Karakter boyutu :
Çerkeslerin Ulusal Politikası ve Örgütlenme Üzerine (1)

21 Haziran 2010 Pazartesi Saat 18:58

Geçen yazımızda “Çerkesler için zaman en kötü ilaçtır, zamana karşı bir yarış içerisinde örgütlü mücadelemizi başlatmamız gerekiyor” demiştik.
Hastalıklar
ve travmalar için zaman en iyi ilaçtır denir. Ama bu Çerkesler için
malesef en kötü ilaç. Çünkü zaman çok hızlı akıyor ve Çerkesleri hızla
yok ediyor. Asimile ediyor. Şayet bizler bunu böyle seyretmeye devam edersek, uğruna mücadele edilecek Çerkes dili, kültürü ve ulusu kalmayacakatır.
Ne yapmamız lazım?
Herkes bunu soruyor.
Cevabı hem çok kolay, hem çok zor.
Cevabı çok kolay dedik. Gerçekten davasına inanan, bedel ödemeye hazır insanları bir araya getirip Çerkeslerin ulusal politikasını ve örgütlenmesini oluşturabilirsek işimizin kolay olduğunu göreceğiz.
Çok zor çünkü bugüne kadar laf ürettik iş üretmedik. Laf ebeleriyle oyalanıp yol alamasak işimiz zor.
Bir düşüncenin politika olabilmesi için asgari üç şart gerekmektedir:
1- Etrafında örgütlenilecek düşünce( ideoloji ).
2-Bu ideolojiyi hayata geçirecek kadro.
3-Bu ideolojiyi hayata geçirecek araçlar. Örgüt(parti,cephe,dernek,şirket,vakıf...).
Eğer bu üç şart asgari koşullarda yerine gelirse bunun adı politika olur. Yoksa bu yazıda dergilerde ve sanal alemde çıkan yüzlerce yazıdan biri olarak kalır.
Yeni bir örgütlenme modeli önerirken bugüne kadar olan çalışmaları gözardı mı ediyorsun diyenler olabilir.
Hayır, bugüne kadar olan birikimlerimizi muhafaza ederek, geliştirerek ve daha rantabl kullanarak yolumuza devam etmeliyiz.
Bugüne kadar söylenmiş olan her söz, yazılmış olan her harf, konulmuş olan her taş çok değerlidir.
Bugüne kadar davamıza ekmek veren herkes de çok değerlidir.
Peki söylenmemiş olan nedir?
Söylenmemiş olan, davamızı siyasallaştırarak muhataplarımıza (Rusya,Türkiye, Gürcistan, Ürdün, İsrail, Suriye, AB, ABD ve tüm uluslararası kuruluşlar) gerek demokratik yollardan, gerekse zor yoluyla anlatmak ve haklarımızı söke söke alacağımızı göstermektir.
Korkuyu yenmek işte budur!
Şimdi bir düşüncenin politika olması için üç şart gereklidir demiştik. Bunları irdelemeye başlayalım.
1- Etrafında örgütlenilecek düşünce(ideoloji):
Bugüne kadar söylenmiş her söz, yazılmış her harf, konulmuş her taş çok değerlidir dedik. Bunu dedikten sonra bugüne kadar ileri sürülmüş olan tezleri değerlendirelim.
Öncelikle Sovyetler Birliğinin çöküp, Berlin duvarının yıkılmasıyla birlikte bütün ideolojiler de çöktü. Çerkeslerin söyleyegeldikleri tezler de yerle bir oldu. Yerlerine yenileri ikame edilemedi.
1. Tezimiz- Bağımsız Kafkasya idealiydi.
Komünizmin çökmesiyle birlikte mazlum milletlerin ayaklanıp bağımsızlığına kavuşacağı ve Kafkasyanın da bağımsızlığına kavuşacağı üzerine kuruluydu bu tez. Ama Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra bu sağlanamadı.
Ama yirmi yıl önce bana 21 Mayıs'ta Taksim'den yürüyüp Rus konsolosluğunun önüne gelip bağıracaksın deselerdi, herhalde kötü bir rüya gördünüz derdim.
Ama 22 Mayıs 2010 tarihinde en sağcısından en solcusuna, en muhafazakarından en liberaline, dönüşcüsünden devrimcisine, Bağımsız Kafkasyacısına kadar samimi olan herkes Taksim Meydanında toplandı.
Ne diyor Hapae Manifestom 2'de:
"Her sürgünün kafasında olduğu gibi benim de zihnimde bir harita oluşuyor yavaş yavaş. Kaberdey'i Adige'ye bir koridorla ve ve yine Adige'yi Tuapse'ye bağlayan başka bir koridorla Nalçik-Maykop-Tuapse hattında, kadim toprakların belki de beşte biri kadar bölümünü kapsayan bir federal bölge. Bağımsız olması şart değil(Neden?) ama şimdiki kaymakamlıklarla da olmaz."
Erhan kardeşim söylemeye sıkılsa da Bağımsız Kafkasya'cı olmuş.
Ama bunun sıkılınacak bir tarafı yok. Bütün ulusal kurtuluş mücadeleleri bağımsızlığı hedefler. 68 ve 78 kuşaklarının solcularının en önemlisi sloganı "Bağımsız Türkiye" idi.
2010 yılının Çerkes Devrimcilerinin yurtseverlerinin, demokratlarının, milliyetçilerinin sloganı da pekala "Bağımsız Çerkesya" olabilir.
2.Tezimiz- Dönüş çizgisi.
Dönüşçü arkadaşlarımız ve büyüklerimiz biraz yumuşamanın olmasıyla binlerce kişinin akın akın Kafkasya'ya döneceğini umuyorlardı. Ama malesef beklenen dönüş olmadı. Gidenler ve hayalkırıklığıyla geri dönenler oldu.
Bunun böyle olmuş olması dönüşün bir gün olmayacağı anlamına gelmez. Yapılması gereken Ana vatanda oluşmuş çok değerli kültür birikiminin Diasporaya aktarılarak bilinçlenmenin yaratılmasıydı.
Bugün Türkiye’de 91 adet Çerkeslere ait(tüm Kuzey Kafkasyalılar) kurum mevcuttur. Dernekler, vakıflar, konfederasyonlar, spor klüpleri dahil.
Her bir kurumun 200 üyesi olduğunu varsayarsak 18.000-20.000 üye yapar. Bu derneklerin tüm üyeleri dönse de Kafkasya'da bir yekün teşkil etmiyor.
Ama diyaspora'daki bütün kurumlar çöker. Çerkes meselesinin çözüm noktası diyasporadır ve Türkiye'dir. Öncü ve bilinçli kişilerin dönmesi Türkiye'deki 6 milyon kişinin kaybedilmesi demektir.
Ama bu 20.000 kişiyi kadro haline getirip dernek duvarları arasında oynanan bir oyun olmaktan çıkarıp, Çerkesliği, işçilerin, köylülerin yoksulların da meselesi haline getirip, milyonları harekete geçirebilecek bir duruma getirdikten sonra mı konuşsak dönüşü?
Yahudilerin anavatanlarına dönüşü ve bir devlet kurabilmeleri 2500 yıl almıştır. Ve inanılmaz mali kaynaklar seferber edilmiştir. Bu mali kaynakları harekete geçirmek için de kafa yorsak olmaz mı?
Hapea kardeşim ne demiş Manifestom 2'de:
"Bir de bahsettiğim coğrafyada demografiyi hiç olmazsa %50'ye getirecek diyasporadan ciddi bir nüfus hareketi"
Erhan hem Bağımsız Kafkasyacı hem de dönüşçü olmuş.
3. Tezimiz- Yaşanılan ülkelerdeki demokrasi ve devrim mücadelesinde yer alarak ulusal kimliğin ve hakların kazanılmasını savunanlar.
Özellikle 78 kuşağında buna inanan çok sayıda Çerkes Devrimcisi mevcuttu.
Ama sovyetler birliğinin çürüyerek çökmesi, Çin üzerinden dünyanın en acımasız emek sömürüsü yapılarak bütün dünya emekçilerinin yoksullaştırılması, ideolojik anlamda herşeyi altüst etmiştir.
Bütün dünyada sosyalist bir devrimin olacağına inanan sol kesimin tezi tamamen belirsiz bir tarihe ertelenmiştir. Fakat yaşadığımız dönemde demokrasi nisbide olsa genişlemiştir. Geçmişte suç olan birçoke şey artık suç değildir. Yasal anlamda kullanabileceğimiz birçok hakkımız olmasına rağmen kullanamıyoruz.
Çerkeslerin Türkiyenin AB'ye girmesini, Rusya'nın demokratikleşmesini beklemeye tahamülleri yoktur. Birçok platformda sağ görüşlü insanlarımızla, sol görüşlü insanlarımızın Çerkeslik ortak paydasında birlikte hareket edebildiklerini görüyoruz.
Bu son derece önemli bir gelişmedir.
Yani bu güne kadar Çerkes halkının ürettiği üç çizgi, üç tez ortak hareket etmeye başlamıştır.
İşte bu üç tezi birleştirerek "Çerkes ulusunun yeniden inşası projesi" politikasının söylemini başlatıyoruz.
Ancak, içinde tohum olmayan yumurta ne kadar ısıtılırsa ısıtılsın, hangi tavuğun altına konulursa konulsun, civciv çıkaramaz.
Çerkeslerin de şartları ne olursa olsun, demokrasi de gelse, sosyalizm de gelse AB'ye de girilse, Rusya demokratikleşse de örgütlü yapıları olmadığı takdirde hiçbir şey yapabilmeleri mümkün değildir. Zamanın Çerkesler için çok kötü bir ilaç olduğunun bilinci ile mümkün olan en kısa sürede kadrolarını ve örgütlerini çıkarmalıdırlar.
Gelecek yazı kadro meselesi, Daha sonraki yazı örgüt ve örgütlenme üzerine, daha sonraki yazımız ise politikamızın anahatları üzerine olacaktır.
Bu yazı toplam 3629 defa okundu.
Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
