Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao Nadir Yağan
Vatana Dönüş Günü
31 Temmuz 2010 Cumartesi Saat 20:15

İngiltere’de Westminister Katedrali’nin bodrumunda bir din adamının mezar taşı üstünde şu sözler yazılıdir derler: 

"Genç ve özgürken düşlerim sonsuzken dünyayı değiştirmek istedim. 
Yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım. 
Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece ülkemi değiştirmeye karar verdim ama o da değişeceğe benzemiyordu. 
İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle sadece ailemi ve kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. 
Ve ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki önce kendimi değiştirseydim, ailemi ve yakınlarımı da değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, ülkemi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir belki dünyayı bile değiştirebilirdim
." 
 
Bu mezar taşındaki iletide ve benzer birçok öyküde vurgulandığı gibi yılların birikimi ve kazanılan deneyimler doğrultusunda kişi kendini değiştirme ve geliştirmeden, bir başkasını etkilemede başarılı olamaz.Daha da önemlisi kendimiz örnek olamadığımız sürece bir başkasından sözlerimizin uygulanmasını beklemek inandırıcı değildir. 
 

İngiltere’deki katedralin bodrumundaki mezar taşında yazıldığı gibi önce kendimizin değişip değiştirebileceği bir ülkeye olan özlemle yola çıkmıştık biz . Vatan, birilerinin ikna edilip gönderileceği bir yer olmadığı gibi vatana dönüş de hayatın sıradan adımlarını takip ederek kendiliğinden olacak ya da başkaları tarafından yapılıp takip edilmesi gereken bir reçete değildi bizim için. 
 
Atalarımızın vatandan ayrılışlarının tersine bizlerin vatana dönüşleri işgal,savaş,sürgün, gibi sebeplerin hiçbirine uymaz. Bizim geri dönüşümüz ,inanılan bir davanın, bir idealin, tarihsel gelişim süreci kesintiye uğratılarak dünyanın dört bir yanına dağıtılmış olan Adıge  halkının toprakları üzerinde yeniden çoğalıp yükselerek hem vatanına hem ulusal varlığına sahip çıkma, bizim olanı koruma ülküsünün sonucuydu.  
 
90’lı yılların başında eski Sovyet cumhuriyetleri siyasi ve ekonomik kaos içinde inlerken bizler , ayak izlerinin toz duman olduğu yollardan geçerek tarihsel bagajda birikmiş ne kadar kötülük ve kir varsa çözümünü zamana bırakıp kişisel çabalarımızla çoluk çocuk, genç yaşlı vatanımıza dönmüştük. Geçmişe ağlayarak vakit kaybetmek yerine parçalanmış Adıge-Abaza  yaşantısını Adıge-Abaza  ülkelerinde yeniden bir araya getirme seçeneğini kendi kişiliğimizde somutlaştırmak istedik. 
 
Niyetimiz yaklaşık yüz elli yıl önce yüz binleri aşkın insanımızın kendi coğrafyasını terk etmesine neden olan bu kahredici süreci tamir ve telafi edecek vatana dönüş sürecini başlatmak; bilgi, birikim ve deneyimlerimizi kolektif bir anlayışla zaman geçirmeden halkımızın ve ülkemizin gelecekteki yararına sunmaktı.  
 
Üstüne çok konuşulan  bizim dönüşümüz ; daha iyi bir hayat, para kazanmak arzusu, yaşadığımız yerlerdeki iç karışıklıklar,savaşlar, felaketler gibi dünyadaki genel göç etme nedenlerine  benzemez. Bu yönüyle çok farklıdir. Yine de eski toplumsal ilişkilerin bırakılıp yeni yerleşilen yerin toplumsal ilişkilerine adapte olma zorunluluğunun olması gibi diğerlerinden ayrılmayan yönlere de sahiptir. 
 
Yüz elli yıla yakın zaman elbette uzun bir süreçti ve doğal olarak Kafkasya’nın genel coğrafyasında yaşayan Adıge  halkı ile diasporada nüfus olarak hiç de azımsanmayacak miktarda yaşayan Adıge  halkı, zamanın doğal akışı içerisinde belli noktalarda birbirlerinden uzaklaşmışlardı. Farklı coğrafi alanlarda farklı siyasal ve sosyal koşullarda yaşamak ve bunun ortaya çıkardığı farklı yaşam biçimleri, farklı kişilikler ve mentalite açısından belli değişkenliklerin ortaya çıkması elbette kaçınılmazdı.  
 
Ulusu oluşturamadan dünyaya dağılmış ve birçoğumuzun diasporada dilimizi unutmuş olmamız birbirimizi anlamamızı zorlaştırmaktaydı. Bu, sadece dil bazında ortaya çıkan bir uzaklaşma değildi. Beraberinde zihniyet anlamında da bir uzaklaşmayı ortaya çıkarmaktaydı. Coğrafi uzaklık, Rus ve Türk, Arap kültürü ile yakın mesafede olmaktan kaynaklanan yakınlık, zaman içerisinde kültür bazında da bir uzaklaşmayı ortaya çıkarmıştı. 
 
Genellikle geldikten sonra ilk altı ay boyunca hayatlarımızdan memnunduk.Görüşlerimiz pozitifti. Zorlukları, bu topraklara ayak bastığınız an hemen anlamıyordunuz Sorun, akrabalarla buluşmalar kucaklaşmalar bitip iş, ekmek,pasaport vb dertlerinizle baş başa kaldığınız zaman başlıyor, bir kriz dönemine, olumsuz düşünceler içerisine giriliyordu. Stres kaynaklarının kurutulmuş olup olmamasına göre kimi zaman uzun yıllar sürüyordu.  
 
Başta Türkiye olmak üzere dünyanın başka ülkelerinden çıkıp gelen ulusal sorunuyla tanışmış repatriantlar aynı zamanda büyük değişimler, kültürel,siyasal şoklar yaşamaktaydılar. 
 
Doğduğu ülkede zaten birkaç kültür arasında kalmış diaspora Adigesi “Türkler” tanımlaması gibi psikolojik bir bariyer karşısında afallıyor, vatan insanı tarafından hemen kabullenilmek ,anlaşılmak, aynı ulusun bireyleri olarak görülmek istiyordu. 
 
Geldiğiniz yerde sahip olduğunuz diplomalar,iş deneyimleri burada geçersizdi ve bu durum geçim sıkıntısı yaratıyor; ticari alanlara yönelmeler, yerli Adigeler arasinda “para kazanmak için geldiler” türünden yorumlara sebep oluyordu. 
 
İstisnalar olsa da yaş cinsiyet, eğitim düzeyi, kültürel geçmiş ne olursa olsun buraya geldikten sonra iç dünyalarımızda da bazı değişiklikler meydana geliyordu çünkü yaşanılan şey Türkiye, Ürdün, Suriye gibi gelinen ülkelerden sadece fiziki bir ayrılış değildi. Alıştığımız bir yığın haklardan, kurallardan, sosyal etkileşimden de ayrılmıştık. Bu yüzden uyum sorunu yaşayan bireyler zaman zaman içinden çıkıp geldikleri diaspora Adige kültürünü daha üstün tutmaya, vatandakini beğenmemeye başlıyorlardı.

Bu durumun tam tersi olarak yeni topluma kök salabilmek için eski toplumun değer yargılarını  beğenmeyenler de oluyordu. Gündelik yaşamlarda karşılaşılan her zorlukta iki taraf arasında sürekli kıyaslamalar sohbetlerin konusuydu ve iç dünyalarda çelişkilere sebep oluyordu. 
 
Kendinizi bildiniz bileli hayatınızda olan aynı mahallenin ya da köyün sokaklarında koşturduğunuz, dizlerde iyileşmeyen yaralarla anımsanan çocukluk arkadaşlarınız, senelerce görmesen konuşmasan bile ortak bir yönünüzün olduğu akrabalar, çıkarsız, üniversite ya da askerlik yıllarınızdan, meslek yaşamınızdan hesapsız kitapsız günlerden elinize kalan dostluklar yoktu. Bu yüzden insan zaman zaman kendini hayata sıfırdan başlamış hisseder, yalnızlık, yabancılık duygularına düşerdi. Bilinçli ya da bilinçsizce geride bıraktıklarını,yiyeceklerden giyeceklere kadar burada olmayan ama orada olan her şeyi özlerdi. 
 
Yeni topluma uyum sağlamak için bazılarımız Rusça bazılarımız hem Adigece hem Rusça iki dil öğrenmek zorundaydı. Adigece bilenler toplumda hemen yer bulurken bilmeyenler yüksek öğrenimli kişiler bile olsalar sorunu aşana kadar kendilerini yetersiz ve yalnız hissederdi. 
 
Kültürel,politik,ekonomik geçmişimiz, eğitim durumlarımız şartlara uyum sağlamamızı güçleştiriyor ya da kolaylaştırıyordu. Bu devreler atlatılamazsa çoğunlukla gelinen ülkelere geri dönülüyor, atlatılırsa uyumda yükselme oluyordu 
                                                

                                                              *** 
Geçen zaman zordu ama şimdi hiç yaşanmamış gibi geliyor insana.Çabucak geçmiş gibi... 
 
Köken olarak bir olan insanlar nereden gelirse gelsinler, birlikte yaşama gönüllüğü ve içtenliği olduktan sonra yasal zemin,ekonomik şartlar çok elverişli olmasa da sorunlar aşılıyor.Ekledikleriniz ve çıkardıklarınızla bir mekanı bir süre sonra kendiniz kılıyor ve o yere o kadar ait hissedip o kadar ait oluyorsunuz. Tam anlamıyla uyum,aidiyet duygusunun ,tutunmanın  oluşumu bir süreçtir. 
 
Bir gün bakıyorsunuz ki geldiğiniz günkü gibi değilsiniz. Değişim başlamıştır. Yardımsever soydaşlarımızın da destek ve katkılarıyla başka biri olmuşsunuz, en güzeli de bunu fark etmememişsinizdir. Artık bıraktığınız yer, geldiğiniz yerden daha yabancıdır size. Olduğunuz yerde kalıp sürebileceğiniz sorgusuz sualsiz anlamlı bir yaşamınız vardır. Doğup büyüdüğünüz yerlere sevginiz bitmez ama geriye dönüp tekrar entegre olabileceğiniz bir geçmişiniz yoktur.  

 Bır yerden bir yere isteyerek göç eden insan kaçınılmaz bir değişim de yaşatacaktır gittiği yerde. Ne de olsa yeryüzündeki yeni dinlerin, yeni ideolojilerin, fikirlerin, yeni yemeklerin, yeni müziklerin, yeni ırkların yeni olan her şeyin birçoğu göçmenlerin kafasında, kalbinde, ruhunda, midesinde, kanında yer bulur önce. Baharda döl taşıyan polenler gibi hastalığı, uygarlığı, dini, kini, fakirliği, parayı, nefreti ya da sevgiyi dünyaya yayar. O olmasaydı uygarlık olmazdı. 

Vatanına dönmüş veya dönme arzusu içinde olan, plan yapan, bu konuda hayal kuran, kendini yaşadıkları ülkelere ait hissedemeyen, şu an yaşadığı yerde eğreti oturan, içinde hep gecicilik ve göçebelik duygusu taşıyan, ruhen ve bedenen bölünmüş, bedeni uzak diyarlardayken  ruhu ülkesinde olan potansiyel repatrıant  tüm dünya Adıgelerinin 1 Ağustos Vatana Dönüş Günü Kutlu Olsun.


Bu yazı toplam 3036 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net