

Son yıllarda sürekli olarak düştüğümüz hata,hakkın ne olduğunu bilmeden, hakkımızı aramaktı sanırım. Zamanı ve mekanı ayarlanamamış, umutsuz arayıştı bunlar. Bir müzisyene 'beni zorla evimden attılar, her yanımı morarttılar' denirse, onun size vereceği şey bir şarkı olacaktır. Bir fırıncının vereceği şey ise ekmek.. Biz ise hep balıklardan istedik. Peki ne verdiler, bol köpüklü dalgadan başka?
22 Mayıs 2010 günü, Taksim'de 'Çerkes Soykırımını' haykıran ve haklarımızı savunmak / çiğnenenleri ise tekrar ayağa kaldırmak için, konu muhattabının kapısının önüne kadar dayanan büyük-küçük / Çerkes-Abaza-Çeçen, ayırt etmeden hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum.
Eski alışkanlığı terk etmeyen, alkışlarla-ıslıklarla, kimi zaman da göz yaşlarıyla balıklardan bir işaret bekleyen soydaşlarıma da bir tavsiye de bulunmak istiyorum. Hacı Degumuko Berzeg'in mezarı yakışır, anma günü mekanı için. Onun size verebileceği şey köpüklü dalgalardan öte öğütleri olur. Dostunuzu, düşmanınızı, hakkınızı nerede bulabileceğinizi anlatır belki..
Belki o zaman buluşuruz hepimiz - tek yumruk, Taksimde!
***
Spencer’a göre Çerkesler her savaştan önce şöyle derlermiş ‘’Eşlerimizi ve yavrularımızı bizden ayırdılar; köylerimizi yaktılar, sürülerimizi yok ettiler ve topraklarımızı mahvettiler! İntikam zamanı geldi! ‘’ ve ardından şu şarkıyı söylerlermiş :
Sus!Sus!Ötüyor borular!
Aşıyor tepeleri;
Sarp ışıkta sıçrayan,
Şafakta bir geyik gibi.
Hasmı katle atılalım:
Çirkef Vurıs yok olsun!
Öç bu darbı alt etsin
Top ve oklar uçuşsun.
Feryat çarpan topa gürler,
Davul, boru yarışır,
Dağı taşı dolaşıp,
Kılıç sesiyle çarpışır.
Sevi için savaşırız,
Yaşam için ve hürriyet;
Gökte hükmeden Tha-ah
Bu savaşta bizi gözet
Doğan güneş yaymalı
Kızıllığı denize;
Son ışığı vurmalı,
Vurıs cesetlerine.
Alın öcümüzü alın!
Denir ceddin mezarından;
Al, Vurıs, al ölümünü!
Gidenlerin gazabından.
Bakın, atalarımız,
Akbaba avı kaptı;
Görsün cennet ve dünya
Günü bizler kazandık !
Ben böylesine içinde nefret duygusu barındıran voredler/vuseler - duymaya/okumaya alışık değilim. Kötü halk yoktur, kötü insanlar vardır felsefesi üzerine yaşam inşaa etmiş barışçıl bir halkı, nedir böylesine düşmanından nefret ettiren şey? Bence bunun cevabını en güzel Abu Şhalaho veriyor :‘’Kafkas savaşı ordular arasında geçmediği gibi amacı işgal veya boyun eğdirmek de değildi. O bir imha savaşıydı.’’
Çerkeslerin nefretinin haklı bir gerekçesi vardı elbet, ancak Ruslar daha fazla nefretle doluydular. Onları acımasız yapansa bu nefret duygusunun ne kadar büyük olduğunun göstergesidir. Çerkeslere, dağlı-uyuşmaz-çağ dışı/ilkel gibi tanımlamalar içine sokarak küçük görmeleri de nefret duygusunun Rus ileri gelenlerinde hastalık seviyesinde seyrettiğini kanıtlamaktadır.
İşte soykırım dediğimiz vahşet, bu hastalığın son evresi, yani uygulamaya konması oluyor. Geçmişte yaşanmış bu korkunç uygulamaları aktarmaya devam ediyorum..
***
‘’…Babakov Kazak köyüne sürülmüş olan bazı Abazalar 1858 yılında Kuban nehri ötesinden birkaç Abazayı gecelemek üzere kabul etmişlerdi.
Bunu duyan yönetim köyden 20 aileyi Rusya içlerine sürgün etmeyi kararlaştırdı. Abaza’lar önce bölge askeri komutanına, sonra da Kafkasya Çar Vekili’ne yazıyla başvurarak bu haksız kararı durdurmalarını istediler… Ağustos ayında buraya bir birlik gönderildi. Abazaların hepsi mitralyöz ile delik deşik edildiler.’’
‘’…1868’de Osmanlıya gitmek üzere harekete geçen Kudenitok köyünden olan Çerkeslerin peşine düşen Albay Dogmitsov, arabaların arkasına mevzilenmiş Çerkeslerin üzerine toplarıyla ateşe başladı. Çerkeslerin bir kısmı arabaların arkasından ateş ederken, bir kısmı da atlarıyla yalın kılıç topların üzerine atıldılar… Çocuklu bir kadından başka canlı kalmadı. Dogmitsov iki büyük çukur kazdırarak, ölüleri içine doldurttu. Ölülerin sayısı kadın-erkeğiyle 233’ü buluyordu…’’
‘’…Ruslar bu yöntemleri o kadar ileri götürdüler ki; bütün Dağlılar kendilerinden tiksinmeye ve hiç kimse günün birinde yerinden kaldırılarak Kazaklar arasına sürülmeyeceğinden emin olmamaya başladı’’. ( Musa Kunduk’un anılarından )
***
Savaşları yerinde izleme olanağı bulan Fransız asıllı gezgin Dumas ise şahit olduğu bir olayı şöyle tarif ediyordu: “Bir kazak savaşçı, bir dağlıyı öldürmekle kalmıyor, cesetlerin kellelerini de koparıyordu. Bunu gören diğer Kazaklar ise vahşi bir şekilde bağırıyordu”. Bu durumu İngiltere kraliçesine yazdıkları bir dilekçe de açık açık dile getirmişlerdi. Dilekçede Rus askerlerinin ellerine düşen çaresiz kadınları, yaşlıları ve çocukları koyun boğazlar gibi kestikleri başları süngüleriyle kelekle oynar gibi oynadıkları; uygar ve insanlık dışı anlatılması güç bir zulüm ve baskı uyguladıkları” yazılmıştı (Bkz.: PRSCET Belge-3.)
***
Dekabrist Lorer: ‘’Zass, karargahının yakınında, özel olarak yapılmış küçük bir tepenin üzerine, mızraklara geçirilmiş, sakalları rüzgarda uçuşan Çerkes kafaları dizmişti. Bu iğrenç tabloyu seyretmek üzüntü vericiydi… Bir gün Zass, davetlisi bir hanımın ricası üzerine düşman kafalarını kaldırmayı kabul etti. Bizde o sırada misafiriydik. Generalin çalışma odasına girdiğimizde dayanılmaz, iğrenç bir kokuyla sarsıldım. Zass gülerek, yatağın altında kafaların konduğu sandıkların bulunduğunu söyleyerek şaşkınlığımızı giderdi ve camlaşmış gözleriyle korkunç şekilde bize bakan birkaç kafanın bulunduğu kocaman bir sandığı çekip çıkardı. ‘’ Onları neden burada tutuyorsunuz’’? diye sordum. ‘’ Onları kaynatıyorum, temizliyorum ve anatomi çalışmaları için Berlin’deki profesör dostlarıma gönderiyorum’’ diye karşılık verdi.
***
‘’Avrupada’ki zaferinden sonra ummadığı kadar güçlü bir direnişle karşılaşan Kafkasya orduları başkomutanı Yermelov, günden güne zulmünü arttırıyordu.Tarlalardaki ürünler yakılmaya, köyler toplarla yıkılmaya, çeşmeler tıkanmaya, üzüm bağları sökülmeye başlandı.’’(Lesley Blanch s.40)
***
The Free Press :
''Şapsığ ülkesinin Hafia köyünde bir yamyamlık sahnesi sergilenmiştir. Köy erkeklerinin cephede ileri hatlarda bulunmasını fırsat bilen Çarın Askerleri köydeki savunmasız halkın üzerine üşüşerek onları öldürmüş, evlerini yakmış ve mallarını yağmalamıştır.
Kurbanlar arasında 18 yaşlı kadın, 8 çocuk ve 6 yaşlı erkek bulunmaktadır. Öldürülen kadınların birinin cesedine şu sözcükleri içeren bir yafta iliştirilmişti: “Haydi git, yardım için temsilcilerinizi gönderdiğiniz İngiltere Kraliçesi’ne şikayet et!” Küçük bir çocuğun cesedinde de şu yazı okunuyordu: “Koruyucunuz Türklere kendini satacağına burada kal!” Yine gözleri oyulmuş yaşlı bir erkeğin cesedinde de şu yazı okunmakta idi: “Git temsilcilerinle buluş, Paris’te iyi göz doktoru bulabilirsin!” (The Free Press, 1 Aralık 1863 - Fransa)
***
Albay Şarapa o dönemi şöyle anlatmaktadır: “General Bigiç’in komutasında bizim birlikler çekirge sürüsü gibi dağlı köylere saldırıyorlardı. Darı, mısır, buğday ve çavdar tarlaları topların, atların ve askerlerin altında ezilip imha ediliyordu, köyler alev alev yanıyor, duman ormanlara kadar yükselerek her tarafı sarıyordu” (Ali Kasumov ve Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı)
***
Russkaya Starina : “Savaş son derece amansızsa cereyan ediyordu. Biz geri dönülmesi imkansız bir tarzda ve askerin bastığı her toprak parçasını son ferde kadar Çerkeslerden temizleyerek adım adım ilerliyorduk. Kar erir erimez ve ağaçlar yeşermeden önce yüzlerce köyleri ateşe veriyorduk. Ekinler atlara yediriliyor veya çiğnetiliyordu. Köy nüfusu gafil avlandığı taktirde, derhal asker korumasında en yakın Kazak köyüne götürülüyor ve daha sonra Türkiye’ye sevk ediliyordu. Bizim yaklaşımımız sırasında boşalan kulübelerde çoğu zaman masanın üzerinde içinde kaşığı ile beraber henüz soğumamış lapaya, üstünde iğne takılı tamiri yarıda kalmış elbiselere, döşemeye yayılmış bir şekilde bırakılan çeşitli çocuk oyuncaklarına rastlıyordu. Fakat bezen askerlerimizin canavarlığa kadar varan hunharca hareketler de yapılıyordu.’’ (cilt 22, 1878)
***
Oçerki Nohorenya Kavkaza 1901 : ‘’…Bu kanlı kırımda , çoğu zaman anneler, elimize düşmemesi için kendi çocuklarını kendileri öldürüyorlardı. Birçok dağlı kabile tamamen yok edildiler. Yeryüzünden silindiler…Dağlılar teslim olmuyor diye, biz başladığımız işten cayacak değildik. Silahlarını almak için Dağlıların yarısını kırmak gerekiyordu. Katliama giriştiğimizde kadınların ve çocukların birçoğu ormanlara sığınıyordu. Bunların birçoğu gezici birliklerimiz tarafından bulunuyor, genellikle de öldürülüyorlardı.’’
***
J.F. Baddeley ‘’Rusların Kafkasyayı İstilası’’ :‘’Bir durumu belirtmeden geçmek Çerkesler bakımından gerçekten büyük bir haksızlık olurdu : Ruslarla Çerkeslerin ilk karşılaşmalarından, onların yüz kızartıcı bir şekilde vatanlarını terk etmeye zorlamalarına kadar geçen süre içinde, Rusların her zaman Çerkeslere zalimce ve haince davrandıkları kullandığımız Rus kaynakları tarafından doğrulanmaktadır.’’
s.307 :‘’Kuzey Batı Kafkasya’nın yüzlerce yıllık köyleri temizlenip boşaltılarak , halkının sağ kalanları top,tüfek ve süngü önünde Karadeniz kıyılarına sürülüyordu. Geri dönüp yerleşme umutlarını yoketmek için evler son tahtasına kadar yıkılıp, yakılıyordu. Yerlerine Kazak stanitsaları kuruluyordu.’’(– ayrıca Abramov Y.A. Berje, Tornav F. Kanitz F’nin kitapları benzer sınırsız uygulamalardan belgeleriyle bahseder.)
***
Wagner - 1843 :“Ruslarla Kazaklar arasında”, diyerek başladı doktor, Çerkeslere karşı, onları toptan imhaya yönelik bir savaşın sürdürülmesi gerektiği yaygın bir kanaattir. Çünkü onlara göre Çerkesler, asla yumuşaklıktan, arkadaşlıktan ve onlara yapılan iyiliklerden anlamazlar; her türlü cömertçe yaklaşımı şüpheyle karşılarlar ve onların medenileştirilmesi imkansızdır. Bu konudaki fikirlerini desteklemek için de sana, Çerkeslerin birçok barbarlık örneklerini, korkunç misillemelerini, şeytani zalimliklerini anlatacaklardır. Belki de bu anlatılanların yarısı doğrudur. Fakat olaylara daha derinden bakan hiç kimse, Çerkesleri mahkum eden bu kararlara katılmayacak ve bu korkunç olayların çoğunu, çevreye hakim olan şartlara bağlayacaktır.
***
Puşkin 'Erzurum'a Yolucuk' isimli kitabında şöyle yazıyor : “Çerkesler, bizden nefret ediyor. Çünkü onları yaylalarından attık, köylerini yaktık ve kabileleri toptan yok ettik.” “Fakat bir takım lüks maddeleri ile Çerkesler ehlileştirildikten sonra Rusya asıl amacına ulaşacaktır: Günümüzdeki Aydınlık çağında, Çerkesler tekrar İncil ile tanıştırılması kadar kutsal bir hedef olamaz. Zaten onlar daha önce Hıristiyan’dı ve Rusların potansiyel müttefikleriydi.''
***
‘’… Kanlı savaşla Dağlı halkları vatanlarından kovarak yok ettiler.’’(Liçkov L.S., Oçerki iz proş. U Nas. Çernom.Po.Kab.’dan Avutle P.Y. s.89)
***
General Oberliani , Ağustos 1862’de Kazakların Şapsığ ve Natuhaç topluluklarının önemli bir kısmını ele geçirdiğini ve Dağlıların elinde kalan toprakların yaşanamayacak kadar küçük olduğunu bildirdi.(Kadir Natkho)
***
Rus Tarihçi Y.D. Felisin: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara çiğnettik, sonuçta bir harabeye dönüştü.''
***
Rusya tarihçisi Zaharyan ‘’Kafkasya ve Kahramanları’’ adlı kitabında :
‘’Çerkesler bizi sevmezler. Biz onları özgür çayırlarından çıkardık, avullarını yıktık. Birçok kabileler tamamıyle yok edildi’’ diye yazıyor
***
Marc Pinson , 1972 : ‘’Daha önceleri Rusyanın işgal ettiği bölgelerde topluca iç göçürmeler uygulanıyordu. 1859’da Doğu Kafkasya’nın işgalini tamamlamasından sonra Rusya tüm gücüyle Batı Kafkasya’ya yüklendi. İşgal ettikleri toprakları alabildiğince yerli halkından temizlemeye çalışıyorlardı. Bu dönemde zorla Osmanlıya göçürmeler uygulandı. Ancak 1864 Mayısında, kesin askeri işgalden sonra topluca büyük göçürttürmeler başladı.’’
***
Kemal Karpat : ''Bazen subaylar son çözüm için Çarın kardeşini bekliyorlar, son çözümü ona adeta bir gösteri şeklinde sunuyorlardı. Herkes yerini alıyor ve bu silahsız, savunmasız kendini koruyamayacak halkı öldürüyorlardı. Artık savaş, soykırıma, vahşete dönüşmüştü.''
*--
Barasbi Bğajnokov :Çerkes kavimlerinden “Abzekhler, Kafkaslar genel komutanı General Kont Yevdokümov’a haber salarak Farez çayını geçmemelerini aksi taktirde savaşa devam edeceklerini bildirdiler. Yevdokümov şu cevabı verdi: “Ben Abzekhlerden barış ve iyi komşuluk istemiyorum, kayıtsız şartsız teslim olup itaat etmelerini istiyorum. Son dağlı benim gösterdiğim yere taşınıncaya kadar taarruzu sürdüreceğim.”
***
Son olarak Dünya Çerkes Birliği eski Başkanı B. Akbaşev’in 1999’daki konuşmasını aktarıyorum : ‘İmam Şamil’in savaşı hakkında değişik dönemlerde, yanlış da olsa, doğru da olsa hep yazılmış, tartışma yapılmış, konuşulmuştur. Oysa Çarlığın Kuzeybatı Kafkasya’da yok etme savaşı yürüttüğü ve bu savaş sonucunda 3 milyonluk Çerkes halkından sadece yüzde 20’iin hayatta kalabildiği hakkında ses çıkaran yoktu. Çerkeslere (Adıge ve Abhazlara), Kuzeybatı ve Merkezi Kafkasya halklarına karşı savaşın feci sonuçları, Rusya toplumunun bilincinde hiçbir şey ifade etmiyor... Okul ve üniversite kitaplarında Merkezi ve Batı Kafkasya nüfusuna karşı insanlık dışı savaş, Çar ordusunun haklı ve kahramanca harekatı olarak sunulmaktadır... Bu savaş, Adıge ve Abhaz halklarına büyük bir darbeydi... Dev zayiat ve nüfus kaybı, toplu sürgünler, Kafkasya’nın en kalabalık halklarından birini yok oluşun eşiğine getirmiştir.’
Devam edecek..
