Karakter boyutu :
12 Eylül

07 Eylül 2010 Salı Saat 19:15

12 Eylül 1980 Türkiye Halklarına kurulmuş bir tuzaktı. 12 Eylül 2010’da Türkiye
Halklarına kurulmuş tuzaktır.
12 Eylül 1980’in üzerinden tam 30 yıl geçti. 12 Eylül 2010 günü 12 Eylül’ün hesap sorulabilmesinin zaman aşımı süresi doluyor. Ne büyük bir hesaplaşma değil mi (!)
12 Eylül 1980’de doğan bir çocuk bugün 30 yaşındadır. 15 yaşındaki bir çocuğun olayları kavrayabilme özelliği vardır. Yani bugün 12 Eylül'ü hatırlayabilen insanların yaşı 45’in üzerinde olanlardır. Bugün 12 Eylül 1980'i hatırlayanlar ülke nüfusunun %30'u dur . 12 Eylül'ü hatırlamayanlar ve yaşamayanlar % 70'i dir.
Ve 12 Eylül ile ilgili gerçek anlamda sol bir değerlendirme ve hesaplaşma yapılamamıştır.
1968' de başlayan sol dalganın bütün dünyada önü kesildi. 1971'de Türkiye'de de önü kesilmeye çalışıldı. Fakat başarılamadı.
Bunun üzerine NATO'nun ve ABD'nin güdümünde, devletin himayesinde sivil faşist çeteler oluşturularak, halka saldırtıldı. Profesörler, öğretmenler, sendikacılar, öğrenciler öldürülüyordu hergün. Tabi solcular da silahlanıp kendilerini savunma yoluna gidiyorlardı.
Ülke kan gölüne dönüyordu. Burada milliyetçilik adına fakir köylü çocukları kullanılıyordu. Bu Amerikan zokası yutuluyordu.
12 Eylül askeri müdahalesinin başı Kenan Evren ‘Aslında biz müdahaleyi 1978’de de yapabilirdik, ama şartların olgunlaşmasını bekledik’ diyor. Binlerce kişinin ölmesini bekliyorlardı.
İnsan tarafından işlenmesinden utanılacak cinayetler işlenmeye devam ediliyor, Sivas’ta Maraş’ta, Çorum’ da kitlesel katliamlar yapılıyor sorumluları bulunamıyordu.
1 Mayıs 1977’ de Taksim’ de katliam yapılıyor. Hala sorumluları bulunamıyor ve zaman aşımına uğruyordu.
Ülkenin kan gölüne dönmesi seyrediliyor. Şartlar olgunlaştırılıyor müdahale edilerek kahraman gibi karşılanıyordu cunta.
Asıl sorun da buradadır. Devlet gibi devlet, gençlerinin birbirini öldürmesine müsaade etmezdi. Dolayısıyla 1980 öncesinde ölen 5000 gencin katili de şartların olgunlaşmasını bekleyenlerdir.
12 Eylül 1980’ den sonra 650.000 kişi gözaltına alınmış, 500.000 kişiye dava açılmış, 50 kişi idam edilmiştir.
Diyarbakır’da, Mamak ta, Metris’te ve ülkenin birçok yerinde Nazi toplama kamplarına rahmet okutacak tarzda işkencehaneler oluşturulmuştur. İnsanlar akla hayale gelmeyecek işkencelere tabi tutulmuş, işkencelerde ölmüş, sakat kalmış ve yıllar yılı psikolojik travmalar yaşamıştır.
Birçoğu da hiçbir ceza almadan beraat etmiş ama boşu boşuna yıllarca hapis yatmıştır.
Ben de TCK142/3-6 maddelerinden ceza aldım ve hapis yattım. Daha sonra TCK 141,142 ve 163. maddeleri kaldırıldı.
12 Eylül’ün sorumlularından, işkencecilerinden ve katillerden hesap sorulmadıkça 12 Eylül ile hesaplaşılamaz.
12 Eylül’ün baş işkencecilerinden Diyarbakır cezaevinin komutanı Esat Oktay Yıldıran Edirnekapı şehitliğinde yattığı sürece 12 Eylül ile hesaplaşılamaz.
12 Eylülde madur olmuş, işkence görmüş insanlardan özür dilenip, tazminat ödenmediği sürece 12 Eylül ile hesaplaşılmış olmaz.
12 Eylül’ün 1982 anayasasına evet oyu vermiş olanlar 12 Eylül ile hesaplaşamazlar.
9 Nisan 2009 tarihinde 12 Eylül cuntasının başı Kenan Evren’i Çankaya Köşkün’de ağırlıyanlar 12 Eylül ile hesaplaşamazlar.
Dini bir kural vardır. İnanana mümin, inanmayana kafir denir. İnanmayıp ta inanmış gibi görünene ise münafık denir.
AKP ve onun yardakçıları demokrasi münafıkıdırlar. Demokrasi bir trendir. Hangi istasyonda ineceğine kendin karar verirsin diyenler, samimi olmayanlar ve yalancılar asla demokrasi getiremezler ve getirmemişlerdir.
Demokrasi işine geldiği zaman kullanılıp atılacak bir şey değildir. 12 Eylül’ün kurumlarını ele geçirenler ondan yakınmayıp onun nemasını yemeye bakıyorsa onlara demokrat denmiyor.
YÖK’ten yakınıp, YÖK’ü ele geçirince onu hatırlamayanlara demokrat denmiyor.
Seçim barajından yakınıp, kaldıracağını vaat edip onu hatırlamayanlara demokrat denmiyor.
Dokunulmazlıkları kaldırma sözü verip sonra onu hatırlamıyanlara demokrat denmiyor.
Susurluk çetesine karşı mücadele edenlere, mum söndü oynuyorlar deyip alay edenler demokrat sayılmıyor.
Demokrasi mücadelesini demokratlar, yurtseverler ve devrimciler verir. Demokrasi münafıkları, ABD uşakları demokrasi mücadelesi vermez ve veremez.
Demokratik hukuk devleti yasama yürütme ve yargıdan oluşur. AKP zihniyeti devletin yasama organında çoğunluktadır. Yürütmeyi iliklerine kadar ellerine geçirip tarikatçılarla doldurdular.
Ele geçiremedikleri bir tek yargı kalmıştı. Onun hamlesini yapıp yargıyı da yutmak istiyorlar bu referandumla. Bunu da 12 Eylül anayasasıyla hesaplaşma deyip halka yutturmaya çalışıyorlar.
Biz 12 Eylül anayasasına karşıyız. Ama ABD ve AKP’nin dayattığı anayasaya da karşıyız.
Politikayı bilmek gerekiyor. Toplum gerçekten ikiye bölünmüş durumdadır. Toplumdaki evetçiler de hayırcılar da birbirine çok yakın oranlardadır. Evet diyerek hayırcıları karşımıza almamalıyız. Hayır diyerek evetçileri karşımıza almamalıyız.
Bizim yerimiz boykot deyip direnenlerle aynı saf olmalıdır.
Teslim olanlar hiçbir yerde kaale alınmazlar ve alınmamışlardır.
Türkiye yeniden yapılandırılmaktadır. Bu yapılandırmada Çerkesler kendi bağımsız ve özgün tavırlarını geliştirmedikçe varlıklarını kabul ettirebilmeleri söz konusu değildir.
1923’te bizi kandırdılar. Kürtleri kandırdılar. Alevileri kandırdılar. Ama başaramadılar.
Onlara evet demeyeceğiz. 12 Eylül anayasasına karşı olduğumuz için de hayır demeyeceğiz.
Benim kahramanlarım olan Şark-i Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyetinin yaptığı gibi Çerkes Halk Meclisini toplayıp kendi kararlarımızı alıp onaylayacağız.
Yasalarınızı da anayasanızı da alın alın başınıza çalın deyip onları boykot edeceğiz ve direnenlerin safında yerimizi alacağız.
Hepinizin bayramını kutluyorum.
12 Eylül 1980’in üzerinden tam 30 yıl geçti. 12 Eylül 2010 günü 12 Eylül’ün hesap sorulabilmesinin zaman aşımı süresi doluyor. Ne büyük bir hesaplaşma değil mi (!)
12 Eylül 1980’de doğan bir çocuk bugün 30 yaşındadır. 15 yaşındaki bir çocuğun olayları kavrayabilme özelliği vardır. Yani bugün 12 Eylül'ü hatırlayabilen insanların yaşı 45’in üzerinde olanlardır. Bugün 12 Eylül 1980'i hatırlayanlar ülke nüfusunun %30'u dur . 12 Eylül'ü hatırlamayanlar ve yaşamayanlar % 70'i dir.
Ve 12 Eylül ile ilgili gerçek anlamda sol bir değerlendirme ve hesaplaşma yapılamamıştır.
1968' de başlayan sol dalganın bütün dünyada önü kesildi. 1971'de Türkiye'de de önü kesilmeye çalışıldı. Fakat başarılamadı.
Bunun üzerine NATO'nun ve ABD'nin güdümünde, devletin himayesinde sivil faşist çeteler oluşturularak, halka saldırtıldı. Profesörler, öğretmenler, sendikacılar, öğrenciler öldürülüyordu hergün. Tabi solcular da silahlanıp kendilerini savunma yoluna gidiyorlardı.
Ülke kan gölüne dönüyordu. Burada milliyetçilik adına fakir köylü çocukları kullanılıyordu. Bu Amerikan zokası yutuluyordu.
12 Eylül askeri müdahalesinin başı Kenan Evren ‘Aslında biz müdahaleyi 1978’de de yapabilirdik, ama şartların olgunlaşmasını bekledik’ diyor. Binlerce kişinin ölmesini bekliyorlardı.
İnsan tarafından işlenmesinden utanılacak cinayetler işlenmeye devam ediliyor, Sivas’ta Maraş’ta, Çorum’ da kitlesel katliamlar yapılıyor sorumluları bulunamıyordu.
1 Mayıs 1977’ de Taksim’ de katliam yapılıyor. Hala sorumluları bulunamıyor ve zaman aşımına uğruyordu.
Ülkenin kan gölüne dönmesi seyrediliyor. Şartlar olgunlaştırılıyor müdahale edilerek kahraman gibi karşılanıyordu cunta.
Asıl sorun da buradadır. Devlet gibi devlet, gençlerinin birbirini öldürmesine müsaade etmezdi. Dolayısıyla 1980 öncesinde ölen 5000 gencin katili de şartların olgunlaşmasını bekleyenlerdir.
12 Eylül 1980’ den sonra 650.000 kişi gözaltına alınmış, 500.000 kişiye dava açılmış, 50 kişi idam edilmiştir.
Diyarbakır’da, Mamak ta, Metris’te ve ülkenin birçok yerinde Nazi toplama kamplarına rahmet okutacak tarzda işkencehaneler oluşturulmuştur. İnsanlar akla hayale gelmeyecek işkencelere tabi tutulmuş, işkencelerde ölmüş, sakat kalmış ve yıllar yılı psikolojik travmalar yaşamıştır.
Birçoğu da hiçbir ceza almadan beraat etmiş ama boşu boşuna yıllarca hapis yatmıştır.
Ben de TCK142/3-6 maddelerinden ceza aldım ve hapis yattım. Daha sonra TCK 141,142 ve 163. maddeleri kaldırıldı.
12 Eylül’ün sorumlularından, işkencecilerinden ve katillerden hesap sorulmadıkça 12 Eylül ile hesaplaşılamaz.
12 Eylül’ün baş işkencecilerinden Diyarbakır cezaevinin komutanı Esat Oktay Yıldıran Edirnekapı şehitliğinde yattığı sürece 12 Eylül ile hesaplaşılamaz.
12 Eylülde madur olmuş, işkence görmüş insanlardan özür dilenip, tazminat ödenmediği sürece 12 Eylül ile hesaplaşılmış olmaz.
12 Eylül’ün 1982 anayasasına evet oyu vermiş olanlar 12 Eylül ile hesaplaşamazlar.
9 Nisan 2009 tarihinde 12 Eylül cuntasının başı Kenan Evren’i Çankaya Köşkün’de ağırlıyanlar 12 Eylül ile hesaplaşamazlar.
Dini bir kural vardır. İnanana mümin, inanmayana kafir denir. İnanmayıp ta inanmış gibi görünene ise münafık denir.
AKP ve onun yardakçıları demokrasi münafıkıdırlar. Demokrasi bir trendir. Hangi istasyonda ineceğine kendin karar verirsin diyenler, samimi olmayanlar ve yalancılar asla demokrasi getiremezler ve getirmemişlerdir.
Demokrasi işine geldiği zaman kullanılıp atılacak bir şey değildir. 12 Eylül’ün kurumlarını ele geçirenler ondan yakınmayıp onun nemasını yemeye bakıyorsa onlara demokrat denmiyor.
YÖK’ten yakınıp, YÖK’ü ele geçirince onu hatırlamayanlara demokrat denmiyor.
Seçim barajından yakınıp, kaldıracağını vaat edip onu hatırlamayanlara demokrat denmiyor.
Dokunulmazlıkları kaldırma sözü verip sonra onu hatırlamıyanlara demokrat denmiyor.
Susurluk çetesine karşı mücadele edenlere, mum söndü oynuyorlar deyip alay edenler demokrat sayılmıyor.
Demokrasi mücadelesini demokratlar, yurtseverler ve devrimciler verir. Demokrasi münafıkları, ABD uşakları demokrasi mücadelesi vermez ve veremez.
Demokratik hukuk devleti yasama yürütme ve yargıdan oluşur. AKP zihniyeti devletin yasama organında çoğunluktadır. Yürütmeyi iliklerine kadar ellerine geçirip tarikatçılarla doldurdular.
Ele geçiremedikleri bir tek yargı kalmıştı. Onun hamlesini yapıp yargıyı da yutmak istiyorlar bu referandumla. Bunu da 12 Eylül anayasasıyla hesaplaşma deyip halka yutturmaya çalışıyorlar.
Biz 12 Eylül anayasasına karşıyız. Ama ABD ve AKP’nin dayattığı anayasaya da karşıyız.
Politikayı bilmek gerekiyor. Toplum gerçekten ikiye bölünmüş durumdadır. Toplumdaki evetçiler de hayırcılar da birbirine çok yakın oranlardadır. Evet diyerek hayırcıları karşımıza almamalıyız. Hayır diyerek evetçileri karşımıza almamalıyız.
Bizim yerimiz boykot deyip direnenlerle aynı saf olmalıdır.
Teslim olanlar hiçbir yerde kaale alınmazlar ve alınmamışlardır.
Türkiye yeniden yapılandırılmaktadır. Bu yapılandırmada Çerkesler kendi bağımsız ve özgün tavırlarını geliştirmedikçe varlıklarını kabul ettirebilmeleri söz konusu değildir.
1923’te bizi kandırdılar. Kürtleri kandırdılar. Alevileri kandırdılar. Ama başaramadılar.
Onlara evet demeyeceğiz. 12 Eylül anayasasına karşı olduğumuz için de hayır demeyeceğiz.
Benim kahramanlarım olan Şark-i Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyetinin yaptığı gibi Çerkes Halk Meclisini toplayıp kendi kararlarımızı alıp onaylayacağız.
Yasalarınızı da anayasanızı da alın alın başınıza çalın deyip onları boykot edeceğiz ve direnenlerin safında yerimizi alacağız.
Hepinizin bayramını kutluyorum.
Bu yazı toplam 3515 defa okundu.
Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
