Karakter boyutu :
Çerkeslerin Ulusal Politikası ve Örgütlenme Üzerine (8)

16 Ağustos 2010 Pazartesi Saat 19:11

MÜCADELE EDİLMESİ GEREKEN POLİTİKALAR:
3.Başkaları için bir şeyler yaparken aslan, kendisi için bir şeyler yaparken fare bile olamama politikası:
Geriye dönüp bir bakalım. Çerkesler, Kafkasya dışına çıkıp yerleştikleri coğrafyalarda, başkalarının elbisesiyle ne yapmışlar, kendi elbiseleriyle ne yapmışlar?
Mısır Memlüklerine köle asker olarak satılan Çerkesler, Memlük sultanlığını ele geçirmişler ve Çerkes Memlükleri devletini kurmuşlardır.
Ele geçirildikleri bu devlette Memlük elbisesini çıkarıp bir Çerkes devleti oluşturamamışlardır.
Mısırdan hareketle halifeliği ele geçirmişler, İslam dünyasının önderi olmuşlar, ancak Yavuz sultan Selim ile giriştikleri savaşı kaybederek halifeliği Osmanlılara kaptırmışlardır.
Şayet halifelik Osmanlılara kaptırılmayıp, Çerkeslerin elinde kalabilseydi, bugün Ortadoğu coğrafyası çok farklı olurdu.
Ancak Çerkesler bu işleri kendi elbiseleriyle değil de, Memlük elbisesi ile(kimliği ile) yaptıkları için, Çerkesler için değişen ne olurdu düşünmekte zorlanıyorum.
Osmanlı elbisesiyle yaptıkları savaşlar, kazandıkları paşalıklar saymakla bitmez.
İttihat terakkinin içerisinde, Teşkilat-ı Mahsusa’da, yapılan kahramanlıklar sayfalara sığmaz.
Rauf Orbayın Hamidiye Kahramanı olarak ünü bütün Osmanlı mülkünü tutmuştu. Ama sürülen hemşerilerinin haklarını savunma anlamında kılını bile kıpırdatmamıştı.
Çerkes Ethem, Teşkilat-ı Mahsusacı ve Kuvay-ı Milliyeci kimliğiyle destanlar yazmıştı. Ama bu kimlikleri çıkardıktan sonra kendisine ve Türkiye Çerkeslerine hain damgası vurulmasına karşı hiç birşey yapamamıştı.
Çerkesler başka kimliklere harikalar yaratıyorlar, aslan kesiliyorlar, ama sıra kendilerine gelince fare bile olamıyorlar.
Buna iki örnek vermek istiyorum.
Diaspora tarihi boyunca Çerkesler kültürel çalışma dışında iki kez siyasi talepte bulundular.
1. Şark-i Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti:
Diaspora tarihinde ilk ve son kez Çerkesler Rumlarla birlikte ortak bir devlet kurma talebinde bulundular.
Yani, kendileri için ilk kez bir şey istediler. Ve bedeli olarak bu talebi dile getirinler 150’likler listesine dahil edildiler.
İşin ilginç tarafı Çerkesler bu konunun üzerine beton döktüler.
Yok farzettiler böyle bir şeyi.
Bu konuyla ilgili Çerkesler tarafından yazılmış olumlu ya da olumsuz bir belgeye rastlayamadım.
Aynı talebi değil tekrar dile getirmek, üzerinden doksan yıl geçmiş olmasına rağmen, o olaydan bahsetmemek, farelik değil de nedir Allah aşkına?
2. Yine 1979 yılında yazdığımız ulusal sorun ve Çerkeslerin konumu isimli kitaptan dolayı sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanırken yanımda bir tek Çerkes avukatın olamaması farelik değil de nedir Allah aşkına?
Çerkeslerin farelikten çıkıp aslanlaşma zamanları gelmiştir.
Çünkü aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkça avcıların yazacakları tarihle yetinmek zorundadırlar.
4.İktidarlara yalakalık politikası:
Memlük sarayından Osmanlı saraylarına, Ürdün saraylarına T.C. hükümetleri döneminde hep iktidarda olana yalakalık yapmaya alışkın bir milletin evlatlarıyız biz.
Yediğin ekmeğe ihanet etmeme, güvenilir olma, bize kucak açtıkları mantığı nasıl bir mantıktır?
Devlete ait bir araziyi işgal edip yirmi yıl kullanıp vergisini verdiğin zaman, zilliyet hakkı doğmaktadır. Dava açarsan devlet o araziyi sana tapulamak zorundadır. Bu ne bitmez şükran duygusudur ki 146 yıldır askerlik yapıp, kan veren, vergi veren Çerkesler kendilerini asli unsur olarak kabul edemezler.
Kendileri için bir hak talep etmeyi ayıp sayarlar, başka toplumlardan hak talep edenleri ihanetle suçlayıp, onlarla aynı paralelde sayılmaktan korkarlar.
İktidarlara yalakalık politikasının altında yatan anlayış, feodal ve köleci bir anlayıştır. Köleler ve serfler bir yere kapılanmak zorundadırlar.
Bu mantığın günümüzdeki devam ettiricileri iktidarlara şirin görünüp, acaba bize bir kemik atılır mı diye kuyruk sallamaktadırlar.
Bu anlayış, Çerkeslerin anlayışı olamaz, olmamalıdır. Yeni Xabzemizin kitabı, özgür bireylerin hak talep eden ve Çerkes meselesini siyasallaştıran bir anlayış olacaktır.
Unutulmamalıdır ki hiç bir konuda yalakalık yapılarak bir yere varılamamıştır.
Dönüp bakalım etrafımıza, aleviler 15 yılda, Kürtler 25 yılda, Ermeniler 95 yılda neler elde etmişler.
Biz ne elde edebilmişiz 146 yılda?
Hak elde edenler, her türlü bedel ödemeyi göze alıp, onurlu bir şekilde mücadele edenlerdir.
Hiç bir şey elde edemeyenler, iktidarlara kuyruk sallayıp, yalakalık edenlerdir.
Her türlü, iktidar yalakası kişi ve kurumların söylemleri ile mücadele edeceğiz.
Çerkeslerin atalarının mücadeleci geleneğine uygun söylemler geliştirip, mücadelede onurlu yerimizi alacağız.
5.Aman derneklerimize politika sokmayalım politikası:
İlk derneğimiz, Osmanlı döneminde kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti idi.
Meşrutiyetin ilan edilmesi ile kurulmuş ve meşrutiyet değerlerini yücelten ilerici bir bakış açısına sahipti.
Çerkes toplumunun geri kalma sebebini eğitim eksikliği olarak tespit etmiştir.
Gerek Kafkasya’ya yönelik eğitim çalışmalarını organize etmiş, gerek Beşiktaş’taki Çerkes Numune Mektebinin kurulmasına öncelik etmiştir.
Yani, toplumumuzla ilgili siyasi tespitler yapmış ve bu uğurda ciddi çalışmalar yapmıştır.
Ancak cumhuriyetle başlayan baskı ve yıldırma politikaları sonucu korku genlerimize işlemiş ve talep etmeyen, yok olmanın politikalarını üreten bir yapı ortaya çıkmıştır.
Bugün Çerkes toplumunun böylesine silik, asimile olmuş kalmasının en önemli nedenlerinden biri de, derneklerimize politika sokmayalım politikasıdır.
Derneklerimize politika sokmayalım denilerek toplum apolitikleştirilmiş ama, her türlü iktidar yalakası politika derneklerimizde kol gezmiştir.
Halbuki derneklerimiz Çerkeslerin ulusal politikasının üretilip geliştirildiği yerler olmalıydı.
Politika üreten, talep eden, arz eden, yüreklendiren, umutlandıran, dayanışmayı yaratan platformlar olmalıydı derneklerimiz.
Statükocu, donuk, silik, okey oynanan yapılar olmaktan çıkarılıp, atılımcı, yol gösterici, kaynaştırıcı ve birleştirici yapılara dönüştürmeliyiz derneklerimizi.
Devam edecek.
3.Başkaları için bir şeyler yaparken aslan, kendisi için bir şeyler yaparken fare bile olamama politikası:
Geriye dönüp bir bakalım. Çerkesler, Kafkasya dışına çıkıp yerleştikleri coğrafyalarda, başkalarının elbisesiyle ne yapmışlar, kendi elbiseleriyle ne yapmışlar?
Mısır Memlüklerine köle asker olarak satılan Çerkesler, Memlük sultanlığını ele geçirmişler ve Çerkes Memlükleri devletini kurmuşlardır.
Ele geçirildikleri bu devlette Memlük elbisesini çıkarıp bir Çerkes devleti oluşturamamışlardır.
Mısırdan hareketle halifeliği ele geçirmişler, İslam dünyasının önderi olmuşlar, ancak Yavuz sultan Selim ile giriştikleri savaşı kaybederek halifeliği Osmanlılara kaptırmışlardır.
Şayet halifelik Osmanlılara kaptırılmayıp, Çerkeslerin elinde kalabilseydi, bugün Ortadoğu coğrafyası çok farklı olurdu.
Ancak Çerkesler bu işleri kendi elbiseleriyle değil de, Memlük elbisesi ile(kimliği ile) yaptıkları için, Çerkesler için değişen ne olurdu düşünmekte zorlanıyorum.
Osmanlı elbisesiyle yaptıkları savaşlar, kazandıkları paşalıklar saymakla bitmez.
İttihat terakkinin içerisinde, Teşkilat-ı Mahsusa’da, yapılan kahramanlıklar sayfalara sığmaz.
Rauf Orbayın Hamidiye Kahramanı olarak ünü bütün Osmanlı mülkünü tutmuştu. Ama sürülen hemşerilerinin haklarını savunma anlamında kılını bile kıpırdatmamıştı.
Çerkes Ethem, Teşkilat-ı Mahsusacı ve Kuvay-ı Milliyeci kimliğiyle destanlar yazmıştı. Ama bu kimlikleri çıkardıktan sonra kendisine ve Türkiye Çerkeslerine hain damgası vurulmasına karşı hiç birşey yapamamıştı.
Çerkesler başka kimliklere harikalar yaratıyorlar, aslan kesiliyorlar, ama sıra kendilerine gelince fare bile olamıyorlar.
Buna iki örnek vermek istiyorum.
Diaspora tarihi boyunca Çerkesler kültürel çalışma dışında iki kez siyasi talepte bulundular.
1. Şark-i Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti:
Diaspora tarihinde ilk ve son kez Çerkesler Rumlarla birlikte ortak bir devlet kurma talebinde bulundular.
Yani, kendileri için ilk kez bir şey istediler. Ve bedeli olarak bu talebi dile getirinler 150’likler listesine dahil edildiler.
İşin ilginç tarafı Çerkesler bu konunun üzerine beton döktüler.
Yok farzettiler böyle bir şeyi.
Bu konuyla ilgili Çerkesler tarafından yazılmış olumlu ya da olumsuz bir belgeye rastlayamadım.
Aynı talebi değil tekrar dile getirmek, üzerinden doksan yıl geçmiş olmasına rağmen, o olaydan bahsetmemek, farelik değil de nedir Allah aşkına?
2. Yine 1979 yılında yazdığımız ulusal sorun ve Çerkeslerin konumu isimli kitaptan dolayı sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanırken yanımda bir tek Çerkes avukatın olamaması farelik değil de nedir Allah aşkına?
Çerkeslerin farelikten çıkıp aslanlaşma zamanları gelmiştir.
Çünkü aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkça avcıların yazacakları tarihle yetinmek zorundadırlar.
4.İktidarlara yalakalık politikası:
Memlük sarayından Osmanlı saraylarına, Ürdün saraylarına T.C. hükümetleri döneminde hep iktidarda olana yalakalık yapmaya alışkın bir milletin evlatlarıyız biz.
Yediğin ekmeğe ihanet etmeme, güvenilir olma, bize kucak açtıkları mantığı nasıl bir mantıktır?
Devlete ait bir araziyi işgal edip yirmi yıl kullanıp vergisini verdiğin zaman, zilliyet hakkı doğmaktadır. Dava açarsan devlet o araziyi sana tapulamak zorundadır. Bu ne bitmez şükran duygusudur ki 146 yıldır askerlik yapıp, kan veren, vergi veren Çerkesler kendilerini asli unsur olarak kabul edemezler.
Kendileri için bir hak talep etmeyi ayıp sayarlar, başka toplumlardan hak talep edenleri ihanetle suçlayıp, onlarla aynı paralelde sayılmaktan korkarlar.
İktidarlara yalakalık politikasının altında yatan anlayış, feodal ve köleci bir anlayıştır. Köleler ve serfler bir yere kapılanmak zorundadırlar.
Bu mantığın günümüzdeki devam ettiricileri iktidarlara şirin görünüp, acaba bize bir kemik atılır mı diye kuyruk sallamaktadırlar.
Bu anlayış, Çerkeslerin anlayışı olamaz, olmamalıdır. Yeni Xabzemizin kitabı, özgür bireylerin hak talep eden ve Çerkes meselesini siyasallaştıran bir anlayış olacaktır.
Unutulmamalıdır ki hiç bir konuda yalakalık yapılarak bir yere varılamamıştır.
Dönüp bakalım etrafımıza, aleviler 15 yılda, Kürtler 25 yılda, Ermeniler 95 yılda neler elde etmişler.
Biz ne elde edebilmişiz 146 yılda?
Hak elde edenler, her türlü bedel ödemeyi göze alıp, onurlu bir şekilde mücadele edenlerdir.
Hiç bir şey elde edemeyenler, iktidarlara kuyruk sallayıp, yalakalık edenlerdir.
Her türlü, iktidar yalakası kişi ve kurumların söylemleri ile mücadele edeceğiz.
Çerkeslerin atalarının mücadeleci geleneğine uygun söylemler geliştirip, mücadelede onurlu yerimizi alacağız.
5.Aman derneklerimize politika sokmayalım politikası:
İlk derneğimiz, Osmanlı döneminde kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti idi.
Meşrutiyetin ilan edilmesi ile kurulmuş ve meşrutiyet değerlerini yücelten ilerici bir bakış açısına sahipti.
Çerkes toplumunun geri kalma sebebini eğitim eksikliği olarak tespit etmiştir.
Gerek Kafkasya’ya yönelik eğitim çalışmalarını organize etmiş, gerek Beşiktaş’taki Çerkes Numune Mektebinin kurulmasına öncelik etmiştir.
Yani, toplumumuzla ilgili siyasi tespitler yapmış ve bu uğurda ciddi çalışmalar yapmıştır.
Ancak cumhuriyetle başlayan baskı ve yıldırma politikaları sonucu korku genlerimize işlemiş ve talep etmeyen, yok olmanın politikalarını üreten bir yapı ortaya çıkmıştır.
Bugün Çerkes toplumunun böylesine silik, asimile olmuş kalmasının en önemli nedenlerinden biri de, derneklerimize politika sokmayalım politikasıdır.
Derneklerimize politika sokmayalım denilerek toplum apolitikleştirilmiş ama, her türlü iktidar yalakası politika derneklerimizde kol gezmiştir.
Halbuki derneklerimiz Çerkeslerin ulusal politikasının üretilip geliştirildiği yerler olmalıydı.
Politika üreten, talep eden, arz eden, yüreklendiren, umutlandıran, dayanışmayı yaratan platformlar olmalıydı derneklerimiz.
Statükocu, donuk, silik, okey oynanan yapılar olmaktan çıkarılıp, atılımcı, yol gösterici, kaynaştırıcı ve birleştirici yapılara dönüştürmeliyiz derneklerimizi.
Devam edecek.
Bu yazı toplam 3788 defa okundu.
Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
