

Çerkes anavatanı ve diasporasında “ÇERKESYA” depremi devam ediyor. Anavatan ayağını şimdilik bir kenara bırakırsak eğer, 1980 askeri darbesi sonrasında, Türkiye Çerkes aydınlarının çoğu şu veya bu şekilde ve değişik derecelerde siyaset dışı duruma itildi. Bu bariz örgütlenme yasağı durumlarında bütün Türkiye gençliği gibi Çerkes gençliği de apolitize duruma düşmüş oldu. Açılmalarına 1987 yılında izin verilen Kafkas ön adlı dernekleşmelerde de bu depolitizasyon durumu olabildiğince muhafaza edilmeye çalışıldı. Ta ki SSCB’nin ani ve hızlı çöküşünün ardından gelişen süreçte Kafkasya’da meydana gelen halk hareketlerinin yansımalarının artık diasporadan gizlenemeyecek bir duruma gelmesine kadar. Fakat nedense Kafkasya’da süre giden gelişimlerde, diasporada bir Çerkes halk hareketi oluşmasının referans noktaları olarak kullanılmak yerine tam tersi durumlar için kullanılmaya başlandı.
Türkiye içerisinde siyasal bir figür olabilecek kadar nüfus ve diğer etmenleri kendi içlerinde barındırmayan kimi Kafkasya uluslarının, Kafkasya’daki mücadeleleri, Çerkes halkının tarihi çıkarımları ve nihai sosyo-politik hedefleriymiş gibi kurgulanarak, Çerkes halkının kendi ulusal sorunları hakkında çözüme yönelik bir siyaset geliştirip bunu takip etmesi sürekli engellendi.
Gelinen noktada Çerkesler, tarihi, siyasi, kültürel vb. özellikleri barındıran bir “özne”, başlı başına bir halk olmaktan çıkartılıp, Çerkes siyasası, Türkiye ve anavatan ekseninde kendisinden daha az politik ve sosyal etki dairesine sahip halklara endekslenerek, bu eklemlemeli kimlik siyaseti politikası uyarınca pasifleştirilmeye çalışıldı. Halende bu program devam etmektedir.
Yaklaşık bir yıl önce yayına başlayan Cherkessia.net sitesi, anavatan Çerkesleri ile Türkiye ve Avrupa ile Ortadoğu Çerkes diasporasını, Çerkes halkının “hayat alanı” şeklinde özetlenebilecek bir milli program dâhilinde buluşturarak, dayatılan bu pasifist siyasi yok oluş sürecini kısa sürede geriletmeyi başardı. Asıl olan halkın bir arada yaşama ve Çerkes olarak varlığını devam ettirmedeki kararlılığıdır. Ve bu kararlılık ile Çerkes problemlerini halledilmesi için uğraşılması fikri uzun süredir dağınık bir şekilde değişik platformlarda dillendirilmekteydi. Cherkessia.net bu dağınıklığı gideren, birinden haberdar eden ve uzamı ilerde daha somut ve hukuki bir hale dökecek olan birleşimi sağlamak amacında olanların toplanma yeridir.
Tabiî ki Çerkesya fikriyatı, Çerkesya hareketi ve Çerkesya yurtseverleri bu işlerle uğraşırken yalnız değildir; arkalarında bir yığın statüko sevdalısı karanlık gölge dolaşmaktadır. Engelleyemedikleri hareketi kısır çekişmelere alet ederek yormaya, bir takım kirli ayak oyunları ile parçalamaya, terminolojik yaftalama çabası ile toplum nezdinde marjinalleştirerek saptırmaya uğraşmaktadırlar.
Bu tipolojiye sahip olan kişilikler kelimenin tam anlamı ile hasta ruhludurlar. Araştırmacı ve psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross, kendi adıyla geliştirdiği ve ölümcül hastalıklar üzerine kullandığı, daha sonra dönüşü olmayan başka yenilikler karşısında “hastaların” tepkilerini anlamada ve tedavi etmede kullandığı ünlü tablosunda, bu vahim durumdaki “vakaların” sergiledikleri tepkisel tavırların; ”İNKÂR-ÖFKE-PAZARLIK-DEPRESYON” gibi aşamalardan geçtiğini belirleyerek, bu travmatik nevrozun gelgit durumlarını adeta bizim için bir yol haritası kıvamında şematize etmiş. Çokta iyi yapmış.
ÇERKES=ADIGE ve ÇERKESYA gerçeğinin ifadesi ile karşı karşıya kalanlarda beliren ilk travma belirtisi, bu gerçeği “İNKAR” etme çabası olarak kendini göstermiştir.
1) Çerkes=Adıge olmaz çünkü; Çerkes=Kafkas Halklarıdır dediler.
Çerkes=Kafkas Halklarıdır politik söylem sürümünün fazla incelemeye gerek duymaksızın, Türkiye’nin modernleşme ideolojisinden alınma bir perspektif olduğu görülmektedir. Ne diyorlardı bu ideolojik söylemin savunucular; Türkiye’de de Türk yoktur, ama ülkedeki bütün herkesin toplamı Türk’ü verir mantığına dayanan bir bakış açıları vardı. Ama artık görüldüğü üzere Türkiye’de Türk de vardır, Kürt de vardır, Çerkes de vardır, başkaları da vardır. Yaşamayan ölü ideolojilerinin pençesinde kıvranan beyaz Türk ideologların umutsuz durumuna düşmekten kendilerini koruyamadılar.
İlan edilen resmi içeriğe göre Çerkes= Abhaz, Çeçen, Oset, Karaçay, Adıge, Kabartay vb. dir. Dikkati çeken husus bütün Kafkas halkları yapılan bu kimlik tanımlamasına öz etnik isimleri ile bir bütün olarak girerken, biz Çerkesler en iyimser tanımlamayla Adıge-Kabartay, en bozguncu haliyle ise; Abzah,Kabartay,Şapsığ,Wubıh şeklinde bir kabile sıralaması ile dahil olabilmekteydik. Herkes bir bütün olarak tanınmış fakat biz parça parça edilmiştik.
Birlik beraberlik gibi devasa kelimeleri dillerinden düşürmeyenler, bunu bir çatı organizma addedenler nedense iş Çerkes kimliğine geldiğinde bu halkı moleküllerine kadar ayırmak istiyorlardı. Yoğun mesailer ve çıkartılan ödeneklerle Çerkesler en azından üç ayrı etnik kimlik kazanmış parçaya ayrılmak istendi; Adıgeler-Kabartaylar-Wubıhlar.
Aslında bütün bu içerik tanımlama çalışmaları, Çerkes halkının kolektif bilincini yıkmayı hedefleyen kasıtlı birer zihin kirletme faaliyetleriydi. Bugün “kurumsal temsile” sahip olmayan tek halk, kabile hiyerarşisine mahkûm ettikleri biz Çerkeslerdir. Sosyal bilimleri, düşünce dünyasını ilgilendiren konularda ve meselelerde yapılacak derin hatalar, bütün toplumun bahtını karartabilir, insanlara yıllarını, umutlarını kaybettirebilir.
2) Çerkes=Adıge olmaz çünkü; Çerkes kelimesi Adıgelere dışarıdan verilmiş bir isimdir dediler.
Doğrudur, Çerkes kelimesi Adıgelere komşu veya değişik şekilde irtibatta bulundukları halklar tarafından verilmiş olabilir. Fakat dünyanın bütün dillerine sadece Adıgeleri işaret eden bir tanımlamayla yerleşmiştir.
Biz bugün bizim dışımızdaki dünya ile bu kelime üzerinden irtibat kurmaktayız. Ve bu irtibatı olabildiğince geliştirmek niyetindeyiz. Çünkü karşı karşıya olduğumuz toplumsal problemleri aşmada kendi gücümüz bir yere kadar yetmektedir. Dostluk-kardeşlik gibi kavramlarla, birlik beraberlik gibi söylemlerle hizaya sokulduğumuz komşu halklarında, bizim sorunlarımız halletmemizde bize destek verecek güçleri ve daha da önemlisi Abhazya örneğinde olduğu gibi destek vermeye niyetlerinin olmadığı açıkça görülmüştür.
Kafkas ön adlı kurumlarında Çerkes halkının toplumsal sorunlarını aşmada bu güne kadar herhangi bir ciddi siyasi, ideolojik, milli veya tarihi bir çalışma da yapılmamıştır. Bu yapılaşmalarda Çerkeslere biçilen küçük kabileler hüviyetinden sonra, Çerkeslere verilen figüran rol modeli ise sürekli kültürel hamallık yapmamız üzerinedir. Çerkes gençliği geleceğini biçimlendirebilecek her türlü bilgi ve birikimler ile irtibat noktalarından itina ile uzak tutulmuş, sürekli dans ve müzik gibi sonu olmayan faaliyetlere kanalize edilerek zihniyet ve beceri olarak geri bırakılmıştır.
Çerkes kelimesi yerine Adıge kelimesini kullanmayı önerenlerin tek derdi, Çerkeslerin gelişen enformasyon ağı nedeniyle dış dünya ile engelleyemedikleri irtibatlarımızı, Adıge kelimesinin dış dünyada pek bilinmemesinin getireceği kısırlığın içerisine hapsetmek, süreci olabildiğince geciktirmek amaçlıdır.
Nefesinizi tüketmeyin, artık Çerkesleri boş işlerle daha fazla oyalayamayacaksınız.
Çerkes ve Çerkesya kelimesi, tarihi olarak bütün Adıge kabilelerini ve onların topraklarını kapsamaktadır. Oysa biz Çerkes yerine Adıge demiş olsaydık, toplumda belli menfaatler karşılığı karıştırıcılık işini üstlenen bazı şahıs ve gruplar, Adıge kelimesini tutup şimdiki Adıge Cumhuriyeti’ne indirgeyecek, siz Adıge iseniz onlarda/bizde Kabardey-iz, siz Adıge Cumhuriyeti’ni savunuyorsanız eğer onlarda/bizde Kabardey Cumhuriyeti’ni savunacağız türünden toplumda kargaşayı had safhaya çıkartacak yeni bir manüplasyona ve koşulsuz hizmet ettiklerinin emelleri için kirli provokasyonlara girişeceklerdi.
Çerkes yerine Adıge tanımını kullanmamızı şiddetle tavsiye edenlerin tezgâhladığı politik ayak oyunu tam da budur. Çerkeslerin profesyonel eller marifetiyle on yıllardır neden bu sığ ve asimilasyoncu kimliksizleştirme politikasına mahkûm edildiğini belki hiçbir zaman tam anlamıyla öğrenemeyeceğiz. Ama bu zamana kadar Çerkesler üzerine uygulana gelen bölme, sindirme, yozlaştırma politikalarının farkına varan Çerkes gençliğinin hak taleplerine kulak tıkayan statükocu yapıların çıkar oligarşileri yıkılmak üzeredir, Çerkesler artık kendi gerçekliğini ve geleceğinin yapılaşmasını şiddetle istemektedir. Bunun varacağı sonuç çıkarımı elbette Çerkesya düşüncesinden, mantığından başkası olamaz.
ÇERKES=ADIGE ve ÇERKESYA gerçeğinin ifadesi ile karşı karşıya kalanlarda beliren ikinci travma belirtisi, bu gerçeğe “ÖFKE” duyma olarak kendini göstermiştir.
1) ÇERKESYA savaş nedenidir dediler.
SSCB’nin yıkılmasından beridir toplumsal olarak anavatanımız ile sağlıklı iletişim kuramamamızın en büyük nedeni, Çerkes halkı ve Çerkes toprakları ile doğrudan alakası olmayan bazı Kafkasya bölgelerindeki çatışma alanlarında taraf olmak mecburiyetinde kalmış olmamızdır. Bu çatışma alanları adeta Çerkes ulusunun olmayan veya henüz gelişmemiş siyasetinin öznesi yapılarak, anavatanımız savaş ve yıkımla özdeşleştirilmiş bu bağlamda diaspora Çerkes halkının Kafkasya ya bakış açısı olabildiğince olumsuzlaştırılmıştır.
Peki, ÇERKESYA kimin için savaş nedenidir? Kimin için kışkırtıcıdır?
Bu sorunun belli bir cevabı yok. Kastedilen unsurlar herhalde Karaçay/Balkar halkı olsa gerektir. Fakat bu tezi öne sürenler bilmiyorlar mı ki; Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nden ayrılarak kendilerine ait ayrı bir cumhuriyet kurmak isteyen (halende) ilk taraf Karaçay/Balkarlardır. Ocak 1992’de yapılan Kabardey Halk Kongresinden önce bu talebi dillendirdikleri Karaçay/Balkar halkları kongresini yapanlara neden siz kışkırtıcısınız diye söylemiyorlar?
Yoksa uzun zaman yürüttükleri katı gerici mantık ile herkesler bir şey isteyebilir bu çok doğaldır fakat Çerkesler istediğinde bu suç olmalıdır şeklindeki psiko-klinik vakaları yeniden gemi azıya mı almıştır.
Peki Abhazya, Çeçenistan vb. için savaş çağrısı yapanlar, kendi halkları için savaşamayacak kadar aciz midirler? Buraya kadar mıdır bunların yiğitlikleri Çerkeslikleri? Kendi halkınızı koruyamayacaksanız niye varsınız?
2) ÇERKES Dernekleri kurulması dostluğa zarar verir dediler.
Diğer bir dostluk-kardeşlik sayfası olarak öne sürülen şey; derneklerin Çerkes adını alması halinde Abhaz kardeşlerimiz ile Çerkeslerin dostluğunun zarar göreceği şeklindeki mesnetsiz iddiadır.
Peki, Abhazlar kendi federasyonlarını kurduklarında bu dostluğa halel gelmiş miydi? Abhaz arkadaşlarınız ile tüm irtibatınızı kopardınız mı? Hayır. O halde Türkiye deki dernekler Çerkes derneğine dönüşünce neden dostluğunuz bozulsun ki? Abhaz Abhazlığını yaptığında bozulmayan dostluk ve akrabalıklar, Çerkesler kendileri olduğunda mı bozulacaktır? Bu ne saçma sapan bir görüştür. Şüphesiz ki Çerkesler bugüne kadar Abhazlar ve Abhazya’ya olan çıkarsız ve samimi dostluğunu, Abhazya’nın zor zamanlarında yanında durarak ispat etmiştir.
Peki ya Abhazya için durum böylemidir?
Bağımsız Abhazya Çerkeslere kolay vatandaşlık hakkı veriyor mu? Hayır…
Bağımsız Abhazya, Çerkes Sürgününü tanımak şöyle dursun, butür tanımlara açıkça karşı olduğunu beyan etmiyor mu? Evet ediyor.
Bağımsız Abhazya yetkilileri Çerkes sorunlarının siyasallaşmasına karşı olduklarını her fırsatta beyan etmiyorlar mı? Evet ediyorlar.
Bağımsız Abhazya Çerkeslerin bir kısmına (Wubıhlar) kolay vatandaşlık hakkı tanıyarak, Çerkesleri bölmeye mi çalışıyor? Evet, bunu yapıyor.
O halde! Şimdi kim samimi dost, kim değil? Açıkça belli olmuyor mu?
Abhazya yönetimi klasik tavırları olaraktan ihtiyacı kalmadığı anda eski dostlarına dirseğini göstermekten kaçınmıyor. Peki, bizim laf ola beri gele, safsata kılavuzu kalemşörlerin derdi nedir?
Abhazdan fazla Abhaz olmak mı? Öyle bir dertleri varsa gitsinler Abhazya’ya soy isimlerinin sonuna bir –ba eklesinler olsun bitsin, bizde kimlerle muhatap olduğumuzu öğrenmiş oluruz.
3) ÇERKESYA Faşizmdir dediler.
ÇERKESYA düşüncesi RF karşıtı olmadığı gibi, Çerkeslerin RF sınırları içerisinde bir arada yaşamalarının sağlanmasını, RF ve uluslararası hukuk mertebesinde talep etmektedir. Dolayısıyla muhatap zaten RF’dir. Kaldı ki RF’deki son idari düzenlemeler Çerkesya düşüncesinin hayata geçmesinin önündeki engelleri de kaldırmaktadır. Hukuk ve kanun vicdani kanaatler oluşturulurken dikkate alınan ölçü ve sınır demektir. Çerkesya karşıtları bu kadar mı vicdansızlık batağına düşmüşlerdir ki, yüzyıllık istila saldırılarına direnmiş, askeri zaferi kaybedince de binlerce yıldır yaşadığı topraklarından sürülerek yok edilmeye çalışılmış Çerkes halkının yeni bin yılda bir arada yaşama isteğine karşı durmaktadırlar! Ahlak toplumsal vicdanın toplumun kendisi ile hesaplaştığı noktada durmaktadır. Hukukun anlamını bilmiyorsanız eğer, bari biraz ahlaklı olmaya çalışın. Yoksa sizde o da mı bulunmaz?
Bulabildikleri her fırsatta Abhazya’nın ya da Çeçenya’nın ya da Osetya’nın vs. bağımsızlığını destekleyenler, hümanist midirler? Ki Çerkeslerin anavatanlarında zaten var olan 3 federal cumhuriyet ile 2 bölgelerini tek bir idari birime dönüştürmek istemeleri gibi basit bir hakkı çok görerek, faşizm olarak niteliyorlar?
Çerkesya kimseden ayrılmak istemiyor, idari sınırlarda yapılacak bir reform ile parçalanmış bir halkın tek bir idari yönetimde birleşmesini, parçalanmış halk için güvenli bir gelişim fırsatı elde etmek istiyor hepsi bu.
Ne yazık ki dernekçiler de RF sınırları içerisinde bir Çerkesya Cumhuriyeti kurulmasına da karşıdırlar. Biz kültür derneğiyiz siyasetle uğraşmayız demektedirler. Oysa kimi Kafkas Derneği Abhazya’nın bağımsızlığı gibi siyasi konuda on yıllardır taraftır, hatta beyanlarında işi silahlı mücadeleye kadar bile götürebileceklerini belirtmekte, halen ortalama 70 sayfa çıkardıkları dergilerinin aşağı yukarı 40-50 sayfasını Abhazya’ya ayırmaktalar. Diğer Kafkas künyeli dernekler ise Abhazya ile birlikte Çeçenya’nın bağımsızlığı gibi yine siyasi bir konuda taraftır. Kafkasya’da Çerkesler ile Karaçaylar arasındaki anlaşmazlıklara ise sözde “kardeş kavgası” gibi bir soyut yakıştırma tanım uydurarak, gerekli yerlere “biz bu işe karışmıyoruz” mesajını yollamışlardır. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusudur?
Bir yanda Çerkes olmayanların mücadelelerine siyasi destek, öte yanda Çerkeslerin sorunlarına bilinçli bir kayıtsızlık. Şimdi bu yapılar ve onların iştirakçileri Çerkesler için var olduklarını nasıl ispat edebilecekler, kimi inandırabileceklerdir? Sahiden siz kimleri temsil ediyorsunuz?
İnsan hakları ve demokratik tavırlar edasının arkasına sığınarak, bir yerlerin bağımsızlık isteğini hümanist kılıfla besleyerek savunmaya çalışanlar, Çerkessk’te kahpece öldürülen ve milli vasıfları temsil eden gençlerimizin hakları konusunda neden iki kelam edemiyorlar? Dürüstlük ve ahlak bu mudur?
4) ÇERKESYA dış ülkelerin oyunudur dediler.
Çok kolaydır çamur at izi kalsın diyenlerin işletmeye çalıştığı mantık. Ama artık kimseye inandıramazlar o başka. En basitinden kimi kendine Çerkes aydını payesi verenler; ÇERKESYA düşüncesinin anavatan topraklarından çıktığını bile kasten göremezden geliyorlar.
Başka birileri de çıkıp; Çerkesya ABD ve Gürcistan’ının oyunudur diye yazıyorlar! O kadar korkmanıza hiç gerek yok; Rusya’nın Sohum’da FSB, Gagra’da Hava, Oçamçir’da Deniz üsleri varken hiç bir şey olmaz. Emniyettesiniz yani. Eğer bu kadar Rus askeri yığınağına rağmen hala emin olamadıysanız gelip sizi biz koruyalım. Ne dersiniz?
5) ÇERKESYA düşüncesi birlik beraberliği bozar dediler.
Pardon ama Çerkesya düşüncesi sizin hangi birlik ve beraberlik projenizi bozacak? Çok mu birlik ve beraberlik halindesiniz yani? Gerçekte sadece sistem içerisindeki kendi çıkarlarınızı korumak için birliktesiniz. Ve bu oligarşiniz küçük bir darbeyle dağılacak vaziyete gelmiş durumda. Aslında sizin orda bulunma nedeniniz birlerinin hesabına Çerkesleri kontrol altında bulundurma vazifesinden başka bir şeyde değildir. Şimdi ise asıl tehlikenin sınırların öte yakasından, uzaklardan kaynaklanmadığını, örgütsüz ve kendi değerlerini üretemeyen, kendi söylemlerini geliştiremeyen, zamanı kendi lehine bükemeyen her toplumun hemen yanı başındaki tarafından kontrol altına alınacağını öğrendik. Sayısal çokluk veya ekonomik gelişmişlik seviyesi de bu anlamda bir mana ifade etmiyordu. Einstein dinamik değerlerin zamanın bükebileceğini bizlere göstermiştir.
Birlik beraberlik söylemlerindeki can alıcı sorun ise, bu birlikteliğin ne işe yarayacağı meselesidir.
Sahi birlik olunca ne yapmayı planlıyorsunuz? Rusya ile savaşmayı mı? Gücünüzün buna yeteceğini mi hesap ediyorsunuz? Size hiç matematik öğretmediler mi? Oysa daha 14nci yy da İslam toplum biliminin büyük üstadı İbni Haldun, teoriler hendeseye (geometri) uygulanmalıdır, ancak böylelikle kati netice alınabilir dememiş miydi? Aradan geçen yüzyıllara rağmen hiç bir şey öğrenemediniz mi? Sizi kim eğitimli cahiller halinde bu kadar itinalı yetiştirdi Allah aşkına? Meşruiyet sadece kullanılan söylemlerle alakalı değildir, varmak istediğiniz sonuçla da alakalıdır. Ve kötü sonuçlarla biten, hiçbir iyi niyete hak verilemez. Kimse birlikte olmaya karşı değil, ancak Çerkes kimliği gerçekçi olarak tanınmalı, Çerkeslerin kendi kurumlarını kurmalarına ve kendi sınırlarını belirleme hakkına saygı gösterilmelidir. Ancak bundan sonra oturup gelecek konusunda bir birliktelik için konuşulabilir.
ÇERKES=ADIGE ve ÇERKESYA gerçeğinin ifadesi ile karşı karşıya kalanlarda beliren üçüncü travma belirtisi, bu gerçeği “PAZARLIK” ederek etkisini en aza indirgeme ve kendi çıkarlarını koruma çabası olarak kendini göstermiştir.
Çerkes=Adıge’den ve Çerkesya’dan kaçmak isteyenler kendilerine yeni yollar bulma çabasındalar. Tabandan gelen baskıya daha fazla direnemeyeceklerini anladıkları için, yapılarının adlarını “içerik” aynı kalmak şartıyla değiştirme girişimlerinde bulunuyorlar. Bunun adı “Pazarlıktır”. Ama hayır, bu saatten sonra artık orda duramazsınız, sizi orda bırakmazlar. Artık siz kurumlarınızın içeriğinde neyi kastederseniz edin adında Çerkes kelimesi geçen herşey bundan sonra sadece Çerkes=Adıge olarak anlaşılacaktır.
İkinci pazarlık hususu politik anlamda var oluşsal hezeyanlardır. Bakın biz sizin dediğinizi kabul ediyoruz, Çerkesya’ya karşı değiliz, destekleriz de, fakat karşılığında siz de Çerkesya alanını bizim Türkiye diasporası üzerinde rahat manevra yapabileceğimiz şekilde genişletin. Mesela Karaçayları, Osetleri, Abhazya’yı da bu Çerkesya tanımına dâhil edin… Doğrusu pazarlık keyiflidir, ancak bu politik ayak oyunlarına gelmeyiz. Kontrol edemediklerine iş birliği önermeyi, boyun eğmiş gözükmeyi, bir süre sessiz kalarak yapı içerisinde yeni organik bağlar tesis etmeyi ve ilk fırsatta büyük bir bozgun çıkarmanın eğitimini alanları iyi tanıyoruz. Ama bilmediğiniz bir şey var, bizde eğitimliyiz, bizi eğitip ortaya çıkartan şey halkımızın ihtiyacı olan gerçek varoluş sürecidir.
Gerçek şu ki Çerkeslerin kaderi belirginleşti ve bu kader her şeye galiptir, artık buna engel olamazsınız. Ucundan bucağından samimiyetsiz pazarlık girişimlerinizle sürece adapte edilme isteklerinizle eski politbüro kontenjanınızı dolduramazsınız. Çerkesya ya olacak ya bu iş tümden bitecektir.
ÇERKES=ADIGE ve ÇERKESYA gerçeğinin ifadesi ile karşı karşıya kalanlarda beliren son travma bütün olup bitenler karşısındaki çaresizliklerinin sürüklediği derin bir “DEPRESYON” halidir.
Çerkesya karşıtları yakında sizi bekleyen bu büyük depresyona hazırlanın.
Bu, sizin için ürpertici bir boşluktan ibaret olan karanlığa ve kısa aralıklarla yerden yere vuracak olan savruluşlara kendinizi hazır tutun. Dikkat! Bu yazı depresyona girmeden önce okuyacağınız ve size gerçekleri hatırlatan son uyarı olabilir.
ÇERKES=ADIGE ve ÇERKESYA gerçeğinin getirdiği travmayı atlatmalarının son çaresi bütün bu olup bitenleri özüne uygun bir şekilde “KABUL” etmektir.
Düşecekleri yitirilmişlik ve sosyal dışlanmışlık depresyonundan ancak geçmişteki yanlışlarından öz eleştiri yaparak arınanlar ve gerçeklerin hakkını sahibine layıkıyla teslim edenler kurtulabileceklerdir.
Bunlar için son aşama “kabul” dür. O zamana varırsanız eğer Çerkesya’yı içtenlikle kabul edeceksiniz, Çerkesya bugüne kadar halkımıza dayatılan ölü ideolojilerden arınma yeridir. Çerkesya bir plebisittir. Çerkesya düşüncesi, 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ile dünyaya dağıtılan halkımızın 146 yıllık sürgün tarihinde ilk defa bir referandum sunuyor; gerçekten bir halk mıyız, değil miyiz?
Referandumun tarafları da sonuçları da aşağı yukarı belli oldu, bir yanda “EVET” biz bir milletiz diyen “ÇERKESYA YURTSEVERLERİ”, öte yanda hayırcı birleşik koalisyon.
Biz sadece akla hitap ediyor, bunca zaman ipotek altına alınmak istenen iradeyi serbest bırakıyoruz; Yorum ve karar sadece ÇERKES HALKININ’dır.
Sayın Sohte Hamit
Adige Atasözü diye lanse ettiğiniz aslında Abhaz Ata Sözü ve orjinali Унaпшыгlaпштa учlвa, уxъвыцтa учвaжвa. Bakınarak otur, düşünerek konuş. (Wnapş´ığapş´ta wča, wķuıtsta wçºaj´a.)Kaynak Kafkas Dernekleri Federasyonu Türkçe-Abazaca-Abhazca Mini sözlük ve Seçme Abaza Ata Sözleri Kitapçığı (Sayfa: 66)Yazar Bekir Hapat Ankara 2006
Aynı kitapçıktan (Sayfa:69)bir söz daha aktarayım Aлымxla йaгlaуa aцкlыc aлa йaбaуa. Kulağın duyduğundansa gözün gördüğü. (Alımħa yağawa atsk´ıs ala yabawa.)
Adımı yazarak cevaplamışsınız ama benim belirttiğim ifadelere yönelik itirazlarım hakkında bir beyanınız yok. İtiraz ettiğim konuları yayınlanan yazılardan alıntı yaparak beni rahatsız ettiğini ifade ettim ve bu konuda görüş beyan ettim. Yazınızın ekinde verdiğiniz adreslerdeki konuları daha evvel okumuştum ama bir yanılgıya düşmemek için tekraren inceleyeceğim ve biraz zaman alacak. Hayri beyin ‘Günah Keçisi’ diye ifade ettiği ile ilgili yanıtı kendisi verir herhalde. Zira şahsıma olan yanıtınızı verdiğiniz adreslerde aramam gerektiği anlaşılıyor. Şen ve Esen Kalın.
Sayın Özen Sanbay ve Sayın Hayri Kutarba,
Adıgelerin meşhur bir sözleri var: “Zıplhıhi t’ıs, yegupşısi guşı’e-Bakında otur, düşünde konuş” diye.
Abhazya yetkilileri ve Denis Çaçhalya’nın açıklamaları ortada iken hangi günah keçisinden bahsediyorsunuz anlamakta zorlanıyorum. Adıgelerin kardeş Abhaz halkına ve Abhazya devletine karşı destekten öte hiçbir yaklaşımları olmadığı halde, Rusya ve 2014 Soçi Olimpiyatlarından kaynaklandığı belli olan ve yine Abhaz yetkililer tarafından dillendirilmeye başlayan bazı söylemlerde Adıgelerin somut ne gibi etkileri vardır?
Aşağıda vereceğim linklerdeki açıklamaları (Abhazyadaki arkadaşlarınızla birlikte) okuyup, Abhaz halkı ve devletinin günah keçisi olarak seçilmediğini görmeniz zor olmasa gerek.
Abhazya'ya Dönüş Komitesi Başkanı Anzor Mukba İle Yapılan Söyleşi..! http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=3466
Batal KOBAHİYA "Çerkes Sorunu'nun siyasallaştırılmasına karşıyız." http://cherkessia.net/news_detail.php?id=3737
Denis Çaçhalya Ajan - Provokatör Mü?
http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=3625
Çaçalya'ya Abhazlardan Sert Tepkiler
http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=3632
Bu gelişmeler sonunda aşağıdaki görüşme yapılmıştır.
Adıge Xase Temsilcileri Abhazya Başkanı Bagapş İle Görüştü
http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=3779
Bir dönem süren sessizlikten sonra, aşağıdaki haberde de göreceğiniz üzere Çerkes sorununa karşı daha öncekilere benzer yaklaşımlar yeniden dillendirilmeye başlandı/başlanacak.
Maksim Gvinciya: Batı Abhazya’ya Karşı Soğuk Ama İlgisi Artıyor
http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=4143
Şimdi bu söylenenleri görmeyip, “günah keçisi” tabirini kullanmanızı kardeşlik anlayışınızın derinliğine bırakıyorum.
Ben Sayın Vural kardeşimin yazısını tek başına değerlendirmek yerine genel bir yanıt vermek istiyorum. Bazı Çerkes(Adige) dostlarımın yöntem konusunda yanlış bir güzergah izlediklerini düşünüyorum. Evet, bir halkın birliğinin, bütünlüğünün sağlanması için bazı "günah keçileri"ne ihtiyaç vardır. Bu toplumsal bir gerçekliktir. Ancak Çerkes(Adige) halkının yapabileceği en büyük tarihsel hata, kardeş Abhaz halkını ve devletini "günah keçisi" olarak seçmektir. Çerkes(Adige) halkının yok oluşa direnirken en fazla ihtiyaç duyacağı şey gerçek kardeşlerdir. Sudan sebeplerle kardeşlerinizi küstürerek, karşınıza alarak birliğinizi sağlayabileceğinizi düşünmek bence hatadır. Sürçü lisan ettikse affola.
Bir Abhaz kardeşiniz.
