

Son günlerde PKK saldırıları sonrasında birçok asker ne yazık ki hayatını kaybetti. Bu üzücü gelişmeler sonrasın da aydınından sıradan vatandaşına kadar herkes hararetli bir şekilde meseleyi tartışmaya başladı. Herkesin kendince çözüm önerisi de var. Kimi atılacak demokratik adımları çözüm olarak görürken,kimisi de sorunun askeri yöntemlerle çözülebileceği görüşünde. Yoğun olarak bu meseleler tartışılırken elbette Çerkes halkı da kendi içinde bu tartışmalara yer verdi.
Ancak tek farkla, terör meselesinden açılan mevzular dallandı budaklandı ve tartışmalar 'kimlik' meselesi üzerine yoğunlaştı. Bu tartışmalar, güncel meseleler gibi gözükse de , aslında despot zihniyet ile sorgulayan zihniyetin çatışmasıydı. Çerkesler Türkiye de ve dünyada yaşanan bir takım gelişmelere paralel olarak geçiş sürecindeler. Bu tartışmalar da süreci gözlemlemek adına yararlı oldu diyebilirim.
Sistem geçmişte uzun süre etnik kimlikler ve hakları konusunda inkarcı ve baskıcı tutum sergilemiş, dolayısıyla bu durum birçok kişide kimliğini ifade etme konusunda çekinceler meydana getirmişti. Hatta kimliğini inkar edenler hiçte az değil. .
Bu süre zarfında birçok kişi kimlik değişimine uğradı ve sistem tarafından yürütülen propagandalar büyük ölçüde başarılı oldu. Bazılarımız çift kimlikli oldular. Türk kimliği - Ben Türküm diyen ve sadece Türkiye için düşünen, çalışan, savaşan ve onu sahiplenen profile bürünürken, Çerkes kimliği - eş dost ilişkisi ayarında, sosyal aktivitelerde kullanılan bir biçime büründü. Ve bu zihniyete sahip birçok kişi Çerkes meselelerini halı altına süpürerek; en büyük Çerkesliğin parmak ucunda dans etmek olduğunu yıllarca kanıtlama çabası içine girdi.
Çerkes kimliğinde ısrar edenler ve bunun topluma örnek olması gerektiğini düşünenler ise sistem tarafından kimi zaman cezalandırılırken, bazen de toplum içinde dışlanma nedeni olarak görüldü. İfade etmek gerekirse bu suçlamalar o zaman için 'o komünistmiş' ya da 'anarşistmiş' v.b. şeyler oldu.
Bu meselelerin rahat tartışılabildiği günümüzde artık çift kimlikte direnen kişilerle, tek kimlik taşıyanların beraber yapamayacakları gün yüzüne çıktı. Kimisi kalbine iki bayrak sığdırabilirken, kimin de ikinciye yer yok.
Voredups’a bu konuda şöyle düşünüyor:
Biryer sızlıyor içimde,
Anlatmak,sanıyorum mümkün.
Yaklaştım diyorum sevinçle.
Bakıyorum, yazık ki, ne mümkün.
Bir bez saklıyorum, kalbimde.
Adıge için, bayraklık.
Soruyorlar-
Kim biçecek ?
Gülüyorlar, hey hat..
Kim dikecek?
''Mavi Marmara ve Kendine Müslüman Zihniyet''
Hatırlarsanız Cohar Dudayev, hediye edilen bir uydu telefonuyla görüşürken koordinatları belirlenmiş ve bombalanarak öldürülmüştü. Bu günlerde o telefonu Amerika nın IHH başkanı Bülen Yıldırım aracılığıyla Dudayev'e ulaştırdığı konuşuluyor. Bu elbette bir iddia, ancak IHH'nın El-Kaide gibi, kimi karanlık odaklarla bağlantılı olabileceği de dillendiriliyor. ( http://www.terrorism-info.org.il/malam_multimedia/English/eng_n/html/hamas_e105.htm )
İsrail büyükelçisi ve bazı İsrailli yetkililer, gemi henüz kalkmadan uyarılarda bulundular. Yardım başka bir yöntemle ulaştırılmalı, bu gemi yola çıkarsa vururuz dediler. Çocuk ve kadınları gemiye doldurup İsrail'e kafa tutmak, büyük bir provakasyondu ve İsrail'i kışkırtma amacı taşıyordu. Başlarına gelecekleri bildiklerinden, canlı yayın sistemi kurmaları da, aslında gerçek niyetlerini ortaya koyuyor. İç ve dış tehdit algısı çok hassas ve de saldırgan bir ülkeye böyle kafa tutmanın bedelini siviller ödedi. Olayları duygusal anlamda analiz eden halk bu gerçeği göremedi.Sonuçta ne insanlık kurtarıldı ne de Gazze.
Gazzede ki haksız abluka için sürekli ‘'one minute'’ diyenlerin, Abhazya'ya giden gemilere uluslararası sularda müdahale eden Gürcistan’a ses çıkarmaması ise ikiyüzlülüğün portresidir. Bu ikiyüzlülüğe ses çıkarmayan kendi insanımız da, tüm bunlara istemeyerek de olsa ortak oluyor.
İsrail müdahalesinden sonra, damardan 'insani-islami' şerbeti yiyen hemşerilerimiz, günlerce Hitler’i andılar ve Yahudi halkına hakaret yarışına girdiler. Buda,İsrailli bazı soydaşlarımızı rahatsız etti.Görüştüğüm birkaç kişi bana öncelikle Ortadoğuda ki olayları çok yanlış değerlendirdiğimizi ve İsrail'in Çerkeslere sağladığı imkanları anlattı.İsrail'in kendi köyleri için bütçeden yılda ayırdığı rakam 1,5 milyon dolardan fazla. Anadilde eğitim hakları olduğu gibi kültürlerini ve dinlerini yaşama noktasında da hiçbir sıkıntıları yok.Bunlara ek olarak , Çerkes soykırımı meselesine de İsrail'de büyük bir destek var.Tabi bu alt yapının da İsrail halkının verdiği vergilerle gerçekleştirildiğini de belirtmek gerek.
Kendine Müslüman, Arap ülkelerin de ve Türkiye'de yaşayan Çerkeslerin böylesine geniş hakları yok. Golan tepelerinin sahipleri Çerkesler, İsrail-Arap kapışmasında çok ciddi direniş gösterdiler. Araplar arkalarına bakmadan kaçarken , Çerkesler inatla Golan'da kalarak tek başlarına işgale direndiler ancak büyük kayıplarla çekilmek zorunda kaldılar. Suriyede ki Çerkeslerin,İsrailli soydaşları gibi hakları yok.
Ürdün’ü -kurulduğu ilk günden beri- bir arada ve ayakta tutan Çerkesler de artık eski güçlerini kaybetmiş durumdalar. 21 mayıs'ta Rus konsolosluğu önünde protesto eylemi yapmak isteyen Çerkeslere, Ürdün yönetiminin izin vermemiş olması, Çerkeslerin gücünün bu ülkede ne derece zayıflatıldığını gösteriyor. Nitekim bu gerçeği orada ki Çerkesler de dile getiriyor.
Bu durum bana Çerkes Ethem'i hatırlatıyor. TBMM'yi iç ve dış güçlerden korurken, eller onun için alkış yapmaktaydı. Ne zaman ki, işgal tehlikesi ortadan kalktı, aynı eller bu sefer tokat oldu. Ethem Bey, Ürdün’e soydaşlarının kanatları altına sığınmış ve onlardan gördüğü yakın ilgi sonucun da Amman’da bir kahve köşesinde gizlice ağlayışına tanık olan bir soydaşına “Ben Çerkes olduğumu ancak şimdi öğrendim” diyebilmiştir.
***
Lozan antlaşmasıyla kabul edilmiş olan üç milli azınlık (Rum-Ermeni ve Yahudiler) dışında Türkiye'de sadece Türklerin yaşadığı resmen ilan edildi. 1923 yılı itibariyle devlet destekli Türk Ocağı yapılanması başlatıldı. Müslüman milli azınlıklara ana dillerini konuşmaları yasak edildi. 1926'da Trabzon Türk Ocağı, bölgede ki Laz köylerini gezerek,Türkçeyi kullanmalarını istediler. Hatta yeni bir teori geliştirerek Lazların aslında Türk olduklarını ve Türklüğe geri dönmeleri gerektiğini savundular. ( RFDSA Türkiye referansları )
Bu teşkilat, Atatürk rejiminin temel direğini oluşturduğundan 1925 senesine gelindiğinde Türk Ocağı şubesi sayısı 71 vilayette toplam 135'e ulaşmıştı. İsmet İnönü, Şeyh Sait isyanı bastırıldıktan sonra bu teşkilat delegelerine şöyle sesleniyordu:''Türk çoğunluk önünde başka unsurların herhangi bir önemi yoktur. Bizim vazifemiz, Türk vatanında yaşayan herkesi Türk yapmaktır. Biz Türklüğe ve Türklere karşı duranları kesip atarız. Vatan hizmetine çağrılan bir kişi mutlaka Türk ve Türkçü olmalıdır ( Füsun Üstel s.173)
Türk Ocaklarının 3.kongresinde (Nisan 1926) delegelerden Mustafa Reşit ‘'Çerkeslerin bazı yerlerdeki üstünlüğünü biz sadece tesadüf olarak görüyoruz. Dileğimiz onlara karşı önlemlerin alınmasıdır. Dillerinin yasaklanması önlemin ta kendisidir'’ diyordu. (Füsun Üstel s.199)
1927'de Atatürk'ün okuduğu 32 saatlik nutkun içinde, Çerkes Ethem ve Uçan müfrezelerinin, Milli Kurtuluş Mücadelesinde ki rolü önemsizleştirilmişti. Atatürk sadece '’Çerkes Ethem ve müfrezesinin bize bazı hizmetleri olmuştur' demekle yetiniyor, asıl vurguyu onun ihanetine yapıyordu.
Ubıhçayı son konuşan kişi olarak tarihe geçen Tevfik Esenç'e, ‘’neden bu dili çocuklarınızla konuşmadınız neden onlara öğretmediniz’’ diye sorulduğunda, ‘’etrafımızda herkes Türkçe konuşuyordu. Bizim başka bir dil konuşmamız uygun olmaz diye düşündüm’’ diye cevap veriyor. Şüphesiz insanların anadillerini konuşmaları,dışlanma nedeni olarak gösterildiği için böyle cevap veriyordu son Ubıh.
70'li ve 80'li yıllarda da,despotik zihniyetin baskılarından herkes gibi Çerkesler de kendilerine düşen payı aldı. Bazı kesimler tarafından ısrarla Çerkeslerin, Kafkas Türkü olduğu söylendi hatta Çerkeslerin okuduğu kültürel dergilere bu ibareler özellikle kondu.Kültürel haklarını ve kimliğini savunmakta kararlı olanlara baskılar uygulandı.O günlerde, Çerkes geceleri düzenleyip, Çerkesçe şarkılar söylemek de imkansızdı adeta.
Günümüze geldiğimizde, yeterli olmasa da bazı iyileşmeler görüyoruz. En azından artık Çerkesler bir araya gelip, şarkılarını söyleyebiliyorlar. Ancak Türkleştirilen birçok insanımız, milletimiz için en büyük kayıp. Aynı şekilde, Araplaştırılan ve Ruslaştırılan soydaşlarımız içinde durum böyle.
Çerkeslerin yüzlerini Çerkesya'ya dönmelerini ve enerjilerini bu yönde harcamalarını sağlamak istiyorsak , bu insanlarımıza olaylara Çerkes gözüyle bakmalarını bir şekilde anlatmamız gerekiyor.Bu elbette ciddi gayret ve örgütlenme isteyen zor bir süreç.Şemdinli de şehit olan Türk askerinin hayat hikayesini ezbere bilen insanımızın – Tsey Mahmut Özden’i, Aslan Jukhov’u, Murat Ritsov’u ve nicesinin ne için öldürüldüklerini de bilmeleri gerekiyor. Ancak ne yazık ki, az sayıda kişi bu bilince sahip.
Çerkesler -Çerkes- olarak kalmak istiyorlarsa, hangi ülkede yaşıyor olursa olsunlar meseleleri kendi pencerelerinden değerlendirmek zorundalar. Buna zorlayan sebepleri yaratanlar, Çerkesleri kendi çıkarları için kullananlardır. Bizler hala sürgünde yaşayan bir milletiz ve o nedenle yüzümüz Çerkesya'ya dönük.
Milletimizin geleceğini Türkiye'de Ürdün'de Suriye'de yada İsrail'de değil, Çerkesya'da olduğunu bugüne kadar yeterince anlatamadığımız için geri dönüş gibi projeler suya düştü. Artık bizler için zaman tersine işlemeli ve Çerkes kimliğimize kesin bir dönüş yapmalıyız.
Son sözü Voredups'a veriyorum. Zira o düşüncelerimi özetle ve daha iyi ifade ediyor :
Kafkaslardan bir feryat
Acı veriyor bana
Dinliyorum telaşla
İnliyor Adıgağe
Bir köy kurmuş kaçaklar.
İsviçre-İtalya sınırında.
Adı garipler, Alplerin tepesinde.
Gidiyorum, karşıma çıkıyor Adıgağe.
Bir yıkım seziyorum
Sesi yok tozu yok.
Bakıyorum dünyaya
Karşımda Adıgağe
Top patlıyor sahrada.
Diyorlar ki Golanda.
Bir tabut görüyorum
Bakıyorum içinde Adıgağe
Ricacı var Moskofta
Çıkarlar pazarlıkta.
Can,ciğer veriliyor.
Harcanan Adıgağe
Yahudi - Arap kapışmada
Nizahları Kudüs ya
Kahramanca ölüyorlar.
O alay da Adıgağe.
Bir saray var Mısırda
Davetliler gurur da.
Dalıyor cellatlar.
Doğranan Adıgağe
Bölüşüyor domuzlar
Leş bulmuş sanki karga.
Merakla bakıyorum
Yine yerde Adıgağe
Bir nehir Avrupa da,
Sürüklüyor kadavra.
Soruyorum garipmiş.
Bakıyorum Adıgağe
Yeter artık ellere hizmetle
Yaranamazsın sen Adıgağe
Kaymağını sürerler inciyen yerlerine.
Atarlar sonra tarihin hainler bölümüne!
Geçmişi gördüm, dinledim.
İçe kapanıp inledim.
Sana gönülden inan ki
Sitemim var Adıgağe
Toplum dense horlarsın.
Gurur, benlik katarsın.
Bu millet birleşemez dersin.
Sitemim var Adıgağe
Can, ciğerini ellere niçin
Çekinmeden veriyorsun.
Vermiyorsun kendin için
Tırnağını Adıgağe
El için yapımda usta,
Kendin için yıkımda.
Bu nasıl haleti ruh ki
Oluyorsun Adıgağe
Devlet kurulur sen,
Aile kurulur sen.
Katalizörmüyüm yoksa
İnsanlığa Adıgağe
Ne tarafa baksam da,
Tutarsızlık Adıgağe.
Gönlüm umuda muhtaç,
Dertliyim Adıgağe.
Senin için yananları,
Ara da bul Adıgağe.
Üç beş kuruş çıkar için
Kendine kıyma Adıgağe.
Nacizane nasihatım,
Ey yüce Adıgağe ,
Ayağı baş, başı ayak
Yapmayı bırak Adıgağe.
Yüz otuz, yüz kırkla
Devlet olmaz Çerkesya.
Yaşamak istiyorsan ,
Birleş artık Adıgağe..
teşekkür ederim. bu yazınızı notlarıma kayıt edeyim
Anlamakta zorlanan Soydaşlarımız tekrar okusunlar.
