

Bana göre sürgün:
Hızla çekip giden zamanın ardından sebep olanlara öfkesi tez dinmeyendir ,
Büyüklerinden memleket hasretini miras alandır.
Kendini yaşadığı ülkeye ait hissedemeyen, bulunduğu topluma yabancı, hangi kültüre uyum sağlayacağını tam bilemeyendir.
Alışmamak, yerleşmemek, kimliğini yitirmemek için direnendir,
Vardığı yerde kendini hep azınlıkta hep tehlike altında hisseden ve her an bir yok oluşla karşı karşıya kalacak çocukları baskın kültürün etkisi altında kimliğini unutacak dil elden gidecek korkusuyla yaşayandır.
İçinde sürekli ne zaman biteceği bilinmeyen bir geçicilik ve göçebelik duygusu yaşayandır.
Ruhen ve bedenen bölünmüş, bedeni uzak diyarlardayken ruhu ülkesinde olandır.
Geçmişiyle, ülkesiyle bağ kurabilmenin yollarını arayandır.
Sürgünün sürüp gitmeyeceği umuduyla yaşayandır.
Nerede, ne zaman, kimler tarafından yapıldığına bakılmaksızın dünyadaki tüm soykırım suçlarını lanetleyen ve mağdurlarıyla dayanışma içinde olandır.
İlk yazdığım madde olan sürgün, hızla çekip giden zamanın ardından sebep olanlara öfkesi tez dinmeyendir “ in dışında diğerlerinin diaspora Çerkeslerini tanımladığından çok emin olamıyorum.Diasporada farklı bir halk olmaktan doğan özgünlüğümüzü büyük ölçüde yitirmiş kendi kimliğine yabancılaşmış tavrımız sürgünün içinde yaşadığımız toplumdaki sosyal statülerimizi açıklayan bir olgu olmaktan çıktığını düşündürüyor acı acı . Ayağı vatan toprağına bir kez olsun değmiş, vatanıyla reel bağları olan insanların azlığına bakınca da sürgün yarasının kanadığından şüphe ediyorum.
Kültürleri ve benlikleri yok edilen kendisi olmaktan çıkarılmış diasporamız, bırakın kendini yaşadığı ülkeye ait hissedememeyi, dünyaya ve olaylara Türkiye’deki egemen zihniyetin gözüyle bakıyor. Süreç içinde bilinçli veya bilinçsiz, bir şekilde asimilasyoncu politikaların veya resmi ideoloji menfaatlerinin taşıyıcısı haline gelmiştir.
Sürgüne sebep olanlara öfke kısmı herkeste tamam da geçmişiyle, ülkesiyle bağ kurabilmenin yolunu arayan, yukarda sözünü ettiğim göçebelik, geçicilik, yerleşik hissedememe duygusuyla yaşayan çok az görünüyor. Duyarlı pekçok kişinin yaptıkları herşey belki halk içindir ama aslında meselelere zihnini yorup vakit kaybetmesin diye kurulu düzen, onların yerine herşeyi düşünüyor, yazıyor, çiziyor, siliyor, yapıyor ve bozuyor.Temellerinde bir sürü soru işareti bulunan ama dışardan bakıldığında sağlam görünen bir düzendir bu.Düzeneğin ana unsuru bir ev, eş, çocuktur.
Çerkesin kalesidir ve bu düzenin kalesine girecek gollere siper olma görevi secmiştir kendine Çerkes insanı.İçinde yaşadığı topluma uyum yetenegi genlerine kazınmıştır çünkü.En büyük korkusu, tuttuğu düzenin elinden kaçıp gideceği hususudur. Statüko (kurulu düzen) değişirse zar zor kazandığı ve elinde bulundurduğunu düşündüğü çıkarın berhava olacağı kaygısını taşır.Bu yüzden statükonun değiş/tiril/mesini istemez.
Can Yücel’in dediği gibi bir yanları “kalk gidelim” der öbür yanları "otur" der. "Otur" diyen kazanır. “O yan kalabalık zira. İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu..."
Yaşadıkları yerlerde içinde yasadıkları toplumların gerçekleriyle cok ilgili görünen Çerkesler bir türlü vatanlarının gerçeklerine ilgi duymazlar, zekalarını güçlerini kendi ülkeleri için kullanmazlar.Dünyanin gizini çözmeye çalışan en bilimsel en akademisyen olanlari bile kendi gizlerinden uzak durur.
Vatanını sevmek, bir üslup sorunu mudur tartışılır ama bana göre insan, sevmediğinden uzak durur.Onu, ilgi alanının dışına sürgün eder.Tarih boyunca tüm toplumlarda en sorunlu sevgi de vatana karşı hissedilen olmuştur zaten.
Durumu çok da yadırgamıyorum aslında .Ne de olsa biz ilk önce doğum ve yaşam ortamımızdan koparılmış bir halkız. Zorla ve ustaca. Başkalarının arasında sudan çıkmış balık gibiydik başlarda. Yeni bir hava, yeni bir yaşam. Sonra bu yeni yaşam tarzını öğrettiler bize, ister miyiz, istemez miyiz diye sormadan. Uysa da uymasa da yeni yaşam biçimine alıştı insanımız.
“En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığin verdigi rahatlik,monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken agaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler...işi büyütmeler...
Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatimiz küfeler.Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. " diyor matrak şair
Hiç olmazsa Çerkeslerin Kafkasya’dan göç etmiş Türkler olduğunu söyleyenler, Türkiye’de Türkleştirildiklerini değil de huzur bulduklarını yazanlar, kendilerini inkar yoluna girmiş halkımızın zararına görüşlerin sözcülüğüne soyunmuş olanlar çıkmasa aralarından.
Çerkesler biraz da kaderlerini seven bir yapıya sahipler. Sahip olduğu vadeli yaşamın kendilerine emaneten verilmiş olduğuna inanarak yaşıyor çoğu insan. Ne yaparlarsa yapsınlar boşuna olacağını, hayatlarını kontrol edemeyeceklerine inanıyorlar belki de. Psikolojiye gore kişiler başlarına gelenlerden kurtulamadıklarını anladıklarından sonra onlara şans verseniz de bu durumu değistirecek hareketlerde bulunmazlarmış..
Bu ortamda en iyisi yerinden kıpırdamamak, hiç ses çıkartmamak, içine kapanmak, uğruna savaşılacak değerlerden vazgecmek olarak görülüyormuş.Bir bakıma da kaybetmeyi öğrenmek, boşa kürek çekmenin anlamsızlığını taşımaktır ruhunda. Hatta taşıyamamak, yıkılmaktır. Üzerine çöken ağır kum birikintisinden kurtulamayacagını farkedip teslim olmaktır.
Bilinci uyanmış, dikkati bilenmiş birkaç bin kişiyi saymazsak büyük kitle kendi gerçeğine , vatanina işte böyle yabancı duruyor.Sadece karnı doysun, ailesi kurtulsun, çoluk çocuğu ve akrabaları kurtulsun istiyor.Yani bireysel kurtuluşu kurtuluş görüyor. İlk okul sıralarından mezara kadar beyinlere düşük dozlarla çaktırmadan enjekte edilmiş olan resmi devlet ideolojilerine,egemen devlet mantığına iman etmişler.
Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi için en ufak bir katkı sunma niyeti yok gibi. Uysallaştırılmış beyinlerimiz sorgulamak falan gibi yorucu isteklerden arındırılmış..Sadece egemen mantığın yerine konuşmakla kalmıyor, adeta onunla özdeşleşiyor, devletin Türk milliyetcisi kalıbında kalmasına yardım ediliyor. Olaylara, o nasıl tavır koyacaksa öyle koyuluyor..
İşte Çerkeslerin sorunu buradadır. Toplumu kendi gerçeğiyle nasıl tanıştıracağız? “Ölü Canlar”ı nasıl ayağa kaldıracağız? Bu zahmetli işte başarılı olduk mu direniş başlar asimilasyon, dönüş, yurtseverlik sorunu da biter zaten. Mesela ülkedeki Türk dışındaki halkların ulusal kimliğine,diline anayasal güvenceye sıcak bakmayan partilere oy vermiş Çerkesleri uyandırıp kökleri üzerine dikmezsek, bunları Çerkes halkının sorunlarının çözümüne kazandırmazsak işimizin uzayacağını düşünüyorum.
21 Mayısların Taksim’de ,Kefken’de Çerkesler için hatırlama, diriliş, protesto , eylem ve yaşamın yeniden güçlendirildiği; halkın vatanıyla buluşması mücadelesinde yeni başlangıçlar yapma günü olmasını diliyorum.
Artık ölümcül bir sürgün tersine çevrilmeli, bu sürgünün eseri olan diaspora geri dönüş, dünya kamuoyunda sorunlarımızın tanıtımı konusunda kararlılık adımları atmalıdır. Halkın parçalanmışlığı mücadele ve başarı gerekçesi yapılmalıdır.
Bilinçlenmenin en büyük güç kaynağı olan gündür 21 Mayıslar. Her yıl vatanının ve halkının çıkarı için adım atma, halkı kökleri üzerine dikecek mücadeleyi geliştirme, atılım yapma günü olmalıdır insanlarımız için.
Sürgün, zulmün en katıksız görünümlerindendir. Zalim için kudretini kanıtlamanın en etkili yoludur .Bu silahı elinde tutarak ve gerektiğinde kullanarak her şeye kadir olduğunu herkese göstermek istiyor her muktedir.
Lakin aynı zamanda zalimin aczini ve korkaklığını da açık eder. Kendi köksüzlüğü ve yalnızlığıyla, başkalarını köklerinden kopararak ve yabancılaşmaya mahkûm ederek baş etmeye çalışır. Oysa her sürgünde, kendini biraz daha köksüzleştirir. Zulmünü arttırır, ama korkusu da büyüdükçe büyür. En çok çocuklardan korkar; sürgüne gönderilen çocuklardan ve onlardan doğacak çocuklardan.
Attila İlhan’ın dediği gibi;
Uzak bir kız sisli mavi susarsa
Acılarla yüklüdür suskunluğu
Akıl almaz tehlikeler içerir
Hele hayatında bir sürgün varsa.
Yıllarca süren savaşların ardından vatanlarından sökülen atalarımızı ve onların mücadelesini saygı ve gururla anıyor, insanlık tarihinde bu tür acılı ve karanlık günlerin bir daha yaşanmamasını diliyorum.
Dilerim soykırım, sürgün coğrafyaları olmaz bir daha. Kimse kopmaz kökünden ve kopmuş olanlar geri döner , hepimize sevgi dolu yürekler kalır.
