Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
Son Rus Saldırıları ve Kemal Kılıçdaroğlu
18 Aralık 2010 Cumartesi Saat 11:08

Sinirlerin gergin olduğu Rusya'da bir kıvılcım bile kitle patlamalarına yol açabiliyor. Tabii bunun birçok değişik ve birikmiş nedeni var. Moskova sokaklarında dolaşan Rus dazlak/ırkçı grupları, Rus olmayan herkese saldırabiliyorlar. Tabii yerel yönetimlerin örtülü desteği olmadan böyle şeyler olmaz, polis parmağı da olmalı. Böyle şeyleri iyi biliriz. Moskova'da 2-3 milyon gibi büyük bir Müslüman/Doğulu nüfusun yaşadığı söyleniyor. Bunlar ikinci sınıf insanlar.

Sömürgeci ülke, yani metropol, kolonilerine kolon (sömürgeci nüfus, efendi) ihraç etmekle kalmıyor, metropola da sömürge ulusların bireylerini ithal ediyor. Bugün Paris'te ve Fransa'da Cezayir kökenli ya da Siyahi Afrikalı, sömürgelerden gelip kalmış yoğun/milyonları bulan topluluklar yaşıyor. Berlin'de de Türk semtleri var. Ama Almanya'daki durum biraz farklı.

Türkiye kentlerinde, İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin, Antalya ve daha birçok yerde Kürt semtleri oluşmuş durumda. Bunların önemli bir bölümü köy boşaltmaları  sonucu buralara doluşmuş olan insanlar. Çok kötü koşullarda yaşıyorlar.

Rusya'da da durum öyle. Rusya, vaktiyle,1864'te Çerkesya'nın kıyı (batı) bölümünü yerli Çerkeslerden boşaltmış, boşalan yerlere de İç Rusya'dan getirdiği bir Rus nüfusunu yerleştirmişti. Soçi sorunu, işte o imha/bir ulusun varlığını yok etme/soykırım, etnik temizlik ve dışarıya, bir üçüncü ülkeye yaptırılan büyük nüfus transferi, yani Çerkes sürgünü politikalarının, ardından gelen Rus kolonizasyonunun, 1945'te Şapsığ regionunun  tasfiyesinin, bütün bu olumsuzlukların, birikerek, şimdilerde gün yüzüne yansımış olmasından başka birşey değildir. Rus baskıları, bazı politik çevrelerce, Rus Ortodoks Kilisesi'nin kullanılması ve İmparatorluk dönemi politikalarına dönülmesi yoluyla sürdürülmek isteniyor, nitekim efsanevi Fışte Dağı başta, Çerkes dağlarına ve sokaklara devasa Ortodoks Haçları dikiliyor, sömürgeci ve soykırım suçlusu çar ve generallerin (Lazarev, Golovin, Mikhail Romanov, II.Aleksandr,vb) adları Adıge/Çerkes yerleşimlerine konuyor, o gibi yerlere o canilerin anıtları dikiliyor. Demek ki din ve ırkçılık yoluyla uyanışı bastırmayı düşünen kimseler var.

Şu sıralar Rusya ana kentleri, özellikle Moskova, kenar bölgelerden gelen ikinci sınıf insanlarla dolup taşmış durumda. Sömürgecilik döneminde sömürge insanları kentlere yerleştirilmiyorlardı. Türkiye bile köylünün kente yerleşmesine izin vermiyordu. Sovyetlerin son dönemine değin durum öyleydi. Kente yerleşmek Rus ve Hıristiyan olmayanlar için iyice kısıtlanmıştı. Örneğin 1939'da Adıge Özerk Oblastı (şimdi-cumhuriyet) başkenti Maykop nüfusunun % 3,2'si ya da 1802'si Adıge/Çerkes idi. Sayı 20 yıl sonra 1959'da bin kişi artmıştı: yüzde 3,4 ya da 2801 olmuştu, bu nüfus da özerklik gereği görevlendirilen Çerkes bürokrat, parti mensupları, bazı kültür emekçileri ve aileleri idiler. Avrupalı bir ulus olmalarına karşın, herhalde Müslüman olmaları nedeniyle olacak, Adıgeler de kara kafalı muamelesi görüyor, Moskova'daki Doğulu, ikinci sınıf insanlardan sayılıyorlardı. Rusça dışında, uluorta bir yerde Çerkesçe konuşan biri sopa yiyebiliyor, otobüste yerini efendi Rus'a vermeyen de arabadan atılabiliyordu. Türk jandarması ve polisi de, 1930'larda Türkçe dışında bir dilde konuşanı falakaya çekebiliyordu. CHP'li şeflerin kulakları çınlar mı bilemem, ama bıçakları artık köreldi, kesmez oldu.

İşte o gibi günlerden bugünlere gelindi. Sömürge döneminin sona ermesiyle, şimdi Moskova'da Azeri'si, Kafkasyalısı, Dağıstanlısı, Kırgız'ı, Kalmık'ı, Özbek'i, istenmeyen ne kadar toplum kişisi varsa hepsi orada birikmiş bir durumda. Çünkü ortada bir rant var, orası metropol. Uyuşturucu ve kadın ticaretinden tutun da, hal mafyasına değin her türlü kirli iş orada kotarılır.

Putin darbe indiriyor ama, Rusların olduğu gibi,bu ikinci sınıf insanların da kendi mafyaları var.

***

Çözümü var mı bu işin?

Sorunu, insan ayırımını kim çözmüş? İngiltere çözmüş. Nasıl çözmüş, demokrasi, özgürlük ve eşitlik ilkelerini yaşama geçirerek, İngiliz olmayanı da eşit insan sayarak ve onu geçim olanaklarından yararlandırarak. Diyelim bir kentte nüfusun yüzde 20'si Hintli, o kentte memur ve polisin de yüzde 20'si Hintli.

Bu bileşim nedeniyle polis dengeyi bozamıyor, ırkçı değil ve herkese eşit davranmak zorunda kalıyor. Bizdeki gibi Alevi'yi keyfi döven polis orada yok. ABD'nde de öyle oldu. Din ayırımı yok. Rus ırkçısı ve dincisi ise, işi gücü bırakmış her tarafa haç dikmek ve kilise inşa etmekle meşgul, ama  30 bin Müslüman'ın yaşadığı Soçi'de tek bir cami bile yok, inşa edilmesine de izin yok, bu eski Müslüman/Şapsığ yöresinde tek bir  mescit kalmış, o da bir köyde, mescit, adı Thağapş iken Kirov'a 'terfi ettirilen' bir küçük Şapsığ köyünde ve 10 kişilik. Gerisi, gerisi yok.

Sorun üretmez mi böylesine bir ayırımcı sistem.

Türkiye'de de Kürt isen, bir Alevi isen, sırf öyle olduğun için sopa yiyebiliyorsun, bir Ermeni'yi öldürürsen polis ve jandarma bayrak tutup seninle anı fotoğrafı çektirmek için sıraya giriyor, Meclis de yasa çıkarıp o Ermeni'yi öldüreni çocuk avantajından yararlandırıyor. Kemik yaşı 19 olarak  saptanan "çocuğu", yargı, “kimlik kartında 17 yazıyor, ben bunu bilirim” diye karşılıyor.

Ama 17 yaşındaki Erdal Eren'i sehpaya çıkarmak için kimlik kartına bakmıyor. Daha önce, Atatürk döneminde, 1937'de ipe  çekilen Seyit Rıza (1863-1937) 74,oğlu da 16 yaşındaydı. Her ikisi de idam yaşı kapsamı dışındaydı.

Yazıldığına göre ki doğru yazılmıştır, yargıç, ayarlanan 16 yaşındaki bir Kürt çocuğuna soruyor: "Bu adam kaç yaşında gösteriyor?" diye. Çocuk da, "57 yaşında gösteriyor" diyor. “57 yaşında diye zapta geçin” diyor yargıç. Çocuk Seyit Rıza'nın oğlu için de "19 yaşında gösteriyor" diyor. “Onu da 19 olarak zapta geçin” diyor yargıç.

"Önce oğlunu, sonra babasını asın" diye ekliyor yargıç. Aynen öyle yapılıyor.

Babaya oğlunun ipte sallanışını seyrettiriyorlar…

Moskova rejimi Ankara'ya göre daha iyi olabilir miydi?

 Artık baskıyla halkları ve insanları susturamazsın…

Her neyse geçti o günler.

***

Ezilen ulusların karşısında duran tuzak

Ezilen ulusların karşısında kurulu tuzaklar var: Demokrasiden ve eşitlikten sapma, ayrılıkçı politikalar gibi. PKK önderi Abdullah Öcalan, sanırım bu tuzağı görmüş bulunuyor.

Eski sömürge dönemi kapandı, ancak kalıntıları var, izleri sürüyor. Bunu kavrayamayanlar hala var. Sömürge ülkeler bir bir bağımsızlık elde ettiler ama sorunlar bununla bitmedi. Bu kez bağımsızlaşan ülkelerin kendi içlerinde yeni sorunlar belirdi. Bu sorunların başında, ırkçılık gelir. Çoğunluktaki ulus, bir tür egemen sınıf pozisyonunu alıp diğerlerini baskı altına almaya başlar. Sovyetler Birliği'nde ve Yugoslavya'da öyle oldu, Rus ve Sırp milliyetçiler yönetime hakim oldular, bu da bölünmeye, Yugoslavya Federasyonu'nun kanlı bir biçimde dağılmasına yol açtı.

1950 sonlarında Fransız ırkçılığı öne çıkıp Cezayir Savaşı'na neden olmasaydı, bugün her iki ülke de birleşik kalır ve çok daha iyi bir konumda olabilirdi. Ama Fransız demokratik dönüşümü beceremedi, Arap’ı ikinci sınıf görmeyi ve ezmeyi sürdürdü.

Angola ve Mozambik örnekleri de var tabii.

1960'larda ABD'nden ayrılıp siyahi bir devlet kurmayı amaçlamış örgütler vardı, hayli taraftar da toplamışlardı. Bunun bir tehlike olacağını kavrayan bir akıllı grup Martin Luther King (1929-1968) önderliğinde birleşti, eşit/medeni haklar mücadelesini başlattı, dağılmaya karşı çıktı, toplum desteğini yanına çekti ve başarıya ulaştı. Sonunda bir kişi, bir oy ilkesi yasalaştı. Böylece ırk ayırımının yasal kaynağı kurutuldu. Ülke bölünmekten, ırk ve din kavgalarından ve olası katliamlardan kurtarılmış oldu.

Rusya'da da ayrılıkçılık değil, eşitlik temelinde bir demokrasi ve federasyon anlayışı savunulmaya değerdir.

Halihazırda Batı demokrasileri en güzel uygulama örnekleri sayılırlar: ABD, Kanada, İngiltere, İskandinav ülkeleri, İsviçre, Avustralya ve Yeni Zelanda,vb.

Rusya demokrasisi ise, görünüşte, kağıt üzerinde kabul edilebilir bir anayasal temele dayanıyor. Eksiklikler var. Ama anayasal haklar, egemen ulus engellemeleri nedeniyle tam uygulanamıyor, örneğin Rusça dışındaki diller dünya normlarında saygı görmüyor, yazışmalardan, parlamento görüşmelerinden ve birçok kamusal alandan dışlanabiliyor.

Federasyon da tatminkar değil. Rus illeri cumhuriyetlerle eşit haklı birimler/regionlar sayılıyor. Ancak cumhuriyetlerin kendi iç düzenlemelerini yapma, yeni rayonlar oluşturma ve yeni resmi diller kabul etme yetkilerine karşın, Rus  federal illerine,yani kray ve oblastlara politik  yetkiler verilmemiş. Örneğin, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde birer Abaza/Abazin ve Nogay rayonu kurulabildi, Abaza (32 bin) ve Nogay (15 bin) dilleri ile Dağıstan'da sadece üç bin kişinin konuştuğu Tati dili de resmi dil yapılabildi.

100 binden fazla kişi tarafından konuşulan yerli diller, sözgelişi Perm Kray'da konuşulan Komi-Permyak dili bir resmi dil değil, Krasnodar Kray'da, Soçi ve Tuapse'de konuşulan Şapsığ da öyle.

Rus illerinde bir ulusal rayon oluşturulamadığı gibi, illerin politik karar alma yetkileri yok. Rusça dışındaki bir dili resmi dil yapma yetkileri bulunmadığı gibi, varolan, hepsi kuzeyde ve Sibirya'da bulunan 10 ulusal ilin/okrugun 6'sı bu son 7 yıl içinde   lağvedilmiştir.

Bu da Rusya'daki anayasal sistem konusunda bir kaygı nedeni.

Bütün bunlara,"Türkiye Türklerindir" sloganı gibi, "Rusya Ruslarındır" diyen çevreleri de ekleyebiliriz.

Çözüm için, Rus ve Rus olmayan ulusların demokratları, özgür, demokratik ve federatif bir Rusya anlayışında birleşmelidirler.

Örneğin, gelişimi iyi okuyan PKK önderi Abdullah Öcalan, 'Bağımsız Kürt Devleti' görüşünü terk etmiş bulunuyor. Çünkü ayrılma Kürtlerin aleyhine dönüşebilecekti. Halklar ayrılmak değil, bir arada özgürlük, eşitlik ve refah içinde yaşamak istiyorlar.

Zaten ulus devlet çağı aşılıyor.

Kürt politik önderliğin kararı, kuşkusuz Türkiye'ye bir rahatlamayı getirmiştir. Ama bu durum rehavete yol açmamalı, bu müzmin yaraya neşter vurulmalı ve AB normları benimsenmelidir.

Biz Çerkesler de Türkiye'de ve Rusya'da demokratik güçlerle kenetlenmenin ve bu kenetlenme içinde haklarımızı elde etmenin uğraşıları içinde olmalıyız.

Fırsat buldukça konuya döneceğim.

***

Kemal Kılıçdaroğlu bir lider olduğunu kanıtlamalıdır

18 Aralık günü CHP Kurultayı var, yeni ”parti meclisi” seçilecek. Şimdiki parti meclisi, Baykal döneminde oluşmuş olan tutucu bir meclis. Yeni bir parti meclisi oluşturmadan iyi olan bir yerlere varılamaz.

Parti, aynı zamanda disiplin demektir. Tabandan gelen hareketlerde meclisi, kuşkusuz taban belirler. Ama bizde öyle şeyler yok.

Geçtiğimiz yıllarda birçok ülkede halk hareketleriyle diktatörlükler yıkıldı, sivil iktidarlar kuruldu. Filipinler, Romanya, Sırbistan, Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan ve daha başka birçok ülke buna örnektir. Partiler de duruma göre oluşuyor.

Türkiye'de durum farklı . Türkiye devrimler değil askeri darbeler ülkesi. Partiler de ona göre biçimlendiler.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi ve 23 Nisan 1920'de açılan BMM halkı, Müslüman kesimi temsil  ediyordu.

CHP Türkiye'deki gerici ve ırkçı düzenin müessisi (kurucusu) olan bir parti. Diktatörlüğün geçmişteki örgütü, sabıkalı bir parti. Dış ve iç baskılar sonucu çok partili, ama güdümlü bir 'demokratik' sistem benimsendi (1945) ve yapılan ilk  seçimde de halk, CHP'yi yolcu etti (1950).

Böylesine kirli ve sabıkalı bir parti kapatılmalı, sistem yeni kurulacak temiz/sabıkasız partilerle sürdürülmeliydi. Ancak o güdümlü sistem (örtülü dikta/ırkçı rejim) buna izin vermedi.

CHP bundan sonra geleceğini askeri darbelere endeksledi. Tek karşı çıkış Bülent Ecevit'ten geldi ve umulmadık bir destek de elde etti, ama kullanmasını beceremedi, 1974'te büyüklük kompleksine kapıldı. 1977'de, o da, Süleyman Demirel gibi  milletvekili transferi (11'leri devşirme) yoluna saptı, 'yamalı bohça' bir hükümet kurdu, ama iktidar olamadı, devrimci kesimi dışladı ve kaybetti. 1977 sonunda, baskıcı ve yolsuzluğa bulanmış Demirel'in Milliyetçi Cephe  Hükümeti'ni düşürdü, daha güçlenmiş olarak  iktidara tırmanmak için sabretmeyi bilemedi. Ölümüne değin milliyetçilik saplantısından da kurtulamamıştı. Ancak, ölümünden önce, belki de rahmetli İsmail Cem gibi demokrat ve bilgili yardımcılarının etkilemesiyle, Türkiye'nin demokratikleşmesi için zorunlu olan birçok reformu gerçekleştirdi, AB ile ilk anlaşmayı da o yaptı, MHP Başkanı Devlet Bahçeli ve ANAP Başkanı Mesut Yılmaz'ın yardımıyla birçok uyum yasasını Meclis'ten geçirdi, ölüm cezasını kaldırdı. Ama Ahmet Necdet Sezer gibi bir gericiyi/ulusalcıyı da cumhurbaşkanı seçtirerek ülkeye zaman kaybettirdi.

2002'den bu yana CHP, ülkenin gelişimine ve demokrasiye karşı, asker ve yargı yanında bir engelleyici güç oldu. Deniz Baykal gericiliğin simgesi oldu.

Günümüze dönersek, Ak Parti ve CHP hanesine yazılabilecek tek olumlu not, Demirel'den intikal eden, Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’ın karanlık DYP'sini sandıkta gömmüş olmalarıdır. Gerici Hüsamettin Cindoruk, DP adı altında ANAP-DYP birleşmesini diriltmek için çabalıyor.

Kötü bir geçmişi olan CHP'nin Ecevitvari bir umut yaratması artık çok zordur, CHP demokrasi adına bir kamburdur."Cumhuriyeti kuran parti biziz" gibi söylemler, palavralar geçer akçe olamaz artık. Kimseyi korkutamazlar. Bu millet, cumhuriyet diye diye kimlerin milletin canına okuduğunu çok iyi bilir.

Millet aç bırakıldığı yılları, jandarma ve tahsildar baskılarını, yoksulluğu, kafa vergilerini unutmuş değil.

Ecevit'in başarısı, zorba Demirel iktidarına karşı çıkmasına bağlıydı, zorbalığa ve 1971 askeri müdahalesine karşı çıktığı için desteklendi. Kılıçdaroğlu'nun karşısında ise, şimdilerde, sevilen, demokratikleşme alanında iyi kötü çok şeyi başarmış , ekonomiye canlılık getirmiş Erdoğan gibi bir başbakan ve iyi örgütlenmiş bir partisi var.

Kılıçdaroğlu'nun işi kolay olmayacaktır. Başarı için safraları atmalı, demokrasi mücadelesinde bayrağı Erdoğan'ın elinden kapacak bir düzeye gelmelidir.

CHP baskıların, ayırımın ve ırkçılığın kalesi olarak bugünlere gelmiştir. Geçmişinde temiz sayfalar var mıdır, Ecevit dışında. Şimdi, zayıf da olsa, bir değişim fırsatı yakalanmıştır. Kemal Kılıçdaroğu neşteri indirebilirse, belki o fırsat yakalanabilir.

Büyük insan, dönüm noktasına ulaştığında  yürekli olmasını ve halkı kendi  tarafına çekmesini bilen/başaran kişidir.Kılıçdaroğlu bunu başarabilecek midir?

Herşey buna bağlı.

Gericiler "Çarşaf liste" diyorlar. Bu, irini taşımak, neşteri yanlış yere indirmek olur, neşter vurulmalı ve irin akıtılmalıdır.

Mücadele alanını belirleyen, karşısındakinin  ve kendisinin gücünü bilen, kavrayan kişi kazanır.

Şu an Kılıçdaroğlu bir 'tutsak', cumartesi günü tutsaklık bağlarını koparmayı başarmalıdır.

Bu bakımdan Kılıçdaroğlu “Daha demokratik olur, Blok liste değil, Çarşaf liste" olsun diyenlerin, pusudakilerin tuzağına düşmemelidir. Çarşaf liste normalleşme  sonrasında olabilir. CHP'nin demokratikleşmesi için safraların atılmaları zorunludur. Bu da Blok liste ile seçime girilmesi yoluyla başarılır, işte o zaman ikinci sınıftan gelen, bir “Zenci Türk”  olan Kemal  Kılıçdaroğlu, gerçek bir  lider olduğunu kanıtlamış olur.

Kılıçdaroğlu'na başarılar dileriz.


Bu yazı toplam 3920 defa okundu.





Kemal Kılıç

Şu yazılarınız acıdık daha kısa ve öz olsa herkes okuyacak..
Lütfen azıcık daha sade ve öz yazarmısınız.

18 Aralık 2010 Cumartesi Saat 15:23
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net