Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Çerkesya Fiziki Haritası (2)
11 Temmuz 2010 Pazar Saat 15:53

Çerkesya sadece kuzeyden değil, güneyden de nüfus hareketlerine maruz kalmıştır.

Yaşıtı Mezopotamya kültürü gibi bir medeniyet yaratmış olan veya bu medeniyetin alt takımını oluşturmuş olan Kolkide (Kolkis) halklarının bakiyeleri (Gürcü-Abhaz-Laz vd. ) Kafkasya yı ve Çerkesya yı güneyden zorlamışlardır.

Gürcü kraliçesi Tamara nın MS.12 yy da Hıristiyanlığı yaymak bahanesi ile Çerkesya ya bir dizi askeri seferler yapmıştır. Ve kısmen de olsa başarılı olmuştur. Bu seferleri sadece Gürcü kimliği ile açıklamak doğru olmaya bilir, bu tarihlerde Gürcü-Laz-Abhaz halkları ortak bir krallık yönetimine sahiptirler.

Bu seferler neticesinde muhtemelen Çerkeslerin Abzah kabilesi Soçi çevresindeki en eski yurtlarını bırakarak iç bölgelere çekilmişler, yerlerini ise Gürcü baskısıyla Gagra ve çevresinden gelen Çerkeslerin Wıbıh kabilesi almıştır.

Aynı zaman diliminde savaş veya inanç baskısı nedeniyle Abhazya ülkesinin dağlık kesiminden çıkan bir kısım Abhaz, yönetime asi, muhalif veya devlet dinini benimsemedikleri için uğradıkları zorlamalara baskılara dayanamayıp yeni dini bunlara benimsetmek uğruna yörelerinin işgale uğraması neticesinde, dağların kuzeyine geçerek Çerkesya ya göç etmiştir. Böylelikle bugünkü K.Çerkesya da yaşayan Abazaları oluşturmuşlardır.

Aynı Gürcü-Oset-Abhaz askeri seferleri, merkezi Kafkasya ya yerleşen Çerkeslerin kalabalık Kabardey koluna karşıda yapılmış, fakat başarısız olmuştur. Kabardey Çerkesleri savaş ve yönetim tecrübesine sahip olarak, ayrıca donamın bakımından uzun yüzyıllar süren bir kalite ve açık üstünlüğe sahip olarak, korkutucu bir güç olarak bölgede var olmuşlardır.

Bugün bizim anladığımız şekilde uluslar ve ulus devletlerin oluşumu, Avrupa aydınlanması sonucunda bilgi-üretim, ticaret tekniklerinin gelişiminin sonucunda ortaya çıkmıştır. Aslında kesin kez ırki (soy) birliği ispatı, aynı soyun tek idari yönetim altında birleşmesinden daha çok, belli üretim sahalarının, pazarlarının denetimi ile yönetiminin belirli çevrelerin egemenliğine alınmasını içeren, ama sıradan halka, aristokrasinin- teolojinin pratikte veremediği eşitliği ve adaleti vermeyi taahhüt eden burjuvazi tarafından ortaya atıldı.

Nitekim bugün için Almanlar Avrupa da birkaç ülkenin ana etnik unsurudur. (Almanya-Avusturya-İsviçre) Aynı şekilde birkaç etnik unsurun oluşturduğu devletlerde vardır. Geçmişin tekstil zengini Benelüks ülkeleri gibi (Belçika- Hollanda-Lüksemburg)

Ulusal (National) bildirinin ön plana çıktığı ve Türk modernleşmesinin örnek aldığı Fransa ise 17 değişik etnik grubun ev sahibidir.

Doğu kültürlerinin ise son zamanlara dek böyle bir talebi olmamıştır.

Millet kelimesi Arapça Yol demektir. Ümmet ise milletin çoğulu yani bir nevi yoldaşlar anlamındadır.

Bu bakımdan Osmanlı da millet kelimesi gayrimüslimleri işaret eden bir terimdir. Fakat Osmanlının son zamanlarındaki modernleşme çabalarında, halkların bireylerine anayasal vatandaşlık hakkı kazandırma çabaları ile birlikte Osmanlı milleti deyimi yerleşmiştir. Ümmetçik tasfiye edilmeye çalışılmıştır.

Doğal süreçler kendi içinde yaşayan toplulukların halk statüsüne yükselmesinin yardımcısı olduğu kadar yok edicisi de olabilmektedir. Günümüzde varlığını devam ettirebilen halklar, doğal zorunlulukların dayattığı şartları bünyelerinde absorbe ederek mevcut halkın yaşantısını sürdürebilir kılan değerlere ve bu değerlerin, halkın lehine dönüşümlerini gerçekleştirecek idari zemine sahip olmuşlardır. Aksi halde yok olmaları gerekirdi.

Modernizmi, bilgi + teknoloji (üretim teknikleri) = değişim ya da çağdaşlık olarak izah edebiliriz.

Sanayi devrimi ve sonrasında toplulukların kaderini tayin eden olgular doğal şartlardan çok yapay veya üretime dayalı daha kombine sorunlar, zorunluluklar belirlemeye başlamıştır. Gelenek veya geleneksel deyimi de zaten modernizmin bir icadıdır.

Eskinin yerine yeninin konması, değişim ve bilginin ikamesidir modernizm.

İşte tamda burada bilgiyi üretemeyen veya üretilmiş bilgiyi kullanamayan toplumların sürekli yinelenen gelişim değişim dalgaları karşısında çözüldüğünü fark ediyoruz.

Gelinmek istenen noktayı özetlersek, toplumları şekillendiren süreçlerin, bilimsel gelişmelerin toplum hayatını şekillendirmekte olduğu tezi üzerine konuşmak gerekiyor.

Kültürlerimiz ve tabi ki ekonomilerimiz bilgi depolarından başka bir şey değil.

Avrupa aydınlanmacılığı, Kopernik, Newton vb. bilim adamlarının öncülüğünde klasik fiziğin temellerini dillendirdiği çağda yayılan görüş, meydana gelen her olayın, onu var eden bir takım sebeplerin kaçınılmaz sonuçlarının ürünü olduğu gerçeğini açığa çıkardı.

Şöyle ifade edersek bir bütünü en küçük parçalarına indirgediğimizde o en küçük parçanın hareket tarzı bütünün geleceğindeki hareket tarzı hakkında bize detaylı bilgi verir.

Bu saptamadan yola çıkarsak Çerkes halkının en küçük (sayıca) parçası olan K.Çerkesya Çerkeslerinin tek bir idari federal cumhuriyet çatısı altında birleşmek istemeleri yakın gelecekte bütünün daha büyük parçalarının da bu yola kanalize olacağına delalet etmektedir.

Newton, Galileo, Descartes, Rousseau, Spinoza vb. bilim ve felsefe insanlarının çalışmalarının sonucu olarak eskinin din veya sezgi yolu( usa vurum-muhakeme ) ile edinilen bilgi ışığında yapılandırılan toplum düzeninden, bilim ve akıl merkezli toplum düzenlemesi arayışına geçiş yaşanmıştır.

Kapitalizmle iç içe ve birbirini besleyerek gelişen süreç, köklü fakat eski değerlerle yönetilen imparatorluklar için parçalanmayı beraberinde getirmiş, büyük imparatorlukların kadri mutlak yönetimleri yerine katılımcı bir yerelleşme süreci işlemiştir.

Burada diskur deney yolu ile edilen bilginin, toplum mühendisliğine aktarımı anlamındadır.

Siyasetin bilimsel temele dayandırılması çabaları neticesinde toplum mühendisliği çabaları gelişmiş ve ideolojik keskinliklerin artması ile sonuçlanmıştır. Bunun toplum düzeyine etkisi ise, eskide kalmış olanların mutlak suretle paylaşılması ve sömürge kültürünün yaygınlaşarak, sanayi devrimini gerçekleştiren ülke halklarının zihninde emperyalizm meşrulaştırılmıştır.

Ancak klasik fiziğin bir olgunun yalnızca bir durumda mevcut olabileceği, düşüncesi

 

20 nci yy kuantum ya da parçacık fiziği çağında kırılmaya ya da geçerliliğini kaybetmeye mahkûm olmuştur.

Yeni fizikte tek doğru yoktur ve hiç bir şey imkânsız değildir anlayışı hâkimdir.

Olgu hem öyle, hem de böyle var olabilir. Bu klasik fiziğin mekanize dünyasını değiştirerek, günümüzün elektronik çağını başlatmıştır. Sosyal bilimlere de bu çağ uluslaşma veya ulus devlet idealizminden, kapitalist emperyalizme, çok uluslu şirketlere, ticaret ve enerji koridorlarının korunmasına vb. aynı zamanda savaş ve barışın ilkelerinde meydana gelen bir dizi uluslar arası ilişki dokümantasyonuna geçişi sağlamıştır.

Devamında ise kuantum mekaniğinden yani bir olgunun, hem öyle hem de böyle var olabilme olasılığından, Fuzzy mantık denen daha karmaşık ve saçaklı teori türedi. Kendi içinde de değişik alt birimlere ayrılan bu mantık görüsünün, en belirgin yatağı ‘’ kelebek etkisi’’ olarak betimlenen olgudur. Yani dünyanın her hangi bir köşesinde cereyan eden bir olayın, yarın öbür gün sizin sınırlarınız dâhilinde de yaşanması kaçınılmazdır.

Medeniyetler çatışmasından, medeniyetler ittifakına kadar işleyen bu süreçte, küreselleşen dünya demek olan bu mantık, dünyanın eşit düzlemde değil fakat benzer yollarla veya aynıya çıkan yol üzerinde hep birlikte değişmesini veya gelişmesini ön görmektedir.

Çerkesya ve onun halkı Çerkesler; modern ve postmodern süreçlerin yeterince dışında kalmıştır. Bunun nedeni ise, Çerkes Sürgünü neticesinde dağıtılmışlığıdır.

Çerkesler hala, toplum üzerinde otokontrol veya denetim sağlayan bir üst otorite mercii kurmakta başarısızdırlar. Kişiselliğin en üst seviyede olduğu çeşitli teşkilatlarında bu görülmektedir.

***

İnsan hareketlerinin mevsimlere bağlı olarak düzenlendiği devirler çok gerilerde kaldı.

Onun yerine takvimler icat edilip yıl aylara bölünerek kullanıldı. Nihayetinde hayat denilen zaman akışı, artık saatlere kadar indirgendi. Çok hızlı fakat bir o kadar da verimli yaşamak zorundayız, zaman hızlandı. Çerkesler olarak bizler, günümüz çağdaşlığının gereği olan zamanı kullanmayı bilmeliyiz.

Hz. Süleyman mimardı, Hz. İsa Marangoz, Hz. Muhammed ise Tüccar. Bu bile zaman önünde insan topluluklarının evriminin göstergesidir. Süleyman zamanında, insan toplulukları yerleşik tarım hayatına geçti, iskan sorunu mimariyi ön plana geçirdi.

İsa ise gelişen, yerleşen ve artık maddi birikimleri sayesinde daha konforlu bir yaşamı tercihen isteyen insanların, yaşam stillerini değiştirip, güzelleştiren bir türden meslek olan marangoz ustasıydı. Hz. Muhammed, değişik coğrafyalar da kök salmış medeniyetlerin artık üretim fazlasını satmak isteyen toplumların en gelişmiş sınıfı olan bir tüccar olarak ortaya çıkmıştı.

Hz.Peygamberin ‘’Çağın adamı olunuz’’ hadisi bunun içindir. Yaşadığımız zaman kesitlerinin ihtiyaçlarını ve pek tabi onun gidiş hattına uygun davranmaya yani, iki arada bir derede kalıp, toplumsal hayatımızı zora düşürecek gerilemeyi bünyemizden def etmeliyiz.

Her zaman dinamik ve bilgiyi üretemesek de, üretileni kullanmayı bilmek zorundayız. Aynı şekilde toplumların sosyal düzenine tesir eden ana gelişmelerin bilimsel-teknolojik ilerlemelerden ve bunun yarattığı yeni ve karmaşık ilişkiler ağından dolayı olduğunu, yeni düşünsel mantıkların her an yaratılabileceğini ve bunların etkisinin bir yüzey ile sınırlı kalmayıp, herkesi ve her kesimi doğrudan alakadar edeceğini değerlendirmek durumundayız.

Doğru konumlanma için, mutlaka bir bilgi deposuna ihtiyacımız vardır. Bun da yöntem, her şeyi bilenlerin bir araya getirilmesi değil, konusunda en iyi olanların, ortak bir bilgi çevrim ağında birbirinden haberdar olarak irtibatlandırılması olmalıdır.

Dünyanın yeni ekonomik konjonktürün de, üçüncü dünya ülkeleri klasmanı kalkmış gözüküyor. Bu durum eskiden demiryollarında birinci sınıf seyahat vagonların iptali gibi bir şey yaşattı insanlığa. Eskiden tren vagonları 1-2-3 sınıflar şeklinde ayarlanmış, fakat bu halkı rencide ettiğinden olsa gerek, 3 ncü sınıfı iptal etmişler. Dünyanın gelişmiş-gelişmekte olan ile geri kalmış ülkeler sınıflamasında küreselleşme sayesinde iptal olmuş durumda. G-8 lerin G-20 olması bunun göstergesidir. Artık gelişmiş ve gelişen ülkeler sınıflaması var. Bu boşu boşuna olmadı tabi, dünya ekonomik birikmişliğinin yarıdan fazlasını, artık gelişmekte olan ülkeler üretiyor.

Batı sosyal sistemi, sanayileşme ile kapitalizme buradan da sosyal gelişim süreci ile uluslaşmaya ve ulus devletler kurmaya evrildi. İkinci dünya savaşından sonraki soğuk savaş şartları, bu sosyal evrimi geciktirdi.

Şimdiler de ise, 90’ sonrası postmodernizm dalgası ve batı sosyal değişimi küreselleşmeye evrilmekte.

Çerkesler olarak, yenidünya düzeni kurulurken, kendi değerlerimiz ve şartlarımız ile bu kurulumda yer almalıyız. Yirmi yıldır dünya çapında süren sancıdır bu.

Kafkasya; Kore yarım adasından başlayarak, Çin-Uygur-Tibet, Orta Asya denilen Türki devletlerin içerisindeki bir dizi etnik sorunun, Afgan-Pakistan-Hindistan çıkmazının, İran-Arap, Irak-Kürt sorunlarının, İsrail-Filistin meselesinden tutunda, Afrika boynuzundaki dini-etnik sorunlara kadar, bir dizi problemler yumağının dışında değildir.

Küreselleşmenin tam anlamı ile gerçekleşebilmesi için dünya devleri kimisi daha az önemli bulunan bu konuları sırasıyla halletmek durumundadır. Ve halledeceklerdir.

Kafkasya’nın, kendi içinde de dünya kadar çeşitli sorunları vardır. Fakat küreselleşmenin bu son adımlarında mutlaka ilk önde üzerine eğilinecek bir bölge konumundadır.

Zaman hızlandı, kimi eski kafaların ‘’o işler daha çok zaman alır’’ demesine aldırmadan, sürekli çalışmak gerekmektedir.

***

Fizikçilerin tek bir numarası vardır. O da bir şeyleri bir şeyler ile çarpıştırmak ve çıkan sonuçları değerlendirmek. Şimdiye kadar bu böyle gitti. Sürekli çarpışmalarla dünya ekseni belirlendi. Ama artık sonuçlar elimizde. Çarpışmadan çok, yeni düzenin de anlaşma ve bilgi önemli. Zaten çarpıştıracak fazla bir şey de kalmamıştı. Artık çarpışma sonucu ortaya çıkmış izole parçaların dünya ekseninde yarattığı tahrifatı gidermek ve yörüngeyi kesin kez tayin etmek gerekmekte.

Çünkü sisteme dahil olanlardan birindeki en ufak bir sapma, zincirleme olarak diğerlerini de hem iktisadi, hem sosyal, hem de artı değerlerin muhafazasında büyük risklere sokmakta.

Çerkes halkı da bu durumlardan mahrum kalamaz. Hızla işleyen süreçlerdeki kendi yerimizi, yenidünya da kendi haritamızla yer almalıyız. Dış dünya korkusu aşılanan toplumlar, ne ticarette, ne sanayi ve siyasette bir değer üretemediler. Kendi problemlerini halletmede, kendi haritalarını ve tanımlarını kullanamayanlar için gelecekte var oluş diye bir şey yoktur.

Şimdi ‘’Tarihi Çerkesya’’ haritasının tamamını elde edemeyecek olsak bile, kararlı bir düzenlilik içerisinde elimizde kalan parçaları birleştirmede süratle aktifleşmeliyiz.


Bu yazı toplam 3228 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net