

1999, 16 Ağustos Pazartesi günü bir haftalık tatil sonrası Ankara'ya dönmeye hazırlanırken, Ankara'daki Sevgili Cevat Bage Abimden telefon geldi. Bana Sönmez Baykan'ın gazetede çıkan ölüm haberinden haberim olup olmadığımı, Balıkesir'de veya köyde bu haberin bilinip bilinmdiğini soruyordu. Bize ulaşan böyle bir haber olmadığını söyledikten sonra, bunun isim benzerliği olup olmağını öğrenmek için Cevat Abi Ankara Em. Müdürlüğünde başlayan arayışı Keçiörendeki morgda bulunması ve teşhisiyle Sönmez Baykan'ın acı, trajik ve şüpheli ölümü haberi gerçek çıkmıştı.
Esrangiz cinayete kurban giden Sönmez'in acı haberini babasına ve ailesine söylenmesi görevi bana verilmişti. Balıkesir- Orhanlı köyü arasındaki mesafe 25 km'dir. Hayatımda gittiğim en kısa ama en uzun yol bu olmuştur. Bu acı haberin bana yüklediği duygusal ağırlık o kadar büyüktü ki köye varmak istemedim.
Köye vardığımda başka bir kanaldan kızkardeşi Bedriye tarafından haberin ulaştırıldığını öğrenmem yükümü biraz hafifletmiş olsa da Babası rahmetli Yaşar Dayı'ya bu acı haberi nasıl vereceğimi yol boyunca düşünerek gitmiştim.
Bütün Orhanlı köyü ve etrafı Guser Yaşar Baykan'a "Yaşar Dayı" derdi.Köyümüzün tarihi hafızası en güçlü thamadesiydi. Aslında yapı ve karekterini oğluna vermiş desek hiç de yanılmayız.
Yaşlıların toplandığı odaya girdiğimde Yaşar Dayı " Hah, Ömer geldi.Şimdi Ankara'dan her şeyi bize anlatır. Gel oğlum, otur yanıma. Nasıl oldu?" diye sordu. Yavaş yavaş bana Cevap Abiden ulaşan bütün bilgileri aktardım. Bitirdikten sonra büyük bir iç çekerek:
"Ahh ahhhh. Sönmezi üniversiteye kaydını yaptırdıktan sonra eski Soma Linyit İşletmeleri - Sendika Başkanı, sonra Halkçı Parti kurucusu ve Manisa milletveki olan Çerkes Abdullah Çakırefe'nin bürosuna götürüp kendi ellerimle emanet ederken bana söylemişti. " Sönmez'i iyi tanıyorum, yaşından çok büyük,zeki, cesur ama biraz gençliğin verdiği yüksek özgüveniyle tehlikeli. Sağ sol anarşi ortamı var. Bana çok zor bir emanet veriyorsun. İnşallah zapt ederiz. Ama sen de üzerinden ilgi alakanı kesme" demişti...12 Eylül olunca, gel oğlum tarlaları satıp sana Balıkedirde bir beyaz eşya dükkanı açayım dedim, bana " Baba o işler bize göre değil, biz daha büyük işler ve davalar peşindeyiz, demişti. Hep başına bir işler gelecek diye yaşadım. Abisi Güvinç'i hastalıktan kaybettim, şimdi Sönmez, ben de gidersem "Guser" soyumuzu devam ettirecek erkek kalmayacak..."
17 Ağustos gecesi Sönmez'in Ankara Derneğinden kadim dava arkadaşları tarafından Balıkesire getirildiği esnada Gölcük depremi meydana geldi. Bir çok arkadaşı yoldan direk Düzce ve Adapazarı bölgesine dönmek zorunda kaldı. Sönmez'i trajik ölümü 99 depreminin ağır havası içinde o gün ölümsüzlüğe uğurladık.
Uzun süre sonra, Sönmez'in şüpheli ölümüyle ilgili bilgileri yine Cevap Abiden öğrendiğimde bir başka acı gerçek ortaya çıktı.
12 Ağustos 1999 da tatil için gittiğimiz Cunda adasında konaklamıştık ailemle. Bütün gün araç kullandığım için çok yorgun düşüp saat 24'e doğru yatmıştım. Gece 03 gibi huzursuz bir şekilde uyandım. Balkona oturup sigara yaktım. Kendi kendine "çok yorgunum niçin uyandım acaba " diye sordum, hiç bir cevabı yoktu ama kalbimi sıkan bir tedirginlik hissediyordum. Bir saat kadar oturduktan sonra tekrar yattım.
O gece beni uyandığım saat, kriminal rapora göre Sönmez Baykan'ın vurulduğu saat ile aynı idi.
Abhazya savaşında Sönmez Baykan'ın bürosu seferberlik bürosu gibiydi adeta. Savaşa gidecek gençlerle tanışmak, onların yol üzerindeki zorluk ve engelleri aşmak için her yolu denemek, moral ve motivasyonlarına katkı sağlayıp savaşa uğurlamak anlatılır gibi duygular değil. Savaşta yaralanıp tedavi için gelenlerle savaşın gidişatını anlamak ve yaşamak acı vericiydi.
Sönmez Baykan'ın büyük mücadele vererek Marje Dergisini çıkarması, ekibiyle hummalı çalışması tarihe geçen en önemli belge niteliğindedir.
Abhazya Savaşının tam ortasında Yalova'da yapılan Kaf-Kur toplantısına savaştan gelip katılan bir gencin konuşması: " Siz burada birlik olmak için hala tartışırken Abhazyada her gün yüzlerce genç şehit düşüyor. Bügün birleşip güç oluşturmayacaksanız ne zaman birleşeceksiniz, ne işimize yarayacak! " demişti.
Şenıbe Musa'nın kurucu başkan olduğu, Abhazya Savaşının kazanılmasında klit rol olan Dağlı Halklar Konfederasyonun Türkiye ayağında, hiç bir kurumun resmi veya gayri resmi katılımı yokken Sönmez Baykan bu görevi tek başına üstlenmiştir. Abhazya Savaşı sırasında kürsüye çıkıp yaptığı her konuşmada "Bağımsız Birleşik Kafkasya" sloganı ve politikasıyla, Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu ve Başkanı Şenıbe Musa ile aynı anlayış içinde hizmet etmiştir.
Bu savaşın kazanılmasında 3 isim ve 3 yapı tarihi rol oynamıştır. Abhazya Cumhurbaşkanı Vladislav Ardzımba, Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu Başkanı Musa Şenıbe ve kendi insiyatifi ile Türkiye Çerkes Diyasporasını temsilen ve Marje Dergisi Sahibi Sönmez Baykan'dır.
Sohum'da Abhazya Savaş Kahramanı ve Lideri Vladislav Ardzımba ise, diğer ikisi Musa Şenıbe ve Sönmez Baykan olmalıdır. Türkiyede Kaffed ve Abhazfed'e Sönmez Baykan için bir anıt mezar yaptırmak yakışırdı. Abhazya Devleti de üzerine düşen görevi yerine getirse iyi olurdu.
Kuru kuruya yapılan rahmetler tarihte hep unutulur gider. Hayatının her dönemine eşlik ve tanıklık etmiş, köylüsü ve akrabası olmaktan her zaman gurur duyduğum sevgili Sönmez Baykan'a kuru bir rahmet dilemek her zaman bana acı bir acizlik duygusu yaşattığı için Çerkes Halkını bilgilendirmek istedim.
Çerkes Halkının ulusal varoluş ve geleçeği konusında kendi içine saklanıp sinmiş bizler, Thamadeler, Dernekler ve Federasyonlar! Rahmetli Sönmez Baykan'a dilediğimiz "NUR" ve "IŞIĞA", O'nun ihtiyacı yok. İnşallah Sönmez Baykan'ın saçtığı nur ve ışık sizlere değsin!

