Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Açumıj Hilmi
En Asiller!
28 Eylül 2010 Salı Saat 12:02
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.

Çerkes(Adıge)ler dünyadaki diğer uluslara benziyorlar, benzedikleri oranda da onlardan farklılar.

Günümüzde en dikkat çekici olan şey ise kendilerine en az benzeyen toplumlar arasında yaşamak zorunda kalmaları.

Hem Rus hem Türk tarihini kısaca gözden geçirdiğimizde ataerkil aile yapılanmasının babadan büyük oğla geçen mülk ve erk dağılımının neticelerini bu toplumlarda görüyoruz.

Her iki ulusta da tüm fertlerinden devlet yönetimine kadar bunun uzantıları çok belirgin. Feodal dönemlerden itibaren babanın, ailenin, sülalenin, soyun, kavmin birikimlerinin bu iki toplumda en büyük erkek çocuklarda biriktiğini görüyoruz.

Bu iki ulusun günümüzdeki devlet şekillerinde bile bunun uzantısı çok bariz gözüküyor. Merkezi otoritenin güçlü olmasından her iki toplumda çok hoşlanıyor.

Bir VI. Murat, bir İvan Grozni özlemi taşıyan kitlelere her iki toplumda rastlamak mümkün

Çerkes aile yapısı günümüzde bile korunagelmiş uzantıları ile de içerisinde yaşamak zorunda kaldığımız bu iki toplumdan çok farklı.

Tüm Çerkes tarihi boyunca ailenin sahip olduğu mülk ailenin en ufak çocuğuna kalmakta idi. Dünya tarihi, ulusların tarihi mülk ve erkin dağılımı ile şekillenmektedir.

Çerkesler mülkü en ufak erkek çocuğa verirlerken erki en büyük çocuğa vermekte idiler. Ailede büyüyüp evlenme çağına gelen çocuk evlendirilip evden ayrılırken en geride kalan erkek çocuk ailenin ocağını tüttürmek için evde kalıyordu.

Tüm diğer faktörlerin etkisini de dışlamamak kaydı ile bunun toplumsal yaşantımızın şekillenmesinde etkisinin çok büyük olduğunu söylemek durumundayız.

Her ne kadar Türkiye’de asimilasyonun etkisi ile bu yapı oldukça bozulmuş ise de Kafkasya’da izleri hissedilecek derecede korunmaktadır. Çarlık yönetimi, sosyalist Rusya ve günümüz enteresan kapitalist-oligarşik Rusya yönetimi altında bile baba ocağının, hala evin en küçük oğluna bırakılması geleneği sürmekte.

Belki basit bir açıklama şekli ama bizde, Çerkeslerde, merkezi otoritenin doğmamasının esas sebeplerinden biriside bu aile yapılanması, erkin ve mülkün ailede dağılım şekli.

Özellikle 16.yüzyıldan sonra güçlenip yayılmaya başlayan Pşı-bey, Pşığo-Beylik yapılanması bile bu temel özelliği bozamadı. Ailenin en büyük ferdi; diğerlerini yok sayan, hatta Türk-Rus veya dünyadaki benzerleri gibi, iktidar yolunda ailenin öbür fertlerini yok etme yoluna giremedi.

Tüm bu gelişmelerin incelenebilecek pek çok sebebe bağlanması mümkünse de ben bu sebepleri değil sonuçlarından bahsetmeyi bu yazımda tercih ediyorum.

Aile-sülale-klan içerisindeki bu mülk-erk ilişkisi toplumun tamamına da yansımakta idi. Ulusal kararlar ve siyasi yapılanmalar günümüzde demokrasi olarak isimlendirilen yönetsel şekle daha yatkın olmakta idi. Bunda erk ve mülkün aynı elde toplanmamasının etkisi yadsınamaz durumdaydı.

Xase, zehes, zefes; meclis, katılımcı meclis, kongre gibi yapılanmaların köklü gelişimi de diğer toplumlardan bizi ayıran bu basit gibi gözüken farklılığın neticesinde oluştu.

Bu demokratik yaklaşım tarzı 19. yüzyılda süren kanlı savaşlar esnasında Çerkeslerin yönetim şeklinin temelini oluşturdu.

Sürgün neticesinde yaşanmak zorunda kalınan ülkelerde de bu tarz oldukça uzun zaman sürdürüldü.

Mesela Türk kurtuluş savaşı esnasında önümüze çıkan Düzce-Adapazarı olaylarında Çerkeslerin yapılanmaları yine bu esas üzerine idi. Bir lider, bir dikta, bir otorite etrafında toplanan insanlar, gruplar şeklinde değil toplumun tamamının katıldığı bir Xasenin neticesinde oluşmuş hareket şeklinde idi.

Ya da Çerkes kongresi (zefes)in yapısı yine bu işleyişin dışında değildi.

21. yüzyıla girdiğimiz bu yıllarda Çerkeslerin bu toplumsal yapılanması, bakış açılarında çok değişiklik olduğunu söylemek zor.

Evet, Xaseler Türkiye’nin kendi demokratikleşme yolunda attığı adımlara uyum sağlamak zorunda bırakıldı. Kendi eski karar alıcı, kanun koyucu yapısından basit bir STK yapısına dönüştü.

Zaman zaman o kanun koyucu nitelikleri yeniden canlandırılmağa çalışıldı ise de, mesela 70’li yıllarda Wase’nin kaldırılması için gösterilen çabalar vs. Çerkes ulusu için asli görevlerini yerine getiremez oldu.

Kültürel faaliyetlerle ilgilenen yeni şekli ile başarılı olamadılar demek ise yalan olur. Xaseler, kanun koyucu niteliğinden, ulusun yönlendirmesi ile ortaya koyduğu, ulusun çıkarlarını gözeten temsilci yapısından düğünlerde oynayacak oyuncular yetiştiren şekle dönüşmesi ile günümüzde önümüze çıkıyor.

Ve bu yapısı ile bile yaşatılması hala gerekli. Bu konuda gösterdiği başarı, düğünlerimizde hala oynayan oyuncu ve pşınawolardan belli.

Xaseler Türkiye’de sadece bu yapılarında değişime uğramadılar. Asimilasyonun etkisi ile yaşanılan toplumun egemenlerinin okul, işyeri ve yaşamın her alanında insanlara aşılamağa çalıştıkları “Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür” görüşünü bir başka şekilde kendilerinde içselleştirdiler.

Şahısların her gün yoğun bir devlet politikası ile beyinlerine kazınmağa çalışılan “Türkiye’deki herkes Türk’tür” görüşü bizim Xaselerimizde “(kuzey) Kafkasya’daki herkes Çerkes’tir” şeklinde ses bulmaya başladı.

Günümüzde ise Xaseler bu ilginç ve hiç bir şeye dayanmayan, sadece Türk egemen güçlerinin bu dünyadaki tüm yaklaşımlardan farklı olarak geliştirdikleri, etle kemik, bir avuç halk vs. söylemlerinin Kafkasya’ya adaptesi olan görüşe sahip az sayıda yöneticileri ile bu ekolü sürdürmeye çalışıyorlar.

Çerkes(Adıge)ler doğru insanlardır, çalışkandırlar, asillerdir; işte bunların hepsi aynı psikolojinin ulusumuza adaptesi.

İlkokul sıralarında söylenen, söylettirilen ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ veya ‘muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur’ söyleminin çocukça karşı duruşlarıdır.

Ufacık, taptaze çocuk aklının asimilasyona karşı duruşu, tepkisidir. Bu masum görülebilecek başlangıcın son hali ise derneklerin ve benzerlerinin yapısında şekillenmektedir.

Çerkesler en asil millet değillerdir. Başka bir millette en asil millet değildir. En soylu ulus diye bir ulus ta yoktur zaten.

Çerkesler en doğru insanlardan oluşan bir ulusta değillerdir. Diğer uluslarda en az Çerkesler kadar doğru insanlardan oluşurlar.

Çerkesler en çalışkan kişilerin oluşturduğu millette değillerdir. En çalışkan diye bir ulus, halkta dünyada yoktur.

Çerkeslerin damarlarında akan kan her insanın damarlarında akan kandan farklı değildir.

Kuzey Kafkasya’da yaşayan herkeste, Türkiye’de yaşayan herkesin Türk varsayılması gibi Çerkes olarak varsayılamaz.

Türkiye’de Çerkeslerin arasında oluşan bu en basitinden en karmaşığına yapılanmanın yanlışlıklarının farkında olan insanlarda vardır.

Ve bu insanlar tüm kurumlarımızı aslında en başından beri olması gerektiği şekle sokacaklardır. Derneklerde başlayan yeniden yapılanma süreci de bunun işaretidir.

Artık Anadolu’nun her köşesinde Çerkes yapılanmasına dönüşen, dönüşme çabalarının sürdürüldüğü derneklerin haberlerini duymaktayız.

Dernek, vakıf, federasyon vb. gibi yapıların Çerkes ismi ile kendilerini tanımlamaya başlamaları yeterlimidir denilecek olursa, cevabımız kısa ve net olarak ‘hayır yeterli değil’ demek olacaktır.

Şu an dernekler kültürel konularda gösterdikleri, özellikle dansa dayalı folklor çalışmalarında küçümsenmeyecek bir başarıya sahipler ve bu niteliklerini sürdürmeliler.

Fakat ulusal idealler, ulusun temsiliyeti, ulusal politikalar konusunda nerede ise sıfır çalışma ile günümüze ulaşan yapıları ile yeterli değiller.

Kendi yapılarında dine, siyasete ve hatta ekonomiye yönelik çalışmalara yer vermemeği genel ilkeleri edinmişken bu konularda herhangi bir etkinliklerinin olması ise mümkün değil.

Ayrıca başarılı oldukları konu haricinde böylesi yönlere yönelmeleri de bence gerekli değil. İyi işleyen bu yapılarını muhafaza etmeleri daha güzel sonuçlara ulaşmalarını sağlayacaktır.

Bu yapılardan beklemememiz gereken diğer şeyleri ise, Adıge Lhepkh Zefes (Adıge Ulusal Kongresi) şeklinde kaçınılmaz olarak toplamak zorunda olduğumuz yapıdan bekleyebiliriz.

Ulusun, köy-köy mahalle-mahalle seçilecek temsilcilerinin katılacağı ve kendi sürekli yönetim konseyi ile temsil edileceği bir yapıdan bahsediyorum.

Sadece Çerkeslerin seçtiği, farklı siyasi görüşleri, ekonomileri temsil eden, bir nev’i Adıge parlamentosu. İçinde yaşanılan toplumun, halkların temsilcilerinin yer almayışı ile bir parlamento-meclis görüntüsü sergilemeyen ama tüm Çerkeslerin seçtiği temsilcileri ile de bu işlevselliği barındıran (Adıge Lhepkh ZefesAdıge Ulusal Kongresi).

İşte bu kaçınılmaz, oluşturmaz isek olmayacak yapı, esas üzerinde durmamız gereken konulardan birisi.

Bu aşamada Çerkesya Yurtseverlerine düşen en önemli görev; öncelikli olarak Dernek, vakıf, federasyon ve benzeri yapıların ivedilikle Çerkes yapılanmalarına dönüştürülmesi ve Adıge Lhepkh Zefes (Adıge Ulusal Kongresi)’nin toplanması çalışmaları içerisine girilmesidir.

Atalarımız Iоф мыублэм блэ хэс- Of mıwblem ble hes diyorlardı. Başladığımız, yol almağa başladığımız yönde ilerlemeye devam edeceğiz.

Bu yazı toplam 3961 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net