Karakter boyutu :
Çerkeslerin Ulusal Politikası ve Örgütlenme Üzerine (7)

10 Ağustos 2010 Salı Saat 19:11

MÜCADELE EDİLMESİ GEREKEN POLİTİKALAR
Çerkesler çok ağır bir soykırım ve sürgünden sonra, zor koşullarda Osmanlı topraklarına göç etmiş ve ağır can kayıpları vermiştir. Dağınık bir şekilde Osmanlı topraklarına yerleştirilmiş, birbirlerinden güç ve destek almaları engellenmiştir. Osmanlının bütün cephelerinde savaştırılmış. Kan vermiş, can vermiştir.
Kurtuluş savaşına büyük destek vererek katılmış, fakat hain damgasını yiyerek çıkmıştır.
Cumhuriyet döneminde sürgünlere tabi tutulmuş, vatandaş Türkçe konuş kampanyalarında
para cezaları ödemiş, sindirilmiştir.
Yaşadığı bu ağır toplumsal travmaların yasını tutamamış, hatta yaşanılanlara bu gün dahi
tam olarak isim koyamamıştır.
Yaşanılan bu ağır toplumsal travma korunma anlamında fark edilmemeyi, hissedilmemeyi
yok olmayı yazılı olmayan kurallar olarak (yok oluşun xabze) bilinç altımıza yerleştirilmiştir.
İşte yazılı olmayan fakat hepimizin bildiği bu yok oluşun politikaların politikalarını tespit edeceğiz
ve onlara karşı ideolojik ve fiziki olarak savaş açacağız.
1-Korkunun Ve Korkaklığın Politikası :
"Mec şüzereadığer yeşımğaş'ı "Aman Çerkes olduğunuzu belli etmeyin diye çocuklarını okumaya gönderen zavallı köylüleri anlamaya çalışıyorum. Anlıyorum da. Çünkü onlar çok çekmişlerdi ayrımcılığa uğramışlardı ve çocuklarına bir zarar gelsin istemiyorlardı.
Bir yerde memur olmuş, amir olmuş, polis olmuş, subay olmuş, mitçi olmuş
kimseleri de anlıyorum. Onlar pozisyonlarına bir zarar gelmemesi için Çerkes olduklarını gizleme
ve Çerkes meselesinin gündeme gelmemesi için ellerinden geleni yapmakla mükelleftiler.
Ancak, dernek başkanlarımızın, üniversite bitirmiş, avukat, profsör, doktor olmuş insanlarımızın
toplumumuzun önüne set çekme gayretlerini anlayamam. Ve bu insanlar Çerkes meselesinin önündedirler, en büyük Çerkes onlardır (!)
Onlar korkaklığın ve korkunun ideolojisini yayarlar. Onlara çok yerde rastlamışsınızdır.
Bunlara bazı örnekler vermek istiyorum ;
Yıl 1977. Ankara’da dernekler arası toplantı bitmiş, durakta otobüs beklerken resmi plakalı bir jeepten ateş açılıyor. Ve Tsey Mahmut Özden öldürülüyor. Cenazesi Balıkesir’den kaldırılacak. İstanbul’daki Çerkes Devrimcisi gençler cenazeye İstanbul Kafkas Kültür Derneği pankartı altında katılmak istiyorlar. O zamanki dernek başkanımız Av. Yaşar Bağ (Allah Sağlık ve uzun ömürler versin )şiddetle karşı çıktı. Cenazeye İstanbul Kafkas Kültür Derneği pankartıyla katılırsanız istifa ederim dedi. Gençler geri adım attı. İKKD mensubu gençler cenazeye başka pankartlar altında katıldılar.
Bu korkunun dışa vuruş biçimlerinden biriydi.
Tam yılını hatırlayamıyorum. Kefken mezarlığı ve anıtıyla ilgili çalışmalar yapılıyor para toplanıyor. Bağışta bulunduk. İlk toplantılardan biriydi. Bende ailemle birlikte katıldım. İzmir, Düzce, Kocaeli Sakarya derneklerinin de yöneticileri katılmış. İstanbul KAF-DER karşı o zaman Kefken anıtının
yapılmasına .
Bütün illerin dernek yöneticileri konuşma yapacak ama İstanbulsuz bu iş olmaz diyen gençler bu işe bir formül buldular. İstanbul Kafkas Kültür Derneğinin eski yöneticisi sıfatıyla beni konuşturdular.
Bende bildiğim bütün duaları okudum, şimdi ismini hatırlayamadığım o zamanki İstanbul KAF-DER yöneticilerine. Buda korkunun bir başka dışa vuruş şekliydi
Yıl 1988. Ankara’da İnsan hakları haftasında bir konuşma yaptım. Bu konuşma metni Kafdağı dergisinde yayınlandı. Yayımlanan bu yazıdan dolayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi dava açtı. Meşhur TCK 142/3-6 (bölücülük) maddesinden. Bizde derneğin sahip ve sorumlusu Aslan Arı ağabeyimizle birlikte hakim karşısına çıktık. O zaman birlikte hareket ettiğimiz bazı arkadaşlarımız, hukuki anlamda destek aramak için Prof. Hayri Domaniç'in yanına gitme konusunda ısrarcı oldular. Ve yeni rahmetli olan Sayın Profesörün yanına gittik.
Bize bir savunma hazırladı. Özetle şöyle; Çerkesler Türk’tür. Bende Türk oğlu Türküm. Türkiye’yi asla ve katiyen bölmek gibi bir niyetim yoktur ve olamaz. Vatan tehlikeye girerse en önde savaşa gideceklerden biri benim. Tabi bu savunmayı yapmadık. Çöpe de atmadık, tarihi bir belde olarak duruyor sakladığım evraklarımın arasında .
Bu rahmetli olan Sayın Profesörümüz aynı zamanda İstanbul KAF-DER'in eski başkanlarındandı. O zaman inmişti benim için Thamatelik makamından. Buda korkunun diğer bir dışa vuruş biçimi.
21 Mayıs 2010 Taksim anma etkinlikleri için bir arkadaşımız "Rusya federasyonu elçiliklerinin önü çok tehlikeli yerlerdir. Çok fazla yazmak istemiyorum, yüreği, bilgisi, gücü yeten dener buraları. Değilse buralardaki olumsuzlukları sonuçlarını Çerkesya ve Çerkeslerin ödeyeceğini anlamak için müneccim olmaya gerek yok " diye yazabiliyor.
Buda korkunun bir başka dışa vuruş biçimidir.
Peki, söylenmemiş olan nedir?
Söylenmemiş olan, davamızı siyasallaştırarak, muhataplarımıza (Rusya, Türkiye, Gürcistan, Ürdün, İsrail, Suriye, AB, ABD ve tüm uluslararası kuruluşlar) Gerek demokratik yollardan gerekse zor yoluyla anlatmak ve haklarımızı söke söke alacağımızı göstermektir.(Habraçü M.ÖZDEN)
Dr.Hatam
Breh,breh,breh. Sevgili Murat Türkiye’de kimliğini kabul ettirememişlerin Çerkes olarak kendilerini tescil ettirme çabasına girişmekten korkanların koca koca ülkelerden haklarını söke söke alacaklarına gerçekten inanıyor musun?
Buda korkunun bir başka dışa vuruş biçimi.
Konuştuğumuz dilin adı samimiyet dilidir. İnanmadığımız birşeyi konuşmayacak ve yazmayacak kadar
dürüst ve samimi olduğumuzu bilenler bilir. Korku denilen halkımızın üzerine çökmüş olan karabasan bizim semtimizden geçemez. Biraz daha sabırlı olunursa, örgütlülüğün programı herkese ulaşacaktır. O zaman nelerin olup nelerin olmayacağı görülecektir.
Biz yürekli insanlarla birlikte, halkımızı yüreklendirecek, korku perdesini yırtıp atacağız. Halkımızın önüne çekilmiş olan korku setlerini yerle bir edeceğiz ve halkımız bir çağlayan gibi akarak doğru yolu bulacaktır.
2-Bizde Müslüman’ız Türklük Çerkeslik Farketmez Politikası :
Yazılı bir kuralı olmayan ama Çerkes kızları yabancılarla evlendirilirken arkasına sığınılan en önemli gerekçelerden biride budur. Dinin arkasına sığınıp asimilasyonun değirmenine su taşımak. Bu geçmişte büyük eziyetler çekmiş olan Çerkeslerin, “biz din kardeşiyiz bizi anlayın” feryadının dışa vurumudur. Ama karşılık bulmamıştır.
Nerdeyse tamamı Müslüman coğrafyasına (Osmanlı mülküne ) göç etmiş olan Çerkeslerin kültürlerinin ve ulusal varlıklarının korunması anlamında Müslümanlardan ve Müslüman aydınlardan destek aldıkları söylenemez.
Oysa Kuran-ı Kerim Hucurat-13 ayetinde:
“Ey insanlar! Sizi bir erkek ve dişiden yarattık. Örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah herşeyi bilir herşeyden haberdardır.” diyor.
Biz Müslüman aydınlardan ve Müslüman Çerkes kavramı etrafında örgütlenmeye çalışan arkadaşlarımızdan bu ayete uygun davranışlar ve çalışmalar bekliyoruz.
Müslümanlığın Çerkeslerin desteğine ihtiyacı yoktur. Ama Çerkeslerin Müslümanların desteğine ihtiyacı vardır.
Yani Çerkesleri Müslümanlaştırmak yerine, Müslümanlık Çerkesleştirilmelidir.
Bu nasıl olur?
Aşağıdaki sorular cevaplandırılırsa olur;
1-Bu güne kadar kaç adet Adıgece Kuran-ı Kerim dağıttınız? (1990lı yılların başlarında Koşbaye Pşımaf ve Meşbaşe İshak tarafından Adıgeceye çevrilmiştir. )
2-Adıgece Kuran-ı Kerim okutulmasını yaygınlaştırmak için neler yapmayı düşünüyorsunuz?
3-Kaç tane Adıgece Mevlit bastırdınız ve dağıttınız?
4-Kaç adet Adıgece mevlit CD’si bastırdınız ve dağıttınız?
5_Kaç defa Adıgece mevlit düzenlediniz?
6-Adıge köylerinde cuma hutbelerinin Adıgece okunması için Diyanet İşleri Başkanlığına ve ilgili kurumlara başvurmayı düşünüyor musunuz?
7-Adıgece vaaz verecek kaç din adamı yetiştirdiniz? Ya da yetiştirmeyi düşünüyor musunuz?
8-Dualarınızı Adıgece yapıyor musunuz ve yaptırmayı düşünüyor musunuz?
Ben dualarımı Adıgece yapıyorum.
Bu soruları bu güne kadar hiç düşünmemiş olabilirsiniz. Samimi olarak bu konularda çalışmak isteyen herkese destek olmaya hazırız. Müslüman Çerkes kelimesi çok ağır sorumlulukları olan bir kelimedir. Bu ağırlığa uygun davranışlar bekliyoruz arkadaşlarımızdan. Bu güne kadar olan yayın çizgisinde Çerkeslik kısmını pek göremedik.
Sormuş olduğumuz sorular konusunda ciddi gayretler ve çalışmalar görürsek omuz omuza çalışabiliriz. Şayet bu konuları hiç gündeminize almazsanız, Çerkesleri asimile etmek isteyen misyonerler sınıfına girer, mücadele edilecekler arasında yerinizi alırsınız. Tercih sizin!
Not: Değerli okuyucular geçen yazımızda bu sayıda yazımızın biteceğini söylemiştik. Ancak bu yazı dizimiz bir kaç bölüm daha devam edecektir.
Çerkesler çok ağır bir soykırım ve sürgünden sonra, zor koşullarda Osmanlı topraklarına göç etmiş ve ağır can kayıpları vermiştir. Dağınık bir şekilde Osmanlı topraklarına yerleştirilmiş, birbirlerinden güç ve destek almaları engellenmiştir. Osmanlının bütün cephelerinde savaştırılmış. Kan vermiş, can vermiştir.
Kurtuluş savaşına büyük destek vererek katılmış, fakat hain damgasını yiyerek çıkmıştır.
Cumhuriyet döneminde sürgünlere tabi tutulmuş, vatandaş Türkçe konuş kampanyalarında
para cezaları ödemiş, sindirilmiştir.
Yaşadığı bu ağır toplumsal travmaların yasını tutamamış, hatta yaşanılanlara bu gün dahi
tam olarak isim koyamamıştır.
Yaşanılan bu ağır toplumsal travma korunma anlamında fark edilmemeyi, hissedilmemeyi
yok olmayı yazılı olmayan kurallar olarak (yok oluşun xabze) bilinç altımıza yerleştirilmiştir.
İşte yazılı olmayan fakat hepimizin bildiği bu yok oluşun politikaların politikalarını tespit edeceğiz
ve onlara karşı ideolojik ve fiziki olarak savaş açacağız.
1-Korkunun Ve Korkaklığın Politikası :
"Mec şüzereadığer yeşımğaş'ı "Aman Çerkes olduğunuzu belli etmeyin diye çocuklarını okumaya gönderen zavallı köylüleri anlamaya çalışıyorum. Anlıyorum da. Çünkü onlar çok çekmişlerdi ayrımcılığa uğramışlardı ve çocuklarına bir zarar gelsin istemiyorlardı.
Bir yerde memur olmuş, amir olmuş, polis olmuş, subay olmuş, mitçi olmuş
kimseleri de anlıyorum. Onlar pozisyonlarına bir zarar gelmemesi için Çerkes olduklarını gizleme
ve Çerkes meselesinin gündeme gelmemesi için ellerinden geleni yapmakla mükelleftiler.
Ancak, dernek başkanlarımızın, üniversite bitirmiş, avukat, profsör, doktor olmuş insanlarımızın
toplumumuzun önüne set çekme gayretlerini anlayamam. Ve bu insanlar Çerkes meselesinin önündedirler, en büyük Çerkes onlardır (!)
Onlar korkaklığın ve korkunun ideolojisini yayarlar. Onlara çok yerde rastlamışsınızdır.
Bunlara bazı örnekler vermek istiyorum ;
Yıl 1977. Ankara’da dernekler arası toplantı bitmiş, durakta otobüs beklerken resmi plakalı bir jeepten ateş açılıyor. Ve Tsey Mahmut Özden öldürülüyor. Cenazesi Balıkesir’den kaldırılacak. İstanbul’daki Çerkes Devrimcisi gençler cenazeye İstanbul Kafkas Kültür Derneği pankartı altında katılmak istiyorlar. O zamanki dernek başkanımız Av. Yaşar Bağ (Allah Sağlık ve uzun ömürler versin )şiddetle karşı çıktı. Cenazeye İstanbul Kafkas Kültür Derneği pankartıyla katılırsanız istifa ederim dedi. Gençler geri adım attı. İKKD mensubu gençler cenazeye başka pankartlar altında katıldılar.
Bu korkunun dışa vuruş biçimlerinden biriydi.
Tam yılını hatırlayamıyorum. Kefken mezarlığı ve anıtıyla ilgili çalışmalar yapılıyor para toplanıyor. Bağışta bulunduk. İlk toplantılardan biriydi. Bende ailemle birlikte katıldım. İzmir, Düzce, Kocaeli Sakarya derneklerinin de yöneticileri katılmış. İstanbul KAF-DER karşı o zaman Kefken anıtının
yapılmasına .
Bütün illerin dernek yöneticileri konuşma yapacak ama İstanbulsuz bu iş olmaz diyen gençler bu işe bir formül buldular. İstanbul Kafkas Kültür Derneğinin eski yöneticisi sıfatıyla beni konuşturdular.
Bende bildiğim bütün duaları okudum, şimdi ismini hatırlayamadığım o zamanki İstanbul KAF-DER yöneticilerine. Buda korkunun bir başka dışa vuruş şekliydi
Yıl 1988. Ankara’da İnsan hakları haftasında bir konuşma yaptım. Bu konuşma metni Kafdağı dergisinde yayınlandı. Yayımlanan bu yazıdan dolayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi dava açtı. Meşhur TCK 142/3-6 (bölücülük) maddesinden. Bizde derneğin sahip ve sorumlusu Aslan Arı ağabeyimizle birlikte hakim karşısına çıktık. O zaman birlikte hareket ettiğimiz bazı arkadaşlarımız, hukuki anlamda destek aramak için Prof. Hayri Domaniç'in yanına gitme konusunda ısrarcı oldular. Ve yeni rahmetli olan Sayın Profesörün yanına gittik.
Bize bir savunma hazırladı. Özetle şöyle; Çerkesler Türk’tür. Bende Türk oğlu Türküm. Türkiye’yi asla ve katiyen bölmek gibi bir niyetim yoktur ve olamaz. Vatan tehlikeye girerse en önde savaşa gideceklerden biri benim. Tabi bu savunmayı yapmadık. Çöpe de atmadık, tarihi bir belde olarak duruyor sakladığım evraklarımın arasında .
Bu rahmetli olan Sayın Profesörümüz aynı zamanda İstanbul KAF-DER'in eski başkanlarındandı. O zaman inmişti benim için Thamatelik makamından. Buda korkunun diğer bir dışa vuruş biçimi.
21 Mayıs 2010 Taksim anma etkinlikleri için bir arkadaşımız "Rusya federasyonu elçiliklerinin önü çok tehlikeli yerlerdir. Çok fazla yazmak istemiyorum, yüreği, bilgisi, gücü yeten dener buraları. Değilse buralardaki olumsuzlukları sonuçlarını Çerkesya ve Çerkeslerin ödeyeceğini anlamak için müneccim olmaya gerek yok " diye yazabiliyor.
Buda korkunun bir başka dışa vuruş biçimidir.
Peki, söylenmemiş olan nedir?
Söylenmemiş olan, davamızı siyasallaştırarak, muhataplarımıza (Rusya, Türkiye, Gürcistan, Ürdün, İsrail, Suriye, AB, ABD ve tüm uluslararası kuruluşlar) Gerek demokratik yollardan gerekse zor yoluyla anlatmak ve haklarımızı söke söke alacağımızı göstermektir.(Habraçü M.ÖZDEN)
Dr.Hatam
Breh,breh,breh. Sevgili Murat Türkiye’de kimliğini kabul ettirememişlerin Çerkes olarak kendilerini tescil ettirme çabasına girişmekten korkanların koca koca ülkelerden haklarını söke söke alacaklarına gerçekten inanıyor musun?
Buda korkunun bir başka dışa vuruş biçimi.
Konuştuğumuz dilin adı samimiyet dilidir. İnanmadığımız birşeyi konuşmayacak ve yazmayacak kadar
dürüst ve samimi olduğumuzu bilenler bilir. Korku denilen halkımızın üzerine çökmüş olan karabasan bizim semtimizden geçemez. Biraz daha sabırlı olunursa, örgütlülüğün programı herkese ulaşacaktır. O zaman nelerin olup nelerin olmayacağı görülecektir.
Biz yürekli insanlarla birlikte, halkımızı yüreklendirecek, korku perdesini yırtıp atacağız. Halkımızın önüne çekilmiş olan korku setlerini yerle bir edeceğiz ve halkımız bir çağlayan gibi akarak doğru yolu bulacaktır.
2-Bizde Müslüman’ız Türklük Çerkeslik Farketmez Politikası :
Yazılı bir kuralı olmayan ama Çerkes kızları yabancılarla evlendirilirken arkasına sığınılan en önemli gerekçelerden biride budur. Dinin arkasına sığınıp asimilasyonun değirmenine su taşımak. Bu geçmişte büyük eziyetler çekmiş olan Çerkeslerin, “biz din kardeşiyiz bizi anlayın” feryadının dışa vurumudur. Ama karşılık bulmamıştır.
Nerdeyse tamamı Müslüman coğrafyasına (Osmanlı mülküne ) göç etmiş olan Çerkeslerin kültürlerinin ve ulusal varlıklarının korunması anlamında Müslümanlardan ve Müslüman aydınlardan destek aldıkları söylenemez.
Oysa Kuran-ı Kerim Hucurat-13 ayetinde:
“Ey insanlar! Sizi bir erkek ve dişiden yarattık. Örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah herşeyi bilir herşeyden haberdardır.” diyor.
Biz Müslüman aydınlardan ve Müslüman Çerkes kavramı etrafında örgütlenmeye çalışan arkadaşlarımızdan bu ayete uygun davranışlar ve çalışmalar bekliyoruz.
Müslümanlığın Çerkeslerin desteğine ihtiyacı yoktur. Ama Çerkeslerin Müslümanların desteğine ihtiyacı vardır.
Yani Çerkesleri Müslümanlaştırmak yerine, Müslümanlık Çerkesleştirilmelidir.
Bu nasıl olur?
Aşağıdaki sorular cevaplandırılırsa olur;
1-Bu güne kadar kaç adet Adıgece Kuran-ı Kerim dağıttınız? (1990lı yılların başlarında Koşbaye Pşımaf ve Meşbaşe İshak tarafından Adıgeceye çevrilmiştir. )
2-Adıgece Kuran-ı Kerim okutulmasını yaygınlaştırmak için neler yapmayı düşünüyorsunuz?
3-Kaç tane Adıgece Mevlit bastırdınız ve dağıttınız?
4-Kaç adet Adıgece mevlit CD’si bastırdınız ve dağıttınız?
5_Kaç defa Adıgece mevlit düzenlediniz?
6-Adıge köylerinde cuma hutbelerinin Adıgece okunması için Diyanet İşleri Başkanlığına ve ilgili kurumlara başvurmayı düşünüyor musunuz?
7-Adıgece vaaz verecek kaç din adamı yetiştirdiniz? Ya da yetiştirmeyi düşünüyor musunuz?
8-Dualarınızı Adıgece yapıyor musunuz ve yaptırmayı düşünüyor musunuz?
Ben dualarımı Adıgece yapıyorum.
Bu soruları bu güne kadar hiç düşünmemiş olabilirsiniz. Samimi olarak bu konularda çalışmak isteyen herkese destek olmaya hazırız. Müslüman Çerkes kelimesi çok ağır sorumlulukları olan bir kelimedir. Bu ağırlığa uygun davranışlar bekliyoruz arkadaşlarımızdan. Bu güne kadar olan yayın çizgisinde Çerkeslik kısmını pek göremedik.
Sormuş olduğumuz sorular konusunda ciddi gayretler ve çalışmalar görürsek omuz omuza çalışabiliriz. Şayet bu konuları hiç gündeminize almazsanız, Çerkesleri asimile etmek isteyen misyonerler sınıfına girer, mücadele edilecekler arasında yerinizi alırsınız. Tercih sizin!
Not: Değerli okuyucular geçen yazımızda bu sayıda yazımızın biteceğini söylemiştik. Ancak bu yazı dizimiz bir kaç bölüm daha devam edecektir.
Bu yazı toplam 3498 defa okundu.
Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
