

Bir millet kendi sorunlarının çözümü için,
kendi kelimelerini kullanmak zorundadır.
Aksi takdir de, ne problemleri doğru teşhis edebilir, ne de doğru çözümler
üretebilir.
İbn-i Haldun
***
Rusya Federasyonunun ‘devlet politikası’ denen bir klişesi var mı bilmiyorum!
Normal devletler, anayasal kurumlara sahiptir ve bu kurumlar seçilmiş hükümetlerin programlarında belirttikleri politikalara uyarlar. Anayasalar ise toplum sözleşmeleri niteliğinde, toplumsal hayatı düzenleyen fakat devlet aygıtından çok, fertlerin haklarını koruyup gözeten metinler olmalıdır. Yani politika seçilmişlerin işidir, atanmış bürokratların değil.
Bu bakımdan memurlara devlet adamı denmez. Bürokrat denir. Bürokrat/Teknokrat esnafı, ülkenin idare edilmesinde ki sıralı işlemler de veya bu esnada karşılaşılan herhangi bir iç/dış problemi çözme yolunda seçilmiş hükümetlerin/parlamentoların işaret ettiği siyaseti izlemek ve o siyasetin içeriğine uygun pozisyon alarak, hükümete yardımcı olmak/desteklemek/isteneni karşılamak zorundadır.
Fakat normal dışı ülkelerde bunun tam tersine, bürokrat elitler tarafından adına ‘’devlet’’ denilen bir ‘’gölge’’ yaratılmıştır. Her şey ve herkes bu gölgenin gizli/açık söylemlerine uygun hareket etmek zorundadır.
Her şeyi herkeslerden daha iyi ve doğru! Bilen bu devletin elit suretleri ortalıkta pek dolanmasa da, suretini göstermek için yurt sathına yaydığı bürokrasi ağını kullanır.
Çoğu kez de bu gölge kendini genel bir korku olarak faş eder. Kah dışarıdan size benzemeyen birilerinden korkmanızı emreder, kah kalabalıklara kendisinin hakikaten korkunç bir gölge olduğunu telkin eder.
Yaptığınız herhangi bir iş, düşünce niteliğiniz, onun işine gelmez ise pekte şirret kesilebilir.
Roma’dan beridir bu işler galiba böyle yürümekte. Roma da bir Cumhuriyetti lakin devlet ve yönetim işinin halka bırakılamayacak kadar değerli olduğunu bilen aristokrasi cumhuriyetiydi. Halk iradesi ise, elitler tarafında kurgulanmış bir takım yönetim prensiplerine öyle ya da böyle itaat gösterecekti. Çoğunluklar bürokrasi tarafından hep hizada tutulmuştur bir şekilde.
Fatih Sultan Mehmet’in, örfi idareye bağımlı kıldığı kul sisteminin bütünü de, bürokrasi demektir aslında. Gelişim çizgisinin durağana meylettiği hemen her devlette olduğu gibi zamanla aşırı özerklik kazanan bürokrasi, sonunda kendi halkı ile çatışmaya başlıyor. Bu durağanlıkların asıl sebebi beşeriyesi ise, sisteme taze akılların katılmıyor olması ile özetlenebilir.
Devlet teşkilatı ilk kurulduğunda mutlaka o sahanın en iyileri tarafından kurulmuştur.
Fakat zaman ilerledikçe bu en iyilerin kurduğu fikri çembere yani devlet sistemine, yeni akılların ilave olması, onu zamanın gelişmiş değişmiş bilgisi ile beslemesi gerekir.
Siz bilinçsizce veya kasten, var olan sisteme katkı yapacak yeni akılların devreye girmesini engellerseniz, zamanınız ile kontak kurmayı kesmiş, geri kalmaya, çökmeye mahkûm olmuş olursunuz.
***
Rusya ve halkları, maalesef tarihlerinin hiçbir döneminde demokrasi ile tanışamadılar.
Belki, birinci Boris Yeltsin dönemi, yani SSCB’nin dağılması ve onun akabinde ki 3-5 yılı saymaz isek.
Gerçi o günlerin son diliminde de Rusya kendi demokrasi açılımını bitiren Çeçen savaşını başlatmıştı. Çarlık ve Aristokrasi, SSCB ve Politbüro, Boris ve Oligarşi, Putin ve Bürokrasi… hemen hemen aynı işleve sahip sakatat organları…!
A.Dudayeva’nın tabiri ile Binlerce tür nadide egzotik çiçeğin yetişebileceği koca SSCB coğrafyasında devlet, her yere patates ekmeyi tercih etti. Sonunda onu dahi bulamadılar.
Putin bürokrasisi ise henüz karar vermiş değil, ülkeye ne ekeceğine!
Bu anlamda hiçbir zaman katılımcı sistem yaratamadı Rusya. Fakat Rusya’nın gelişmiş eğitim sistemleri bu kısırlığı bir dereceye kadar tolere edebildi. Bir diğer avantaj ise Avrupa ile tarihten gelen ileri yakınlık derecesi, yani Avrupalı oluşu ve ülkedeki halihazır değişik insan kaynaklarının bolluğu idi. Bakmayın siz öyle demir perde laflarına, SSCB 1980’lerin başında, yani gücün doruk noktalarında iken bile Avrupa ülkelerinden yıllık 3.5 milyar dolara varan teknoloji transferi yapardı.
Behemehâl, Medvedev ile Putin Beyler arasında, şu günlerden itibaren iktidar kavgasının fısıltıdan öteye, Kremlin duvarlarını aşacağını söylemek mümkün. Putin, görevini tamamladı, zamanını doldurdu, artık gitmeli. Medvedev ve ekibi Rusya’nın gelecekteki batılı yüzünü temsil ediyor. 2014 de görücüye çıkacak olan da bu yüz. Putin ise bir ara yüzdü, gücün kontrolsüz dağılımını engelledi. Reklamlarda dediği gibi, ikili arasında anlayış farklı, kültür farklı…
Artık adı konmalı ülkede yapılacak işlerin. Zira zaman Rusya için karar zamanı.
Rusya şu an bir bürokrat devleti. Devletin kutsallığı, sınırların değişmezliği, ülkenin çıkarlarının korunması, dış düşman entrikalarının bertaraf edilmesi v.s safsata etrafında döneleyip duran, halkın iyi yaşamak ve kendini iyi hissetmek uğruna yönetimden talep ettiği hemen her isteği sakın ha! Şimdi çok zor zamanlardan geçiyoruz diye savsaklayan özürlü bir ‘’kul’’ sisteminin adıdır bürokrasi.
Rusya ile Türkiye arasında tarihin ve coğrafyanın cilvesinden olsa gerek pek çok benzerlikler var. Özellikle, yönetimsel açıdan bakıldığında. Sorunları halledememe konusunda üstün bir başarı sahibi, her iki devlet bürokrasisi de. Fakat biraz değişik şekilde sürdürüyor işlerini Rusya. Farklılaşmaktan korkmuyor, hem kendi alanında hem de dünya’ya karşı takındığı imajda. Türkiye de son zamanlarda kendi kabından taşma yolunda, içerdeki statükonun katı muhalefetine rağmen bunu ne kadar becerebilecek, orasını zaman gösterecek
Son G.Osetya için yapılan Gürcistan savaşı, Rusya’nın kendi kendini sınırlamadığını açıkça ortaya koydu. Bu noktada daha çok ümit vaat ediyor insanlarına. Geçen yıllarda 400 bin kişinin vatandaşlık aldığı düşünülürse, Rusya dünya vatandaşları için de bir ümit kaynağı olmuşa benziyor.
***
Rusya’da ki gelişmeler, bizi yani Çerkesleri olduğu kadar Türkiye’yi de direkt etkileyecektir.
Ticaretti, ekonomiydi bir yana, iki ülkenin ortaklık veya mücadele kaderini bunların ana yaratıcısı olan enerji piyasasının dağılımı belirliyor. Hem yan yana mücadele etmeyi hem de amaçlara ulaşmak konusunda dostlukla paralel bir savaşı sürdürmeyi zorunlu kılıyor.
İşbirliği açısından da, mücadele ekseni açısından da bakılsa kendi içinde kararlı, dışarıdan bakıldığında ise oldukça kararsız bir süreç akıp gidiyor.
Rusya-Türkiye pek tabi ki Batı-Rusya arasındaki mücadelesinin ana mecrası Kafkasya değil, Hazar havzasının iki yakasında biriken enerji kaynaklarının kontrolünde yaşanıyor.
Kafkasya sadece, erkeklerin cesaretlerini denedikleri bir meydan.
Köpeksiz köyde değneksiz dolaşanlar misali, gücünü sınamak isteyenler burada bir volta atma ihtiyacı duyuyor. Türkiye doğal olarak büyük ağabey ABD ile birlikte geziniyor bölgede.
Rusya’nın Türkiye ile ilişkilerinin bir benzerini İran ile flörtünde de yaşıyor.
Bölge, sorunlu dostluklar ile gelişiyor. Çünkü yeni küresel sistem statükoya izin vermiyor, nede sorunların çiğ kalmasına. Ama mutlaka bölgesel tüm değerlerin verimli kullanıma girmesinden yana tavır alıyor. Rusya da bu bakımdan artık daha fazla statükonun çeşitlerini savunamaz, yoksa hiç beklemediği bir anda yeni yüzyılın silahı ekonomik felaketler ile yüzleşebilir. Rusya şekil itibariyle Hantal-izm i daha fazla sürdüremez. Yeni nükleer silahsızlanma anlaşması, Rusya’nın Batı ile işbirliğinin yeni bir sayfası niteliğinde.
Yeniçağ da, bölgenin ayarlarının değişeceği muhakkak. Gürcistan ile Ağustos 2008 savaşı bölgede ‘’Kelebek Etkisi’’ne benzer etki yaratmışa benziyor. Yani var olan durumun işletim ayarlarında yapılan küçük değişiklikler, sonuçları önceden kestirilemeyen daha büyük ve çapraşık sorunlara kapı araladı.
Bu belki Medvedev’ in siyaset yönetim algısında ki görüşünün tezahürü idi. Sorun çözmenin başka bir şekli de kalmadı artık, ne yaparsanız yapın günümüz enformasyon ağı ve iletişim çağında her hareket kelebek etkisi gösterme eğilimindedir. Günümüz insan tipinin karakteristik eğrisi bu yönde. Rusya, Kafkasya da yeni hamleler yapıyor ve yapmaya devam edecek. Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi (KKFB) kurulması Rusya’nın bölgede ne ekeceğinin işareti. Başkan olarak atanan A. Hloponin hem idareci hem sanayici kimliği ile öne çıkıyor.
Kısa vadede olmasa da orta vadede Kafkasya halklarının ileriki yaşantısı için bir şans olabilir.
Klasik huzurlu yaşantının kılavuzu olan Kalkınma Planları teorisi, biraz şekil değiştirerek Dinamik Planlama olarak karşımıza çıkıyor. Şartların sürekli değiştiği ve bu değişimlere tepki koyabilecek, yani zamanın gerisine düşmeyecek şekilde sistemi revize edebilecek, donanımlı insanların iş başında olmasını gerektirecek bir hareketlenme söz konusu olan.
KKFB bölgesinde sorun, kaynaklarından birisi ve belki gelecek yıllarda Rusya’yı en fazla uğraştıracak konu Çerkesya! Olacaktır.
Gerek RF’nun Kafkas Federal Cumhuriyetlerinin coğrafi yüz ölçümünün yaklaşık 1/3 denk gelmesi, gerek nüfus olarak bu orana yakın bir halk topluluğunu ilgilendirmesi açısından durum böyle. Ayrıca bölgedeki Çerkes halkı da Karadeniz kıyısından itibaren geniş bir yelpazede Kafkasya içlerine kadar derin bir hayat alanına sahip.
Çerkesya kelebeğinin adı ÇERKESK
Çerkessk, artık kozasından yırtıp yakın bir ağacın dalına konmuş kelebek ise de, son zamanlarda hızla büyüyen, yakın gelecekte ise geçireceği evrim ile Çerkes halkının üzerinde karar kılıp, etrafında birleştiği bir Çerkes Kartalı olma yolunda ilerliyor.
Nasıl ki tırtıl, örülü kozasında önceden bilinemez şekilde kelebeğe evrildiyse, kelebek de aynı ince ayrım çizgisinde Kartala dönüşecektir.
Karaçay-Çerkesya 15 yıldır etnik ve yönetimsel açıdan sorunlu bir bölge.
İkinci Çeçen savaşını başlatma arifesindeki Rusya, Karaçay-Çerkesya da bilinçli olarak Karaçaylara iltimas geçerek yönetimi mahkeme kararıyla Karaçay kökenli başkan adayı Semenov’ a verdi. Zaten Karaçayların en büyük destekçileri de Çeçenlerdir.
Son başkan Karaçay kökenli Boris Ezbeyev ve onun temsil ettiği Karaçay Milliyetçileri ise Rusya’nın bu iltimasından dolayı iyice şımarmış durumda.
Kafkasya da Çerkesler aleyhine ircaa edilen hemen her olumsuz olayın ardından
Karaçay-Çeçen ittifakı veya bu kökenlerden insanlar çıkmaktadır.
İdeolojik ve maddi olarak ‘’Rusya dışından’’destek gördükleri de aşikar.
Hatta bölgede zaman zaman yakalanan ajanımsılar da zaman zaman gazete manşetlerimizi süslüyor. Bunlar da diaspora Çerkeslerinin uzağında değiller. İslamcı gösterilmeye çalışılan imajın ardında Çeçenlerinkine çok benzer aşırı milliyetçi argümanlar saklı.
Nedense Abhazya konusunda Gürcistan’a verilen Türkiye desteğine sitem eden kesimler, bu duruma pek ses çıkartmama eğilimindeler. Karaçay milliyetçiliğinin üzerini kamufle edip, Kafkasyacılık sevgisi diye sunuyorlar bizlere. Hatta bu kesim Çeçen komutan R.Gelayev’in Abhazya’ya karşı düzenlenen operasyonunda bile bu konuları göz ardı etmeyi seçti.
Bu sağlıksız bakış açısı, Çerkes diasporasını, genel görünüş de Kafkasya da olup bitenler konusunda, özellikle de Kafkasya da kendi bağından olan Çerkes insanlarının yaşadıkları olumsuzlukları anlamlandırabilme yetisinden mahrum bıraktı. Gerçekler uzun zaman sessizlik suikastına uğradı.
Çünkü bu tipolojiyi savunanların esas düşünsel mecrası, Kafkasya’yı ve Kafkas halklarını ’Türkiye’nin Diasporası’ olarak gören görüşleridir. Esasın yerine kendilerini koymakta, usulü belirlemeyi ise kadim devlet siyasetinin emin ellerine bırakmakta sakınca görmemektedirler. Kısacası Çerkes diasporası da pasif ve edilgen yapılmaya çalışılmış, şimdiye dek büyük ölçüde de başarılmıştır.
Rusya karşıtı potansiyel taşıdıklarına inandıkları için Karaçaylar bir dönem Türkiye’nin Kafkasyacı ideologlarının göz bebeği oldular. Rusya karşıtı hemen her olayı titizlikle destekleyen bu ideologlar, Çerkes-Karaçay sürtüşmesinde açıkça Karaçaylardan taraf olmayı seçtiler. Kimi Çerkesya insanları, ne zaman konuyu gündeme taşısalar, bu tipolojiye sahip klikler olaya cismiyeti belli olmayan kardeş kavgası süsü vererek, uzun süreden beri yaptıkları gibi hamaset edebiyatı ile geçiştirmeye, hatta kimi özel durumlarda sözü Kafkasya Çerkeslerinin ezilerek tasfiye edilmesine bile getirdiler.
Evrensel değerler herkesin ihtiyacı olmakla birlikte, bu türden ileri sürülen yamalı bohça misali tezler, olası Çerkes toparlanmasının önüne bilinçli olarak sürülen bir avlanma-surging tekniğidir. Kakofoniden ibarettir. Kaldı ki RF karşısında ‘’Kafkasyacı Resmi Tarih Tezleri’’ üretenleri ‘’Fahri Diplomat’’ statüsünde değerlendirmek lazım gelir.
Diplomatlık bürokratik bir meslektir, halk önderliği demek değildir, yazma sebebi, yazanın mesleki icabıdır ve dahili nemalandığı miktardır.
Fakat aynı girizgâha sahip kişilikler Abhazya’nın bağımsızlığının teminatı rolünü de kimseye kaptırmamakta ısrarcı idiler. Fakat Abhazya’nın Rus tahakkümünü kabulünden sonraki süreçte neredeyse Abhazya’nın baş düşmanı kesildiler.
Mesele aynı tas aynı hamam zihniyetidir. Büyük oranda şimdinin Kafkasyacıları, geçmişte Turancılıktan emeklidirler. Hala eski alışkanlıklarından ve ilişkiler yumağının etkisinden kurtulamamış gözükmektedirler.
Diğer kategorik temsil versiyonu ise, üzerinde durmaya değmeyecek derecede dejeneredir.
DÇB veya diğer muadili oluşumlarla aynı çizgidedir. Abhazya için 6000 adam göndeririz diyenler, kendi halkına burun kıvırmaktalar. Çerkesya fikri kışkırtıcıdır diyebilmekteler.
Bu politik duruşu anlamlandırabilmek ise mümkün değildir.
Abhazya’nın ise Çerkesler özelinde katkı sunabilecek herhangi bir nedensel pozisyon alması beklenemez bile, bunu hayal edenler siyaseten akıllarını kaybetmiş olmalıdırlar.
Çerkesya’nın kurulumda karşılaşılacak muhalefetin en büyüğü Karaçaylardan gelecektir.
1997 de Adıgey - Kabardey – Çerkes parlamentolarının ortak parlamenterler konseyi kurma kararına muhalefet ettikleri gibi. Çerkesya’nın kurulmasını kendileri için kötü sonuçlar doğuracak bir girişim olarak görüyorlar. Oysa konuştuklarında Çerkesya fikrine karşı olmadıklarını beyan etmekten de geri durmuyorlar. Fakat aldanmamalıyız.
Türkiye Çerkes diasporasının Rusya karşıtı kimi gruplarının faaliyetlerini bile anında Rusya’ya jurnalleyenler ile bunların yanında safça saf tutanlar aynı kategoridedir.
Gelişen durumlar herkesin malumu. Karaçay-Çerkesli Çerkesler bu duruma değişik kanallardan karşı koydular. Ama Çerkes cumhuriyetlerinin kendi iç meselelerini bir türlü halledememeleri, daha da önemlisi, Çerkes yönetim elitlerinin Moskova ya endeksli pasifist ve aleni çıkar ilişkileri neticesinde Çerkesler bir bütün olarak sahneye çıkamadılar.
Zor zamanlarda, K.Çerkesya’da ki Çerkes halkının hak ve çıkarlarını Derev ailesi korumaya çalıştı. Fakat Çerkesk de her olan olay artık Çerkesya’nın her yerinde hissediliyor, Çerkes halkının diasporasında da işitilip, biliniyor ve tepki veriliyor. Rusya dahil herkes hesabını yeniden yapıyor. Çünkü Çerkesk kelebeği her kanat çırpışında yalnız Çerkesk’deki 60 bin Çerkesin değil, Çerkesya’nın her köşesindeki 850 bin Çerkesin ve dünya Çerkes diasporasında ki 3-4 milyon Çerkesin yüzünde soğuk bir esinti geziniyor. Ve bu durum kimsenin hoşuna gitmiyor.
Çerkesk, Çerkeslerin yavaş yavaş kontrolsüzleştiği bir bölge. Kontrolsüzleşme, beraberinde hesaplara dahil olma sebebini de yaratıyor. Çerkesk ile Çerkesler güç olma kıvamına geliyor.
Çerkesk, Çerkesya cephesinin sıklet merkezi konumuna geliyor. Sonuç burada alınacaktır. Bir yüzü ile klasik Çerkes politikasının kapsam alanını daraltmasıyla (Abhazya ve Çeçen meselelerini gündem dışına itiyor) diğer yandan yeni kaynaklar ve ittifaklar cephe çizgisinin ucuna eklemleniyor. (Gürcistan ve Çerkes Sürgünü denklemi) Rusya ile pazarlıkta Çerkeslerin eli çeşitleniyor.
Rusya’nın görücüye çıkacağı Soçi 2014 den önce, KKFB’ndeki sorunları halletmesi gerekmektedir. Karaçay’a verilen taviz, sadece kopacak fırtınadan evvel, hedeflerin belirlenmesi için zeminin temiz tutulması işlevini gördü.
Çeçen sorununu Çeçenleştiren Rusya burada istediği sonuca ulaştı.
Çeçen sorununun bitmesinden ve tavizlerin kesileceğinden endişelenen kesim, Karaçay-Çerkes’teki sorunu tez elden etnik boyutuna dönüştürerek, Çerkesleri kışkırtıp suçlu düşürme çabasında.
Bunun için Çerkes gençlerine karşı alçakça cinayetler işleniyor.
Fakat Çerkesler soruna bir bütün olarak çözüm istemekteki ısrarları ile yani tek bir Çerkesya fikri üzerinde gündem yaratmakla, bu nifak tohumlarını boşa çıkartmaktadır. Sorunun bu bölge sınırlarının çok ötesinde devam ettiğinin Rusya yönetimi tarafından algılanması Çerkeslerin yararına, çözümden yana Çerkeslerin kazançlı çıkacağına işarettir.
Bizde, yaşam sahamızı anlamak, burada yürütülen faaliyetleri değerlendirmek, var olmak ve yönetmek için bilgi toplamak, toplananı sistemli bir şekilde kıymetlendirmek durumundayız..
Enformasyon ağlarını ustaca kullanarak kendimiz ve kendimiz dışındakilere de süratle ulaşarak bilgilendirmek, inisiyatifi ele almak zorundayız.
Hareketsizlik engelini aşmak için, Çerkesya dinamik unsurlarını diaspora ile birleştirerek, mevcutlar içinde kendimize bir yol açmakla başlamalıyız. Çerkesya metni bir kere yazılmıştır, artık hepimiz elimizden geldiğince bu metne katkı sağlayarak geliştirmek zorundayız.
Sonuç olarak yeni ve hareketli bir dönem bizleri bekliyor; bu yeni duruma yönelik kararımızı ’Evet Çerkesya’ şeklinde vermiş isek, üzerimizde on yıllardır itinayla kurgulanan suçlu psikolojisini aşıp; Haydi deyince harekete geçecek insanlar olmamız gerekiyor.
Geleceğimizin zaman saati, bunu emrediyor!
