

Sen kendi kendini ara, kimse aramayacak seni, kendi kendini bul…”
Kuyeko Nalbiy
NASA’nın kızıl gezegene bir keşif aracı gönderme projesi ve bunun adım adım gerçekleştirilmesi işlerinin anlatıldığı Marsa Yolculuk belge filminde bir cümle geçiyordu; cesaret korkunun ettiği duadır… Korku veya cesaret kavramları Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde geçiyor mu? Geçiyorsa kaçıncı sırada yer alıyor bilemiyorum. Ancak insanların hatta toplumların hayatlarını derinden etkilediği de bir gerçek.
Yaşanıp tüketilmiş koskoca bir tarihin ardından hala Çerkes kalmak isteyen yüzlerce, binlerce belki milyonlarca insanımız Ortadoğu bataklığının sıtma yayan havasına tutulup yok olmaktan veya faşist Rus devletinin demir çember ile Çerkeslere çizdiği gizli-açık sınırlar içerisinde boğulup gitmekten korkuyor.
Var olmanın dayanılmaz hafifliği yerine Çerkesler, yaşaya kalabilme şartı olarak emperyalist Rus oligarşi devletinin dayattığı ilke ve inkılaplara bağlı olarak bir otuz iki yıl geçirdiler. Karadeniz’deki Rus emperyalist güdülerinin devamı için Abhazya’cı oldular. Rusya’nın doğu Karadeniz kıyı şeridindeki hâkimiyetini 250 km daha genişletip elinde tutmasına yardımcı oldular.
Yetmedi 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgününü gerçeğini ileride ‘’inkâr’’ edilebilecek kıvama getirebilmek için Adıge-Abhazlık gibi bir saçmalığa bel bağladılar. Sanki Çerkesler bu küçük komşuları ile yüzlerce yıl ötesine dayanan ata bir kök halktan geliyormuş gibi kabullenmelere girdiler. Bir kısım ihanet içerisindeki dâhilerimiz kavramların doğruluklarını kendi durdukları politik yere ve zamana göre tayin ettikleri için son otuz yılımız berhava oldu, gitti. Milli bir politika ve birlik şuuru geliştiremedik. Başkalarının yeşerdiği toprakların gübresi olduk.
Çerkescede eski ve ortaçağlar boyunca Abhazya ve Abhazların özel bir adı yoktu. Güneydeki bu yörenin adı Çerkeslerce ‘’Bzı-be’’ olarak adlandırıla gelmiştir. 1838-40’larda ise bu yöre halkına Çerkesler ‘’Azğe’’ adı verilmiştir. Bu kadar. Abaze tanımı ise Kabardey Çerkeslerinin batıdaki soydaşlarına verdiği ad idi. Abazin tanımını ise çok sonra Rusların K-Çerkesya’da mukim Abhazyalı göçmenlere 1939 da takıp takıştırdığı bir icattı. Rus icadı Abazin den tarihi bir tanım olan ‘’Abaza’’ ya sıçrayan bu isim kapmaca oyunu ile bu tarihi tanım Çerkeslerin elinden kayıp gitti.
Eski Kabardey beylerinin bağlıları olan Abazinler de boş durmadı fırsat bu fırsat deyip, onurlu Kuşha Janelerin mirasını konmakla vazife edindiler, kıyıda köşede sahipsiz kalmış kimi bulsalar ‘’işte bu da Abazin’’ diye aslından rücu ettirmeye çalışıyorlar. Tıpkı bir kısım Wıbıhları çevirdikleri gibi.
Yetmedi bakıyoruz tarihi Sind krallığını bile bir Adıge-Abhaz devleti haline getirmeye çalışıyorlar. Adıgeler yüzyıllar boyunca dikkate alıp isim vermedikleri bu komşularını neden devletlerine ortak etsinler ki? Sahi Sind krallığı henüz hayattayken Abhaz diye bir millet yeryüzünde var mıydı? İnternet tarihçileri artık ne içiyorlarsa bu halüsinasyonlar ile yatıp kalkıyorlar.
Bunları ve dahi kalemlerin tükenip kâğıdın yetmeyeceği daha nice yanlışları, aymazlıkları neden yazdığımıza gelince; huzur bulma isteği. Huzur dediğimiz nedir ki? İnsanın sevdiği ve değer verdiği her şeyin güvende olması durumu demektir. Belki, onlarca yıldır kendisi hakkında doğru bilgiden mahrum bırakılmış zavallı Çerkeslere karınca kararınca bir yol açmak içindir. Böylece katilinin köpeği olmuş internet malumatfuruşları da adımlarını hesaplı atarlar artık. Adıge-Abhazcılık ileride Çerkes Soykırımı ve Sürgünün inkâr edilmesine doğru evirtilen sosyo-politik şer bir ittifak haline gelmiştir. Çerkes davası güdenlerin bunu önemle dikkate almalı gerekir.
Ukrayna’nın işgali teşebbüsü ile başlayan savaş tüm batı Avrasya’da olduğu gibi Kafkasya’da da her şeyi kilitledi. Parası olanlar hariç tabi ki. Zengin Ruslar ikinci vatan olarak seçtikleri Türkiye’de cirit atıyorlar. Antalya-grad a yerleşen Rus sayısı yüzbinleri bulmuş vaziyette. Hatta çıkardıkları gürültü nedeniyle Türk komşularının şikâyet ettikleri Ruslara yardım için konsolosluktan kalaşnikoflu korumalar da gelebiliyor.
Aynı şeyi bir Türk aile Rusya’da yapabilecek mi bakalım? Geçelim silahı, korumayı yabancı uyruklu bir kitle toplu halde Rusya’nın bir köşesine yerleşebilecek mi acaba? Rus devleti hiç izin verir mi buna? Kaldı ki otuz seneden beridir Rusya vatandaşı Çerkesler, RF sınırları içerisinde bir araya gelmek için uğraşmaktalar. Rusya’nın ise kulakları sağırdır duymaz, dilleri ketumdur söylemez.
Rus sizi neden duysun ki? Siz daha içinizdeki işbirlikçilerinizin, hainlerinizin, ideolojik sapık Rusofil sefillerinizin sesini kısamamışsınız ki! Ne demişti DÇB’nin başkanı olacak katil yüzlü şahsiyetsiz; Şapsığlar, Bjeduğlar, Kabardeyler ayrı halklardır bunları birleştirmeye çalışmak lüzumsuzdur…’’ buna benzer bir şeyler. Dâhili ve harici bir yığın bedbahtın içinde ve ortasında peki siz nasıl huzur bulacaksınız?
Hayatın içinde korku da, cesaret de ancak bir seçenek olarak yer alıyor. Tercih yapan bizleriz. Korkuyu da cesareti de var eden bizleriz. Korkmadan risk alanlar cesur iseler, korkulara rağmen tüm riski kabule edip dava adamı olabilenler ise en cesur olanlarımızdır. Hayatı temin edip ve huzuru tesis edenler bu insanlar olacaktır. Yani Çok şükür iyi Çerkesler daha tükenmemiş.
05 Ağustosta Bağımsız Çerkesya Konseyi tarafından ‘‘1. Uluslararası Bağımsız Çerkesya Konferansı’’ düzenlendi. Kırım Tatarlarından, Polonyalı, savaşan Ukrayna’nın ve başka Avrupalı akademisyenlere, Gürcülere, Amerikalı tarihçilere, Astrahan Nogaylarının temsilcilerinden, bağımsız Çeçen-İçkerya devletinin sürgündeki cesur temsilcilerine, söz alıp konuşan büyük Dağıstan halklarını üyelerine, dünyanın öteki ucu Uygur Türklerinin başkanına, Azeri ve Türk akademisyenlere, Çerkes diasporasının yetkililerine kadar sayıp unuttuğum bir dünya insan kürsüden veya projektör ekranından on-line olarak bağlanarak sunumlar, konuşmalar yaptı.
Hepsinin ortak anlam bütünlüğü Çerkesler ve Çerkes davasının haklılığı idi. Otuz yıldır halkımızın kafasını karıştırıp, kimlik karmaşasına iten o Çerkes kimdir, nedir bilinmez, Çerkes diye bir halk yoktur diyen ahmaklar var ya? Onlardan bir kaçı da oradaydı. Gördüler, anladılar, Çerkesya’nın kaç bucak olduğunu. Asyalı ve Avrupalı bütün konuşmacılar yani Avrasya kıtası boyunca söz alan bütün hatipler ‘’Çerkes’’ kimdir, nedir konusunda hiç tereddüt göstermediler. Çerkes=Adıgedir. Çerkes Soykırımı ve Sürgünü bir insanlık suçu olarak kabul edilmedir, Çerkeslerin tarihi hakları iade edilmelidir'' dediler.
Evet, artık kurdukları hileli tuzak teşkilatlar ile Çerkesleri saçma sapan meşguliyetlere sürükleyip Çerkeslerin asıl davasını askıya alarak, kimlik bunalımına iterek, yavaş yavaş yok etme projesinin sonlarına geldik. Uluslararası Bağımsız Çerkesya Konferansı, Çerkeslerin hem anavatanı hem de diasporası ile birlikte ve bütün halinde tarihi-siyasi-kültürel olarak bir özne olduklarını ilan ettikleri tarihi bir girişim oldu.
Daha fazla bilgi için BÇK web sayfası: https://www.united-circassia.org/tr
İnsanların gelecekte daha iyi yaşaması için çaba gösteren, risk alan, kendi kendini ve davasını arayıp bularak böylesi bir organizasyonu başarı ile gerçekleştiren ‘’birkaç iyi adamımız’’ olduğu için gurur duymak gerekir.
Umulur ki, Birleşik Çerkes Konseyinin öncelikli hedefleri sırasında uluslararası resmi gözlemciler eşliğinde bir ‘’Çerkes Halk Kurultayı’’ toplamak vardır. Orada alınacak kararlar ile Çerkes davası ete kemiğe bürünerek herkes için bağlayıcı bir hale gelecektir.
Konferansta doğudan batıya Avrasya güzergâhı boyunca katil Rusya’dan zarar görmüş bütün halkların temsilcileri vardı, ortak temenni olarak herkes yüzyıllardır süren bu Rus lanetinin dünyanın üzerinden kalkmasını diliyordu.
Peki, konferansta kim yoktu? Sizin dost, kardeş, akraba bildikleriniz… Öyle mi?
Dostluğundan fayda gelmeyenin düşmanlığından da zarar gelmez derler. Çerkesler, salın gitsin bu sahte dostlarınızın yularını.
Asyalı, Avrupalı, Kafkasyalı binlerce cesur yürek cephe hattı Ukrayna’da Ukrayna yurtsever ordusu ile birlikte asırlık boyunduruktan kurtulmak ve yüzyılların intikamı için Rusya ile savaşıyor, er geç mutlaka kazanacaklar. Onurlu Çerkesler de bu zaferin bir parçası ve halkların hapishanesinden azatlı olarak yeniden kurulacak Avrasya’da, hayatlarını ve huzurlarını ikame edeceklerdir.
