

Bundan önceki iki makalemizde, Adıgey /Maykop’taki ‘Çerkes Kongresi’ Başkanı Murat Berzeg’in iki söyleşisine ilişkin özetleme ve değerlendirmelerde bulunmuştum.
Şimdi, bu yazımızda Murat Berzeg’in değindiği konulardan bazılarına ilişkin kendi görüşlerimi sunmaya çalışacağım. Değerli okuyucularım, elbette görüşlerime yabancı değildirler, ancak Adıge düşünce dünyasının, özellikle bugünlerde giderek zenginleşmekte olduğunu, olan ile yetinmemek gerektiğini de belirtmem gerekir.
Yazının sonunda Türkiye’deki demokratikleşme çalışmalarına, üniversitelerimizde de Çerkesçe kürsülerinin açılması konusuna değinmeye çalışacağım.
***
Çerkesya ve Çerkeslerin Birliği Konusu
Çerkesya deyiminden, kuşkusuz Çerkeslerin ülkesi anlaşılır. Peki, şimdilerde bu ülkenin sınırları belli mi? Değildir. Sınırlar 15-16.yüzyıllarda kuzeyde, Don Irmağına, Ukrayna içlerine uzanıyordu. Sonra topraklar bir bir elden gitmeye başladı. Bir grup Adıge de, ana gövdeden koptu ve Kabardey yöreleri oluştu, Kabardey yöreleri 1774’te Rusya’ya ilhak edildi. Kabardey, 236 yıldan beri Rusya’ya bağlı, bunun bir evveliyatı da var.
1828’de Bağımsız Çerkesya dışında, komşu Abhazya ve Kuzey Kafkasya bölgeleri (Karaçay, Balkar, Kabardey, Osetya, İnguşetya, Çeçenya ve Dağıstan) Rus yönetimine alınmıştı. Güney Kafkasya da Rus yönetimindeydi.
1828’de Bağımsız Çerkesya, Kuban Irmağı güney yayı içindeki tüm toprakları, Anapa’dan Pitsunda’ya kadar Karadeniz kıyılarını kapsıyordu.
1829 Edirne Antlaşması’na göre, Osmanlı Devleti, kendisine ait olmayan, sadece üssü bulunan ve sahil denetimini yaptığı Çerkesya’yı Rusya’ya ‘bıraktığını’ kabul ediyordu. Bunun hiçbir hukuksal dayanağı yoktu, Adıgeler Osmanlı yurttaşı değildiler ve kimseye de vergi vermiyorlardı. Doğaldır, Adıgeler Edirne Antlaşması hükümlerini kabul etmediler, bu da 35 yıl sürecek kanlı bir Adıge-Rus Savaşı’na yol açtı.
Çerkes Kurtuluş Savaşı 1829-1864 yılları boyunca sürdü. Sonucu belli;Çerkesya, ülkesi ve milletiyle birlikte yok edildi. 2 milyon Çerkes’ten sadece 100 bininin ülkesinde kalmasına izin verildi (*). 1,9 milyon Çerkes ise kısmen katledildi, kalanı da –işbirlikçiler dışında-beş parasız Türkiye’ye deporte edildi. Katliam, sürgün ve baskılar Adıgeler dışında, Abazin, Kuban Nogayları ve kısmen de Kabardeylere uygulandı. Özellikle Çerkeslerle birlikte olan Nogaylar büyük çaplı bir soykırım, katliam ve dış sürgüne uğratıldılar.
Murat Berzeg başta olmak üzere birçok Çerkes’in özlemindeki Çerkesya, 1864 yılı öncesi Çerkesyası mıdır? Bilemiyorum. Berzeg,‘Kabardey’den Kıyıboyuna değin’ bir ‘Çerkesya Cumhuriyeti’ diyor, sözü edilen yerlerdeki Çerkesleri ve Diasporadan gelecek olanları içine alacak bir Çerkesya üzerine olmalı bu proje. Sözü edilen alanda Ruslar ve Kazaklar dışında 4 Adıge topluluğu ile soydaş Abazinler,Tatar kökenli Karaçay ve Balkarlar ile Nogaylar, vb yaşıyorlar. Berzeg, ‘Karaçay-Balkarlar ile aynı Cumhuriyette yaşayamayız’ diyor.
Bu da bir başka sorun olmalı.
Kabardeyler ile daha batıdaki dağınık ve küçük Adıge adaları (Çerkes, Adıge, Şapsığ) arasında Karaçaylar yaşıyor, arada bir Karaçay tampon kuşağı bulunuyor. Kabardey ve Çerkes yöreleri Adıgeleri eriyen, Karaçay ve Balkarlar ise büyüyen bir topluluklar konumundalar.
Bu durumda Kabardeylerle öteki Adıgeler birleşip ortak bir cumhuriyet kurabilirler mi? Evdeki hesap çarşıya uyar mı? Üzerinde düşünmek gerekir.
Adıgelerin tümü 700 bin, Karaçay ve Balkarlar ise 300 bin. Adıgeler dağınık, ötekiler ise fiilen toprak birliğini oluşturmuş ve genişlemekte olan, Berzeg’e göre uluslaşmış bir topluluk. Karaçay ve Balkar milliyetçi, ulusal değerlerine ve dinine sahip çıkıyor, camiye gidiyor, domuz eti yemiyor, çocuğunu sünnet ettiriyor, artı tarihsel Adıge topraklarını sahiplenmeye çalışıyor, bunun için teoriler üretiyor, yandaş peşinde. Türkiye’den ve diğer Türk topluluklarından destek de alıyor olmalılar. Milliyetçi/ülkücü Türk Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in ziyaretini ve katkılarını da unutmamak gerekir.
19.yüzyıl başlarında Karaçay sayısı 15 bin,Balkar sayısı da 9 bin idi, şimdi 300 binin üzerinde, belki 400 bin. Nereden nereye?..
Kabardey yöresi, Karadeniz kıyısından 700-800 km uzakta, çok içeride, Adıge yerleşim bölgelerinin en doğusu. Türkiye’nin bir ucundan öteki ucuna gibi bir mesafe uzaklıkta. Batıda ise, 40 bin soydaş Abazin ile birlikte topu topu 250 bin Çerkes yaşıyor. Bu son nüfus da birbirine uzak birkaç yöreye (Karaçay-Çerkesya, Uspensk rayonu, Adıgey ve Şapsığya-Soçi, Tuapse) dağılmış durumda, üstelik Adıgeler azınlık, Rus ve Karaçaylar ise çoğunluk.
Peki çözüm nasıl olacak? Öne sürülen görüşler, bana gerçekçi görünmüyor. Berzeg’in önerisi biraz daha gerçekçi gibi. Ancak bütün bu öneriler zoru dışlıyor, en zora göre değil, kolay yolu seçiyor gibi. Soykırımı kabul ettirirsek sorun çözülür diyorlar. Kabul ettiremezsek ne olacak, havluyu atacak mıyız? Bunu kabul edemeyiz, havluyu atamayız.
Gerekli olanı, zoru kavramak ve ona göre çözüm üretmek olmalı. Mutlaka bir çözüm yolu olmalı.
***
Üç Cumhuriyetin Durumu
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti (KBC), 893 bin 697 nüfuslu (2010) bir bölge. Nüfusu azalıyor. Ancak Ekim 2010 nüfus sayımında durum değişebilir, çünkü dışarıdaki birçok Kabardey ve Balkar sayım için geri dönecek. Yukarıda değindiğimiz gibi, dağlık güneyden Kabardeylerin yaşadığı düzlüklere doğru yayılan Balkarlar, başkent Nalçik’i bile neredeyse çevrelemiş durumdalar. Cumhuriyetin bölünmesi durumunda Kabardeylere beşte bir (2,5 bin km.kare) bir arazi kalacağı söyleniyor. Balkar, tıpkı Karaçay gibi bir toplumsal dayanışma içinde, Rus damat istemiyor, Rus’a ya da Müslüman olmayana kız vermiyor, deniyor. Kabardeyler barışçı, uysal ve içkici kişiler. Dinden de hayli uzaklaşmış durumdalar. Bu son yıllarda bir dine dönüş sürecini de yaşıyorlar.
Kabardeyler 1869 yılı öncesinde beyleri/pşı tarafından yönetilirlerdi, yoğun bir köle nüfusu da vardı. 1557-1739 yılları arasında da Rus koruması altındaydılar. 1739’da bağımsız olan Kabardey yöreleri 1774 yılında Rusya tarafından ilhak edildiler. Ruslar yönetimde bey ayrıcalığını/ortaklığını tanıdılar, beylere oldukça geniş araziler bıraktılar. Şimdi Ruslarla aralarındaki farklar eriyor, ancak eriyen taraf Kabardey, eriten de Rus tarafı. Bu bir asimilasyondur.
Balkarlar ise, yine de 1827 yılına değin Rus istilasına karşı koyma cesaretini göstermiş insanlar. Dağlarda yaşadıkları için daha bağımsız ve daha özgür karakterliler, cesurlar, kölelik ilişkileri de Kabardey’e göre daha zayıftı. Yani Balkarların savaşma ve kendi başlarına bir direnme gelenekleri var, ezik kişiler değiller. Bu nedenle Balkarlar, kendilerinden dört ya da beş kat daha fazla olan Kabardeylerin karşısında tutunmayı başardılar.
Şu durumda, bu 500 bin Kabardey, koca Karaçay çitini/barikatını aşıp batıdaki küçük Adıge grupları ile birleşmeyi gerçekleştirebilir mi?…
Kabardey’de birkaç sivil Adıge toplum örgütü bulunuyor. En etkili olanı da Başkanı İbrahim Yağan olan ‘Xase’ örgütüdür. Ancak sivil toplum kuruluşları önderlerinin devlet terörü ile karşı karşıya bulundukları ve saldırılara uğradıkları da biliniyor. Bu son yıllarda, bu küçücük yörede 150 polisin öldürülmüş olması, önemli bir asayiş sorunu bulunduğunu da gösteriyor..
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti (KBC), burası da, diğer iki cumhuriyet gibi, nüfusu artmayan, aksine azalan bir bölge-427 bin 181 nüfus (2010). Cumhuriyet Karaçayların güdümünde gibi. 1830’larda bölgedeki Adıgeler etnik temizliğe uğradılar. O sıralar Karaçaylar Ruslarla iyi ilişkiler kurmuş durumdaydılar, Abhaz ve Kabardeyler gibi Karaçaylar da, Savaşa katılmıyorlardı. Etnik temizlik sonucu yörede sadece iki Adıge/Besleney köyü kalmıştı (**). Bu arada yöreye/Küçük ve Büyük Zelençuk ırmakları vadilerine dağlardan indirilen/sürülen Abazinler ile Kabardey’den getirilen göçmenler de yerleştirildiler. Vadiler boyunca, her 3 ya da 5 km’de bir köyler sıralanır. Rus askeri makamları Dağlılar arasındaki dil ve etnik farklarını bilmediklerinden, bazı köyler Abazin -Kabardey karması olarak oluştu. Hala aynı köyün okulunda Kabardeyce ve Abazince ayrı sınıflar bulunabiliyor. Bu oluşum Sovyetlerin özgür/Lenin döneminden günümüze bir kalıntıdır.
Karaçaylar ise, güneydeki yüksek dağ köylerinde, vadi ve yaylalarda hayvancılık yapıyorlardı. 1922 özerkliği sonucu, Ruslara ve Sovyetlere yakınlıkları nedeniyle Karaçaylara geniş topraklar bağışlandı ve tarihsel anlamda Adıgelere ait düzlüklerde yeni yeni Karaçay köy ve kasabaları/kolhozlar doğmaya başladı.
1922’de kurulan Karaçay-Çerkes Özerk Oblastı, 1926’da ikiye ayrıldı-Karaçay ve Çerkes biçiminde. Şimdiki Çerkessk kenti, 1926’dan 1957 yılına değin Çerkes Özerk Oblastı’nın başkenti idi; Karaçayevsk kenti de 1926’dan 1943 yılına değin yaşayan Karaçay Özerk Oblastı’nın başkenti idi, Karaçaylar aynı yıl suçlu bulunarak toptan Kazakistan’a sürüldüler. 1957’de,-1922’de olduğu gibi- Karaçay-Çerkes Özerk Oblastı yeniden kuruldu ve buraya yöre gözetilmeden, devlet tarafından geri getirilen Karaçaylar yerleştirildiler.O zamandan beri yayılmalarını sürdüren Karaçaylar, şimdi de Çerkessk kentinin adını ve kendisini Karaçaylaştırmaya çalışıyorlar. Karaçay bilinçli, çalışıyor, din ve geleneğine bağlı, tutkun; Adıge ve Abazin ise, içkici, dinden uzaklaşmış, düğün- dernek peşinde, deniyor.
Elde iki tutamak kaldıysa, bunlar da-1926-1957 yılları arasında merkezi Çerkessk olan bir Çerkes Özerk Oblastı’nın bulunduğu, Çerkes ve Abazin yerleşim bölgelerinin iç içe ve bir arada, Karaçay yayılma alanının dışında ve batı tarafında yer almış olduğudur.
Burada birer ‘Adıge Xase’ ve ‘Çerkes Kongresi’ bulunuyor. ‘Adıge Xase’ örgütü gençlik kolu faal üyesi Jıko Aslan, bu yakınlarda katledilmiştir.
Adıge Cumhuriyeti (AC), nüfusu 443 bin 43 (2010). Şu sıralar Cumhuriyetteki Adıge oranı, diğer bölgelerdeki gibi yükselmiş olmalıdır. Güçlü yazarları ve bilimsel kadroları ile AC bir kültür adası konumundadır. AC’nde de bir yozlaşma ve asimilasyon durumu yaşanıyor. Birçok Adıge kadınının Rus kocası olduğu söyleniyor. Ancak ‘Adıge Xase’ ve ‘Çerkes Kongresi’ öncülüğünde güçlü bir halk muhalefeti de oluşum aşamasında. AC ve özellikle onu kuşatan çevre toprakları 1860’larda soykırım, etnik temizlik ve deportasyona (ülke dışı sürgüne) tabi tutulmuştu.
‘Çerkes Kongresi’nin sürgünde olduğu söylenen Başkanı Murat Berzeg, RF Hükümetinin ajandasında cumhuriyetleri tasfiye projesinin bulunduğunu söylüyor. Doğru olmalı. AC ve KÇC ilk hedefteki yerler, onları KBC izleyecekmiş. AC ve özellikle Şapsığya soykırım yöreleri. Ruslar bunu gizlemeye çalışıyorlar. Ancak Diasporadaki 5 milyon Çerkes’in genç ve aydın kesimi hızla politikleşiyor, kuşkusuz ırkçı Rus politikalarına karşı tepkiler de giderek yoğunlaşacak ve güçlenecektir. Gelişim bunu gösteriyor. Adıge Cumhuriyeti’nin tasfiyesi için Rusya’nın iyice otoriterleşmesi ve faşizme kaymış olması gerekir. Böylesine bir kaymaya Rus aydın ve demokratları geçit vermezler diye düşünüyorum. Demokratlar zayıftır, deniyor. Bu görüş kabul edilebilir mi? Edilemez. Rusya devrim geçirmiş bir ülke. Zamana yayıldığında gerçek gücü aydınlar temsil ederler. Tarihçiler ve gerçek aydınlar Adıgelerden yana. Rus İmparatorluk/Çarlık mutlakıyeti olmayıp da demokratik bir Rusya olsaydı, 1860’lardaki Çerkes Soykırımı olayı yaşanır mıydı? Kuşkusuz yaşanmazdı.
Rusya, demokratikleşmek zorunda. Yığınların çıkarı ve çağa ayak uydurma demokratikleşmeye bağlı. Demokratikleşen uluslar gelişiyor ve zenginleşiyor. Koşullar ve demokratik kamuoyu, birbirini etkileyerek, Türkiye’yi demokratikleşmeye doğru itiyor. ABD artık ordu darbeleri yaptırmıyor. Böylesi nedenlerle Rusya da demokratikleşmek zorunda kalacaktır. Demokratikleşmeyen bir Rusya’yı kaos ve mutlak bir bölünme bekler. Bu, kaçınılmazdır. Rusya’daki koordinat demokratikleşmeye doğru gidiyor.
Rus milliyetçileri/gericileri boşuna İmparatorluk günlerini özlüyorlar. Gerici Kazak geleneğini diriltmek isteyenler de var. Bu tür bir gericilik, geçmişte Çarlığın desteğine ve şeflerce (atamanlarca) yönetilen ortak tarım mülkiyetine/ortak tarım arazisine dayanıyordu. Kazak yemek, içmek, yağma yapmak, köle emeğini sömürmek ve dans etmekle sınırlı, içe kapanık bir yaşam sürdürüyordu. Bu sistem geçmişin son yıllarında çözülmüş, bağlılık yemini verdikleri halde, gerici Kazak generalleri Çar ailesini kurtarmak için adım bile atmamışlardı, çünkü Kazaklık işlevini yitirmiş, şeflerin çıkarını gözeten oportünist bir örgütlenmeye dönüşmüştü. Kazak örgütlenmesi bugün de işe yarayamayacaktır, çünkü üretime ve gelişime ters düşen bir örgütlenmedir bu. Rusya bu tür gerici girişimler nedeniyle irtifa kaybediyor. İletişimin hızlanmış ve yaygınlaşmış olduğu bir çağda, kural/hukuk dışı girişimler hızla açığa çıkacak, gericilerin etkinliği kırılacaktır.
Gericiliğin yürümesi için faşizm gerekir, bir açık faşist devlete ise demokratik dünya geçit vermez. Ambargo uygulanır ve o sistem çöker. Rodezya ve Güney Afrika ambargo nedeniyle çökmüştür.
ABD’nde, cesur bir fotoğraf (1890 Yaralı Diz Katliamı/ Wounded Knee Massacre), basında yer almış, fotoğraf ABD askerlerinin Kızılderilileri katledişini belgelemiş ve Kızılderili Soykırımı’nı sonlandırmıştı. Gelişmeler karşısında dünyanın, Diasporadaki 5 milyon Çerkes’in gözü Rusya’nın üzerinde olacak ve olmaya devam edecektir.
Şapsığya, burası şimdi bir özerk yöre değildir, Şapsığlara tanınmış olan ‘küçük yerli halk satüsü’ bile, gerici Krasnodar Kray yönetimi tarafından uygulattırılmamaktadır. Krasnodar Kray Parlamentosu’nda toprağın asıl sahibi olan Adıge-Şapsığlara temsil hakkı bile verilmemektedir.
Stalin, 1943’te Şapsığ Ulusal Rayonu yönetiminin feshi kararını aldırdı, Mayıs 1945’te de kararı uygulattı. Birçok Şapsığ sürgüne gönderilerek telef edildi, böylece nüfus seyreltmesi yapılmış oldu. Şapsığlar şimdi köylerine hapsedilmiş insanlar/bir tür tutsak halk konumundalar.
RF yönetimi Vancouver 2010 Kış Olimpiyatlarına yörenin yerli halkı olan mazlum Şapsığları değil de, sadece utanmasızca ve soykırıma arka çıkar bir biçimde, tarihte istilacılar ve gaddar kişiler olarak yer almış olan Kazakların folklor ekibini götürdü. Bu davranış, Yahudilerin Gazze’ye yaptığı gibi, Rusların da toprağın sahibi olan Adıge-Şapsığları bir hiçe sayması, insan yerine koymaması, gerici Kazak milliyetçiliğini arkalaması anlamına gelir.
Karadeniz kıyılarının Şapsığ nüfusu Rus soykırım politikaları sonucu azaltılmış, nümunelik bir düzeye düşürülmüş ve Şapsığlar etkisizleştirilmişlerdir. Ancak Diasporada en kalabalık Çerkes topluluğu yine Şapsığlardır. Bu durum terazinin bir kefesini oluşturuyor olmalı.
Çözüm
Çözüm, Gorbaçov’un dediği gibi açıklık, demokratikleşme ve yeniden yapılanma yoluyla sağlanabilir. RF, Çerkes Soykırımını, Çerkeslerin kendi anayurtlarına yerleşme/dönüş ve çifte vatandaşlık hakkını tanımalı ve bunun garantilerini sağlamalıdır. Bize göre, Rusya’nın çıkarı da bu yöndedir. Aksi takdirde çözülmemiş bir sorun orta yerde duracak/ "cenaze kalkmamış olacak" ve Rusya’nın başı ağrımaya devam edecektir.
Adıge haklarının tanınması, var olan kuşkuları sona erdirecek, Adıge ve Rus halklarını daha da yakınlaştıracak ve kaynaştıracaktır. Aksi takdirde Rus aleyhtarlığı giderek güç kazanacaktır. Diaspora artık eskisi gibi bilinçsiz değildir.
Başkan Medvedev, Mayıs ayında Türkiye’de bekleniyor. Ziyareti sırasında vizelerin kaldırılması konusu ele alınacakmış. Vizeler kalkarsa her iki ülkenin yakınlaşması yönünde olumlu bir adım atılmış olur. Bunda karşılıklı yarar vardır.
Ancak bu yetmez. Moskova RF’nda yaşayan Adıgelerin içişlerine ve diline de karışmamalı, Türkiye’nin yaptığı gibi, asimilasyon yoluyla Rus nüfusu çoğaltma politikalarından vazgeçmelidir. Demokrat bir devlet adamı olarak tanınan RF Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, merkezden/Moskova’dan yapılan başkan (prezident) atamalarına da destek vermemelidir.
Vladimir Putin, 1940’da Katin’de katledilen 20 bin üzeri Polonyalı tutsak subay ve askerin anıtı önünde diz çöktü, üzüntülerini belirtti, insanca bir davranışı sergiledi. Şimdi, Soçi 2014 Kış Olimpiyatları nedeniyle, öldürülen ve yurdundan sürülen yüzbinlerce Adıge/Çerkes, anasız babasız kalmış, geçmişin aç ve hasta yavruları için de aynı üzüntülü davranışı göstermeli, inkarcı politikaları terk etmelidir. O zaman, bir insan hakları savunucusu olarak adını altın harflerle tarihe yazdırmış biri olacaktır ve hiçbir şeyi de kaybetmiş olmayacaktır.
Biz bir sel afeti üzerine Adıgeyli afetzedelere cömertçe desteğini esirgemeyen, her yıl Soçi Ekonomik Forumu sırasında Adıge Cumhuriyeti Reyonu’nu bizzat gelerek onurlandıran Putin’den Adıgeleri seven, dost ve demokrat bir insanın tavrını bekleriz.
II
Türkiye’deki Demokratikleşme Süreci
Erdoğan Hükümeti, mehter takımı gibi bir yürüyüşü sergiliyor. Bir bakıyoruz darbecileri yargı önüne çıkarmış. Bir bakıyoruz dağdan inişleri durdurmuş, polisi harekete geçirmiş. Yüzlerce çocuk, belediye başkanı, Kürt tutuklanmış. Şaşırmamak elde değil.
Yine de, demokratikleşen Türkiye atmosferi, yüksek yargı kurumlarının çürümüşlüğünü daha da sergileyebilir oldu. Ergenekoncu diyelim, o tür kesimlerin yargıdaki ayak oyunları ve direnişleri sürüyor, elbette sürecek. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Kazanan, sonunda demokrasidir, diğerleri tarihin çöplüğüne atılmışlardır. Erdoğan da bütün bunları dikkate almalıdır.
Şu günlerde Parlamento’da küçük bir demokratikleşme paketi görüşülüyor, ortalık toza dumana boğulmuştu, halk tepkisi CHP’ni bile, kısmen de olsa, bir nebze yumuşatmışa benziyor. Tasarı Parlamento Komisyonu’ndan Genel Kurul’a henüz inmiş değil, içeriği değişebilir. Şu durumda tasarı önemli bir içerik değişikliğini getirmiyor. Şiddete bulaşma dışında, bölücülük nedeniyle parti kapatmalar sürecek. Batı dünyasında bölücülük diye bir suç yok, ama bizde vardır ve öyle kalacak. Tek yenilik, parti kapatma davası açmak için, önce Parlamento izninin aranacak olması. 301. madde yazarların canına okuyor, ırkçı ve Ergenekoncu savcılar yazarlarla oynuyorlardı. Adalet Bakanlığı izni gelince bir rahatlama olmuştu. Anayasa Mahkemesi ve HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) sayıca ve kuruluş açısından yeniden düzenlenecek,ulusalcı/gerici tekeli kırılmaya çalışılacak.
Fazla şey beklenmemeli, ama bu kadarının bile önemli olduğu bilinmeli. MHP Başkanı Devlet Bahçeli’nin küplere binmesi de bu önem nedeniyle olmalı. Koşullar değişimi zorluyor, ‘bölücülükten’ kapatılan DTP’den (Dmokratik Toplum Partisi) sonra, sırada Ak Parti vardı. ‘Ak Parti kendine demokrattır’ deniyor, olsun. Yineleyelim bu kadarı bile olumlu bir adımdır.
***
Çerkes Dili Kürsüleri
Samsun ve Kayseri üniversitelerinde Çerkesçe kürsüleri açılacağı söyleniyor. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan yeşil ışığı yaktı ve o üniversitelere direktiflerini verdi. KAFFED, ikili bir kliğin yönetiminde idi, İstanbul Kafkas Derneği de öyleydi. Şimdi Abhaz kesim ayrı bir örgütlenme içinde, gerekir de. Geride Kabardey kliği kaldı deniyor. Bu klik, daha önce, Türkiye’deki Çerkeslerin azınlığı tarafından Sivas, Kayseri ve K.Maraş yörelerinde konuşulan Kabardeyce’yi Çerkesçe diyerek TRT’ye bildirmiş, çoğunluktaki Çerkeslerin canına okumuştu. Bunda KAFFED Başkanı Cihan Candemir’in de sorumluluğu olmalı. Sembolik yayın da olsa, Adıgelere artık anadillerinin yasaklı olmadığı duyurulmamış, yayına ilgi de tavsamıştı. Cihan Candemir yabancım olmayan bir Şapsığ, çalışkan biri ama yanlış yolda. Azınlığın peşine takılmış biri. Kanoko Arsen idolü, önceleri idolü Carme Aslan idi.
Kayseri için Kabardeyce yerinde bir seçimdir, Kabardeyler o yörede çoğunluk, ama Samsun için seçim Adıgece, Adıge Cumhuriyeti’nin resmi dili olmalıdır, Samsun ve Sinop bir Şapsığ/Vıbıh ve Abzah lehçesi yöresi. YÖK ve KAFFED’in bu kez yerinde hareket ettiği, Samsun Üniversitesi’nde AC Adıge dilinin öğretileceği açıklandı. Peki, Düzce Üniversitesi için niye bir talep yok? Düzce ve Sakarya en yoğun Çerkes nüfusun bulunduğu başta gelen illerden.
Candemir, Çerkesçe kürsüleri için ‘Nalçik’teki Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi’nden biliminsanları getirebiliriz diyor, güzel, karşı değilim, ama Maykop’ta da bir Adıge Devlet Üniversitesi var, orada da dünyaca tanınmış dilbilimciler, edebiyat, tarih ve sanat insanları var. Onlar da güvenilir kişiler. Onlardan niye söz etmiyor? Candemir’i terazinin kefeleri konusunda oyun oynamaya değil, dürüst olmaya çağırırız.
Dipnotu:
(*)-Bu son nüfusun beşte dördü, daha sonra, ikinci bir dalga olmak üzere
Türkiye’ye göç ettirilecektir, daha çok bilgi için bir önceki yazımıza
bakabilirsiniz.
(**)-Besleney ve Vak’ojıle köyleri.
