Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Köprüden Önce Son Çıkış!
30 Mayıs 2010 Pazar Saat 16:02

Geçen hafta yaşadığımız 21 Mayıs Çerkes Sürgünü Kefken anma etkinlikleri ve Taksim eylemi Çerkes halkının tarihi acılarının hüznü ile bu acılara karşın Çerkes halkının var olma kararlılığında gelecek vadeden umudun yeşerdiği bir iklimi getirip hayatlarımızın orta yerine yerleştirdi. 

Kefken de kimisine göre 5-6 binden çok insan toplanmıştı, Taksim yürüyüşüne ise 1500 çok insanımız katılmıştı. Her büyük dava ya bir yürüyüşle başlar veya bir yürüyüşle neticelenir diyenlere müracaatla Çerkes halkı olarak galiba sürgün hayatlarımızda bir ilk başarıldı. 

Kefken 21 Mayıs  Çerkes Sürgününü anma etkinlikleri ile Taksim eylemini ayıran temel fark;

ilkinin bu güne kadar irdelenmiş sürgünlük ve tabiî ki Kafkasyalılık teorisinin zemini olması, ikincisinin ise yeni neslin arzuladığı talepkar somut siyaseti yani Çerkes (Adığe) gerçeğini içermesi.

Genel bakış açısıyla değerlendirilirse kalıplaşmış teorilerde, somut siyaset üretim tekniğine pek rastlanmaz.

Kitleye önce teorinin benimsetilmesi arzu edilir. Çerkes toplumunun önde gidenleri de hala bu pencereden  halka hitap etmeye devam etme niyetinde gözükmektedir. Siyaset yapma ise konjonktürel bir uğraşı alanı olarak kabul görmekte, bu dahi toplumu genel bir pasifizasyon içerisine sürüklemektedir.

Baskın ideolojik teori uygulayıcılarına göre, siyaset yapmak kelime yerinde ise bir heva hevesten ibarettir, asıl önemli olan kuşatıcı teoride bileşilebilmektir, böylesi bir mutlu andan sonra siyasi uğraşıya zaten gerek kalmayacağı düşünülür.

Oysa gençlik yürüyüşe geçmeye meyletmiştir. Buda reel siyasi sonuçlar elde etme peşinde koşmak anlamına gelmekte. Realite ise hedefin önünüze dikildiği durumdur. Gençlik diğer bir sevinç kaynağı, galiba hiç kimse  bu kadar gencin bir araya toplanacağını hesap etmemişti. Eskiler şaşkın vesselam.

Gençliğe hedef göstermek yeterli olmakta. Engelleri aşmada genç yürekler dinamik bir güç, bu gücün açığa çıkması, değişik hesaplarla bu zamana kadar engellendi. Bunda asimilasyona çanak tutan bürokratik statükonun Türkiye de politik güç olabilecek tek kafkas kökenli halk olan Çerkeslerin üzerinde yaptığı hesaplar oldukça etkili oldu maalesef. Diğerler kafkas halkları nüfus ve özgül nitelikler bakımından Çerkeslerin oldukça gerisinde seyretmelerine rağmen patronaj ilişkileri bakımından konumlarını sağlamda tutmayı başardılar. Ama artık devir değişti, her şey gibi Türkiye de değişiyor, devri alem teorinin üstünlüğünden dev vurmaktan, siyasetin çözüm üretme tekniğine kayıyor. Buradaki itici güç ise elbette modern sonrası küreselleşen dünyanın referans noktası olarak aldığı aktif çözümlü siyaset ilkesi. 

Taksimdeki 21 Mayıs Çerkes Sürgünü eyleminde; yüreklerinde yaşattıkları  ilkeleri, Çerkesya bayrakları şekline büründürerek ellerinde dalgalandıran insanlarımız reel talepkar siyaseti tam orta yerinden yakalamış, yani yola çıkmışlardır. 

Bu bana İstanbulluların pekiyi bildiği, boğaz köprüsü istikametindeki otoyol tabelalarında yazan uyarı cümlesini hatırlattı. Köprüden Önce Son Çıkış…!

Çerkesya Yurtseverleri topluma yön verecek pozisyona gelmiş gözükmektedir. Aslında bu Taksim yürüyüşü halkın bizzat kendi içinde yaşattığı Çerkeslik durumlarının fiili olarak açığa çıkması anlamında şifa kaynağı olmuştur. Konuştuğum hemen herkeste bir farkındalık hali hakimdir. Adeta

Çerkes olarak neler ortaya konabileceğinin bir provası mahiyetinde gibi algılanmaktadır. Hayatta her seçim önümüzdeki seçenekleri olabildiğince azaltır, fakat bu kötü bir şey değildir, tam tersine seçeneklerin azalması insanı tercih ettiği konuda derinleşmesini sağlar. Tabi olarak başarıyı beraberinde getirir.

Öte yandan bundan rahatsız olanlarda vardır elbette. Mesela neden bu kadar çok Çerkesya bayrağı vardı şeklinde şikâyetlerde duyulmakta. Ne yani Çerkesler ellerine Vietnam bayrağı alıp mı çıkacaklardı Taksime?

Bu statüko teorisyenlerinin hazmedemeyeceği bir durumdur. Statüko diğer taraftan, katılımcı birilerini sanki teoriye ihanet ettikleri kastıyla inkâra sevk etmeye çalışmaktadır. Yani ikincil ağızlardan on yıllardır uygulana gelen yalan teorinin kastı aşan cümlelerini tekrar etmeleri, Çerkes kelimesinin Kafkas kökenlilerin hepsini kapsadığını, eylemede bu anlamda katıldıklarının zorunlu beyanını vermeye itelemektedirler.  

Çerkesya yolunun trafiği bir süredir başlamıştır, artık bu yol katılımın kendini aşması nedeniyle genişlemekte, hiçbir mazeretin arkasına sığınılıp yolda duraksamayacak kadar da yoğunlaşmakta. 

Çerkesya Yurtseveri Murat Berzeg’in dediği gibi, ya Çerkes olacağız, ya Çerkesya için örgütlenip yürüyeceğiz ya da yok olup gideceğiz. Yalan söylediğimizde kardeş olduklarımızla geçmiş günlerdeki gibi ya teorinin gerçeği alt etmesine göz yumacağız, ya da hakikatin peşine düşüp gelecek günlerimize kendi ayaklarımızla yürüyeceğiz. Bu işler karakterin sağlamlığını gösteren irade, diğer tabirle, kişiliğin göstergesi siyasi duruşun netleşmesi anlamına gelen dirayet işidir.

Bir harekette hedefe yürürken iki türden engelleme ile karşılaşılır. Birincisi iç engellerdir ki en soyut ve mücadelede en fazla enerji harcanan kısımdır, dış engellemelerle mücadele yeteneğine kavuşabilmek için önce iç engellemeleri aşmak gerekir.

Bu güne kadar uygulanan yanlış müfredatı bir kenara bırakalım, başarmak için yeni bir şeyler öğrenmenin gerekliliği kadar, eski,artık ve yanlış bilgileri de hafızamızdan silmek gerekir. 

Çerkes=Adığe doğrusalı ve Çerkesya vatanı şeklinde önümüzde bir yol açıldı bu yolda sağlam adımlarla, birbirimizle dayanışarak yürüyelim. 

İradesizler ve dirayetsizler ile statükoculara tavsiyem ‘’Köprüden Önce Son Çıkışı’’ kaçırmamaları gerektiğidir. Aksi halde ‘’Irmak Geçilirken At Değiştirilmez’’ diyen atasözümüzdeki gibi tepeden tırnağa ıslanmak zaruretine düşebilirler.  Her yol kendi trafiğini yaratır çünkü.


Bu yazı toplam 3714 defa okundu.





saim

Bu ne saçma yorum deme,bunu sen anlarsın bence.Bu gün pazar sixoş,gerçi pazarmı pazmazmı bilmiyorum zira senin yazının başlığı tam bu işe göreydi.Ne alaka deme.Eğer kil tabletlere yazsaydın oradan bulup çıkaracaktım bir yazı ama bu daha çarpıcı bir başlık.
Şiştim Vural.Karnıma ağrılar giriyor.Ne menem bir yolmuş ki 30 yıldır önümüzü göremedik.Her yer dikenli teller,acı feryat.Müslüm baba aşkına yaşıyorum bu hayatta artık inan olsun.
Bizim bina oldum olası sızdırıyor sixoş.Delik deşik bir çatımız var.Duvarları çok uzaklarda bir yerde.Çok önemli abilere lazımmış.Kışları hep üşüyorum.Her yağmurda altında şemsiye açıyorum nedense.İki gözüm önüme arkama sağım solum sobe.Yok bu değildi.Önüme aksın bi halt anlamadım ben yıllardır.Bu çatının duvarları niye çok uzakta.bu abiler niye bize bir duvar dibi vermezde hep kendi kullanır.Bi çatı verdiler.Üşüyorum be Vural.
Yaw bilirsin ben saf salak bir basit Çerkesim,vardır büyüklerimizin bildikleri değilmi.Öyle olmasa söylerlerdi bize.Dişimi sıkmaya başladığımda 20 falandım.Şimdi 40 oldum.Allah Sabır versin hepimize.Ama zaman sızlanma zamanı değil.Hiç olmadı ki ama.Sızlanmak istiyorum artık.Şiştim sixoş.Gaz yaptı artık bu duvarlarını çok önemli abilerin kullandığı damlatan çatı.Ben gidiyorum arkadaş.Üşüdüm artık.
Neyse kafanı ütüledim kusura bakma.İdare et şu saf salak Çerkes kardeşini.
Selamlar

29 Nisan 2012 Pazar Saat 02:14
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net