

Чэтаомэ я Хьэсэсэ дах
Soğuk kış günleri sindirir pusturur herbirşeyi. İnsanlar kat kat elbiselere sığınır; hayvanlar kalın kürklere ya da derin mağaralara. Civa bile termometrenin ta dibine kaçar bu günler gelince.
Oblomov(*)luk sinsi bir karınca gibi ne kadar önlem alsanız da kulaklarınızdan, burnunuzdan girecek bir delik bulur hatta beyninizi gıdıklar. “Başkalarının vücutları içlerini kemiren ruh ateşiyle hızla yanadursun Oblomovka'da oturanların ruhları rahat vücutları içinde durgun ve sakin bir hayat sürer.”
Kış günleri; kitap okumak, ardından biraz kestirmek için nasıl da büyülü zamanlardır. Avlunun, bahçenin, sokağın dünyası odanıza uzak bir uğultu olarak girer; okuduğunuz öykülerdeki kişilerin dünyası gemi azıya alır; algıyı zayıflatan ama hayalgücünü bileyen ateş odanızı hem tanıdık hem yabancı bir mekana dönüştürür; perdenin desenlerinde canavarlar, duvar kağıtlarında yüzler belirir; raflar ve dolaplar devleşirler.
Bir yoksunluğun değil bereketin saatleridir.
İşte böyle bir günde hırkamı giymiştim. Yapacağım ya da yapmayı planladığım hiçbir şey olmadığından emindim. Tembelliğim sırasında yeterli enerjiyi verecek kadar (zira tembellik yorucu bir iştir) güçlü bir kahvaltı ile başladım işe ve en kısa sürede en çok yeri hiç kımıldamadan nasıl gezebilirim diye düşündüm kendi kendime. En kolay yolunun da kitap okuyarak uyuyakalmak ve rüya görmek olduğuna karar verdim. Nitekim tembelliğin öncelik sıralamasında en büyük gereklilik uykudur. Hayal kurmak bunu çok yakından takip eder. Benim de tek amacım gözlerime uygun bir rüya görmekti.
Uzandım ve bilinçli olarak elime aldığım kitabın vasatlığıyla ne olduğunu anlamadan uyuyakaldım.
İşe yaramıştı.
Rüyadayken rüyada olduğumun farkına vardığım eşsiz zamanların birisindeydim ve olayları kendim yönlendirebiliyor, istediğim şekilde devam etmesini sağlayabiliyordum. Rüya şenliğim başlıyordu. Yönetmen, senarist, başrol dallarının üçünü birden elime geçirme fırsatına sahiptim.
Önce eski evimde buldum kendimi. Enteresan bir şey değil diye düşündüm; gerçek hayatta yapabileceğim bir şeydi.
Bir de baktım ki parmaklarımın ucunda yükselince havalanıyorum. Tam tahmin ettiğim gibi yerçekimi sınırlarını aşmış süzülerek uçuyordum. Yerçekimi, geride kalıp el sallayan filmlerdeki sevgiliden farksızdı.
Bedenin hafiflemesini ve rüzgarı hissetmek muhteşem. -bu arada rüyada uçmanın sadece günahsız insanlara özgü bir durum olduğunu söylerler-İnanılmaz zevkli bir şey. Ellerimi salladıkça kuş gibi havada süzüldüğümü ve yükseldiğimi hissediyordum. Bir reklam vardı; oyuncu, televizyondaki yunuslara bakarak odanın içinde yüzünde hafif bir tebessümle süzülüyordu. Öyle bir şey işte.
Epeyce bir mesafe alana dek uçtum. Sonra yerdeydim. Gezmeye başladım mahallemi. Gerçek hayatta göremeyeceğim ancak rüyada görebileceğim şeyleri görmek istiyordum.
Dileğim olmuştu “Çetaoların Güzel Hasase” birdenbire geliveren çoktandır görmediğim, özlediğim bir kız kardeş gibi işte karşımdaydı. Bizim avluda öylece dimdik duruyoruz karşılıklı. Hava sıcak ve ortalık gözlerimizi kamaştıracak kadar parlak.
Şhalaho Abu’nun “Sönmeyen Yıldızlar “adlı kitabındaki sözlerinden tanıyordum onu. Abu, ondan şöyle bahsediyordu:
“Abzah ülkesinde üç ünlü kız vardı.
...ikincisi Çetaoların Hasase idi. Hıdıj'da yaşıyordu. "Şöhretli bir Abzah kızı alacağım" diyen Çemguy Prensi Ayteçiko Aslanbeç Boloteko Hıdıj'a Hasase'nin yanına gider.
-Evlen benimle, seni almaya geldim, der.
-Evlenmem, diye cevaplar Hasase.
-Neden? diye sorar Boleteko.
-Sen bir Çemguy prensisin. Ben sana uygun bir eş olamam, prenseslik de yapamam, prens idare etmesini de bilmem. Benim evleneceğim kişi tüfeği ve çapasını ikisini birlikte yanına alıp mısır tarlasına gidebilendir. Savaş haberi aldığında çapasını bırakıp cepheye koşabilen ve barut dumanından dudakları morarmış olarak savaştan geri dönebilen biri olmalıdır, der.
O Ayteçiko'nun ülkesini savunan kahramanlardan biri olmadığını uygun sözlerle ifade etmesini bilmiştir. Hasase'nin Ayteçiko hakkındaki tespitinin doğruluğunu, onun daha sonra arkadaşlarıyla birlikte Mafeko Vurusbiy'e yaptığı baskın olayı ve Farzepe Savaşı’ndaki davranışı üzerine şarkılarda yer alan sözler de kanıtlamıştır.”
Çok hoşlanmıştım Hasase ile karşılaşmaktan. Hafiften gülümseyerek birbirimize doğru yürüdük. Sıcak bir gülümsemeye en az aynı sıcaklıkla karşılık alırsın ya, elini uzattı yavaş yavaş. El sıkıştık, gözgöze bakıştık. Uzun bir sarılmadan sonra ayaküstü konuştuk oradan buradan. Oturup uzun uzun konuşsak ne kadar ilginç bir insanla karşılaşacağımı az çok biliyorum ama böyle boynunu tutup acı çekiyor gibi görünmesi aceleci davranmamam gerektiğini düşündürüyordu.
Hayatındaki en büyük hayal kırıklığını merak ediyordum ben. Hakkında bildiklerimden dolayı bir saniyelik kısa anlarda bunu tahmin etsem de gözlerindeki gizem perdesi onu tam anlamamı engelliyordu. Perdeyi araladığım an yanımdan geçip gidecek diye korkuyordum. Sanırım o da ona sevecenlikle baktığımı anlamıştı. Tek merak ettiğim hayatındaki en büyük hayal kırıklığıydı, sadece bu. Güzel bir duygunun merakımı mat etmesine tanık oluyordum. Hiçbir şey sormadım. O an için diyebileceğim tek şey ismini söylemek ve kendisini tanıyor olmamdan dolayı az da olsa şaşkınlığını izlemekti.
Bilinçaltımın bir cilvesi neticesinde rüyama giren annemin "uyan kızım " demesiyle mütebessim, uyanıyorum. Güzel rüyalar kategorisinde bir rüyaydı. Sonsuz bir mutluluk ve rahatlık biraz da yarım kalmışlık hissi vermişti. En kötüsü "tüh, rüyaymış!" diye uyanmak olmuştu.
***
Aşağıdaki dizelerden de anlaşılacağı üzere Hasase; yaşadığı zamanda terbiyesi, becerikliliği, güzelliğiyle tanınmıştı. Beni kendine hayran bırakan asıl önemli yanı Çar ordularına karşı verilen amansız mücadelede tembel ve korkak davranan bir soyluya hazırcevaplığıyla haddini bildirmiş olmasıydı.
Bateko Harun tarafından 1941 yılında Suriye'de derlenmiştir bu şarkı:
Чэтаомэ я Хьэсэсэ дах Çetaoların Güzel Hasase
Зишыры мастэри зыгъэплъ, Dikerken çelik iğne batan da
Дышъэплъыр зышIырэр зыIа, Altını işleyen de aynı el
Чэтаомэ я Хьэсэсэ дах. Çetaoların güzel Hasase
ЗэкIо шыумэ урябзэпсашI, Savaşçıların silahlarını ustalıkla hazırlayan
Зихэбзэ шIэныри мыух Xabzesinin sınırı olmayan
Чэтаомэ я Хьэсэсэ дах. Çetaoların güzel Hasase
О ежьыри дахэуи шIыкIашIот, Kendisi de güzel ve boylu poslu,
ЗиIэшIагъэр зэолIмэ яшъуаш, Diktikleriyle savaşçıları giydirir,
Чэтаомэ я Хьэсэсэ дах. Çetaoların güzel Hasase
ЗэкIолIыхэр зыщызэхахьэрэм Yiğitler evinde toplandıklarında,
Зигугъуми ымыгъэпсэфыхэрэр Sözünü etmekten bıkmadıkları,
Хьэсэсэ дахэу шIыкIашIу. Çetaoların güzel Hasase
О фэрзэпэ пшышхори псэлъыхъоу Ferzape’nin büyük prensinin
«КьыздакIу» -ыIуи зыфакIор, "Evlen benimle"diye-ayağına gittiği-
Чэтаомэ я Хьэсэсэ дах. Çetaoların güzel Hasase
Хъыдыжъы чапэри зэлъегъэнэфы Hıdıj yamaçlarını aydınlatıyor
Къафимыгъазэу язаозэ Başını çevirmeden savaşıyor
Зятэ ихьадэ тэмыпсыхэжьыгъэр Babasının ölüsünü göremiyor
Чэтаомэ я Хьэсэсэ дах. Çetaoların güzel Hasase
Зэхэзыхырэр пыхьэ лъэрыщ Ölümünü duyanın yasa büründüğü
Джаурыщем тэ тхихыжьыгъэр Gavur kurşununun aramızdan aldığı
Чэтаомэ я Хьэсэсэ дах. Çetaoların güzel Hasase
Джэнэтым щытлъэгъужьын. Onunla cennette görüşürüz
Sözlerini okuduğum andan itibaren görünmez bir iple bağlandım Hasase’ye. Labirentin içinde kaybolduğum anlarda hemen sarılıp yolumu buluyorum.
Çelik bir yumak gibi insanı sarmalayan o bağın nedenini ilk bakışta görüp anlayamayabiliriz.
Ben bağlanmayı hep güzellik ve cesarete doğru bir hayranlık olarak anlatmaya çalışırken belki de bağlılığım, yurtseverliğin derin uçurumlarına doğru bir kendini bırakıştı.
Ölüme, cesarete, yurt sevgisine değen bir güzelliğe, bir güce kim yabancı kalabilir ki? Güzel ve güçlü bir kız, aydınlığı ışıklı bir beyazlıktan oluşan bir gökyüzü gibi çeker bizi. Bir kere başınızı kaldırıp baktıktan sonra gözlerinizi almak hiç kolay değildir.
İnsan ruhunda böylesine parlak güzellikler ise genellikle cesarette, vatan sevgisinde bulunur.
Hasase’deki o parıltı, o zifiri kendine güvenin birlikte oluşturduğu tuhaf girdap çekti beni kendine. Parıltılarına geliyor, derinliğinde kayboluyorum.
Nazım Hikmet’in ‘Göğsümü kabartmıyor değil dedelerimden birinin Lehli olması’ dediği gibi ben de gururlandım Çetaoların güzel Hasase’siyle. Bir ışık görmüştüm ve o ışık evimden, köklerimden geliyordu.
Onu hayatımın en müstesna yerine yerleştirdim.
(*)Oblomov: İvan Gonçarov’un tembelliği konu edindiği ünlü romanı ve sırtından hantallığın simgesi hırkasını hiç çıkarmayan kahramanının adı.
şarkının ses kaydı var mıdır acaba?
25 Nisan 2013 Perşembe Saat 20:19