Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mıshe Berslan
Çerkes Soykırımı (2)
12 Mayıs 2010 Çarşamba Saat 20:30
Önceki yazımla ilgili olarak olumlu ve olumsuz bazı tepkiler aldım. Elbette ki amacım kimseye düşmanlık sergilemek, hedef göstermek ve kışkırtmak değil, bilakis düşmanlıkları yaratan sebepleri göz önüne sermekti. Benim görevim gerçekleri acı da olsa ortaya dökmek , okurlarla paylaşmak ve inandığım doğruları yazmaktır.

''Milletlerin geleceği için tarih yazmak, yapmak kadar önemlidir.''

Toplumlar için gelecek, geçmiş ile bugünün bir ürünüdür. Bugünü anlamak, geleceğe yön vermek istiyorsak, geçmişimizi iyi bilmemiz gerekiyor. Bunu ciddiye almayıp, geçmişine saygı göstermeyenlerin, gelecek kuşaklar tarafından saygıyla anılması beklenemez. Atalarımızın yaşadığı sıkıntıları ne için çektiğini bilmezsek eğer, elimizdekilerin değerini de bilemeyiz.

Tarih bir tecrübedir.

Buna en iyi örneklerden birisi Yahudi kavmidir. İki bin yıl önce egemenliğini yitiren Yahudiler, yok olmamış ve tekrar egemenliğini kazanmışlardır. Bu başarı şüphesiz, tarih bilgisinin onlarda yarattığı şuur ile kazanılmıştır.

Çerkes halkı ile Çarlık Rusyası Orduları arasında yaşanan uzun ve kanlı savaşlar esnasında yaşananlar, bizim için hala bazı yönlerden travmalar içermektedir. Bir buçuk asır geçmesine rağmen milletimizin, bugün dahi karşı karşıya kaldığı problemlerin temelinde bu acı olayların yarattığı olumsuzluklar vardır.

Nitekim Anzor Kuşhabi'nin de belirttiği gibi, bugünkü Rusya için değilse de Çarlık dönemindeki Rusya'nın, yani Rus Çarlığının katliam/soykırım bir yana Çerkesleri sürgün ettiğine dair bir karar almış/aldırılmış bile değil. Hakların teminatı konusunda yaşanan sıkıntılar, travmayı körükleyen en büyük sebeplerden birisidir. Eğer bizler tarihimize gereken önemi verip, çalınan haklarımızı geri almak için mücadeleye girişirsek, gelecek kuşaklara olan sorumluluklarımızı yerine getirmiş olacağız.

İşte bu amaç ve görev bilinciyle, geçmişimizde yaşanmış trajik olaylara, alıntılar ile ışık tutmaya çalışacağım.

Dünyanın süper gücü Çarlık Rusyası ile siyasi birlikten mahrum Adıge kabileleri arasında yaşanan bu savaşlar sonucunda birçok topluluk tümden yok edildi. Yok edemedikleri toplulukların yaşam alanlarını ise ortadan kaldırarak dünyanın dört bir tarafına sürdüler.

Şüphesiz bu dönemde yaşanan katliam yöntemleri yazılacak olsa, eleminden kalemler bile yazamaz.

Aktaracağım bazı raporlarda ‘temizleme’ kelimesi yer almaktadır. Bu tercüme esnasında değiştirilmiş ya da eklenmiş değildir. Birçok raporda ‘temizleme’ kelimesi olduğu gibi kullanılmıştır. ’Soykırım’ kavramı 20.yy’da türetildi diye bu dönem öncesinde işlenmiş ''aynı'' suçlar için ‘soykırım’ değildir demek ancak ve ancak gerçekleri örtme amaçlı bir girişimdir. İgor Yakovleviç Kutsenko’nun altını çizdiği gibi, aralıksız fetihler, Üçüncü Roma hastalığından başka bir şey değildi ve Kafkasya’da yapılansa düpedüz soykırımdı. Soykırımı inkara kalkışanlara karşı Kutsenko şunları yazıyor: ‘Üniversite öğretim üyelerine göre, aslında Kafkasya Savaşının bütün kilit problemleri tartışmalıdır. Ama tartışma gerektirmeyen bir mesele hariç; Rusya çarlığı, Kuzeybatı Kafkasya’nın yerli halkına karşı soykırım yapmış ve insanlığa karşı vahim suç işlemiştir.’ (Pravda i Krivda s. 79).

Bazı raporlarda ve belgelerde kullanılan ‘temizleme’ kelimesini ‘etnik temizlik’ dolayısıyla ‘soykırım’ olarak kabul ediyoruz.

Belgeler :

Çerkesya Bağımsızlık Bildirisinden Alıntı:


''... Çerkes heyetlerine Rus baskısının ne derece katlanılmaz olduğunu, tüm insanlığın adetlerine, dinine ve mutluluğuna ne kadar düşmanlık beslediğini , generallerinin ne kadar kaypak , askerlerinin de ne kadar acımasız olduklarını , dolayısıyla Çerkeslerin yok olmasının kimsenin işine gelmediğini anlatmaları talimatı verilmiştir.''


‘’.. Acımasız eylemlerini, şiddet anlaşmalarına bağlı kalmamalarını, verdikleri sözün eri olmamalarını, ülkemizi nasıl kuşattıklarını, ticaretimizi nasıl engellediklerini, eski ailelerimizin son kuşaklarını kiralık katilleriyle yok ettiklerini ve bizi itaat edeceğimiz şeflerden nasıl yoksul bıraktıklarını anlatmak çok uzun ve hüzün verici bir öykü olur. Kabileleri ve köyleri nasıl tamamen yok ettiklerini, hain Türk ajanlarını nasıl satın aldıklarını, hayat kaynaklarımızı nasıl kuruttuklarını ve yalanlarıyla Avrupa’nın Hıristiyan uluslarının gözünde küçülürken, yarattıkları dehşet nedeniyle tüm dünyanın nefretine ve öfkesine yol açtıklarını anlatmanın sonu gelmez. Bir zamanlar yüz binlerce kişiyi bayrakları altında toplayabilen soylu ailelerimizi kaybettik, ama nihayet şimdi Rusya’ya karşı nefretimiz sayesinde tek bir kişi gibi birleştik. Bu uzun savaşta halkımızdan sadece iki yüz bin kişi onlar tarafından kendine bağımlı kılınabildi ama bunlardan hiç biri Rusya’ya gönüllü olarak hizmet etmedi. Çok sayıda çocuk kaçırıldı, prenslerimizin oğulları esir alındı ama ülkemizi hiç unutmadılar ve birçoğu kaçmayı başardı.’’


''.. Rusya ülkemizi işgal ederse bu ancak dışarıyla bağlantımızı kopararak, Türkiye ve İran'ı kendisine aitmiş gibi kullanarak, denize açılmamızı engelleyerek, kıyılarımızı abluka altına alarak, sadece bizim teknelerimizi değil bize yaklaşmaya çalışan tüm ülkelerin teknelerini yok ederek, bizi dış pazarlarımızdan kopararak, tuz, barut ve diğer savaş malzemeleri almamıza engel olarak, hayat kaynaklarımızı kurutarak ve umutlarımızı yok ederek gerçekleştirecektir.'' ( The Portfolio , cilt 1,sf. 187)

Rus Ordusunda asker olan K. Geys etnik temizliğin askeri bir strateji olduğunu anılarında şu şekilde dile getirmektedir: “Onlarla (yani Çerkes halkıyla) bütün hesapları bitirmenin en doğru ve hızlı yöntemi olarak ekinlerin kökünden yok edilmesi ve halkın varlığını sürdürmesine izin verebilecek her şeyin imha edilmesi… Bu yerlerde uygulanan savaş sistemi gerçekten en iyisi idi. Temel yiyecek kaynaklarının kıştan hemen önce yok edilmesi ve insansızlaştırılan çevrede satın alarak bile yiyecek elde etme imkanından mahrum bırakılması’’ (Voyenni Sbonik (Askeri Külliyat), 1866, No:5, s. 25, 28 )

Rus General Tsitsianov (1804'te Kabardey Halkına hitaben): “ Kanım kazanda gibi kaynıyor, asilerin kanıyla topraklarınızı sulamak arzusuyla bütün organlarım sarsılıyor... Size diyorum ki benim süngü, gülle ve kan nehri metodumla topraklarınızda akan nehirlerin suyu bulanık akmayacak, ailelerinizin kanıyla boyanmış olarak kıpkırmızı akacak.”(Devlet Tarih Arşivinden)

Tsitsianov : '' Sizi şiddet tedbirleri kullanmaktan men edemem. Benim kuralım her zaman şudur: Sonuç yoksa gülle ve süngüler Rus birliklerinin ve komutanının verdiği cezayı güçlendirmelidir.(12 Nisan 1804'te Tümgeneral Glazneap'a yazdıklarından)

Bu mesajda Tümgeneral Glazneap'ın Kabardey bölgesine saldırması için hazırlık yapmasını istiyordu. Kabardey bölgesine 1810 yılında yapılan bu harekat sonrasında General Bulgakov şunları yazdı :'' Kabardey halkının şimdiye kadar bu kadar büyük kaybı hiç olmamıştır. Yakılan iki yüz köyle birlikte bütün mallarını kaybettiler.'' ( Kumıkov T.H. Nalçik 1965)

General Zass ‘’Rusya ne pahasına olursa olsun Kafkasya’yı işgal etmek istiyor. Bunu ancak dehşete başvurarak başarabiliriz. Çerkesleri içimden geldiği gibi öldürüyorum.’’

Kont Yevdekimov :''.. 442 ailenin gidişine üzülmeyin.Keşke iki katı fazlası gitse , bunun ülkeye bir zararı olmaz.. Bütün halkın gitme tehlikesine gelirse,keşke bu gerçekleşse.. Bu devlete büyük fayda sağlarlardı.Bize karşı kötü niyet besleyen bir halktan kurtulmuş olurduk.'' ( Kabardey-Balkar SSC Merkezi Devlet Arşivi / - 1861 yılında Kabardey Okrugu yöneticisi ve ünlü Şair V.Obreali'niye yazılan mektuptan alıntıdır. )

Aynı zamanda Yevdekimov, Çerkeslerin biran önce topraklarını terk etmesini sağlamak için birliklerine dağlara doğru ilerleyişi hızlandırmaları emrini verdi. Şapsığlara hitaben de şöyle yazıyordu :'' Kötü niyetli bazı kişiler aranızda hükümetimizin Türkiye'ye göç etmek isteyenleri engellemek niyetinde olduğu söylentisini yayıyorlar. Bu doğru değildir, isteyen göç edebilir.'' ( Krasnodar Krayı Devlet Arşivi f.327 )

Çerkeslerin doğası gereği silahlarını gönüllü teslim etmeyeceklerini, bataklıklara inip Çar'a köle olmayacaklarını iyi bilen Yevdekimov, Çerkesleri biran önce yabancı bir ülkeye gitmeye zorlamak için böyle bir şart koşuyordu. Örneğin;

16 Ağustos 1863'te Adagum Birliği Komutanına şöyle bir mesaj yollamıştı ''.. Natuhaylari derhal belirlenen bölgeye yerleştirin.. Eğer red ederlerse iki hafta süre taniyarak hemen Türkiye'ye gitmelerini ya da Chernomorye Oblastinda ki bos topraklara yerleşmelerini bildirin. '' ( Krasnodar Krayı Devlet Arşivi f.325 )

M.İ. Benyukov: (Dağlılara karşı savaşan ve anısını yazan): “Batı Kafkasya’nın iskanı ile ilgili resmi projenin uygulanmasından sorumlu Kont Yevdokimov, Kuban bölgesiyle pek ilgilenmiyordu. Çok pahalıya mal olan savaşı bitirebilmek için bütün dağlıların denizin karşı tarafına kovulması O’nun hedefiydi. Kuban ötesinde kalanların da tehlikeli olma ihtimaline karşın, sayılarının azaltılması ve yaşam şartlarından yoksun kılınmaları için her çareye başvurmaktı.”

Kont Yevdokimov’un Savaş Bakanlığı’na 1863 Kasım ayında gönderdiği yazıdan: “Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz...” (Devlet Tarih Arşivinden)

Kont Yevdekimov , işgal edilen topraklarda genel bir valilik kurarak başına genel vali (namestnik) atadı.Bu genel vali 1863'te Çar'a gönderdiği raporda şunlar yazıyor : ''.. Kesin olarak söyleyebilirim ki , kış boyunca ( 1863-1864 ) sıradağların kuzey yamacında kalan ve bize boyun eğmeyen bütün halk buradan sürülecek ve bu bölge tamamen temizlenecektir.''

Nitekim kitlesel sürgün başladığında, bunu hızlandırmak için acımasız Yevdekimov, çok çocuklu ve yoksul Natuhaylara onar ruble verilmesini emretti. Bu emir metninde şöyle yazıyordu ''..Yeter ki Türkiye'ye göçler durmasın.'' . Bu sürgün Rusya hanesine 300.000 rubleye mal olmuştur. ( ADIGİ - Kültür ve Tarih Dergisi sayı: 3 Nalçik 1992 sf, 88-99 )

1862 yılında M.Venyukov’un çizdiği Kubanötesi haritada Bjeduğ bölgesinin değişik bir renk ile işaretlendiğini gören Gn.Yermelov : ‘’Bjeduğları sil. Diğer Dağlılar gibi onları da Osmanlı’ya göndereceğim’’Devlet Tarih Arşivinden)

Kafkas sıra dağlarını aşan on binlerce dağlı, bütün mallarını ve mülklerini bırakarak Anapa, Novorossiysk, Tuapse, Soçi ve diğer limanlara birikti. Karadeniz’in Kafkasya kıyısına yüzlerce gemi doldu. Rus ve Osmanlı gemileri aralıksız olarak göçmen taşıdılar. Fakat gemiler yetmedi. Kıyıda aylarca bekleyen gruplar vardı ve halleri çok perişandı. Yiyecekleri olmadığı gibi sokaklarda barınıyorlardı.'' (Osetya Cumhuriyeti Merkezi Devlet Arşivi, fon 12, Sıra 6, Dosya 282, sayfa 5)

1863 Baharına doğru Kuban ötesi toprakları yerli nüfustan büyük oranda arındırıldı ise de köylüler daha dağlık bölgelere çekilerek mücadeleyi sürdürdüler. Öyle ki, 1864 Mayısında Kafkas Savaşlarının bittiği ilan edilse de 1865’e kadar birçok Çerkes, mücadelesini sürdürdü.(Rusya Dış Siyaset Arşivi, Baş Arşiv Fonu, 1-9, Sıra 8, dosya 2, sayfa 217)

Bu yüzden 10 Kasım 1863 tarihinde Kafkasya Ordusu Başkumandanının harbiye vekiline şu mesajı geçmek zorunda kaldı: “Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz” (Merkezi Devlet Askeri Tarih Arşivi, fon 1, sıra 1, dosya 26643, sayfa1 )

Prens Mihail : “ Abzehlerin itaat ettiğini, Ubıhların yenildiğini bildiren raporunuza çok sevindim... Kafkaslar'ın kuzey yamacına cesur birlikleriniz boyun eğdirdi. Güneybatı yamacının da, bize düşman vahşi halktan temizleneceği, şimdiye kadar girilemeyen Karadeniz'in doğu kıyısının da Rus nüfus yerleştirilerek gerçekten Rus olacağı zaman yakındır. Ümit ediyorum ki, bu an yakında gelecek ve itaat etmiş bütün Batı Kafkasya'yı imparatorun ayakları dibine sereceğiz.” (Kont Yevdokimov'a mektubundan - 1863 )


Grandük Michael (1864 yılında): “Tek bir kişi savaş meydanında teslim olmadı, çarpışarak öldü. Köylerinin on defa yakılmış olmasına rağmen halk da, yine büyük bir inatla eski topraklarına yapışıp kalmaya devam etti. Dağlıların teslim olmak istememelerinden dolayı görevimizi yarıda bırakarak dönemezdik. Yarısının teslim olmasını sağlamak için Dağlıların diğer yarısını yok etmek zorundaydık. Fakat sadece onda biri savaş alanında öldürüldü. Diğerleri, ormanlarda ve dağlardaki şiddetli fırtınalar, açlık ve yorgunluktan kırıldı. Daha çok kadın ve çocuklar acı çekti.”

Çar II.Aleksandır : ‘’Tanrı’nın yardımıyla Kafkasya’nın işgali tamamlanmak üzeredir.Dağlıları orturdukları verimli topraklardan çıkarmak ve yerlerine Hristiyan Rus nüfus yerleştirmek için birkaç yıl daha gayret etmemiz gerekiyor.Bu büyük işi başarma şerefi Kuban silahlı kuvvetleri mensubu Kazaklara nasip olmuştur.’’ (24 Haziran 1861’de imzaladığı ‘’Kuzey Kafkasya’da İskan’’ fermanı )

Çar 1.Nikolay : ‘’Bu şanlı zaferi kazandıktan sonra benim için aynı görkeme sahip ve hatta daha önemli olan başka bir amacımız daha var. Dağlı insanların mutlak suretle bastırılması veya bu direnişçilerin yok edilmesi.’’ ( Kafkas kolordusunun Komutanı Feldmareşal İ.F. Paskeviç’e mektubundan alıntıdır )

Rus birlikleri Abdzakh köylerinden Tuba’yı ele geçirmesi üzerine, köy yerlileri kendilerine teslim olup tutsak edildikten sonra tümünü öldürdüler. Kurbanlar arasında gebeliği ilerlemiş iki kadın ve beş çocuk da bulunmakta idi”( Foreign Office (İngiliz Dışişleri Bakanlığı) belgeleri 97-424, no:2 17 Aralık 1864)

Rus birlikleri kıyıda toprak kazandıkça işgal edilen yerlerde bulunan yerli halkın hiç bir şekilde orada kalmalarına izin verilmemekte, yerli halk ya Kuban ovalarına ya da Türkiye’ye göç etmeye zorlanmaktadır. (Brock s.427)

St. Petersburg’taki İngiliz Büyükelçisi raporu: Son iki yıldır izlenen politika şu olmuştur: Askeri birlikleri ve Kazakları ileriye doğru sürmek ve kuzeyde Kuban havzasına doğru yukarı vadilere yavaş yavaş fakat emin bir biçimde yerleştirmek ve böylece en sonunda en yüksek istihkama ulaşıncaya kadar her adımda yerli halkı yurtlarından ederek Güneyde Karadeniz’e doğru alçalan vadilere itmek ve bu bölgelerin yabanıl ve kendi başlarına buyruk halkını kitlesel olarak sahillere sürmek. (M.Münir Aktepe (der.), Vak’a Nüvis Ahmet Lütfi Efendi Tarihi, Cilt X (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1988), s.155-156.)

A.K. Şeugen , Kafkasya’daki Rus yetkililerin zaten bütün Batılı Çerkesleri tahliye etme fikrini geliştirmeye başlamış olduklarını; 16 Ocak 1887 tarihinde , Yekaterinador kolunun atamanı Kuban bölgesinin başına sunduğu raporda , ‘’ Rusya sınırları içinde bu insanların istenmediğini ‘’ söylediğini ifade etmektedir. Yekatarinador kolunun atamanı bu sorunu en yakın zamanda çözmek amacıyla bir teklifte bulundu ve ‘’Ovada yaşayan Dağlıların tamamı olmasa da en azından bir kısmı, Rusya topraklarını ne kadar erken terk ederse o kadar iyi olur dedi’’. Labinski,Maykopski ve Batalpaşinski kısımlarının atamanları,Kubanski bölgesinin başına aynı öneride bulundular.Kafkas Askeri Bölgesi Askeri Kuvvetlerinin komutanı Prens Dondukov-Korsakov, tüm bu raporları değerlendirdikten sonra , 21 Ocak 1889 tarihinde savaş bakanına sunduğu raporunda, bu konuyla ilgili olarak ‘’ Kuban bölgesindeki yerlilerin sadece bir kısmının Türkiye’ye göç etmesi arzu edilebilir,bunlar da Yakaterinodarski ve Laba bölümlerinin sakinleridir’’ demiştir. ( Bu da 1858-1865 yılları arasında yaşanan kitlesel göçlerin ardından anavatanda kalan Adigelerin tümü anlamına gelmektedir – A.K. Şeugen)

Çok fazla uzun olmaması için burada kesiyorum. Buraya kadar daha çok Rus yönetiminin Çerkesleri yok etme amacı taşıdığını gösteren belgelere yer verdim. Elbette burada bitmedi. Yazımın devamında, ağırlıklı olarak Rus askerlerinin, Çerkes halkına yaşattığı acıları - katliamları ve işleniş biçimini aktarmaya çalışacağım.
demişti.(

Bu yazı toplam 4343 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net