Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Kırılma Noktalarımız ve Restorasyon Süreci (1)
26 Ağustos 2010 Perşembe Saat 15:40

"Hakikat güçlüdür, kendi başına bırakılınca daima galip gelir…"

                                                               Thomas Jefferson

                                           

Biraz geriye dönüp soğuk savaş yıllarına baktığımızda dünya ülkelerinin ve halklarının iki süper gücün etrafında kümelenmiş olarak yaşadıklarını görürüz. Kapitalist batı ve Komünist doğu ile birde bu iki kutbun etki alanına almaya çabaladığı üçüncü dünya ülkeleri vardır. Sovyetler birliğinin yıkılması ile birlikte bu durum değişti. Hangi ittifakın ülkesi veya hangi tarafın halkı olmak yerine, herkes kendine ‘’ne olduğunu’’ ve karşısındakine de ‘’kim olduğunu’’ sormaya başladı. 

Kim olduğumuza verdiğimiz yanıt; gelişim çizgisinde ileride alacağımız  şeklin ve yeniden şekillenen dünya tarihinde özne olarak yer almamızın, hangi klasmanda duracağımızın, kimlerle işbirliğine gideceğimizin de işaretini veriyor. Kim bizim gibi değil sorusunun cevabı ise politik çerçevenin yeniden çizilmesini mümkün kılmakta, o çerçeve dâhilinde yenilenen uluslararası norm ve kavramlarla yeni ve farklı bir ilişkiler ağını kurmayı –en azından bunu denemeyi-  mecburi hale getirmektedir. 

Politik konseptlerin geliştirilmesinde de algılamaların önemli bir rol oynadıklarından hareketle, Çerkes siyasal elitlerinin algılamaları  doğrultusunda çıkar tanımları yaparken kullandıkları kavramların, Çerkeslerin gerçekçi politika hedefleriyle ilintisine de atıfta bulunulmalıdır. Eğer bu algılar eskimiş bir sistemin kalıntıları olduğu düşünülüyorsa, geçerliliğini yitiren değer yargılarının yerine akılcı yöntemlerin başat olduğu yeni yönelişlerin hâkimiyetinde restore edilerek dünyanın genel seyri ile uyumlu hale getirilmesi elzemdir. 

Böyle bir hedefleme şimdiye değin ciddi anlamda ortaya koyulamadığı  içindir ki diasporada Çerkeslerin kendi sorunlarını ilgilendiren bir siyaset oluşturma çabası da olmamış, nedense Kafkasya ve Çerkesler ana mecrasındaki algılamalar sürekli soyut bir şekilde tutulmuş, Çerkesleri doğrudan ilgilendiren hiçbir konuda netleşmeye izin verilmemiştir.

Soğuk savaş sonrası durağan olan diaspora ülkeleri son yıllarda küreselleşme ivmesi ile hayli hareketli hale gelmiş, sorgular ve algılar hanesi sürekli değişmektedir. Bu Çerkesler nazarında kendine has ‘’Kırılma Noktaları’’ oluşturmaktadır. Bu soğuk savaş stili düşünceyi donuklaştıran statik söylem sahibi merkezlerin giderek sönmesine ve oradan açığa kaçan enerjinin kısım kısım halkın gündeminde yeni bir Çerkes özneli sosyal politikaların doğmasına yani ‘’Çerkes Restorasyon’’ sürecinin açığa çıkmasını sağlamaktadır.

 

KIRILMA NOKTALARI

ÇERKES Mİ? – ADIGE Mİ? / ÇERKESYA MI? – KAFKASYACILIK MI?

İkisi birden Çerkes=Adıge ama yalnızca Çerkesya !

Türkiye Çerkes diasporasın da vuku bulan Çerkes etnik isminin, Kafkas halkları  toplamı olarak genelleştirilerek kullanıma sunulması çabalarında, birbiri ile ilintili ve sıralı üç değişik toplumsal yapılandırma çalışmasının derin izlerini taşıdığı görülebilir.   

Birincisi, İTF (İttihat ve Terakki Fırkası) tarafından uygulanan Türk Milliyetçisi devlet programları ve oradan da büyük Türk Devleti kurulması fikrine evrilen Turancılık ideolojisidir.

Türkiye’de kendini ‘’Kafkas Milliyetçisi’’ olarak adlandıran grupların kullandığı, içeriği slogandan öteye gitmeyen argümanların, İttihat terakki partisinden bu yana Anadolu da temellendirmeye çalışılan Turancılık fikriyatının küçük bir kopyasının olduğu aşikardır.  Adriyatik’ten Çin settine kadar Türk dünyası tezi, Kafkasyacılar da Hazardan Karadeniz’e birleşik devlete dönüştürülerek, Kafkasya; Turancı dünyanın bir şubesi haline getirilmiştir.

Her yıldönümün de kendileri tarafından kutlanan 11 Mayıs Kafkasya Cumhuriyeti gerçekte hiç var olmamış, Osmanlı devletinin birinci dünya savaşı sonuna doğru, Rus Çarlığının Ekim ihtilalı ile savaş dışı kalmasından istifade ederek, Azerbaycan ve Dağıstan’a girmesi ile buralarda mevcut kısmi yerel kuvvetlerden oldukça zayıf bir kuvvette Çeçen-Dağıstan hükümeti kurması ile neticelenen olaylardır.          Bu geçici hükümet, Osmanlı devletinin savaşta yenildiği için imzaladığı teslim anlaşması gereği kısa sürede Kafkasya bölgesini boşaltmak zorunda kalması nedeniyle, İran üzerinden bölgeyi ele geçiren İngilizlerin isteği doğrultusunda Çar ordusunun sağlam kalan kanadı olan General Denikin kuvvetleri ile Kızıl Orduya karşı birleşmiş fakat onlarda yenilerek kısa sürede dağıtılmışlardır.

Dağıstan’dan kaçmak zorunda kalan Osmanlı kökenli bir kısım subayda İstanbul’a gitmek için geldikleri Trabzon limanında tutup Şimali Kafkasya adında bir devlet kuruverdiklerini ilan etmekten geri durmamışlardır. Ziya Gökalp’ın Turancı ve dönemin Enver paşa şiirleri, ‘’Kafkaslar da kaymak yiyelim’’ türküsü ile coşturulanların sonu hazin olmuştur. Ama bu türküyü halen dilinden düşürmeyenler vardır. 

Tarihin kanunnamesi yoktur. Yani ilerleyen tarih sürecinin, geçmişte meydana gelmiş belirli şartları, tekrar sizin önünüze koyacağının hiç bir garantisi yoktur. ‘’Osmanlı veya Türk orduları ile birlikte Kafkasya’nın kurtarılabileceği’’ düşüncesini bir özlem olarak ve birazda çarpıtarak halkın politik bilincine dönüştürme çabaları maalesef efsane babında halen devam etmektedir. Burada alınması istenen diğer bir sonuç ise maalesef Çerkes halkının yeni yetişen nesillerinin kimlik kargaşasına düşürülerek asimile edilmesini kolaylaştırma isteğidir. 

İkinci etki alanı ise Türkiye cumhuriyetinin ulusal bir devlet olabilme stratejisiyle geliştirdiği ve Anadolu halklarının durumu açısından Fransız nasyonalizmi ile Alman faşizmi arasında bıçak sırtı dengede duran toplumsal değişim projesidir. Kafkasyacılık çok fazla dikkatle bakmaya gerek duymadan bile görüleceği üzere, üniter formanın Türkiye de yaşayan herkes Türk’tür ulusalcı anlayışı, Kafkasyacılarda Kafkasya da yaşayan herkes Çerkes’tir e kolayca dönüştürülmüştür. Bu dönemde resmi ideoloji ile çekişmemek anlamında Çerkesler, Kafkas Türkleri olarak tanımlanarak resmi hiyerarşideki yerlerini almıştır.

Yumuşama dönemlerinde ise alt kimlik, üst kimlik oyalamasına tutularak, pilav üstü  kuru fasulye Çerkes tanımını halkın bilincine reva gördüler.

Üçüncü etki alanı ise soğuk savaş pratikleri denilebilecek siyaset metodudur. İkinci dünya savaşı sonrasında SSCB’nin askeri ve ideolojik yayılma alanında bulunan Türkiye, çareyi Nato’ya girerek batı bloğunun koruma şemsiyesine sığınmakta bulmuştu. Fakat batı, Türkiye devleti ile birlikte Anadolu coğrafyasının sosyal politik arenasına büyük müdahalelerde bulunarak halkı antikomünizm etrafına birleştirmek uğruna bu müdahaleleri gizli açık faaliyetlerle elli sene sürdürmüşlerdir. SSCB coğrafyası ile alakalı halklar olan Kafkas halklarına özel önem verilmiş, bu bağlamda Çerkesler de özel olarak komünizm karşıtı, aynı zamanda Turancı olarak yetiştirilmiştir.

Bu çalışmalarda Alman BDN sini kuran, Türk MİT ini yeniden yapılandırıp teşkilatlandıran, CIA dış operasyonlar birimini kuran, dünyanın baş düşmanı olarak gördüğü SSCB topraklarını, ikinci dünya savaşında istihbarat komutanlığı yaptığı için çok iyi bilen eski SS Generali Gehlen’in özel yeteneklerinden bolca yararlanıldığı kuşkusuzdur. Resmi dış politika tezi ‘’antikomünizm’’ ekseninde faaliyet gösterirken, bu Çerkesler özelinde daha basite indirgenerek Kafkasya politikaları ‘’Rus Düşmanlığı’’ üzerine oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kısır ve kıraç düşüncede ısrar eden geri tipolojiye sahip kimselere ve gruplara ne yazık ki Türkiye diasporasın da rastlamak hala mümkündür. 

Soğuk savaş  sonrası geçen 20 yıllık zamana bakarak geç kalınmış olsa dahi bilinçli Çerkes insanları, gittikçe karmaşıklaştırılan ve asimilasyona hizmet eden sorunlu kimlik tanımlamasını Çerkes=Kafkas Halkları içeriğinden çıkartarak, Çerkes=Adıge tabiatına geri getirebilmiştir. 

İlk başlarda resmi ideoloji taşıyıcıları olan Kafkasyacılar tarafından yoğun çabalarla karşı konulan bu doğal olgu, kısa zamanda kendi zeminini bularak, olması gerektiği üzere kolektif bilince yerleşmiştir.

Kafkasyacılarda, Çerkes tanımını hak ettiği üzere Adıge’lere bırakarak, coğrafi bir yer adlandırması olan Kafkasyalı teriminde kendilerince karar kılmışlardır.

Fakat bu kesim içersinde fitne odağı olarak faaliyet gösteren, mikserlik yapmak için görevlendirilen insan sayısı az değildir. Uyuz köpeğin kendi etrafında dönerek kuyruğundaki pireleri ısırmak istemesi gibi, karıştırıcılık rolünü benimsemiş kimi Kafkasyacı sözcüler; bu sefer dönüp Çerkes=Adıge‘nin yapısal olarak yanlış olduğunu, Çerkes kelimesinin tamamen terk edilerek Adıge teriminde karar kılınması gerektiğini kara propaganda konusu olarak işlemeye devam ediyorlar. 

Buradaki ana amaç ise, tüm kuşatmalara rağmen Türkiye’de bir kimlik sahibi olmayı isteyen Çerkesleri, kendileri dışında hemen hiçbir millet tarafından bilinmeyen, ulusal dillerinde Çerkesin karışlığı olan Adıge kelimesinin dar anlamı içerisine hapsetmektir. Böylelikle Çerkesler dış dünya ile iletişimde büyük sorunlar yaşayacakları gibi, dış dünya envanterinde yer alan Çerkesler ile ilgili tarihi metin ve objeleri de peşinen reddetmiş olacaklardı. Ama en önemli vurgun ise Çerkeslerin milli kimliklerine dayalı bir siyaset geliştirmesinin önüne geçilmiş olacaktır. Çözüm üreten siyaseti geliştirememiş Çerkesler ise diasporik olarak kalmaya mahkum oldukları gibi, çıkar çevrelerinden ve onların güdüm merkezlerinin etkisinden de kurtulamayacaklardır.

Çerkes kimliğini ve içeriğini, Çerkesliği tarihi-siyasi-kültürel bir özne görememe hastalığını, kendi lehimize bir teşhis-tedavi aşamasını içeren özenli bir restorasyona tabii tutarak giderilmesi son aşamasındadır. Anavatan Çerkesya Çerkesleri ile diaspora, aynı eksende hareket ederek, Çerkesya fikrinin etrafında birleşerek bu restorasyonu tamamlayacaktır. 

ÇERKESYA MI? / KAFKASYA MI?

Her şeyden önce Çerkesya, tarihi veya güncel olarak sınırları belli, kimlik sabitesine sahip bir ulusun topraklarını işaret eden ülkesel bir terimdir. Çerkesler tekmili birden hepsini içine alan ve sınırları uluslar arası antlaşmalarla kesinleştirilmiş bir ülkeden gelmeseler de, tarihi veriler ışığında apaçık görülen ve bunu destekleyen birkaç adet uluslararası antlaşmada tarihi Çerkes coğrafyası tanınmış ve resmiyet kazanmıştır.

1711 Prut, 1739 Belgrat, 1739 Küçük Kaynarca, 1829 Edirne, 1856 Paris, 1858 Berlin vb. anlaşmalara Çerkesya (Çerkezistan) değişik şekillerde konu olmuş, Çerkeslerin 13 Haziran 1861 tarihli Çerkesya bağımsızlık bildirisini de başta Osmanlı devleti ve İngiltere dahi tanımıştır. Daha öncesinden de zamanın Çerkesya yöneticileri Osmanlı ve diğer batılı devletlere yazdıkları mektuplarda Çerkes ve Çerkesya anlamına gelen kendi ülkelerinden elbette bahsetmişlerdir.

Çerkeslerin yaşadığı yer, tabii olarak Çerkesyadan başka bir mevkii olabilir mi?

Çerkes toplumunun tarihi ve kültürel aynı zamanda siyasal bir özne olduğunu bildirmek, diğer bir değişle mesele millet olduğumuzun farkındalığına sahip çıkmak ise eğer, milletin kaynağı da ‘’mülkiyettir’’ demek yanlış olmayacaktır. Zira Çerkeslerin tarihi mülkü Kafkasya değil ‘’Çerkesya’’ dır. 

Kafkasya ise sınırları muğlak ve jeopolitik gereği sürekli değiştirilen, coğrafi özellikleri fazlasıyla çeşitlilik gösteren, içerisinde yaşayan halkları ile bunların etnik oluşumları çok farklı türde meydana gelen, bu halkların kültürel-siyasal-dini motifleri ve yönelişleri birbirlerinden çok çok farklı olan geniş bir alanı kapsayan coğrafi bir terimdir. 

Tarihin hiçbir döneminde Kafkasya halkları bir arada bulunmadıkları gibi, Kafkasya ya geliş süreçleri ve nedenleri de birbirinden ayrı gelişmiştir. Kafkasyalılık ise dünya üzerinde kült bir kavram değil, Pamir den Pirenelere uzanan dağlı halklar zincirinde bir halkadır. Kafkasya da bölgenin kültürel özelliklerini meydana getiren asli unsur ise atlı kültür birikimine sahip Çerkeslerdir. 

Bu konuda halkımızın tercihi elbette Çerkesya olacaktır. Anavatan Çerkesleri yaptıkları  eylemlerle bu konuda ki kararlarını vermiştir. Fakat her olayda olduğu gibi Çerkes irade dairesini ifsada uğratmak isteyen müfsitler, ayan beyan söylenen bu gerçeği de görmezden gelerek, gençliğimizi kendilerine sipariş olarak yazdırılan kitapları referans göstererek şaşırtmaya, kendi uydurdukları Kafkasyacılık masallarında uyutmaya veya geçmişteki soğuk savaş döneminde piyon olarak nemalandıkları makro boyutlu  Great Game türü nesnel hizmetçilik işlerinde kullanılmak üzere, gençliği Rus düşmanlığı diskurunda devşirmeye çalışmaktalar. 

Çerkesya fikrinin kışkırtıcı, zararlı, hatta Çerkesler için yasaklı olmasını isteyenler, sadece Çerkesya fikrinin artık tarihe karışan ulus devlet modelinin eskimiş taklidi olacağını söylemekle yetinmekteler.

Fakat aynı  kişilerin Abhazya veya Çeçenistan cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının en çoşkulu savunucularından olması tuhaf değil mi? Çeçenler veya Abhazlar kendileri için değil de Çerkesler için mi vatan yaratmaya çabalamaktadırlar? Çerkesya isminden rahatsızlık duyanların, Abhazya veya Osetya adlandırılmasından da rahatsız olmaları gerekmez mi? Çerkesya fikrinin Çerkes hainler oligarşisinin hesaplamalarında derin denklemi bozduğu aşikardır. 

Çerkesya Çerkeslerin hayat alanıdır. Ne Türkiye ’nin demokratikleşmesi, ne liberalleşmesi, ne Kafkasya hakları diasporasının Türkiye de bürokrasi kadrolarında nemalanmak için sıkı fıkı birleşmesi, Çerkeslerin gelecek kaygılarını gidermeye yetmeyecektir. Anayurda RF nin siyasi ekonomik destek ve teşvikinde planlı dönüşün başlatılması ile, tarihi Çerkesyanın 5 ayrı bölgesinde yaşayan Çerkes halkının, başta RF kanunları olmak üzere, uluslar arası hukuk normlarına göre ve ortaya konan ulusal iradenin isteği doğrultusunda dağıtılmış halkın idari sınırların birleştirilmesi bu gelecek sorunun giderilmesinde belli başlı etken iki faktördür. 

Zaten gelinen şu noktada, Türkiye de diaspora, bürokrasisinin icadı olan Resmi Çerkeslik görüşünden halkların kopuşu bir bir gerçekleşmiştir. Bu kopuşun nesnel nedenleri Kafkasya bölgesindeki siyasi iklimlerle doğrudan alakalıdır. 1990 lara gelindiğinde SSCB içindeki etnik kimliğe dayalı özerk idarelerin varlığının öğrenilmesi diaspora halklarında bir tür uyanışın doğmasına sebep olduğu gibi, SSCB sonrasında ise başta Çeçen-Abhaz-Osetler olmak üzere kimi halklar Kafkasya da ki soydaşlarının değişen siyasi-idari durumlarına paralel olarak, diasporada milli kimliklerini restore ederek temsiliyet mekanizmalarını kendi kimlikleri özelinde geliştirip bütünlemişlerdir.

Bu konjonktürün diasporaya yansıması ayrı sivil toplum kuruluşlarının kurulması ile neticelenmiştir. Fakat Çerkesler özelinde inisiyatif alınarak toplumsal temsiliyetin oluşum süreci halen sonuçlandırılamamış gözükmektedir. Bütün fikir egzersizlerinin nihai amacı aslında Çerkeslerin diaspora ayağında kendi özlük haklarını temsil edecek mekanizmaların oluşturulmasına gidecek yolu açmak, bu irade oluşumu ekseninde halk desteğini aramak ve sağlamaktır.

Devam edeceğiz…


Bu yazı toplam 3229 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net