

Adıge ve Abazalar (özellikle Abazinler yani Aşuwa ve Aşkarıwalar) iki toplumun yüzlerce yılda yaşadığı savaşlar travmalar, sarsıntılar ve göğüs germek zorunda kaldıkları kayıplar düşünüldüğünde yani siyasi ve sosyolojik bağlam göz önüne alınarak değerlendirildiğinde her iki topluluk arasında ayrışması mümkün olmayan sosyolojik bağlar olduğunu görürüz. Bugünün Kafkasyasında Adıgeler ( özellikle Kabardeyler) arasında Adıge kimliğinin nerede bittiğini, Abaza kimliğinin nerede başladığını belirlemek kolay değildir. Bu durum ülkemizin toplumsal yapısının, beraber yaşayan birbiriyle evlenen ve ortak kültürler oluşturan farkı farklı grupların birbirine geçen ilişkileriyle oluştuğunu gösteriyor. Demografik ve sosyolojik yapıyı göz önüne aldığımızda, etnik gruplardan hiçbirinin homojen olmadığını, sürekli iletişim ve etkileşimi kesmeden binlerce yıllık ortak tarihi tecrübe ve bir arada yaşama deneyimine sahip olduklarını görürüz. Bir arada yaşama tecrübesi, çeşitli yollarla Adıgelerle Abazinler arasında diğer halklardan biraz daha fazla sosyolojik geçişkenlik ve entegrasyona yol açmıştır.
“Adığe sosyo-normatif kültürü, Ubıhlar, Sadzlar ve Kuzey Kafkasya Abazinleri tarafından da kabul görmekteydi. Abazin sözlüğünde “Adığe Xabze” (Adığe adetleri), “Adığe Namıs” (Adığe adabımuaşereti), Adığe Ağe” (Adığe ahlakı) gibi kimi temel kavramlara rastlanmaktadır.” diyor günümüzün değerli Adıge tarihçisi Hotko Samir.
Adıgeler ve Abazinler arasında bugün diasporada tartışılan geleceğe dair karşılıklı kaygı ve tehlike algılarının sosyolojik zemini yoktur. Hem Adıgeler hem de Abazinler arasındaki sosyolojik bağlar siyasi ve ideolojik tercihlerin ötesinde bir anlam taşımaktadır. Diasporada Çerkes’in kim olduğu tartışmalarıyla gündeme gelen, kimilerinin oldukça rahat bir şekilde kullandıkları ‘dışlanma, bölünme, parçalanma, ayrışma’ türünden kaygı ve korkuları besleyen yaklaşımları sağlıksız ve gerçeklerden uzak buluyorum. Adıgelerle Abazinlerin yüzyıllardır beraber yaşadığı ifadesi, çok bilinen klişe bir deyim olsa da bir gerçekliği, ortak yaşam alanlarını paylaştıklarını, iç içe geçmişliği sade bir dille gösteriyor.
Abazinlerle(Aşıwa-Aşkarıwa) ilgili olarak beni asıl kaygılandıran bugün kendi topraklarında Abazin kalabilmenin mücadelesini veriyor olmalarıdır. Abazin toplumunun bugün içerisinde bulunduğu Adıgelerle bir arada yaşayıp da Abhazlarla aynı soydan gelmek politik darboğazı, onları farklı alanlara çekip durmakta, rüzgar misali Adıgeler ve Abhazlar arasında politik olarak ordan oraya savurmaktadır. Haklı olarak ne tam oralı ne tam buralı belki de hem oralı hem buralı her yerde olmak istiyorlar. Bir yandan sürgün ve soykırımın siyasallaştırılmasını istemezken diğer yandan “Abhazya bizi Apsuvalaştırmak için istiyor siz de Çerkesleştirmek için. Oysa biz Abazin kalmak istiyoruz” diyorlar. Çünkü Çerkes sözcüğü özellikle Abhazya’nın bağımsızlığının tanınmasının ardından hoşumuza gitse de gitmese de günümüz Kafkasyasında kapsayıcı bir tanım olmaktan çıkmıştır. Adıgelerden başka sahipleneni de yoktur.
Hal böyleyken kendi kalma mücadelesi veren bu otokton halkı isteklerinin dışında Çerkes üst kimliğinde adlandırmakta ısrar etmek, onların kendine özgü öğelerini tahrip ederek asimile etmeyi istemek olarak algılanır bu topraklarda ve Adıgeleri toplumsal yapıyı ulus devlet şemsiyesi altında birleştirip homojenize etmek isteyen asimilasyoncu bir halk konumuna sokabilir. Bugün bizler ayrımız-gayrımız yok, asırlarca birlikte yaşadık, birlikte savaştık, birlikte ağladık, birlikte güldük siz de Çerkessiniz " dersek Adıge dili ve Adıge kültürü içinde bir "birlik"ten söz etttiğimiz düşünülür. Çerkesya’nın farklı etnik unsurlarını, asimilasyondan entegrasyona uzanan bütün mümkün dönüştürme formlarıyla Adıgelik potasında eritme politikası olduğu şüphesi yaratır. Abazin toplumu olmaktan doğan haklarını kabul etmemek, Abazin kalma, Abazin olarak yaşama mücadelesine karşı çıkmak, Abazinleri bitirmek olarak algılanır. Abazinlerin etnik ve siyasi kimlikleriyle varlıklarını sürdürmeye dayalı bir politika değil de Adığeliğin bir parçası olmayı kabullenmeye dayalı vatandaşlık rejimini savunduğumuz zannedilir. Ulusal eşitlik ilkesini savunmak yerine tek bir ismi Çerkes ismini savunmak, inceltilmiş bir Adıge şovenliğini savunmak ve Abazinlere Adıgelerin bir türevi rolü vermeyi önermek anlamına gelir. İki halk arasında her zaman mevcut olan toplumsal barışı gelecekte sıkıntıya sokar. Abazinlere yukarıda saydığım gibi böyle bir rol biçmek objektif olarak Adıgelerle Abazinler arasında sorun yaratmaktan yana olan Karaçayların çıkarlarına uyar; ama bunun Abazin halkının bir avuç insanının çıkarlarına uymadığı açıktır.
İkiden fazla insanın yanyana olduğu her yerde bir öteki vardır. Problem var olması değildir. Problem olan, ötekini yok saymak, kimi zaman yok etmeye yönelmektir. Farklılıkların karşılıklı olarak kabul edildiği, bunun yaşanılan coğrafyanın bir zengiliği olarak algılandığı, kimsenin kimseyi yok saymadığı İsviçre gibi İsveç gibi ülkelerde kimse "bu bana öteki dedi yaa" demez. Tersi durumlarda, doğal olarak yok sayılan kendini belli etmeye, yaşatmaya çalışır aksi takdirde yok olup gideceğini bilir.
Bana göre kardeş Abazin toplumu, siyasal düzlemde kendine özgü siyasal kavramlarla kendisini ifade etmesiyle sürekliliğini ve sürdürülebilirliğini koruyabilir.
Abazinlere siyasal olarak Çerkes denmemesi Abazin denmesi onların kararlarına saygı duymaktır, bir dışlama değil tam tersine demokratlıktır. Biz Çerkesya halklarınının ayrı ayrı kimliklerini, kendilerini adlandırma biçimlerine saygı duymak gerektiğini Adıgeler dışındakileri dışlamak için değil tam tersi her halkta varolan milli duyguların tüketilmemişliğini başka türlü çözecek bir yol olmadığını bilerek/kabul ederek; birlikte yaşama arzusu ve güven bu tüketilme üzerinden yeniden kurulsun diye savunuruz. Savunduğumuz şeyin adını gerçekten koyalım istiyorsak bunu adı demokrasidir. Ulusal kimlikleri demokrasi içinde tarif edemeyenler ona başka bir alan ya da kategori ararlar. Bulabildikleri şey bizleri içine sıkıştırmaya çalıştıkları aşırı milliyetçilikten ve bunun yeniden üretiminden başka bir şey değildir. Birkaç etnisite bir araya gelip ülke yaratabilirler ama tek bir kelimenin içine içine iki ulus nasıl sığdırılır anlamak zordur.
Modern devletler veya siyasal aktörler, bazen önceden varolan kültürleri alıp milletlere çevirirken bazen de milletleri varolan çoğu kültürel kimliği yok ederek veya geçmişini unutturmayı sağlayarak yoktan icat ederler. Oysa bir ulusun özü, tüm bireylerin ortak pek çok şeye sahip olmaları ve aynı zamanda hepsinin pek çok şeyi unutmuş olması değildir. Adıgeler her zaman farklılıklara saygılı olmuşlar hiçbir zaman insanları kendilerine benzetip kitle haline getirip bütün yerel ve kültürel aidiyetlerini unutturarak bu insanların öncesini ve sonrasını icat edilmiş anlatılarla homojenleştirmek suretiyle bir ulus yaratmanın peşinde olmamışlardır. Zaten gerçek demokrasilerde-tabii eğer demokrasi hedefimizse-kimse kimsenin kimliğini, milli değerlerini, dini inançlarını, yurtseverliğini, sevgilerini, sevdalarını, ideallerini, dünya görüşünü sorgulayamaz. Ve kimse kimsenin de tanrısı -buna devlet de dâhildir-değildir.
Açıkcası Çerkes üst kimliğinin diasporada olduğu gibi ana vatanda da zaman içinde Abazinleri asimile edeceğini düşünüyorum. Karaçay-Çerkessk Cumhuriyeti’ne ismi verilirken cumhuriyetin adı sırf Karaçay Cumhuriyeti olmasın Çerkes kelimesi de yer alabilsin diye yani Karaçaylara karşı Çerkes nufusu çok gösterebilmek için iki Abazin köyü özveride bulunup milliyetlerini Çerkes yazdırmışlardır. Kimse Abazinceyi bırak Adıgece öğren demediği halde bu köyler artık Abazince konuşamıyor Adıgece konuşuyorlar. Oysa birlikte yaşadığımız, kardeş olduğumuz, etle tırnak gibi bütünleştiğimiz Abazınlerin dilinden hiçbir Adıge anlamıyor, üç beş cümle bile konuşamıyor. Demek ki Vubıhlar gibi gönüllü asimilasyonla Adıgeleşiyorlar. Bu durumu Adıgeler açısından elbette sorun saymıyorum ama Abazin toplumunun özgünlüğünü yitiriyor olması benim için üzüntü kaynağıdır.
İyi niyetli bir biçimde de olsa Çerkes kelimesini sahiplenmeyen halklara birlik çağrısı yapmakta olan liberal ve demokrat aydınlar yapabiliyorlarsa eğer önce Kafkasya’da güneşe çıkarılmış kar gibi Rus kültürü altında erimekte olan Abazin halkının özgünlüğünü koruma, kendi kalma mücadelesine ve Çerkes kelimesinin gelecekte onlar üzerindeki olası etkisine dair görüşlerini anlatmalıdırlar ya da yeni tanımlamalara ihtiyaç var ama algımız ve ezberlerimiz buna izin vermiyor demelidirler. Zira burada söz konusu olan bir halkın geleceğidir.
Bize düşen sorumluluk Adıgeler ve Abazinleri tek kelime potasında eritmek değil geçmişten beri var olan kader birliğini ve beraber yaşama iradesini gelecekte de ikame edecek demokratik enstrümanlar üzerine kafa yormaktır.
Ulusal sorun tartışmaları duygulara da hitap ettiği için soğukkanlılığın sık sık bozulduğu sert tartışmaların yaşandığı bir alandır ancak, bu tür tartışmalar sertleşse de ve bazen içinden çıkılmaz gibi gözükse de genellikle tabuların aşılması ve bir bilinç sıçraması için oldukça yararlıdırlar. Yalnız ulusal siyasetimizin, bilinci, iradesi ve düşünsel dokusu diasporanın tanımlarına göre biçimlendirilirse ve bununla beslenirse daha yıllarca zaaflar içinde bocalarız ve bu durum halklarmıza özellikle halen anavatanlarında yaşamakta olan Abazin halkına pahalıya mal olur. Abazinlerin asimilasyonuna katkı sağlar, kolaylaştırır ve Abazince gelecekte Çerkesya’nın ölü dili olur.
Eğer kendimizi diasporanın Kafkavari korkularından, kalıplardan, siyasi manipülasyon ve oyunlardan kurtararak ana yurttaki güncel siyasi söylem dahilinde düşünebilirsek ve direkt anavatan gerçeklerine bakabilirsek iki halk arasındaki ilişkinin mahiyetini daha iyi anlamış olur, ortada bir sorun olmadığına diasporanın söylemlerininin sorun yaratabileceği gerçeğine de o kadar yaklaşmış oluruz.
Öncelikle bu konuyu ele aldığı için yazarı tebrik etmek istiyorum. Abazaların mevcut 13 köyünden sadece 5 tanesinin arazilerini birleştirip bir rayon oluşturmalarını bile Adige topraklarının gasp edilerek Adige bütünlüğünün parçalanmasına yönelik bir saldırı olarak değerlendiren kalem sahiplerinin yer aldığı bu sitede böylesi bir makale çok yerinde oldu.
Yazıda ele alınan 2 köyün Adigeleşmesi konusunda katkı olarak bende ilavede bulunmak istiyorum. 1930'ların sonlarına dek tamamı Abazaca konuşan Abazalardan oluşan bu köylerin sakinlerinin kendilerini resmiyette Adige olarak kaydettirdikleri bir gerçektir. Ancak bu özveriyi Cumhuriyetin ismine Adige adı da eklensin kaygısıyla değil, yasal olarak bir Adige rayonunun daha kurulabilmesi için yapmışlar. Çünkü mevcut Adige nüfus, gerekli minumum rakamı karşılamıyordu. Bu centilmenliğin karşısında Adigeler de bir Abaza rayonunun kurulmasına destek olma sözü vermişlerdi. Ancak bu söz, verenlerin dünyadan ayrılmasıyla unutuldu. 2004-2006 yılları Abaza köyü Kubina'nın topraklarının M.Batdıyev tarafından yandaşalrına peşkeş çekilmeye çalışılması bardağı taşıran son damla olmuştu. Bıçağın kemiğe dayandığı bu noktada yerel parlamentoyu basan Abazalar, hükümeti Abaza rayonu kurulma kararı almak zorunda bırakmışlardır.
Federal yasalara göre devletin her rayonu etnik bir isimler tanımladığı, ona bütçe verdiği ve bir takım yatırımlarda bulunduğunu bilmemiz gerek. Kültür merkezi, matbaa, spor salonu, kütüphane tarzı yerel etnik grubun yararlanacağı haklar, bu bütçe ile karşılanır.
Yeniden 2 köy konusuna dönelim. Yazarımızın bu konudaki tespiti doğrudur. Bugün her iki köyde de yaşlılar dışında Abazaca konuşabilen Abaza hemen hemen kalmamıştır. Ancak bunun nasıl günümüze geldiği konusunda bilgi yetersizliği var. Her iki köyün halkı da kimliklerinde Adige yazmasından dolayı köylerindeki okullarda anadil olarak Adigeceyi okutmak durumunda kalmışlardır. Böylelikle yaklaşık 60'lı yaşların altındaki herkes Adigece yazar-okur ve de konuşur duruma gelmiştir. Yoksa, burada hep birlikte karar alıp da "Haydi Adige olalım" tarzı bir karar alıp anadillerini Adigeceye geçmeleri sözkonusu değildir.
not:
1) Abazalarla ilgili buna benzer konularda özellikle Rusça ve Abazaca bilen kimselere kaynak olarak Adige sitelerinin forumlarında yazılanları değil, bizzat Abaza siteleri kullanmalarını tavsiye ederim. http://www.abaza-raion.ru
http://www.sharpni.ru/
http://www.abazashta.com
2.) Yazıda ABAZİN şeklinde Ruslarca uydurulmuş sentetik bir isim yerinde AŞIWA-AŞKARIWA ABAZALAR isminin kullanılması daha yerinde olabilirdi. Zira bunun Kabardeylere KABARDİN yada Lezgilere LEZGİn demekten bir farkı yok.
Saygılar...
Küçük bir katgı;
Gerek yazar'a gerek yorumcu arkadaşlarıma katılıyorum.Fakat küçük bir katgıda bulunmak istiyorum.
1-Abazin sözçüğünü sadece ruslar aşua -aşharua halkı için kullanmaktadır .Aşua-aşharua-apsualara Türkiye-Suriye-Ürdün ve mısırda hepsine birden abazalar denmektedir.Rusya ve Gürcüstan ile beraber bütün batı ülkeleri abhaz sözcüğünü kullanmakta olup aşua ve aşharualar karaçay-çerkesin değil abhazyanın otohton halkıdır.1700 lü yıllarda Abhazyadan göç etmişlerdir.Abhaz aileleri içinde abaza,abaza aileleri içinde abhaz aileleri bulunmaktadır.
2-Bizans döneminde ve ondan önceki dönemlerde abhaz -aşua-aşharua halkına hepsine birden''Abazg''denmekteydi.
3-Abazalar 1864 Rus-Kafkas savaşından sonra osmanlıya gelmişlerdir.Abhazlar ise bu dönemde az ancak 1878/1879 Osmanlı Rus savaşından sonra çokça osmanlıya gelmek zorunda kalmışlardır.Abazalar istanbul ve çıvarında yerleştirilen abhazlar yanında yerleşmiş olsalardı şimdi bunları hiç konuşmamış olurduk abazalar ve abhazlar çoktan entegre olmuş olurlardı.
4-Abaza ile abhaz,adige ile şapsığ,adige ile kabartay ayrı ayrı uluslaşması gereken halklar değildir.Buna kısmen abhazça kısmen ubuhça konuşan ubuhlarıda dahil edebiliriz.Bizler hepimiz, birileri istesede istemesede Nart halkıyız.Bizim beraberliğimiz sadece dil ile değil aynı tarihi,aynı coğrafyayı,aynı kültürü,aynı habzeyi,aynı ortak ideali paylaşıyoruz.Bizim dualarımızda bir,beddualarımızda bir, hatta hatta küfürlerimizde bir.
5-1908 de meşrutiyetle beraber derneklerimiz kurulmaya başlandı adı ''çerkes teavün cemiyeti''ilk kurulan derneğimiz oldu.1918 de ''Çerkes kadınları teavün cemiyeti''kuruldu.Bakın derneklerin adı çerkes adı ile başlıyor bu dernekleri kuranlar şimdi bizim gibi asimile olmamış kendi anadilini konuşan,kendi kültürünü unutmamış daha öte kafkasyada doğmuş adiğe,abhaz,abaza,kabartay,çeçen,inguş,oset ve dağıstanlılardı.Ama bu insanlar çerkes şemsiyesi altında çerkes ismi altında toplanmayı tercih ettiler.
6-Bazı kişiler bu potansiyeli bilerek veya bilmiyerek bölmeye abazayı abhazdan,adigeyi şapsığdan ,kabartaydan ayırmaya çalışmakta.Ben acizane bunda bir art niyet görüyor ve endişeleniyorum.Biz kuzey kafkasyalılar dünde birdir bugünde bir olmalıyız.Biz mozaik değil ebruyuz.
Saygılarımla.
Erol KILIÇ/KUTALİA
Abaze Suleyman Bey,
Size görüşlerimi doğrulayacak net ortamlarında bulunan yazılı bir belge sunamam. Şu tarihte yapilan nufus sayiminda Abaza nufusu bu kadardi Cerkes nufusu şu kadardi diye rakamlarla istatistiklerle de konuşamam. Kaynaklarimi yeterince güvenli bulmadıysanız madem Rusca da biliyorsunuz Abazin ve Çerkeslerin yer aldığı forumlara bakabilirsiniz. www.elot.ru, www.heku.ru sitelerinde de konu tartışılmış. Yani bu fikri ben ve kaynak gösterdiğim kişi uydurmadı. Çerkessk’te yaşayan Adıge ve Abazaların en sıcak sohbet-tartışma konularından biridir .
Abazakt ve Kılıçkıt köyleri Abaza köyleridir ama bugün Abazacayı unutmuş ve Adıgece konuşmaktadırlar.Abazin aktivistleri de bunun sebebini cumhuriyetin kuruluş yıllarında Abazaların gönüllü olarak Çerkes yazılmasına bağlıyorlar.Cumhurıyetın adı bızım sayemızde Karaçay –Çerkessk olabildi yoksa sadece Karaçay olacaktı diyorlar. Ben inanıyorum inanıp inanmamak sizin bileceğiniz bir şey. Bunu size ispatlayacak bir yazılı bir belgeye ulaşmam takdir edersiniz ki imkansızdır.
Bu arada Abazakt “ın Abaza köyü demek olduğunu biliyorum. O kadarcık Abazacamız var. Sara Abaza tasaup.
Iyi aksamlar.
