

Kişilerin mensup oldukları toplumu, ülkeyi sevme, koruma ve geliştirme çabası; o toplumun sorunlarına öncelik verme konusu; yasanın,dinin, kamu vicdanının doğru bulduğu son derece meşru, güzel bir duygudur.
Ne var ki milliyetçilik tarafından manipule edilir her zaman.
Bir insan halkını severken diğer halkları küçümsemeye, onlara karşı düşmanlık beslemeye başlarsa; kendi halkının çıkarları için diğerlerinin haklarını çiğnemeyi düşünürse; kendi dilinin, kültürünün yeryüzünde yegane ve diğerlerinden üstün olduğunu iddia ederse gayrimeşru bir çizgiye gelmiştir . En masumane milliyetçilik işte buralarda başlar. Nerede bittiğini ise insanlık tarihinin utanç sayfaları yazar.
Milliyetçiliğin kimi zaman bir zombi olarak yansıtılmasındaki en büyük etken, günümüzdeki milliyetçilik anlayışının çoğu kişi için malesef bu şekilde olmasındandır. Yani içinde başka ulusları ve halkları dışlayan onları düşman gören bir boyut taşıyan bir ideoloji olarak görülür. Barışı, huzuru, hukuğu ve insan haklarını benimseyen bir dünya görüşüne sahip kişilerin fikir dünyası içinde bu türden bir görüş herhangi bir yer bulamaması da normaldir.
Gelelim Adıge milliyetçiliğine. Evet Adığeler dahil her Kafkas halkının ulusal birliklerini yaratmayı savunmak doğrusu milliyetçi bir önermedir. İleri demokrasilerin olduğu ülkelerde ulusal birlik gibi bir önerme tarihe karışalı çok oldu. Bugün Alman birliği veya Fransız birliği gibi bir önermeden bahsetmek heralde epeyce saçma olurdu. Hatta bu türden çıkışlar milliyetçiği de aşan ırkçı bir söylem olarak anında mahkûm edilmekten kurtulamıyorlar. Zaten böyle birlik çağrıları, geçmişte bu ülkelerin başına çok belalar açtı.
Ancak varlığı ve geleceği ciddi tehdit altında bulunan bir halk için birlik önermesi pozitif etki yapmakta, halkın geleceği için direnişinin harcı olmakta, topluma dinamizm kazandırmaktadır. Halkların kendilerini savunma, koruma dürtüsünden kaynaklanan milliyetçilik haksızlığa başkaldırı niteliği taşıdığından demokratik bir yan bulundurur ve meşrudur.”Öteki” ne karşı tahakküm kurucu bir nitelikte olmayıp salt haksızlığa uğramışlık durumunu aşmaya yöneliktir. Adıgeler de gelişim sürecini tamamlamış bir halk değildir. Dünyanın dört bir yanında parçalanmış halde yaşıyoruz. Vatanımız dahil yaşadığımız hiçbir ülkede de egemen ulus değiliz. Kimse için tehdit oluşturma potansiyelimiz de yok. Dolayısıyla tüm dünya Adıgelerinin ulusal bir duruş sergilemesi korkulacak bir milliyetçilik değildir. Hal böyle olunca Adıgelerin ulusal birlik konusunda kafa yormaları, çalışma yürütmeleri son derece anlaşılır bir şeydir. Ülkesi cumhuriyetlere bölünmüş, nufusunun çoğunluğu diasporada yaşayan bir halkın birlik arzulaması,ayrı örgütlenmeyi istemesi ve bunun için çaba sarfetmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bugün ülkemizin sahibi olamayışımızın altında kanımca milli duyguların zayıflığı da yatar. Kuşkusuz ulusal duyguların zayıflığının birçok nedeni olmuştur. Özellikle din faktörü, Adıgelerin ulusal çıkarlarını düşünmelerini engelledi. Nedenler ne olursa olsun sonuç itibariyle zarar gördüğümüz büyük bir gerçektir. Artık pekçok farklı ülkede yaşayan Adıgeler arasında siyasal uyanış alanında bir ilişkinin olması ve bunun özgürce yapılabilme koşullarının yaratılması, bir başka ulusu ve halkı tehdit etmediği müddetçe derinleşmesi ve kendisine özgü mekanizmaları oluşturması ciddi bir ihtiyaçtır. Bu, Adıge ulusunun kendi geleceğini belirleme açısından da oldukça önemlidir.
Mevcut parçalanmışlığın toparlanabilmesi için Adıgeler de Abhazlar, Çeçenler gibi kendi örgütlenmelerini yaratmalıdırlar. Uzlaştırıcı, birleştirici Adıge demokratik milliyetçiliğini savunmak ve geliştirmek zorundadırlar. Bunu yapmadan Adıge ulusal bilincini derinleştiremezler, ulusal birliğini sağlayamazlar. Milletleşmenin ideolojisi olan milliyetçiliği tamamen reddederek küçük görerek millet olan tek bir toplum gösterilemeyeceği gibi millet de olunamaz.
Demokrat milliyetçilik diğer milletlerle hak eşitliğine dayanır ve ırkçılığı, üstünlüğü, saldırganlığı red eder. Barışcı, uzlaştırıcı, birleştiricidir ancak kendi ülkesine,halkına haksızlık edilmesine karşıdır Bütün ırkların ve milletlerin eşitliği anlayışına dayanır. Kendi milletinden olmayan insanları toplum içinde kendisiyle eşit siyasal haklara sahip vatandaşlar olarak kabul eder.Bir ulusun ayrı özelliklerini red etmez, tersine kabul eder ve ona göre kurumlaşır. Demokratik değerleri ve insan haklarına dayalı hukuğu kullanır, baskıya ve baskıcılığa karşıdır, ırk ve millet olarak düşmanları yoktur. Yurtseverdir, ülkesinde ve dünyada olan olaylara ülkesinin ve tüm halkının çıkarları açısından bakar. Örneğin Avrupa Birliği’ni oluşturan devletlerin milliyetçilik anlayışı bu teze dayanır. Bu devletler veya milletler diğerinin haklarına veya özelliklerine saldırıyı içermez. Tüm ulusal özellikler eşit bir temelde kabul görür ve korunur.
Ne var ki Türkiye Adıge diasporasında süregelen pratik olaylara baktığımızda Adıgelerin kendi ulusal iradelerinden çok, “Kuzey Kafkasyalılık “ kavramını ön planda tuttuklarına ve ulusal aidiyet kimliğinden uzak durduklarına tanık olmaktayız. Sorunlarının anavatanla beraber ayrı bir örgütlenmeyi gerektirdiğini belleklerine ideolojide ve teoride yerleştirmiş olsalar bile pratikte milli ayaklarının bir yanının eksik, reflekslerinin zayıf olduğunu söylemek mümkündür.
Bir kısım diaspora Adıgesi diğer Kafkasyalı halklara mensup eş, dost, arkadaş, akrabanın kendilerini mikromilliyetçilik yaptıkları iddiasıyla suçlamalarından korkuyor. Hatta demokratik açılım konusunda talepleri dile getirmekte Türk arkadaşlarının “Kürtlerden sonra bir de siz mi başladınız ? ” türü suçlamalarından korktuklarından daha çok korkuyorlar.
Bir kısmı ise Kafkasya’daki tüm halkların Rusya’yı ezeli ve ebedi ortak düşman ilan edip tek devlet çatısı altında yaşayabileceklerini savunan “Iki deniz arasında tek devlet ” mottosundan bağlarını koparamamışlardır.
Böyle olunca da “Kuzey Kafkasyalılık” vb önermeleri bölgenin kurtuluşu gibi algılıyorlar. Hatta ürettikleri fikirleri başkasının düşünemeyeceği kadar üstün bir zekanın ürünü gibi görme sanrısıyla ellerinde haritalarla düşlere dalıp ülkeyi kendi kafasında binlerce kez kurtarıp ellerinde koskoca bir sıfırla dünyadan göçüp gidiyorlar.
Sonuç olarak Adıgeler açısından gün birlik olma günüdür. Bütün dünya Adıgeleri için Adıge sorunları üzerinde yoğunlaşıp çözümlerine katkıda bulunma konusunda mütabakatda bir araya gelme zamanı kendini dayatmıştır. Aynı zamanda bunun “ayrımcılık, mikromilliyetçilik” olduğunu söyleyip Kafkas halklarının dostluğunu dayanışmasını bozacağını iddia edenlerin kuruntularını boşa çıkartma zamanıdır.
