Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Açumıj Hilmi
Çerkesya ve Çerkes Dünyasında Neler Oluyor?
30 Haziran 2010 Çarşamba Saat 11:50

Çerkesya’da soğuk savaş döneminde inşa edilen yapı son yıllarda çatlamağa başladı.

Çerkesya ikinci dünya savaşının zor günlerinde işgalci Alman ordularından büyük darbe yemişti. Savaş esnasında tüm Sovyetlerde olduğu gibi büyük bir nüfus kaybına uğramıştı. Bunun yanı sıra Stalin’in öküz altında buzağı arama paranoyası ile sınırları değiştirilmiş nüfus yapısı bir defa daha farklılaştırılmıştı.

Bu dönem içerisinde tarihin derinliklerinde atılan düğümlenmiş sorunlara yeni düğümler ilave edilmişti.

Stalin ardılı politikacılar ise bu düğümleri ya hiç görmemezlikten gelmeği veya var olan yapıyı devam ettirmeği içeren politikalardan başka bir siyaset üretmediler. Sistemin çökmesi, Rusya’nın dünyaya yeni bakış açısı, Kafkasya için de yeni politika üretimi anlamına geliyordu.

Fakat Rusya bu konu hakkında yeni politika üretmek hususunda başarılı olamadı. Günümüzde Rusya’nın Kafkasya’daki yeni politikası (buna bir politika var denilebilir mi bilmiyorum ama) elden geldiği kadarıyla var olan yapıyı korumak. Gelişmekte olan hareketleri bu yapı içerisinde değerlendirmek.

Sadece Çerkesya’da değil tüm kuzey Kafkasya’da sınırlar, halkların ilişkileri, erk dağılımı hep bu var olan yapının sağlıklılığı düşünülmeden korunmasından ibaret.  Mesela Rusya genelinde,  Çeçenistan’da nerede ise ilan edilmemiş bir şeriat yönetiminin olması kimsenin dikkatini çekmiyor. Komşusu İnguşetya ile aralarındaki sınırların resmen belli olmaması nerenin Çeçenistan nerenin İnguşetya olduğunun belirsizliği yine kimseyi ilgilendirmiyor.

Çeçen ve İnguşlar arasında her zaman demoklesin kılıcı gibi başlarında bu belirsizliğin var olması hemen hemen hiç bir yöneticinin dikkatini çekmiyor. Buna her iki cumhuriyetin şimdi var olan yapıyı muhafaza etme taraftarı başkanları da dahil. Çeçenistan-Dağıstan sınırı hakeza aynı. Kuzey Osetya’nın Mezdog bölgesi ise hem İnguş hem Kabardey hem Asetinler arasında (şimdilik) dondurulmuş bir sorun. 

Hem Rusya federasyonu yöneticileri hem de K. Kafkasya Cumhuriyetleri yöneticileri tarafından yürütülen temel politika; sorunların çözümsüzlüğü üzerine inşa edilmiş, var olan statükonun elden geldiğince devam ettirilmesinden ibaret.

***

Kuzey Kafkasya geneli böyle iken Çerkesya’nın farklı olduğunu düşünmekte mümkün değil.

Çerkesya toprakları üzerinde inşa edilmiş üç farklı cumhuriyet, iki eyalet vb. çözülmeye çözülmeye birikmiş üst üste yığılmış bir sürü problem.

Yurt dışına sürülmüş Çerkeslerin vatanlarına geri dönüş problemi, oluşturulmuş suni cumhuriyetlerin sınır problemleri. Sürgündeki Çerkeslerin geri dönüşü ile ilgili Rusya Federasyonu’nun özel bir politikası yok. Buna yönde, sürgündeki Çerkeslerinde duyulmuş bir istemleri yok. Cumhuriyetlerin ise var olan statülere zarar verir kaygısı nedeniyle ne kendi içlerinde ne de Rusya federasyonu genelinde bu konu ile ilgili bir teklif ve istemleri yok. Merkezden konu ile ilgili gönderilen yasa taslaklarını, merkezden geldiği için, hasbelkader merkezin bildirdiği (onlarında sürgündeki Çerkes halkını düşünerek oluşturmadıkları) taslakları onayıp geri göndermekten öteye geçen politikaları yok.

***

Vatana dönüş için yurt dışında, sürgünde yaşayanların ise (duyurabildikleri dile getirdikleri) böyle bir istekleri yok. Mesela Türkiye’deki Çerkeslerin oluşturduğu en organize yapı olan Kaffed’in vatan anlayışı bile bunun neden böyle olduğunu açıklamağa yetiyor. Kaffed’e göre vatan Türkiye’deki Çerkeslerin atalarının geldiği atavatan ve Türkiye. Bir göğüs kafesine iki yürek sokmağa çalışmak kadar abes bir söylem.

Bu üst yapının, Türkiye’yi kendine vatan bellemiş (vatanını unutmuş) Çerkesleri de kapsamak gibi bir söylemin gereği olarak böylesi bir tanımlamayı (atavatan, anavatan vs söylemleri ile) benimsemiş olduğunu varsaymak ta mümkün. Atavatan diye ele aldıkları coğrafyanın belirsizliği ise başka bir konu. Adıgeleri tarihin hiç bir döneminde onlara yurtluk vatanlık yapmamış başka coğrafyalara ülkelere yönlendiren statükoların korunmasından başka hiç bir şeye hizmet etmeyen politikaları ise dikkat çekici.

Kaffed’in vatanı hem Türkiye hem (Çerkesler Kuzey Kafkasyalılardır tanımları gereği) tüm Kuzey Kafkasya olduğu için belli bir politika üretmemekteler. Halkı yönlendirme anlamında ise bu fikirsizlikleri asimilasyon batağına saplanmış ulusa hiç bir fayda sağlamamakta. Halkın ise bu yapıya müdahele edecek niteliklere haiz kitleyi oluşturamamış olması da işin cabası.

Adıgeleri daha kolay gidilebiliyor, daha az bürokratik engelle karşılanılıyor diyerek hedef saptırıcı bir şekilde Abhazya’ya yönlendirmeleri, bu yönlendirme neticesinde de ‘Biz başka bir ulusuz. Biz Abaza ulusuyuz. Biz bağımsız bir devlet olan Abhazya’nın Türkiyedeki diasporasıyız’ doğru söylemi ile yola çıkan kitleyi de göz ardı etmek zorunda kalmalarını gerektiriyor.

Vatan olarak, millet olarak Çerkeslere biçtikleri kalıplar sebebi ile hem Adıge hem Abhaz milletine zarar verecek politikaların doğmasına sebep oluyorlar. Abhazya devletini Adıgeleri vatandaş yapmak hususunda gösterdikleri (doğru olan) yaklaşımları sebebiyle sanki yanlış bir şey yapıyorlarmış gibi göstermiş oluyor, böylece Adıge-Abaza milletlerinin arasına nifak sokuyorlar.

***

Doğu Çerkesya’da son yıllarda olan gelişmeler ise daha az dikkat çekici değil.

Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde, Balkarların cumhuriyetten ayrılma istemleri, İslami akımların kuvvetlenmesi hatta hem yerel hem de federal kanunların üzerinde halkın önüne kanun koyucu bir güç olarak çıkma eğiliminde olmaları mesela bazı bölgelerde içki satışını yasaklamaları, uymayanları cezalandırmaya başlamaları dikkat çekiyor.

Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde Adıge nüfus açığının diğer Adıge cumhuriyetlerine kıyasla az olması hem halkta hem de yönetimde bu konu ile ilgili politikaların geliştirilmesi yönünde adım atmaya sebep olacak bir mahiyette değil. Türkiye’deki Çerkeslerinde yukarıda kısaca değindiğimiz üzere bu konudaki talepsizlikleri veya başka bir deyişle göstermelik talepleri aslında var olan problemi yok saymak için yeterli gelmekte. Hatta Kabardey-Balkar Cumhuriyeti resmi organları bunu resmen bile dile getirmekten kaçınmamaktalar.

Balkarların Kaberdeyden toprak talepli ayrılma taleplerinin en büyük destekleyicisi ve organizatörü olan Balkar Yaşlıları Konsey’inin kapatılması ile bu problemin çözüldüğünü varsaymakta zor. Kanoko yönetiminin bu kararına Balkar halkının en büyük destekçisi olan Karaçay halkının yaşadığı cumhuriyetin Karaçay asıllı başkanının (Ebzeyev’in) hiç tepki göstermemesi ise dikkat çekici. Hava hoş aynı şekilde Karaçay-Çerkes’ten ayrılmak isteyen Çerkesler içinde Kabardey’in Başkanı Kanoko’nun Kafkasya’da hiçbir sınır değişikliğinin kabul edilemez olduğunu belirten demecini de aynı bağlamda ele alabiliriz.

Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetlerinin yöneticilerinin, toplumsal kitle örgütü temsilcilerinin biraraya gelerek acilen çözmeleri  gereken bu problemleri, yöneticiler var olan (IэнатIэ – makamları) yapıyı koruma kaygısı ile çözmeğe çalışmaktalar.

Merkezi yönetiminde olaylara müdahale şekli var olan yapının Sovyetler döneminde alışılagelmiş şekli ile korunmasından öteye geçmiyor. Mesela Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinin başbakanının Çerkes asıllı olmasını bölgedeki problemlerin çözümü için yeterli görüyorlar.

***

Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar cumhuriyetinde olan olaylar karşısında Türkiye diasporasının tepki ve yaklaşımı ise yok denilecek boyutta, üzücü nitelikler sergiliyor.

Diasporda oluşturulan en organize örgütlenme olan Kaffed’in konu ile alakalı her hangi bir çalışmasının olmaması yanısıra diasporada yaşayanları bilgilendirmeğe yönelikte hiç bir şey yapmaması dikkat çekici.

Mesela Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde devlet yetkililerinin sürgündeki Çerkeslerin geri dönüşlerinin günümüz şartlarında cumhuriyetin politikaları içerisinde yer almadığını belirtmeleri karşısında hiç bir tepki ve halkı bilgilendiren açıklamaları yok.

Yine Kabardey-Balkar’da cumhuriyetten ayrılmak isteyen Balkar halkının örgütlenmesi olan Balkar yaşlıları konseyinin kapatılması konusunda da bir tepkileri yok. Türkiye’de zırt-pırt partilerin kapatılıyor olmasının getirdiği alışkanlıkla olsa gerek sorunun kapatma ile çözüleceğini düşünüyor da olabilirler. Öyle düşünüyor olsalar bile; açıklamak gerekmez mi?

Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinden Çerkeslerin ayrılma talepleri üzerine yine Kaffed’in bir açıklaması, fikri düşüncesi yok olmalı ki konu ile alakalı olarak Karaçay-Çerkes’in coğrafi yapısını anlatan bir risale yayınlamayı yeterli görmüş olmalılar.

Karaçay-Çerkes’te yaşayan Çerkeslerin, bırakın sürgündeki Çerkesleri vatana getirmeği, kendi temsiliyetleri hakkındaki problemleri bile henüz aşamamış olmaları, sınır değişiklikleri üzerinde konuşmağı bile zararlı gören Kanoko ve konu ile alakalı bir açıklama yapma ihtiyacını bile hissetmeyen Thakuşıne’yi çokta ilgilendiriyor gibi gözükmüyor.

En çok Adıge nüfusuna ihtiyacı olan Adıgey cumhuriyetinde ise sürgündeki, yurtdışındaki Çerkeslerle olan ilişkileri de, yetkileri içerisinde toplayan, hükümete bağlı bir komite var.  Bu komitenin ve Adıge hükümetinin çabaları ile Adıgey’de yurt dışından gelen Çerkeslerin vatandaşlık işlemleri için bazı kolaylıklar sağlanmış durumda.

Adıgey’e yurt dışından gelen Çerkes, Çerkesliğini gösteren (genellikle DAR’dan alınan) bir belge ile Çerkesler için ayrılmış kontenjandan faydalanabilmekte.

Bu kontenjanı Adıgey Cumhuriyetinin sağlayabilmesi, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’da da sağlanabileceği anlamına geliyor. Her iki cumhuriyetin bu konuda çalışmasını sağlayacak hareket ne vatanında yaşayanlar nede yurt dışında yaşayanlar tarafından gösterilmiyor. Vatanda bu konu hakkında Nalçik’te kurulu olan Perit xase’nin çalışmaları dikkat çekiyorsa da konunun Türkiye ayağı konumunda olan Kaffed’in bu hususta (göstermelik bile olsa) hiç bir çalışma yapmaması da başka bir konu.

Adıgey’de sağlanan bu kontenjandan, Türkiye ve diğer tüm diasporadaki Çerkeslerden çok az bir kısmı (yok desek te doğru söylemiş olacağımız kadar az bir kısmı) faydalandı. Bunun sebepleri üzerinde ise hemen hemen hiç kimse bir fikir yürütmüyor. Elbette ki uygulanan yöntemle vatandaşlık en az 7-8 yıldan önce alınamamakta. Çalışmak için gerekli izinler ise bir kaç yıl kadar süren bir zaman diliminde alınmakta. Bu yüzden vatanına dönecek olanın en az bir kaç yıllık geçimini sağlayacak mal birikimine sahip olması gerekiyor. Fakat sayısı her yıl (hayali olarak) bir milyon kişi daha ilave edilerek 5-10 milyonu (lafta) buldurulan tüm Çerkes diasporasından 1000 -1500 kişinin dönmesinin sağlanamamış olması da dikkat çekiyor. Bu durum da Kaffed ce ‘Kabardey-Balkar veya Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinden böylesi bir talepte bulunmak gereksiz’ diye algılanmasına sebebiyet veriyor olabilir. Bilmiyoruz. Böylesi konularda Kaffed’in toplumu bilgilendirdiği görülmüş değil.

Çerkes Cumhuriyetleri dışında kalan Adıge topraklarına, kendi öz vatanlarına yerleşmek isteyenler için ise Adıge olmalarının hiç bir faydası yok.

***

Kıyı boyu Şapsığların durumu ise daha da vahim. 2002 yılında yapılan sayımlarda 3000 kişi kadarı kendisini Şapsığ olarak ‘sanki başka bir ulusmuşcasına’ yazdırmış böylece federal yasalardan ‘az sayıda nüfusa sahip uluslar’ ile ilgili yasadan faydalanarak ulusal bölgelerinin kurulmasının hukuki yöntemini bulduklarını düşünmüşlerdi. Bir kısmı ise kendisini Adıge olarak yazdırmıştı. Fakat bu çabaları da net bir sonuca ulaşmamıştı. Federasyon tarafından az nüfusa sahip halklardan sayılmalarına rağmen elle tutulur bir kazanım elde edememişlerdi.

Dolayısı ile de yurt dışındaki Adıgelerin vatanına geri dönüşlerini sağlayacak bir yapı, kanun vs oluşturulmasında her hangi bir etkinlikleri yok.

***

Vatanda yaşayan Çerkes vatanseverleri ise Xaseler, kongreler ve Şapsığda olduğu gibi ulusal parlamentolar altında toplanmış durumdalar. Önlerindeki en büyük problemlerden birisi sorunların kendileri yanısıra, çözüm yollarını tıkayan statükocu, var olan (IэнатIэ – makamları) yapıyı koruma kaygısı taşıyan yönetici bürokrat kesim.

Yurt dışında yaşayan vatanseverler ise özellikle Türkiye’de henüz kendi örgütlenmelerini kuramamış var olan örgütleri ele geçirememiş, çifte (bazen mesela Almanya’dakiler için üç tane bile olabilen) vatan duygusu ile yaşayan ve bu durumdan gocunmayan bu durumun devamını sağlamaya çalışan yapı ile başa çıkabilmiş değiller.

Kısaca Çerkesya ve Çerkes dünyasında olanlar benim gördüğüm kadarıyla bundan ibaret. 



Bu yazı toplam 3542 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net