Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Synduk Ergün
Maykop
20 Mart 2010 Cumartesi Saat 17:47

Maykop burnumda tütüyor.

Sadece 15 ay yaşayıp sonra Türkiye’ye dönüp bırakmak zorunda kaldığım küçük şehrim Maykop, her gün en az bir kere aklımdan geçiyor. Başlarda keyifli geliyordu bu anımsamalar ancak zamanla can sıkıcı bir hal alıyor  özlemek. Pek çok insana romantik gelen İstanbul vapurlarındayken Maykop`un 7 ruble karşılığında binilen en ilginç oturma düzenine sahip insanda sanki misafirliğe gelmiş hissi uyandıran perdeli marşutkaları (dolmuş) aklıma geliyor. Kokusunu duyumsuyorum sonra ansızın. Garip bir koku bu. Anladığım kadarıyla benden başka kimsenin de duyduğu yok bu kokuyu. Hiç zeytin ağacı, zeytin yağı fabrikası, sabun atölyesi olmamasına rağmen en çok ham sabun ve zeytin kokusu hissederim ben Maykop`u ilk gördüğüm andan beri ya da her yeşil sabunu kokladığımda Maykop gelir aklıma. Rafine edilmemiş zeytin yağı gibi kokar Maykop bana.

Maykop`u hatırlamak zor. Mesela bilmem ne firmasında çok önemli bir pazarlama müdürüyle yapacağım toplantıya yetişmeye çalışırken görüşmede pazar payı, ürün imajı vs konuşmaya konsantre olmak yerine aklım zeytin yan sanayi kokulu Maykop’a takılıyor. Ben ne yapıyorum burada, nereye varacak tüm bu koşturmaca diye düşünüyorum sık sık. Maykop koşturmacaya, aceleye uygun bir şehir değildir.

İlk gittiğimde Maykop sokak gezintisi yapmanın adabını bilmiyordum, İstanbul alışkanlığımla kocaman ve hızlı adımlarla yürüyordum. Sonra Türkiyeli bir arkadaşım ‘Öncelikle sakin ol, hızlı yürüme, etrafına uzun uzun bak, hemen her köşede gülümseyerek oturan yaşlı teyzelerden ellerini kapkara yapan küçük çekirdeklerden bir külah al ve thamadelere dikkat ederek çitlemeye başla, böyle çıkar Maykop’un keyfi’ diyerek uyarmıştı beni. Thamadeler elbette sokaklarda gezmemize değil kocaman adamların ellerini yüzlerini boyayan bu kötü alışkanlığa karşıydı. İşin aslı pek de haksız değillerdi lakin ısrarla öneriyorum; Maykop’un sokaklarında çekirdek çitleyip gezmek keyfi, her Çerkesin mutlaka deneyimlemesi gereken bir durumdur. İşte bu kadar da basittir Maykop’ta mutlu olmak.

Bazı yaz akşam üzerileri özellikle çok bunaltıcı sıcakların ardından bir yağmur yağar Maykop’ta. Hiç beklenmedik bir şekilde aniden, şiddetli yağan sıcak bir yağmurdur bu. On yılı aşkın bir süredir Maykop’ta yaşayan bir arkadaş eskiden bu sürprizli yağmurların daha çok olduğunu artık daha az yağdığını anlatmıştı. Böyle bir yağmurun ardından şehrin peyzaji düzenlemesinde çokça yer alan tüm yol boylarına dikilmiş mor, kırmızı eriklerin olduğu ağaçlardan meyveleri aç gözlülük etmeden toplayarak sakin sakin dişleyerek mis gibi toprak kokusunu soluyarak gezmek de inanılmaz şanslı hissettirir kendinizi. Hem yağmur sonrasında erikler de dallarında yıkanmış oluyorlar.

Maykop’ta tüm yollar şehrin kocaman parkına kavuşur bir şekilde. Bu parkın ‘ilk son noktası’ derince ve geniş bir nehir yatağının da başlangıcıdır. Gerçi parkın sonu yok aslında. Mezdakh’la birleşen şehrin içine girmiş, çıkışını da kapsayan, içinden Rusların Belaya, Adigelerin Şaguaşe dedikleri nehrin bir kolunun da geçtiği devasa, keyifli bir gezi diyarıdır bu park. Çok yazıldı bu park ama Maykop özlemimi Gorpark’tan bahsetmeden anlatamam. İşte bu parkın ‘ilk son noktası’ dediğim nehir yatağının başlangıcı, yukarıdan parkın ortasındaki kocaman havuza bakar. Tüm Maykoplular yapıyor diyemem ama biz Türkiyeli Çerkeslerin en büyük zevki bu son noktada durup bakmaktır. Baktıkları havuz değil aslında. Havuz kışları boş olsa da yine o ilk son noktada durup sakince ilerilere bakmak bir gelenek olmuş. Sürgün travması yaşayan halkların dört ya da beşinci kuşakları yüzleşirmiş geçmişiyle. Bu ilk son nokta da bir çeşit yüzleşme alanı bana kalırsa. Dağlara bakar burada yan yana Türkiyeli, Suriyeli, Ürdünlü Çerkesler. Şehrin hemen dibindeki Mezdakh’a dönük yüzleriyle, defalarca hiçbir şey konuşmadan bekleyen çok diasporalı grup gördüm aynı noktada pek çok gün. Herbiri apayrı şeyler düşünüyordur eminim uzaklara bakarken ama bu benzer davranışın, ortak kader birliği ve geçmişle ilgili olduğunu da hissediyorum. Elbette bilimsel bir temeli yok yazdıklarımın, basit bir gözlem sadece. İşte bugünlerde canım o noktadan Mezdakh’a bakmak istiyor.

Maykopta şöyle bir söylence dolanır Türkiyeliler arasında ‘Bu şehre bir kere gelen mutlaka sonra tekrar gelmek ister ve aklından hiç çıkmaz Maykop’. Sevgili küçük şehrim Maykop”ta Gorpark’a gidip ‘ilk son nokta’ dediğim yerde durup düşünmek istiyorum. Thamadelerden gizli gizli elimi yüzümü kapkara yapan çekirdeklerden de çıtlatırım Mezdakh’a bakarken…


Bu yazı toplam 7123 defa okundu.





oğuz gezer- ubıh

ellerine sağlık.
gözlemlemelerini paylaştığın için teşekkürler...

28 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 18:46
Ragıp Mete

Mükemmel ....

15 Şubat 2011 Salı Saat 17:15
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net