemdir.


Sonuç olarak; dikey yönetim modelleri harcadığı yüksek enerji nedeniyle çağdışı bir modeldir. Rusya gibi devasa büyüklükteki bir ülkede Putinist diktatorya da bu minvalde inşa edilmiştir. Veraset krizi ile çöküşünde bu muazzam enerji açığa deşarj edilecek, tarladaki buğday taneleri kadar silahın da bol olduğu Rusya’da veraset sahipleri hem kendi içinde çatışacak ve hem de bölgeler arasında çatışmalar yaşanacaktır.


Fransız devrimi insanın kaderinin kralların ellerinde değil kendi elinde olduğu iddiası ile taçlandı, bu berceste artık doğu topraklarının içlerine kadar nüfuz etmelidir. Silahlar ateşlendi, planlar bozuldu, insanlık büyük trajedilerin arifesindedir artık. Ukrayna’nın onurlu direnişi ile zafer ümidi sönen Putin ve çetesinin belki de; Ukrayna’ya değil ama NATO’ya yenildik geçer akçe bahanesinin ardına sığınıp ya da en kötü barış en iyi savaştan iyidir aklıselimi ile barışı kabul ederek en kısa zamanda bu kötü macerayı sonlandırır ve milyonlarca hayat daha fazla ıstırap çekmekten kurtulur.


Bu yazı toplam 3330 defa okundu.





Ahmet Esen

Çok doğru.

29 Ekim 2022 Cumartesi Saat 14:05
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net