Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Bazı Durumlar ve Pozisyonumuz
29 Temmuz 2010 Perşembe Saat 13:31

Rusya'nın güney bölgelerinde, Karaçay-Çerkesya, Kabardey-Balkarya, İnguşetya ve Dağıstan'da şiddeti seçmiş İslami direnişler sözkonusu. Çeçenya ise, Putin destekli Ramzan Kadirov yönetiminde ve onun / Kadirov'un kesin bir otorite kurduğu söyleniyor. Rus'un Türk'ten farkı, yerel halkı tanıması ve muhatap almasıdır. Örneğin, Türk militarislere göre, -ve de ancak şimdilerde- Kürt olan bireyler vardır, ama etnik topluluk ya da ulus anlamında Kürtler yoktur. Bu nedenle bir Kürt muhatap da yoktur, etnik partiler de muhatap alınamazlar. Çünkü onlar bölücüler ve kökü  dışarıda olanlardır, ezilmelidirler. Kürt bireylerin yaşadıkları yerler, Doğu ve Güneydoğu bölgeleri ise Kürt dğil, birer etnik Türk yöresidir, etnik Türk toprağıdır. Sorun varsa, bu, olsa olsa bir terör sorunudur, Kürt sorunu değildir.
 
Rusya ise, bir ölçüde de olsa, yerel halkı tanıyor. Örneğin Çeçen bağımsızlık hareketi ve direnişleri çok sert bir biçimde bastırıldı, kesin sayıyı bilmiyoruz, ama binlerce, belki de onbinlerce insan öldü. Ruslar güvenliği kontrol edilebilir bir hale getirdikten sonra, yönetimi Ramzan Kadirov'a devrettiler. Antlaşma gereği olduğu halde Aslan Maşadov’dan esirgedikleri parayı Kadirov'a yağdırmaktan da geri kalmadılar. Bu paralarla Kadirov Çeçenya'yı yeniledi, düzgün yollar ve modern konutlar yaptırdı. Rus, Kuzey Kafkasya’yı elde tutmak istiyor anlaşılan.
 
Güvenlik önlemleri ve ekonomik yardım da yetmedi. Putin günün 24 saati Çeçence yayın yapan bir uydu televizyonunu da  verdi. Bizdeki TRT-6 (şeş) Türkler tarafından dizayn edilen ve yönetilen sözde bir 'Kürtçe' kanal, özgün Kürt kanalları ile rekabet edemiyor. Yani, ortada güzel kızı kendine saklama, çirkinini başkasına kakalama gibi bir durum var. Kürt bunu, aradaki farkı anlıyor ve ruhsuz kanalı izlemiyor. Rus, Çeçen kanalının yönetimini Çeçenlere bırakıyor; ama Türk, 'Kürt kanalı' diye kurdurduğu TRT-6'nın yönetimini Türklerden ve memur Kürtlerden başkasına bırakmıyor, Türk olmayana güvenmiyor.
 
Bugün, yeni bilgilere göre, Çeçenya adı konmamış bir din devleti, içki yasak, kumar yok, uyuşturucuya yer  yok, frapan gezen kadına izin yok, Rus da yok, varsa bile perde gerisinde. Ezan okunduğunda, büyük küçük herkes camiye doluşuyor. Cumaları ve bayramları tekbir sesleriyle koca Grozni kenti ve Çeçenya çınlıyor. Çeçenya nüfusu en az 1,5 milyon.
 
Rus, o gibi şeyler oranın iç işi diyor, şeriatçı ve aşırı dinci düzenlemelere karışmıyor, görmezlikten geliyor. Aksine içki, kumar,uyuşturucu ve fuhuş olmamasından memnun olmalı. Çünkü böyle şeyleri, yasadışılığı desteklemiyor.
 
***
 
Bir De Çerkeslere Bakın
 
Rusya'da 4 Adıge/Çerkes yöresi var: Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Adıge cumhuriyetleri ve Şapsığ Toplumsal Parlamentosu yönetimi  (Soçi ve Tuapse).
 
Günümüzde bu 4 Adıge yöresini tek bir cumhuriyet biçiminde birleştirmek isteyenler var. Bu istek, sanırım 40 yıl önce, bir nüve biçiminde dönüşçülerden çıkmış, ardından da güç kazanmış olmalı. Buna ‘Özgür Çerkesya’ da diyorlar.

Bezeg Murat'a göre, ‘Özgür Çerkesya’nın, o düşüncenin RF'de hukuksal ve anayasal dayanakları var. Doğrudur, ben de aynı görüşteyim, hukuken yasak bir şey olamaz bu. Ancak o şeyin yasak olmaması, gerçekleşmesi için yeterli olabilir mi? Buna bir yanıt aramak gerekir. En başta, nüfus  yetersiz, coğrafi parçalanmışlık, araya başka etnisitelerin –Karaçaylar, Abaza ve Nogay rayonları, Ruslar- girmiş olması da engel. Tek bir Adıge/Çerkes cumhuriyetinin şimdiki haliyle gerçekleştiğini bir düşünelim, Batı Şeria ve Gazze gibi iki (bizde üç ya da dört) parçaya ayrılmış bir Filistin ya da Hindistan'ın Pondichery toprakları benzeri bir durum ortaya çıkmış olmaz mı?
 
Pondichery ya da Puducherry, başkenti Punducherry ile iki ilçesi daha Hint yarımadasının doğusunda, diğer bir ilçesi de batısında olan,her biri birbirine çok uzak, toplam yüzölçümü 492 km2 ( Puducherry 293 km2, Karaikal 160 km2 , Mahé 9 km2  ve Yanam 30 km2)  ve 1 milyon kadar nüfusu olan özerk bir yönetim birimidir. O biçimiyle Hint federasyonu içinde yer almıştır. Resmi diller Tamil (% 90), Telegu, Malayalam ve Fransızca'dır, İngilizce de konuşulur. Orada Rusların Çerkes yörelerinde yaptığı/uyguladığı  gibi bir dil yasağı ya da engellemeleri, asimilasyon politikaları gibi şeyler yoktur.
Pondicherry geçmişin, Hindistan'daki Fransız sömürgeciliğinin bir kalıntısıdır.
 
Peki, Kuzey Kafkasya'daki 4 Adıge/Çerkes  yöresini tek bir cumhuriyette  birleştirme ya da merkezi bir yönetim altında toplama düşüncesi gerçekçi olabilir mi?
 
Bu konuda farklı görüşler  var.

Tek bir cumhuriyet düşüncesi  bana pek gerçekçi görünmüyor. İstemek başka şeydir, gerçekleşebilir olmak  başka şeydir. Bu bakımdan  'Xase' Başkanı Yağan İbrahim'in görüşlerini  gerçekçi ve doğru bir görüş olarak görüyorum. İbrahim, sorunun çözümü konusunda, 'çözüm daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi ile sağlanır' diyor ve devam ediyor:

“Savaşlar, sürgün ve veba salgınları sonucu Adıgeler, nüfus ve topraklarının en az % 80’ini yitirmiş durumdalar. Gerçek olanı  bu (‘Sahibi başında olmayan atı köpekler yer’ dememişler boşuna, bu bir Adıge atasözü-hcy). 
Bizler şu anda bizde kalmış olan nüfusumuzu ve topraklarımızı korumaya çalışıyoruz”.

“Şu andaki nüfusumuz, coğrafi ve politik durumumuz, bir cumhuriyette toplanmamıza olanak tanımıyor, tek cumhuriyet çok uzak bir olasılık olarak görünüyor. Biz şu anda elimizde kalmış olanlarla yetinmeye, onları korumaya, bize  kalmış olan   son giysilerimizi olsun kaptırmamaya çalışıyoruz. Tarih, bir gün bize böyle bir şans tanırsa –tek bir cumhuriyet sağlarsa-, buna elbette üzülmeyiz” (İbrahim Yağan ile Söyleşi ve Eleştiri,Cherkessia.net,20 Nisan 2010).

Bana göre de, gerçek durum budur, gerçekçi değerlendirmelere dayanmayan görüş ve önerileri benimseyemeyiz. Ek olarak benim görüşlerim de  şöyledir:
4 Adıge yöresinde de Adıgeler hala ayaktalar. Ancak din zayıflamıştır, İslamiyetten uzaklaşılmıştır, bu bir dezavantajdır. Müslüman ülkelerde din Çerkes asimilasyonunu nasıl hızlandırıyorsa, Kafkasya’da dinden uzaklaşma Ruslaşmayı hızlandırıyor. Yabancılarla ve Hıristiyan erkeklerle evlilikler başladı deniyor. Diasporada da Adıge gençleri içinde tembel olanlar az değil, bunlar okumuyorlar,okuyanları ve bir meslek sahibi olanları çok az, Orhan Veli’nin dediği gibi, ’Cep delik,cepken delik’, kızlarımız o tür gençlere varmıyorlar, onlar da yabancı, çirkin ve alt tabakadan kızlarla evleniyor, o kadınların sırtından geçinmeye bakıyorlar, o kadınlar da  çirkin çocuklar dünyaya getiriyorlar. Adıgeler boşuna ‘Çirkin gelin soyu kurutur’ (Нысэ аер джэгупашъхьэ уц1эпхъ) dememişler. Böylece Çerkes güzelliği denen şey ortadan kalkıyor. Kızlarımız da ‘Çerkes koca bulamadık’ diyerek yabancı erkeklere varmak için yarışıyorlar. Bu da kayıp ve asimilasyon nedenlerinden biri ve soy bozulması oluyor.

Özetlersem, çözüm dört yöremizin her birini güçlendirmekle sağlanır. Onlar güçlenirlerse, dayanışma da gelişir…

***

Kafkasya’daki cumhuriyetler gerçekten özerk olsalar, karma evlilikler sorun olmayabilir, asimilasyon da Adıgeler aleyhine olmaktan çıkabilir. Unutmayalım, ne denirse densin, Rusya ve Türkiye, temelde birer geri kalmış  devlettirler, demokratikleşmedikçe her iki devlette de ırkçılık/gericilik  geriletilemez, ABD’deki gibi bir eşitlikçi dönüşüm de gerçekleştirilemez. ABD halkların ortak evidir, halkların devletidir. Modern demokratik devletler öyledir, ırk temelini esas almazlar. RF ya da Türkiye ise, demokratik devletlerden sayılmıyorlar. Irkçısı ve faşisti bol olan diyarlar. Bu nedenle RF üyesi Çerkes cumhuriyetleri de dilimize sahip çıkamıyor, ulusal geleceğimizi koruma altına alamıyorlar ya da yeterince alma olanağından yoksun tutuluyorlar. Çerkes cumhuriyetleri halktan kopuk ve Rusçu  bürokratların yönetiminde. Yöneticilerimiz Moskova öksürse nezle olan kişiler, çoğunlukla.

Ramzan Kadirov da, muhalifleri tarafından Rusçu olmakla suçlanıyor, ancak Çeçen’i de Çeçen yaptığını yadsıyabilir miyiz? Hadi bir Çeçen kızı  bir Hıristiyan  kocayla birlikte Çeçenya’ya hele bir adım atsın, sıkar, bunu kim göze alabilir ki? Gerçekler böyle. Doğruya doğru, eğriye eğri.

Ama Adıge ve Kabardey kadınlar Rus kocalarının kolunda çoluk çocuk Maykop ve Nalçik’teki kiliselere ayine gidiyor olmasınlar sakın?..

Eskiden Çerkesler böyle şeylere, hele Adıgece konuşmamaya  müsamaha  göstermezlerdi. Üniversite öğrencisi olarak gece geç vakit İstanbul’dan köye gelmiştim, hiç unutmam, rahmetli babam sabahleyin alt kattaki odasından üst kattaki  bana seslenmiş, ben de ona Türkçe yanıt vermiştim. Şöyle demişti babam bana:
“İstanbul’a gidince çocuk dilini ve aslını unutmuş diye köylü seni ayıplamaz mı?” (Истамбул егьэнэу зэк1ом к1алэм ибзэрэ илъэпкъырэ игъэгъощагъ къыуа1они хьайнапэ пфалъэгъунба?).

Bu sesleniş korunma politikamızı, ideolojimizi yansıtıyordu. Şimdi o gibi görevler, halkı ve dili koruma görevi cumhuriyet yönetimine, devlete düşüyor olmalı, devlet denen şey varsa tabii. Vurduğunda tozutan bir Kadirov’a, bir Boris Ebzeyev’e bakın, bir de Rus’a şirin görünmek için gerdan kıran, üç Ruble para koparmak için kuyruğa giren, ama koparamayan, avucunu yalayan bizimkilere de bir bakın.

Asıl ivedi sorun işte böylesine şeylerdir.

İçkici, tembel, göbekli ve yarı sarhoş kimi Adıgeleri de bir görün. Eskiden öyle tipler Adıge’den sayılmıyordu. İnsanın içi kararıyor. Mevlana ‘Yalan da olsa söyle, güzel şeyler söyle, duymak istiyorum’ demişti galiba bir ara dost özlemiyle. Biliyorum, ‘Yalan da olsa, övücü, iç açıcı şeyler söyle, bir anlık da olsa güzel bir düş yaşayalım’, diyecek olan dostlar da vardır elbette. Onları anlıyorum, ama yapamıyorum, gerçeği, kötüyü saklarsan, çözüme asla ulaşamazsın ki...Zaten şimdiye değin kötüleri hasır altına süpürmekle yetinmedik mi?..

Yazık kendi kendisini yiyip bitiren bir topluma dönüşmüşüz ya da dönüşmek üzereyiz.
Bu olumsuz gidişe bir dur demek  gerekir. Asimilasyona hizmet etmese, ulusal varlığımızı kemiren birer olgu olmasa, kimsenin evliliği ve dini ile de bir derdimiz olmaz.
Eleştirilerim asla yurtseverlere, iyi insanlara ve gerçek/soylu Çerkeslere yönelik değildir. Bu da biline.
 
***
 
Bazı Abhazlar Adıgeleri Kemirme Uğraşılarından Vazeçmiyorlar 

Hemşehrim ve çok sevdiğim genç kardeşim Yaşar Güven şöyle yazıyor: ‘Vubıhlar mı? Bir kısmı Adıge bir kısmı Abaza oldu zaten’ (Jıneps,Haziran 2010,s.3). Önemsiz görünen ama yanıltıcı ve yalana dayanan bir ifade bu. Asıl sahibi de kuşkusuz Yaşar Güven kardeşimiz değil, başkalarının aktarıcısı, yanılttığı biridir o sadece. Hayri Ersoy ya da Denis Çaçhalya gibi Abhaz ‘milliyetçilerinin’  gerçek dışı söylemleridir bunlar.

Aşırı milliyetçi kişiler, yalan dolan demez, her şeyi kendilerine maletmeye, kitleleri yanıltmaya çalışırlar. Bir hastalıktır bu. Örnekleri saymakla bitmez.

Söyleyelim, 1864 yılı öncesinde Vıbıhlar, Soçi (Ş’açe) Çayı merkez olmak üzere, kuzeyde Şahe (Şex) Çayından, güneyde şimdiki Adler’e/Artıkuace’ye ya da Mzımta Irmağına  değin uzanan Karadeniz kıyılarında ve kıyı boyunu izleyen sıradağların batı yamaçlarında yaşıyorlardı. Adıge/Çerkes Atkuac köyü ya da şimdiki Rus ‘Krasnaya Polyana’ yerleşimi  Mızımta Irmağının sağ/kuzey yakasında, Vıbıh yöresinde idi (Bkz.’Çerkesya Tarihi Haritası’,Cherkessia.net).

Vıbıhların güneyinde, kıyıda Cigetler (Saadzlar), içteki yamaçlarda da Ahçıpsı, Aibga ve Psıhu  gibi küçük köy toplulukları yaşıyorlardı. Bunlar Vıbıhlar gibi Çerkesya’da, Adıgelerle birlikte yaşayan ve Abazin grubundan olarak -Rus ve yabancılar tarafından- değerlendirilmiş olan Adıgeleşmiş/Vubıhlaşmış küçük topluluklar idiler. Bunlar Adıgece/Çerkesçe de konuşuyorlardı.Yüzlerce yıl önce yaşamış Evliya Çelebi bile Cigetlerin Çerkesçe/Adıgece konuştuklarını yazıyor.

Cigetlerin barındıkları alanlar, güneyde, Adıge/Çerkeslerle Rusları ayıran sınır olan Bzıb Irmağına ulaşıyordu. Bzıb’ın ötesi Rus ya da düşman egemenliğinde idi. Bzıb ırmağı güneyinin yerli halkı olan Abhazlar bir feodal prenslik halinde Rusya’ya  bağlı idiler. Abhazlar zorla değil, gönüllü olarak Rus korumasını benimsemişlerdi. Abhaz Prensi, 1810 yılında Rus Ortodoks rahiplerin vaftizi ile din değiştirmiş, Hıristiyan olmuştu.1864 yılına, feodal ayrıcalıklar ve prenslik kaldırılana değin, Abhaz feodal tabakasının Ruslardan bir yakınması da yoktu. Gayet iyi geçiniyorlardı.

Çıkarlarına dokunulunca, işin rengi değişmiş, ’Benden sonrası tufan’ anlayışı beyler tarafından benimsenmişti.
Bu yıl, Ruslarla gönüllü birleşmenin 200.yılı. Abhazlar bu mutlu birleşmenin  200.yılını  kutlama hazırlıkları içindeler.

1864 yılı sınırının Adıge tarafında/kuzeyde olan, Cigetlerin yaşamakta olduğu yer, şimdi Gagra yöresi adıyla Abhazya sınırları içinde. Ancak bu yer Cigetlerden boşaltılmış olarak ve çok sonraları,1890’larda ve sonrasında, o zamanki  Kutaisi iline bağlı Sohum okrugu (Abhazya)  içine katılmıştı. Ciget nüfusunun etnik temizlik ve ülke dışına/Türkiye’ye göç ettirilmesi olayı sonrasında, Rus nüfusu getirilip buraya yerleştirildi. Bu nedenle Gagra yöresi hala bir Rus yerleşimi yöresi. Abhaz nüfus çok azdır, sonradan, güneyden buraya gelmiştir.

Durumu bilmeyen ve şimdiki Abhazya sınırının Soçi’ye dayandığını gören kişi, elbette yanıltılabilir. 1864 yılı öncesinde sınır farklıydı, çok daha güneydeki Bzıb Irmağı idi.

“Vıbıhlar Abhazya sınırındalar, komşular ya, Vıbıhların bir kısmı, dahası bazı Cigetler Türkiye’ye göç etmemek için Abhazya’ya geçtiler ve oraya yerleştiler” demeye getiriyorlar bazı Abaza milliyetçileri. Yüzeysel düşünenler de olaya böyle bakabilir, gerçeği bilmeyebilirler. Açıkça söylenmiyor, ama söylenenlerden, yukarıdaki söylemlerden  farklı  bir anlam çıkmıyor.

Adıgelerin saflığı, şoven Abhazların işine yaramış olmalı.
 
Vıbıhların Bir Kısmı Abhazlaşmış Mı?
 
Peki Vıbıhlar ve diğerleri  Abhazlara ‘karışmış’ olabilirler mi?..

1864’te Ruslar, Çerkeslere ya da Vubıh, Ciget ve böylelerine Abhazya’ya yerleşmeyi değil, Kuban boylarına ya da Türkiye’ye göç etmelerini emretmişler, başka bir seçenek de sunmamışlardı. Bu konuda çok şey yazdık, uzatmaya  gerek yok. Kuzeydeki Rus sınırı olan  Kuban Irmağından başlayıp güneydeki Rus sınırı olan Bzıb Irmağına değin uzanan Karadeniz kıyıları nüfusu, ayırım gözetilmeksizin 1864'te Türkiye’ye göç ettirildi. Bu nüfus içinde, Rus belgelerine göre, 74 bin 857 Vıbıh ve 11 bin 873 Ciget de vardı (Bkz. ‘Hacıyakup'ta Bir Arkadaşı Ziyaret ve Başkan Thakuşın'ın “Adıge Xase” Yönetimiyle Yaptığı Önemli Toplantı’başlıklı yazımız,Cherkessia.net,10 Temmuz 2010). 

Ayrıca Bzıb Irmağı boyundaki Rus karakollarını,düşman elindeki Adler ve Gagra askeri kalelerini geçip Abhazya’ya kitlesel bir giriş yapılabilir miydi?..Rus buna izin verir miydi? 1864 yılında feodal ayrıcalıkların kaldırılacağının öğrenilmiş olması nedeniyle, Abhazya’da  huzursuz bir ortam vardı. Ayrıca dağlık bir bölge olan Abhazya’da ekime uygun toprak da kıttı, kıt olan toprak da soylu mülkiyetindeydi. Abhazlar çok yoksul, az topraklı ya da topraksız olan köylüler idiler. Böyle bir yer  bir göçmen dalgasını kaldırabilir miydi?..
 
Maalesef Abhazlar arasında her şeyi kendilerine maletmeye çalışan dil ve tarih meraklısı kişiler az değildir. Nedenini bilemiyorum. Bunlar utanmıyorlar, derebeylerini, prensleri  bile ‘kral’ diye takdim etmekten de kaçınmıyorlar.

Bir de Abhaz prens ailesinden olduğu söylenen tarih meraklısı olmalı, bir Denis Çaçhaliya var, ‘Krasnaya Polyana ve Çevresinin Tarihi Geçmişi’ başlıklı makalesinde (Abhazyam.com), kendine göre etimolojik çözümlemeler yapıyor, sözkonusu yeri ‘Abhazmış’ ve ‘Abhazya’nın bir parçası’ imiş gibi göstermeye çalışıyor, kendince bazı kaynaklara da dayanıyor ve sözcük üzerine sözcük üretiyor. Rahmetli Beygua Ömeri anımsatıyor. Bu arada annesi Giritli bir kadın olan Rauf Orbay’a da değinmeden edemiyor:
 
“Kafkas Savaşı 21 Mayıs 1864’te…Gubaa dü  (Kbaa-dvı, Kbaa-dü) (‘Atkuac/1эткъуадж’ köyü merası kastediliyor olmalı.-hcy) -denilen-ormanlık alanda bitirildi. Abhazyalılar son savaştaki belgelerini, verdikleri büyük kayıpları ve kardeşlerinin yerel mezarlarını korumaktadırlar. Dağlık kısımlarda yaşayan yerel halk Türkiye'de Zakariyya (Efteniye) köyüne (Zekeriya Köyü ve çevresine) yerleşti…Ahçipsalıların torunları 17 köyde yaşamaktadırlar (..) en önemlileri Bıçkı,, Tshinara, Apsara, Kvara-Çgya (Kuaraçügia), Çakallık'tır”…
 
Adıgelerin tam da “Abadze p’ıjp’ıj” (Абадзэ п1ыжъп1ыжъ) dedikleri türden bir laf salatası.
 
“Deveye sormuşlar neden boynun eğri diye, deve de nerem doğru ki?” demiş.
O hesap. Kafkas Savaşı 21 Mayıs 1864’te değil, Kasım 1863’te Şapsığların savaşa son verip Türkiye’ye göç etme kararını almalarıyla fiilen sona ermiştir. Gerisi kozmetiktir. Vıbıhlar, dış yardım umarak ve kış mevsimi nedeniyle Rusların işgal harekatını geçici olarak durdurmuş olmalarından yararlanarak, Ruslarla ateşkese varmamış, beklemeyi uygun görmüşlerdi. Direnmek de istediler, ama işin şakaya gelir yanı kalmadığını görünce, küçük bir çatışmanın ardından, 24 Mart 1864’te boyun eğdiler, Vıbıhların güney komşuları Ciget ve Ahçıpsılar da boyun eğdiler.Bu konuda çok şey yazdık.
 
Boyun eğenlere Türkiye’ye göç için Mayıs ayına kadar bir ay  süre verildi.
 
Süre dolunca Aibga köyü yerinden ayrılmak ve Türkiye’ye gitmek  istemedi. Bunun üzerine, 11 Mayıs günü  harekata geçen Ruslar aynı gün Aibga’ya girdiler, ormanda saklanan Aibgalılar da, ertesi gün  12 Mayıs 1864’te  boyun eğdiler ve Türkiye’ye göç ettiler.
 
Dolayısıyla 21 Mayıs 1864’te Atkuac köyünün Kbaada düzlüğünde bir savaş, hele bazı Abhazların uydurduğu gibi bir  ‘intihar savaşı’ verilmedi, tam aksine Rusların bir zafer töreni, kutlaması yapıldı.
 
İntihar savaş verenler Şapsığların bir kolu olan Hak’uçlardır.
 
Çaçhalya şöyle yazıyor: “Abhazyalılar son savaştaki belgelerini, verdikleri büyük kayıpları ve kardeşlerinin yerel mezarlarını korumaktadırlar”. Tam bir laf çorbası ve balon. Abhazlar ‘son savaşta’ Çerkeslerin değil, Rusların safındaydılar. Olayları böylesine tam tersinden sunmaya da ne  ad verilmeli?..
 
Düzce’deki Nüfren (Soğuksu) ve Bıçkı gibi köylerde Ahçıpsıların yaşadığı öne sürülüyor. Sözkonusu bu Abhaz köyleri Vıbıh, Ciget ve Ahçıpsı gibi Adıgeleşmiş/Şapsığlaşmış toplulukların Türkiye’ye yaptıkları 1864 yılı göçünden 13 yıl sonra,1877 yılında Abhazya’dan yapılan Abhaz göçü sonucu kurulmuşlardır.
 
1864 yılı sonrasında Bzıb Irmağı kuzeyinde, Adıge yakasında Vıbıh, Ciget ve Ahçıpsı kalmış mıydı ki, oralardan 1877’de öylesine bir göç yapılmış olsun? Sözü edilen Düzce’nin Abhaz köylerine Ahçıpsılar 1877’de nereden gelip yerleşmiş olabilirler? Uydur, uydur, söyle. Nasıl olsa ‘Dilin kemiği yoktur’ dememişler boşuna. Dediğimiz gibi, 1877’de Kafkasya’da bir Ahçıpsı nüfusu kalmış mıydı? 1870’li yıllara değin ‘yaşamış’ bir ‘Abhaz Krallığı’ olduğuna göre, niye Vıbıh ve Ahçıpsı da olmasın ki…En azından mezarları ‘koruyanlar’ gelmişler olamazlar mı?..

Bunlar, böylesine gerçek dışı sözler  ayıp şeylerdir. ‘Abzah kendinden söz ettirmek için dibeğe pisledi’ (Абдзахэр, иц1э аригъэ1он фэш1к1э гухъум иц1агъ) diye bir deyim vardır. O duruma da düşmemek gerekir.
 
Sonuç
 
Abhazların torbası dilenci torbası olmamalı. Abhaz halkına saygısızlıktır aslında bu yazılanlar.
 
Şecere araştırma işi de ilgililere, işin uzmanlarına  bırakılmalı. Vıbıhlar kendilerini ne olarak görüyorlardı, şimdi ne olarak görüyorlar? Ona bakılmalı. Ölüden yağ çıkarma işine de bir son verilmeli…
 
Gagra yöresi 1864 yılı öncesinde egemen Adıge toprağı idi, şimdi Abhaz toprağı. Kimse aksini söylemiyor, Gürcüler dışında tabii. Gürcülere göre, orası ve tüm Abhazya bir Gürcü toprağı. Soçi’ye gelince, burada 1922’de Şapsığ Sovyet Cumhuriyeti kuruldu,1921’de nasıl bir  bağımsız Abhaz Sovyet Cumhuriyeti kurulduysa, o da öyle kurulmuştu. Yine nasıl ki, bir  statü indirimiyle Abhazya 1931’de Gürcistan’a bağlandıysa, Şapsığ Cumhuriyeti de 1924’te bir  ulusal rayona dönüştürüldü. Rayon statüsü de 1945’te kaldırıldı, ancak aynı alanda (Soçi ve Tuapse’de) şimdi  bir  Şapsığ Toplum Parlamentosu da (Ulusal Konsey) bulunuyor. Bütün bu olgular, o yerlerin bir Adıge/Şapsığ toprağı olduğunun kanıtları ve tapu kayıtları değerindedir.
 
Bilimsel araştırma, inceleme ve değerlendirmelere evet, yersiz hak iddialarına ve Adıge varlığını kemirmeye ise, kimden gelirse gelsin, hayır diyoruz.


Bu yazı toplam 4224 defa okundu.





Xhusht Erdogan

Thamade, aydinlatici yazilariniz icin ne kadar tesekkur edersekte azdir

saygilarimla

08 Mayıs 2012 Salı Saat 10:11
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net